PDA

View Full Version : cCc.....==Alparslan Türkeş Hayran Kitlesi==.....cCc



Sayfalar : 1 2 [3] 4 5 6 7 8

D3cCc4L
13-10-07, 14:58
teşekkür ederim, ama az önce peş peş 3 konu gönderdim,Türklerde renkler, bozkurtların tarihi atatürk ve bozkurtt, bir sorun mu var çıkmadı. cevap bekliyorum.

Büyük İhtimal Siteden Kaynaklanan Bir Sorundur


Bu başlık artık ilgi görmeye başladı değerli ülküdaşlarım. Özellikle ogulcukyavuz kardeşimize çok teşekkürler. Paylaşımlarının devamını dileriz.

Ülküdaşlarım. Alpaslan Türkeş Topluluğu kadar diğer başlıklara da önem vermeliyiz. Ben elimden geldikçe desteklemeye çalışıyorum ama tek başına yapılabilecek birşey değil.


Öztürkler
Mustafa Yıldızdoğan
Türkiyem
Mustafa Kemal Atatürk
Ozan Arif
Kuva-i Milliye

gibi başlıklara da paylaşımlarınızı gönderirmenizi ve ilgi göstermenizi rica ediyorum.

Alpaslan Türkeş Fun Club ta emeği geçen tüm ülküdaşlarıma, başta D3cCc4L, Kızıl Elma, hakim06, slmgl ve ogulcukyavuz a çok teşekkür ederim.

Elimizden Geldiği Kadan TürkLüğü Bnmsemiş Ve Benimsetmeye Çalışan Şahsiyetlere Karşı görevimizi yapmalıyız arkadaslar suspect ülküdaşımında belırttıgı gibi..





Biraz uzun ama idare edin.

YAZAN:Nurgali Jusipbay

Börüler, kutlu avımız var!
Kulağıma bir ses geliyor…
Neyin sesi bu?
Rüzgârın mı? Tarihin mi?
Bir uluma… Ruhumu şahlandıran börüce bir uluma işte…

***
Soğuk geceleri kurtlar neden ulur bilir misiniz? Daha doğrusu kurtların lideri neden ulur? Ve neden özellikle seçilmiş liderleri ulur? Ve neden ona biz “Gökbörü” deriz?
Kurtların her avı bir ulumayla başlar. Uluma açlığın sonu, tokluğun başlangıcı…
Yalnız başına kalan kurtlar, yaralananlar tek bir gökbörünün sesini duyunca cevap verir ve o sese doğru ilerler… İlerler ve bulur sürüsünü…
Kandaşların, kaderdaşlarının kokusu çeker onları birbirine.
“Kurt, kurdu kokusundan tanır” bu bir Kazak atasözüdür.

***
Her ulumadan sonra kurtlar bir araya gelir ve toplu halde ava çıkarlar. Av bereketli olur. Yavrular doyar. Gebe dişiler güç toplarlar. Doğurmak için…

***
Bizim köyün avcıları, kurdun sesini duydular mı hemen oturup tüfeklerini hazırlar. Kurdu yakalayabilmek de her yiğidin elinden gelen bir beceri değildir… Onu da avcının en seçkini yapar…
Seçkin börünün ölümü seçkin avcıdan olur…

***
Avcının görevi kurdu vurmaktır. Börünün görevi sürüyü hem tehlikeden kurtarmak, hem avlanmaktır.

***
Bir kurt asla aslanlarla dolaşmaz. Güçlü bir aslanla kurban paylaşmanın yerine, kendi sürüsüyle gidip avlanmayı tercih eder. Ya tek başına ise? O zaman ulur ve dişi dişinden, kokusu kokusundan, zevki zevkinden, kanı kanından olanı bulur.

***
Kurt bir yırtıcı hayvandır. Biz nedense onu kendimize daha yakın tutarız, diğer hayvanlara nazaran. Niye?
Neden Ruslar gibi bir ayıyı değil, özellikle kurdu tercih ederiz? Ya domuza ne dersiniz? Maymun ve horozu sever misiniz? Ya eşeği veya ineği?

***
Sonunda benim de “gökbörüm” “uludu”! Yeni bir av var… Avın adı: "Ortalık Asya Devletleri Birliği." Avımız Ortalık Asyada’dır, Yani Avrasya’da. Hepimizin yaşadığı kutsal toprakta. Medeniyetlerin beşiği olan kutlu mekânda.

***
Zamanında hür bir ülkenin hür bir “bozkurdundan” “eski politbürolulardan adam çıkmaz” “iniltisini” duyduydum.
İnledim…
Demek ki bu politbürolunun kanındaki börülük, ruhundaki bağımsızlık aşkı ve hırsı, ileriyi görebilen aklıyla kaynaşarak bir “uluma” meydana getirmiştir.
Artık çekilemeyiz. Av zamanı gelmiştir.

***
Bölük pörçük, herkes kendine bir baş olmanın zamanı da geçiyor gibi. Gökbörünün nesli gökbörüce toplanmalı ve o kutlu ava çıkılmalı. Tüm gökbörü neslinin yalnızlığı, yalnızlığın getirdiği eziklik, ezikliğin getirdiği kıtlık ve özgüvensizlik sona ermeli. Sonu gelen korkaklıkla birlikte

***
Bizimkiler artık ne kadar da aslanlarla dost olmak isterlerse de bu seraptan kurtulmalı ve aslanlarla asla aynı sürüde olamayacaklarını şu eşek beyinlerinden silmelidirler.
Sonsuza dek!
Bizimkilerin aslan olarak gördükleri, aslında aslan olmadıklarını anlamalı. Avrupa’yı biz bir aslan olarak görebiliriz. Ama onlar için biz asla bir aslan gibi değiliz. Onların gözünde biz olsak olsak yalaka çakallarız.
Bugüne dek biz aslanlar olarak Rusya’yı, Avrupa’yı, Amerika’yı, Japonya’yı, Çin’i bildik. Onlar gibi olmaya çalıştık. Ama asla beceremedik. Beceremeyiz de. Çünkü onlar farklı, biz farklıyız.
Lenin’den Gorbaçov’a kadar bu böyle oldu. Sonunda Ortalık Asyalılar “Rus’tan dost, domuzdan post” olmayacağını anladı.
Artık börüce davranacağız, onlar ayı gibi.

***
Köpeklere aslan baş olursa, köpekler kendilerini aslan zannedermiş.. Aslanlara köpek baş olursa, herkes it olur çıkar.
Biz bunları yaşadık. Ahmak ve korkaklar yönetti bizi. Biz de kendimizi ahmaklar ve korkaklar olarak zannettik. Ama nedense hep dünyanın lideri bildik.

***
SSCB’den sonra politbürolulara doğal olarak inanmadık. Güvenmedik bazen.
Bugün, tam bu saatte bir gökbörünün uluması var: Ortalık Asya Devletleri Birliği.
Börü ruhlular bu ulumaya katılıyorlar. Tereddütle ama yavaş yavaş.
Önceden bir inilti vardı. Bir sızlama. Yavru, zayıf ama hırslı birinin. Artık bu yavru sürünün başına geçti. Artık inleme yok uluma var. Sızlama olmayacak, ısırma olacak. Dişler etlere batacak… Kimse yaralanmayacak, öldürecek…
Yavru kurt zayıfken ne buluursa onu yerdi.
Artık efendi, bereketli, soylu, asil, kutlu bir av olacak. Ve hak edilen nimet ele geçecek.
Türk eline! Bu elin adı: Ortalık Asya Devletleri Birliği

***
Börü ruhlular uluyor. "Birleşelim" diye.

***
Ama sadece el işareti börülü olduğundan dolayı börü bildiklerim, bazı büyüklerim aslan gibi olmak istiyorlar… Tıpkı bir koç yiğidin travesti oluşu gibi...
Bir kurt sürüsünün bir çakalı baş olarak kabul etmesi gibi.

***
Ve bizim börüler diğer kandaşlarını da “hür gökbörünün hür ve bağımsız nesli olarak” tanımalıdır. Rauf Denktaş bir gökbörüdür. KKTC’nin sesi bir inilti olmamalı, hür olmalı, Börüce… Doğu Türkistan’dan, Türkmeneli’nden, Rusya Türklerinden inilti duyulmamalı… Onun için liderlerimiz kulaklarını tıkamamalı, gözlerini kapamamalı… Onun yerine oturup beyinlerini çalıştırmalıdırlar.
İşte size çalışan beynin semeresi: Ortalık Asya Devletleri Birliği.
Böyle beyinler durmamalı ve nasıl çalıştığını anlatmalı başkalarına.

***
Börüler gelin, toplanın, avımız var! Eski günlerdeki gibi ava çıkalım. Ruhumuz börülük ulumada buluşsun ve sonsuza dek öyle kalsın: Birlik içinde.
Av bereketli olursa, aslanlar da, çakallar da yalakamız olacak.
İşte o zaman onların başına birer börülerimizi koyacağız…
Ve aslanlar, çakallar, inekler, ayılar, ejderhalar ve horozlar kurtlar gibi ulumaya çalışacak…

***
Ama tabii ki yapamayacaklar…
Biz de güleceğiz…
“Son gülen, iyi güler”

***
Kulağıma bir ses geliyor…
Neyin sesi bu?
Rüzgarın mı? Tarihin mi?
Bir uluma… Ruhumu şahlandıran börüce bir uluma işte…


çoK güzel Bir yazı Teşekkürler Ülküdaşım




http://www.mhp.org.tr/images/bsackbs3.gif

Genel Başkanımız Sayın Dr. Devlet Bahçeli'nin

Ramazan Bayramı Münasebetiyle Yayınladıkları

Kutlama Mesajı

11 Ekim 2007



Aziz Türk Milleti,

Mübarek Ramazan ayının bitimiyle birlikte kutladığımız Ramazan Bayramının, öncelikle toplumsal huzur ve mutluluğumuza vesile olmasını; kardeşlik bağlarını güçlendirip, dayanışma duygumuzu sağlamlaştırmasını Cenab-ı Allah’tan diliyorum.

Bayramlar, vatandaşlarımız arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği mana yüklü özel günlerdir. Aynı zamanda dargınlıkların unutulduğu, küslerin barışıp kardeşçe kucaklaştıkları manevi iklimin burçlarındandır.

Ayrıca, bayramlar milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp kökleşmesine vesile olan ayrıcalıklı günlerdir.

Bayramlarda daha belirgin bir şekilde ortaya çıkan ve her zaman hâkim bir duygu olmasını temenni ettiğim toplumsal huzurun, içinde bulunduğumuz günlerde elim olaylarla sarsıntı geçirdiğini üzülerek ifade etmek istiyorum.

Bugün kutladığımız bayrama çok az bir süre kala, Şırnak ve Diyarbakır’da meydana gelen kanlı terör olayları bu bayramı buruk bir şekilde karşılamamıza neden olmuştur.

Nitekim inançlarımızı daha yoğun idrak ettiğimiz şu günlerde devletimizin varlığına ve aziz milletimizin birliğine yönelik bölücü hainler tarafından yapılmak istenen suikastın tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığı görülmüş ve anlaşılmış durumdadır.

Bilinmelidir ki, binlerce yıldan beri birçok badireler atlatmış necip Türk milleti bölücü fesadı ve insanlık dışı saldırılarını da bertaraf edecek güç ve kudrete sahiptir.

Bu itibarla kucaklaşmaya, barışmaya, anlaşmaya, uzlaşmaya her zamankinden daha çok ihtiyaç bulunmaktadır.

Toplumsal uzlaşmanın ve huzurun artması, bir arada yaşama kültürüne katkı sağlayacak, milli birlik ve bütünlük duygusunu kuvvetlendirecektir.

Sevinç ve tasada müşterek tavır, geleceğe yönelik birlikte olma ülküsü millet olma şuurumuza destek olacak önemli hususlardandır. Bayramlar vesilesiyle birbirimizle kaynaşıp kucaklaşmamızın bu açıdan önemi büyüktür.

Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin hep bir arada sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlara ulaşmasını diler, Türk Dünyasının ve İslam âleminin bayramını kutlar; Ülkemiz, milletimiz ve insanlık için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim.



Dr. Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket Partisi
Genel Başkanı






-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------






Bahçeli, Türkeş'in Kabrini Ziyaret Etti

http://www.etikhaber.com/images/stories/siyaset/devletbahceli-dua.jpg

Bahçeli, Bayram Namazının Ardından Türkeş'in Kabrini Ziyaret Etti.


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bayram namazını Gazi Mahallesi Gazi Merkez Camii'nde kıldı. Bahçeli, namazın ardından Beştepe Alparslan Türkeş Caddesi'nde bulunan Alparslan Türkeş'in kabrine gitti.

Burada kendisini bekleyen partililerle bayramlaşan Bahçeli, daha sonra Türkeş'in kabrine geçti. Türkeş'in mezarının başında Kur'an-ı Kerim okundu. Bahçeli, okunan duanın ardından Türkeş'in kabrine su döküp, partililerle birlikte karanfil bıraktı.


Kaynak: Etikhaber.com




keşke bende gidebilseydım mübarek Bu günde Başbuğumuzu Ziyarete ama imkanlar ama bir gün gideceğim..

garydelgadov
13-10-07, 15:05
Büyük İhtimal Siteden Kaynaklanan Bir Sorundur



Elimizden Geldiği Kadan TürkLüğü Bnmsemiş Ve Benimsetmeye Çalışan Şahsiyetlere Karşı görevimizi yapmalıyız arkadaslar suspect ülküdaşımında belırttıgı gibi..







çoK güzel Bir yazı Teşekkürler Ülküdaşım





keşke bende gidebilseydım mübarek Bu günde Başbuğumuzu Ziyarete ama imkanlar ama bir gün gideceğim..

evet şartlar uygun değilki oda olamıyoruz

xSanCarx
14-10-07, 14:50
Başbuğlar Ölmez.

Benide Ekle ülküdaş


Kahrolsun PKK
Türk Kürt Kardeştir Ayıran Kalleştir!
Ne Mutlu Türküm Diyene!
Tanrı Türkü Korusun Ve Yüceltsin..

suspect
14-10-07, 16:02
Başbuğlar Ölmez.

Benide Ekle ülküdaş


Kahrolsun PKK
Türk Kürt Kardeştir Ayıran Kalleştir!
Ne Mutlu Türküm Diyene!
Tanrı Türkü Korusun Ve Yüceltsin..

Aramıza hoşgeldin ülküdaşım. Katkılarını desteğini bekliyoruz.

ogulcukyavuz
15-10-07, 11:34
Başbuğlar Ölmez.

Benide Ekle ülküdaş


Kahrolsun PKK
Türk Kürt Kardeştir Ayıran Kalleştir!
Ne Mutlu Türküm Diyene!
Tanrı Türkü Korusun Ve Yüceltsin..

Hoşgeldin kardaşım, sefa getirdin ülküdaşım, ırkdaşım.

Tüm ülküdaşların huzurunda türesin kardaşıma; siyaset meydanında benim açtığım konu( Kürtlerin tarihi ve dili yok) hakkında; benim yokluğumda meydanı bir takım.... sürüsüne bırakmadığı için Teşekkür ve takdirilerimi dile getirmek isterim..
Ağzına sağlık ellerin dert görmesin.



]Kralların taçları beni bağlar büğü mü?
Ordular açamaz gönlümdeki düğümü,
Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü,
Bin cihana değişmem şu öksüz TÜRK' lüğümü..
N:ATSIZ[/B]. TÜRK OLUNMAZ TÜRK DOĞULUR.
cCc ALPARSLAN TÜRKEŞ FUN KLUP cCc..(özellikle türkçe harf)




Kozmetik sektöründe dünya devi sayılan Estee Lauder firmasının üç yıl önce 95 yaşında ölen aynı adlı kurucusu ile yapılmış son röportajı geçtiğimiz günlerde yabancı bir televizyon kanalında izledim. Röportajın tarihi 2002, yani kadın o sırada tam 93 yaşında. Sesi titriyor, zorlukla konuşuyor, öldü ölecek gibi bir hâli var ama çalışmaktan hâlâ zevk aldığını, haftada iki gün şirket merkezine gidip işleri takip ettiğini söylüyor. Röportajı yapan muhabir "Dünyanın en zengin kişilerinden birisiniz, sahip olduğunuz servet ailenizi kuşaklar boyunca rahat bir şekilde yaşatmaya yeter. Bu yaşta niye çalışıyorsunuz ki?" şeklinde bir soru sordu. Aldığı cevap aynen şöyleydi:

"Büyük İsrail için çalışıyorum."

Bu cümlenin altında yatan derin anlam, şu anda okuduğunuz yazıyı yazmama sebep oldu.

Kölelikten gelme vatansız millet yahudiler, kızgın çöl güneşinin altında sırtlarına kırbacı yerken "Günün birinde bu dünya bizim olacak" diye yemin etmişler. Bu sessiz yemin asırlar boyunca nesilden nesile aktarılmış; doğan her yahudi çocuğu bu idealin hıncıyla büyümüş. Amaca ulaşmak için her yolu mübah saymışlar; öyle ki, dünyanın bir ucunda yahudi Karl Marx komünizmin temellerini atarken, diğer ucunda yahudi James Rockafeller zıt ideoloji olan kapitalizmin tohumlarını ekmiş. O dönemde kendilerinin bile henüz farkında olmadıkları ama genetik hafızalarına yüzyıllar önce kazınmış bulunan "dayanışma bilinci" kavramı sayesinde dünyayı ahtapot gibi sekiz koldan sarmışlar. Değişik ülkelerin değişik dilleri konuşan ve değişik idealler peşinde koşan vatandaşları olmalarına rağmen amaçları hep aynıdır: "Büyük İsrail"... Komünizm de, kapitalizm de, herhangi bir siyasî ideolojisi olmayan kozmetikçi Estee de bu amaç doğrultusunda varlık mücadelesi vermiştir.

Yahudi topla tüfekle gelmez. Fetih taktiği "içe sızmak" ve "sızdıktan sonra kontrol altına almaya çalışmak"tır.
Sabetaycılık, 17'inci yüzyılda yaşamış İzmirli bir yahudi hahamı olan Sabetay Sevi'nin kendini "mesih" ilan edip musevilikten ayrılarak kurduğu mistik bir dini cemaattir. Dış görünüşte müslüman olan fakat kendi içinde yahudiliğin tüm gereklerini yerine getirerek yaşayan ve kendilerinden olmayanlarla evlenmeyen bu topluluk, Cumhuriyet döneminde kapalı cemaat yapısından vazgeçerek toplum içine karışmıştır.
Yahudiyi mat etmek istiyorsak, biz de aynı silahla savaşmalıyız. Sınırsız millîcilik stratejisini millî ideolojimiz hâline getirerek saflarımızı sıklaştırmalı, birlik olmalı ve sadece Türk'ün menfaatleri ile çıkarlarını gözeterek yaşamayı öğrenmeliyiz ki, aramıza sızıp bizi kontrol altına almaya çalışan unsurlara geçit vermeyelim.

satisfacti10
15-10-07, 15:13
mp3 paylaşımı kesinlikle yasaktır! kuralları bir okuyun, forumu mu kapattıracaksınız arkadaşlar! mesajlar silindi...
+
bu kaçıncı uyarı ben sayamadım ama lütfen ve lütfen flood yapmayın artık..

mamiyurt
15-10-07, 15:58
bu ne ya gereksiz bişey çoluk çocuğun elinde ülkü ocakları artık.. yazık türkeşe:)

xSanCarx
15-10-07, 16:02
bu ne ya gereksiz bişey çoluk çocuğun elinde ülkü ocakları artık.. yazık türkeşe:)

saygısızlık yapma! sen kımsın de yazık "Türkeşe" Diyorsun Lan! :@:dayak6du::ka11::icon8:

mamiyurt
15-10-07, 16:07
Lan derken açılımı şu mu : La abi noluo ^o):Langue02:

xSanCarx
15-10-07, 16:28
Lan derken açılımı şu mu : La abi noluo ^o):Langue02:

hayır kocum daha değişik ama ortam müsait değil!

xSanCarx
15-10-07, 16:33
Hoşgeldin kardaşım, sefa getirdin ülküdaşım, ırkdaşım.

Tüm ülküdaşların huzurunda türesin kardaşıma; siyaset meydanında benim açtığım konu( Kürtlerin tarihi ve dili yok) hakkında; benim yokluğumda meydanı bir takım.... sürüsüne bırakmadığı için Teşekkür ve takdirilerimi dile getirmek isterim..
Ağzına sağlık ellerin dert görmesin.



]Kralların taçları beni bağlar büğü mü?
Ordular açamaz gönlümdeki düğümü,
Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü,
Bin cihana değişmem şu öksüz TÜRK' lüğümü..
N:ATSIZ[/B]. TÜRK OLUNMAZ TÜRK DOĞULUR.
cCc ALPARSLAN TÜRKEŞ FUN KLUP cCc..(özellikle türkçe harf)




Kozmetik sektöründe dünya devi sayılan Estee Lauder firmasının üç yıl önce 95 yaşında ölen aynı adlı kurucusu ile yapılmış son röportajı geçtiğimiz günlerde yabancı bir televizyon kanalında izledim. Röportajın tarihi 2002, yani kadın o sırada tam 93 yaşında. Sesi titriyor, zorlukla konuşuyor, öldü ölecek gibi bir hâli var ama çalışmaktan hâlâ zevk aldığını, haftada iki gün şirket merkezine gidip işleri takip ettiğini söylüyor. Röportajı yapan muhabir "Dünyanın en zengin kişilerinden birisiniz, sahip olduğunuz servet ailenizi kuşaklar boyunca rahat bir şekilde yaşatmaya yeter. Bu yaşta niye çalışıyorsunuz ki?" şeklinde bir soru sordu. Aldığı cevap aynen şöyleydi:

"Büyük İsrail için çalışıyorum."

Bu cümlenin altında yatan derin anlam, şu anda okuduğunuz yazıyı yazmama sebep oldu.

Kölelikten gelme vatansız millet yahudiler, kızgın çöl güneşinin altında sırtlarına kırbacı yerken "Günün birinde bu dünya bizim olacak" diye yemin etmişler. Bu sessiz yemin asırlar boyunca nesilden nesile aktarılmış; doğan her yahudi çocuğu bu idealin hıncıyla büyümüş. Amaca ulaşmak için her yolu mübah saymışlar; öyle ki, dünyanın bir ucunda yahudi Karl Marx komünizmin temellerini atarken, diğer ucunda yahudi James Rockafeller zıt ideoloji olan kapitalizmin tohumlarını ekmiş. O dönemde kendilerinin bile henüz farkında olmadıkları ama genetik hafızalarına yüzyıllar önce kazınmış bulunan "dayanışma bilinci" kavramı sayesinde dünyayı ahtapot gibi sekiz koldan sarmışlar. Değişik ülkelerin değişik dilleri konuşan ve değişik idealler peşinde koşan vatandaşları olmalarına rağmen amaçları hep aynıdır: "Büyük İsrail"... Komünizm de, kapitalizm de, herhangi bir siyasî ideolojisi olmayan kozmetikçi Estee de bu amaç doğrultusunda varlık mücadelesi vermiştir.

Yahudi topla tüfekle gelmez. Fetih taktiği "içe sızmak" ve "sızdıktan sonra kontrol altına almaya çalışmak"tır.
Sabetaycılık, 17'inci yüzyılda yaşamış İzmirli bir yahudi hahamı olan Sabetay Sevi'nin kendini "mesih" ilan edip musevilikten ayrılarak kurduğu mistik bir dini cemaattir. Dış görünüşte müslüman olan fakat kendi içinde yahudiliğin tüm gereklerini yerine getirerek yaşayan ve kendilerinden olmayanlarla evlenmeyen bu topluluk, Cumhuriyet döneminde kapalı cemaat yapısından vazgeçerek toplum içine karışmıştır.
Yahudiyi mat etmek istiyorsak, biz de aynı silahla savaşmalıyız. Sınırsız millîcilik stratejisini millî ideolojimiz hâline getirerek saflarımızı sıklaştırmalı, birlik olmalı ve sadece Türk'ün menfaatleri ile çıkarlarını gözeterek yaşamayı öğrenmeliyiz ki, aramıza sızıp bizi kontrol altına almaya çalışan unsurlara geçit vermeyelim.

çooook haklısın +100000000000000000....
Allah Razı Olsun Bilgiler İçin

suspect
15-10-07, 17:09
bu ne ya gereksiz bişey çoluk çocuğun elinde ülkü ocakları artık.. yazık türkeşe:)


Siniri asmayin lütfen. Türkes sizin askerlik arkadasiniz falan mi oluyor? Lütfen saygimizdan taviz vermeyelim arkadasim. Basbugumuz Sayin Alpaslan Türkes ten bahsederken lütfen saygi cercevesi icinde.

Ayni olay Basbug Mustafa Kemal Atatürk ve tüm saygi duyulmasi gereken kisiler icin de gecerli.

Ayrica size bir soru? ülkü ocaklari ni ne kadar biliyorsunuz. Ricam sizden herhangi bir ülkü ocagina gidin ve gittikten sonra tarafli yorum yapmaniz. önyargiyla bir olaya yaklasmak yanlistir.


Saygilarimla

arap58
16-10-07, 16:32
bu ne ya gereksiz bişey çoluk çocuğun elinde ülkü ocakları artık.. yazık türkeşe:)


vaybe bilsek sana bırakırdık sen kurtarırdın....salak salak konuşma aslanım sevmeyebilirsin ama saygı göstermesini biliceksin..

urunguşat
16-10-07, 23:03
bu ne ya gereksiz bişey çoluk çocuğun elinde ülkü ocakları artık.. yazık türkeşe:)

çoluk çocuk dediğin senin gibi mantıksız ve gereksiz konuşmalar yapmıyor seni cebinden çıkarır:kiki:adam gibi konuş unutmaki o çoluk cocuk dediğin bizim geleceğimiz onlara bir şeyler öğretmek vatan sevgisini aşılamak vs vs bizim görevimiz eleştirceksen adam gibi eleştir asıl sana yazık bu yaşına gelmişin bi işe yaradın yok:ragaci

kursadım1
17-10-07, 14:45
http://upload.paylasim.eu/uploads/d7dd8bbaea5fedcd6b84.jpgYORUMSUZ VERİYORUM ARKADAŞLAR:

[url=http://upload.paylasim.eu]http://upload.paylasim.eu/uploads/d7dd8bbaea5fedcd6b84


İŞTE KENDİNİ ÜLKÜCÜ, MİLLİYETÇİ GÖSTEREN KALLEŞLERİN GERÇEK YÜZÜ.

http://upload.paylasim.eu/uploads/14e6cd3d40cbcadd97a8.jpg

BOZKURT RESİMLİ TÜRK PARASI ATATÜRK DÖNEMİNDEN

http://upload.paylasim.eu/uploads/506ed73a416d80a7a184.jpg

[[URL=http://upload.paylasim.eu][IMG]http://upload.paylasim.eu/uploads/14e6cd3d40cbcadd97a8[IMG]http://upload.paylasim.eu/uploads/14e6cd3d40cbcadd97a8.jpg[/IMG


ŞEHİT EVLADINI KOMUTAN TESELLİ EDİYOR, DAĞA YANSIYAN YÜZE DİKAKT EDELİM LÜTFEN...

BİRBİRİNİZİ YEMEK SİZE YAKIŞIYOR MU? ŞİMDİ BİRLİK BERABERLİK, TEK YÜREK OLMA ZAMANI. zATEN BİRİLERİ SİLERİN BİRBİRİNİZE DÜŞMESİNİ DÖRT GÖZLE BEKLİYOR. ONLARA BU FIRSATI VERMEYELİM. OGULCUKYAVUZ KARDAŞIMA ÜZÜLDÜM. HATA OLDU SANIRIM.

satisfacti10
17-10-07, 15:38
çok fazla flood yapmışsın, forumda yeni olduğundan kuralları şimdilik iyi bilmediğini farzediyorum.. tekrarı halinde ceza alırsın.. tüm mesajlarını düzenledim ve daha önce verilen resimleri sildim!! arama yap ve kurallara göre paylaşım yap lütfen...





BİRBİRİNİZİ YEMEK SİZE YAKIŞIYOR MU? ŞİMDİ BİRLİK BERABERLİK, TEK YÜREK OLMA ZAMANI. zATEN BİRİLERİ SİLERİN BİRBİRİNİZE DÜŞMESİNİ DÖRT GÖZLE BEKLİYOR. ONLARA BU FIRSATI VERMEYELİM. OGULCUKYAVUZ KARDAŞIMA ÜZÜLDÜM. HATA OLDU SANIRIM.

ayrıca kimsenin banlanmasında bir hata yok.. öyle olması gerekiyordu, herkes yönetime karşı haddini bilmeli öncelikle..yönetimdeki kişiler boşuna görev yapmıyor burda.. bir kişi 10kez uyarmama rağmen aynı şeyleri yapmaya devam ederse bir süre tatile çıkmak zorunda kalır.. böyle olmasını tabiki bende istemezdim ama dediğim gibi görevimizi yapıyoruz ve üyeleri bu şekilde hiçbir kararı tek başıma vermiyorum ben...
iyi paylaşımlar..

kursadım1
17-10-07, 16:11
çok fazla flood yapmışsın, forumda yeni olduğundan kuralları şimdilik iyi bilmediğini farzediyorum.. tekrarı halinde ceza alırsın.. tüm mesajlarını düzenledim ve daha önce verilen resimleri sildim!! arama yap ve kurallara göre paylaşım yap lütfen...




ayrıca kimsenin banlanmasında bir hata yok.. öyle olması gerekiyordu, herkes yönetime karşı haddini bilmeli öncelikle..yönetimdeki kişiler boşuna görev yapmıyor burda.. bir kişi 10kez uyarmama rağmen aynı şeyleri yapmaya devam ederse bir süre tatile çıkmak zorunda kalır.. böyle olmasını tabiki bende istemezdim ama dediğim gibi görevimizi yapıyoruz ve üyeleri bu şekilde hiçbir kararı tek başıma vermiyorum ben...
iyi paylaşımlar..


flood mulod anlamam senin kadar. koçum bilgisyar başında ahkam kesecek kadar zamanımız yok bizim. sanal delikanlı, bizim gerçek alemde ciddi işlerimiz var. şu desteğe ihtiyacı olan gençlerle tanışalım demiştik. asıl mekanımız bellidir bizim. Buraya üye yaptığım tüm gençleri çekiyorum. Sen sana del,ikanlılığını rahat sürdür koçum. ama gerçek hayatta karşıma çıkma. bak bakalım kaç kişi kalacak forumda. Yiğit delikanlı .

satisfacti10
17-10-07, 16:15
flood mulod anlamam senin kadar. koçum bilgisyar başında ahkam kesecek kadar zamanımız yok bizim. sanal delikanlı, bizim gerçek alemde ciddi işlerimiz var. şu desteğe ihtiyacı olan gençlerle tanışalım demiştik. asıl mekanımız bellidir bizim. Buraya üye yaptığım tüm gençleri çekiyorum. Sen sana del,ikanlılığını rahat sürdür koçum. ama gerçek hayatta karşıma çıkma. bak bakalım kaç kişi kalacak forumda. Yiğit delikanlı .

kuralları okumayı öğrenirsiniz ozaman kimseye ahkam kestiğim yok görevimi yapıyorum... kuralları okumazsanız sizde tatile çıkarsınız muhtemelen, flood mulood anlamam diyosanız karar sizindir...

garydelgadov
17-10-07, 16:19
neyse hocam boşver net-hayat ilişkileri içerisinde böle şeyler oluyor
kim haklı olursa olsu burdaki temel konumuzu kimse caydırmasın
herşeye tek cvap
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
ötesi yoktur

suspect
17-10-07, 17:04
Değerli Ülküsdaşlarım,
ogulcukyavuz un banlanmesine çok üzüldüm. Kaliteli ve güzel paylaşımlarda bulunuyordu. Kızıl Elma kardeşimizin halen aramızda olduğu içinde ayrıca çok mutluyum.

Değerli ülküdaşlarım,
Bu başlık hepinizin bildiği anladığı gibi diğer başlıklardan farklı. Bu başlık herşeyden önce sadece ülkücü kardeşlerin seviyeli fikir alışverişi bulunmalarıdır. Hit olsun veya sabitlensin gibi bir talebimiz hedefimiz yoktur. Bu malesef bazılar tarafından yanlış anlaşılmakta. Bu nedenle mod ve yönetici arkadaşlarımızın ister istemez bu "farklı" başlıklar üzerinde denetimleri daha çok oluyor.

Üye saymız gün geçtikçe artmakta. 20 30 kişiyle başladık 100 ü geçtik. Bu başlık sayesinde çok değerli ülküdaşlarla tanışma ve tartışma fırsatım oldu,yüzyüze olmasada. Bundan dolayı da kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu başlık aslında birçok Fun Clup yer almakta aslında. Ülkü Ocakları, MHP, Bozkurt, Üçhilal, Osmanlı, Türkçü,Aşık Sefai, Mustafa Yıldızdoğan, 9 Işık, Dr.Devlet Bahçeli, vB adlı birçok başlık açma yerine "Alpaslan Türkeş Fun Club" altında tek başlıkta toplandı.

Bu başlıkta aynı zamanda yukarıdaki saydığım kelimelerle kendisine yakın görmeyen üyelerimizde mevcut. Polemik ve kışkırtmalara sebep olmadıkları sürece onları dinlemeye yorumlarını okumaya tartışmaya herzaman açığız.

Ayrıca her başlıkta olduğu gibi Forum Kurallarına uymak zorunda olduğumuzu da belirtmek isterim. Söylemeye gerek yok aslında. Ülkücü duruş ta en önemli unsur fikir ve davranışlarımızla herkese örnek olmaktır. Ülkücü herzaman diğerlerine örnek olmalı.

Bu başlıkta Kızıl Elma, hakim06, D3cCc4L, Smygl, "ogulcukyavuz", braveheart ve cem_seri dışındaki kardeşlerimden de yorumlarını yazmalarını paylaşmalarını rica ediyorum. Ayrıca "Siyaset Meydanı" başlığında yorum larınızı bekliyoruz.


Tüm Ülküdaşlarıma saygılarımı sunuyorum. Allaha emanet olun.


"Ne Mutlu Türküm Diyene"

kursadım1
19-10-07, 10:44
ogulcukyavuz, çölrüzgarı ve ben forumdan ve klubunüzden istifa ediyoruz üyeliğimizi iptal edin.

urunguşat
19-10-07, 21:29
ogulcukyavuz kardeşimizin gerçekten güzel paylasımları vardı bu ülkede gerçekleri söyleyenler hep tepki almıştır kursadım1 ve oğulcukyavuz bence aramızda bu fan içinde kalmalısınız

D3cCc4L
20-10-07, 09:44
bu ne ya gereksiz bişey çoluk çocuğun elinde ülkü ocakları artık.. yazık türkeşe:)

o coluk cocuk dediklerin zamanında çanakkalede bu vatan için çarpıştı ve gerekirse gozunu kırpmadan savasır asıl bu zihniyete yazık diyebilen insana yazık...


ogulcukyavuz, çölrüzgarı ve ben forumdan ve klubunüzden istifa ediyoruz üyeliğimizi iptal edin.

Ülkücü Yılmaz
Ülkücü Ülkücüyü Silmez

Ben Biraz Zamana İhtiyacınız Oldugunu Düşünüyorum Ve En Yakın Zamanda Aramızda Tekrar Göreceğime İnanıyorum..

Unutmayın Biz Ülkücüyüz Her Türlü Zorluga Gögüs Gereriz..

619
20-10-07, 11:50
ekle kanka

D3cCc4L
20-10-07, 11:58
ekle kanka

Hoş Geldin Aramıza Irkdaşım..

slmgl
21-10-07, 00:16
ogulcukyavuz, çölrüzgarı ve ben forumdan ve klubunüzden istifa ediyoruz üyeliğimizi iptal edin.

Bizi seven sever sevmeyen çeker gider.Belki çok iyi bir ülkücüsün ama böyle şeylerde bizi bize terkedersen senin ülküne şüpheyle bakarım.Ülkücü ülkücünün kardeşidir diye Alparslan Türkeş söylemiştir.Sen ne zaman kardeşine beni defterden sil dedin ha.Ayıp etme lafını 1 değil 2 kere düşün sonra buraya yaz bizde insanız kalbimizi kırma oldumu.


bu ne ya gereksiz bişey çoluk çocuğun elinde ülkü ocakları artık.. yazık türkeşe:)

Senin gibi üç beş çakal geliyo EDİT yapıyo sona oralara laf atıyon. Arkadaşım sen herhangi bir müslümanı harketlerinden bile tanırsın ülkücüyüde ben tanırım veya bi başka ülkücü tanır sana laf düşmez buralar hakkında.

suspect
22-10-07, 18:01
Degerli ülküdaslarim,
Forumda baslatilan "AVATARINA AY YILDIZ" kampanyasina "Alpaslan Türkes Fun Club" olarak tüm üyelerimizce destek vermeliyiz. Gün birlik beraberlik günü ülküdaslarim kardeslerim.

Dün gelen aci haberle yüce Türk milleti 12 evladini daha terrör e kurban vermistir. Sehitlerimize Allahtan rahmet, yakinlarina sabir ve bassagligi diliyoruz. Sehitlerimiz rahat uyusun. Hesap elbet sorulacak. Bu vatan sahipsiz degil.

Sehitler ölmez Vatan bölünmez....


Saygilarimla

urunguşat
22-10-07, 22:26
ülkücülere artık daha fazla görev ve sorumluluk düşmektedir biz her daim askere vatana millete her zaman her yerde her koşulda ve konuda yardım etmeli çıkarları için çalışmalar yapmalıyız


her şey vatan için
bozkurtlar diriliyor

garydelgadov
23-10-07, 14:25
bu ülkede böyle halk ve böyle iktidar oldukça o *********lerin sırtı yere gelmez istedigi eylemi yaparlar!
22 temmuzda halkın kandırılışını herkes gördü özellikle oydan sonra kafasına dank edenler ve getirdikleri iktidar bu işte!
yazık tek kelimeyle yazık!!

satisfacti10
23-10-07, 14:27
bu görev sadece ülkücülerin değil tüm milliyetçilerin arkadaşlar unutmayın.. sadece ülkücüler yaşatmıyor bu devleti! yorumlarınızı ona göre yapıp bize de yer ayırın lütfen...

cino66
24-10-07, 10:06
bayragı seveni bende severim yozgatlıyım Turkeşliyim

D3cCc4L
24-10-07, 17:55
bayragı seveni bende severim yozgatlıyım turkeşliyim

Hoş geldin Ülküdaşım...

Bu Arada Kimse Kimseye Ülkücülüğü Öğretmesin üLKücü oLunmaz Arkadaşlar Doğuşdan gelen bir vatan sevgisidir sonradan aşılanların mayası elbet birgün bozulur o Yüzden Yorumlara DIKKAT!!

slmgl
25-10-07, 17:48
Türk kültüründe Bozkurt'un manasını açıklayabilmek için kültürün tanımlanması gerekir. Özellikle kültürde sembolün öneminden bahsettikten sonra Bozkurt'un anlamını daha kolay kavrayabiliriz. Bir milletin kültürü ile mitolojisi birbirinden farklı kavramlar değildir, her ikisi de aynı hayat felsefesinden beslenmektedir. Kültür; bir milletin, dilini, sanatını, hukuk ve ahlak anlayışını, duygularını, inançlarını, hükümlerini aksettirir. Çünkü bir milletin folklorunu ve edebiyatını belirleyen, mensuplarının idrak alemini oluşturan değerlerin özünde o milletin kültürü vardır. Kültürün özelliği, milleti meydana getiren fertlere kazandırmış olduğu idraktır. Bir kültürün sınırı, onun zihniyet ve imanı ile çevrelenmiştir. Kültürleri birbirinden ayıran, zihniyet ve iman farklarıdır. Aynı farklara sahip olan cemiyetlerin birbiri ile çarpışmasına sebep olur. Kültür çevreleri benzer olan veya benzer kaynaklardan beslenen kültürler olur ama bunlar birbirine tamamen benzemez. Her kültür, diğerlerinden farklı görünmek durumundadır, farklılık şuuru olarak isimlendireceğimiz bu durum, toplumun bütün hayat şekillerini başka kültürlerden ayrı olmaya, değişik bir üslûp kurmaya yönlendirmektedir. Milli kimlik yahut kişilik dediğimiz bu farklı oluş, düşünce biçiminden, kılık kıyafet; tavır ve davranış biçiminden, eğitime ve eğlenceye kadar hayatın her saha ve safhasında görülür. Mesela, aynı dine mensup olan milletlerin dinî anlayış şekilleri birbirinden farklıdır. Çünkü idrak alemini şekillendiren değer yargıları farklıdır. Bu farkı onaya çıkaran ise o milletin kültürüdür. Bu farklılıklar o milletin mimarî abidelerine, edebî eserlerine, musikî eserlerine, felsefî sistemlerine, v.s... yansır ve kültürün devamlılığını sağlar. Böylece gelecek nesillere yol gösterici olur, kaynaklık yapar. Her toplumun kültür değişimlerinin bir geçmişi vardır. Kaynağını ise o toplumun tarihi derinliklerinden alır. Bir kültür varsa, onun ait olduğu millet vardır. Millet özelliğine layık bir topluluk varsa, muhakkak bir kültürü vardır. Kültürler ve dil, din, tarih, edebiyat, sanat, örf ve adetler gibi unsurlar, ait oldukları cemiyetler kadar eski ve onlarla yaşıt sayılmalıdırlar. Bu kültür unsurları nesilden nesile intikal ederler. Bunun neticesi olarak da yeni nesiller bunları hazır bulurlar. Kültürü kalıcı kılan ve gelecek nesillere aktaran, kültürün değer yargılarıdır. Bu değer yargıları da kendini sembollerle yaşatır. İşte bu semboller kültürün en güçlü ve kalıcı kısmını oluşturur.

Kültürün genel manâda anlamını açıkladıktan sonra üzerinde durmamız gereken önemli bir kavram da "Türk Kültürü" kavramıdır. Bizim atalarımız Orta Asya'da, Tanrı Dağları ile Altay Dağları arasındaki bölgede yaşıyorlardı. Burası Çin ile sınırdaş olan bir ülkeydi. Bu yüzden Türklerin eski tarihlerine ait bilgilerin pek çoğunu (malesef) Çin tarih kaynaklarından öğreniyoruz.. Çin tarihçileri M.Ö. 2000-1000 yılları arasında ilk Türk hükümdarlarından bahsediyorlar. Böylece Türklerin bilinen tarihi 4000 yıllık bir tarihtir. Atalarımızın kültürü "Bozkır" kültürü olarak ifade edilmektedir. Bozkır kültürünü Türklerin siyasi ve sosyal yapısı oluşturmaktadır. Bu kültür, göç ve fetihler esnasında orada terk edilip gelinmiş değildir. Esasında, sosyolojik kaideler de göstermektedir ki kültür bir elbise gibi eskiyip atılmaz veya değiştirilemez.

Bozkurt, asırlardır yaşayan bir ülkünün, Büyük Türkçülük Ülküsü'nün sembolüdür. Türk destanlarındaki, dolayısıyla Türk Milleti'nin inanışlarındaki rolü üç şekildedir:

Ata olarak Bozkurt

Rehber olarak Bozkurt

Kurtarıcı olarak Bozkurt

Bozkurt'tan türemiş olmak inancı Türklere uzun zaman boyunca büyük bir gurur, emniyet ve geleceğe güvenle bakma duygusu vermiştir. Bazı Türk destanlarında ana, bazı Türk destanlarında baba olarak görülen Bozkurt çok defa Türk neslinin yok olacağı zaman ortaya çıkmakta ve Türklerin neslinin devam etmesini sağlamaktadır. Böylece Türklerin soyunu kutsallaştırmaktadır. Türklerin millet hayatında büyük tesiri olacak hareketlere girişecekleri zamanlarda Bozkurt onlara yol göstermekte, rehberlik yapmaktadır. Ergenekon Destanı'nda ve Kut Dağı efsanesinde Bozkurt milli bir kılavuz rolünü oynamaktadır. Türk'ün zor duruma düştüğü zaman Bozkurt'un ortaya çıkarak onu kurtarması, evladı üzerine eğilen bir ananın veya babanın şefkat duygusunu hatırlatacak derecede derin bir mana da taşımaktadır. Sanki Bozkurt manevi bir alemden Türk Milleti'nin akıp giden hayatını devamlı takip etmekte ve onların başının sıkıştığı, çaresiz kaldıkları zaman ortaya çıkarak yol göstermektedir. Türk tarihinde pek çok kahraman, Bozkurt simgesi ile temsil edilmiştir. Aşına sözcüğünün hem Bozkurt anlamına gelmesi, hem de Hun ve Göktürk hükümdar sülalesinin adı olması rastlantı değildir.

Bozkurt'un Türk destanlarındaki fonksiyonu tamamen semboliktir. Milletin büyüme, yayılma ve güçlenmesi için takip edilmesi gereken yolların işaretini destan maddî unsurlarla ifade etmektedir. Bozkurt'ta sembolize edilen fikir Türk birliğini sağlayan, Türklerin büyüyüp gelişmesini temin eden bir fikirdir. Türkler bu fikire inanıp riayet ettikçe hakimiyetlerini ve üstünlüklerini korumakta, bu fikirden ayrıldıkları zaman felakete uğramaktadırlar. Onları felaketlerden kurtaran da yine Bozkurt olmaktadır. İşte burada Bozkurt, bir ülkünün, yani sosyal bir hayat nizamının yansımasından başka bir şey değildir. Kısacası, Bozkurt asırlardır varolan bir ülkünün sembolüdür.

Eski Türkçe'de Bozkurt'a, "Kök Böri" (veya "Börü") adı verilirdi. Buradaki "Böri" (ya da "Börü") sözcüğü "Kurt" anlamına gelirken, "Kök" de bugünkü "Gök" sözcüğünün eski söyleniş biçimidir. Fakat Kök (Gök) kelimesi mavi rengi tasvir etmek veya gökyüzünden bahsetmek için değil, "Ulu" anlamında kullanılır. Mesela "Kök Tengri", "Ulu Tanrı" anlamına gelir.

Türk destanları arasında, milli motifler bakımından özellikle dikkat çekenler şunlardır:

Oğuz Destanı.

Bozkurt Destanı.

Ergenekon Destanı.

Göç Destanı.

Bu dört destandaki ortak ve temel motif, Bozkurt'tur.

Oğuz Destanı'nda, seferleri sırasında Oğuz Kağan'a Bozkurt yol gösterip kılavuzluk yapmış, Oğuz Kağan'ın orduları bu sayede zaferler kazanmıştır.

Bozkurt Destanı'nda, ayakları ve kolları kesilip ölüme terk edilen bir oğlan çocuğunu dişi bir kurt iyileştirip beslemiş; düşman askerlerinin genci öldürmek istemesi üzerine de Altay Dağları'na kaçırıp kurtarmıştır. Daha sonra dişi kurt, bu çocuktan gebe kalarak 10 oğlan doğurmuştur. Bu oğlanların büyüyüp çoğalması ile, Türk soyu eriyip gitmekten kurtulmuştur. Hükümdar olan Aşına, Bozkurt'un anısını unutmadığını göstermek için, çadırının önüne kurt başlı bir bayrak dikmiştir.

Ergenekon Destanı'nda ise, Bozkurt, demir dağı eritip çıkan Türkler'e yol göstermiştir. Ergenekon'dan çıktıktan sonra, Türklerin ilk hükümdarı Börte-Çine (Boz-Kurt) adını almıştır.

Göç Destanı'nda, ana yurtlarından ayrılmak zorunda kalan Türkler'e, bir Bozkurt yol göstermiştir.

Bu destanlarda, Bozkurt'un şu nitelikleri ortaya çıkmaktadır:

Soyun devamını sağlamak.

Türkler'e kılavuzluk etmek.

Türkler'i felaketlerden kurtarmak.

Kurt, Türk efsanelerinde merkezi bir konumdadır. Gök Türk kağan sülalesi olan Aşına ailesinin atası bir dişi kurt idi. Gök Türk kağanları, atalarının anısına saygı olarak, otağlarının önüne altından kurt başlı bir tuğ dikerlerdi. Böylece kurt başlı sancak, Türkler'de kağanlık (hakanlık) alameti olmuştur. Ancak bu gelenek yalnızca Gök Türkler'e özgü olmayıp, kökeni Asya Hun Türkleri'ne ve Türkler'in eski atalarına değin gider. M.Ö.'ki Asya Hunları'nda ve hatta o çağlarda Batı Türkistan'da yaşayan U-sun (Wu-sun) Türkleri'nde, tıpkı bildiğimiz Bozkurt Destanı'nda olduğu gibi, kurttan türeme efsanesi ve dişi kurdun verdiği süt ile beslenme inancı yaşıyordu. Aynı efsane Tabgaç Türkleri'nde de vardı; Tabgaç ülkesinde "kurt dağları", "kurt ırmakları" bulunmaktaydı. Uygur Türkleri'nin kökenlerine ilişkin bir efsane de onları kurda bağlıyordu (Uygur Kaganlığı, Gök Türk Kaganlığı'nı takiben kurulan bir Türk devleti olup, Kök-Türk Kaganlığı'nın devamıdır).

Kurt, eski Türk kültüründe "at" ile birlikte en önemli yeri tutan hayvandır. Türkler kendilerinin kurt soyundan indiklerine, seferlerde kendilerine kurdun yol gösterdiğine inanmışlardır. Türkler, güçlü ve saldırgan bir hayvan olan kurdu kendilerine simge olarak seçtikleri gibi, komşuları da onları kurttan türemiş saldırgan karakterli insanlar olarak tanımışlardır.

Gök Türkler'e göre dişi kurt "ulu ana", Uygur Türkleri'ne göre de erkek kurt "ulu ata"dır. Oğuz Kağan Destanı'nda, Oğuz'a her sefere çıkışında gök bir kurt öncülük eder. Çingizname'de Alanguva, gökten inen bir kurttan gebe kalır ve doğan çocuğun soyundan da Cengiz Han gelir.

Dede Korkut Öyküleri'nde kurt yüzünün mübarek olduğu belirtilir. Yine Dede Korkut Öyküleri'nden birinde Salur Kazan, kurtla haberleşir, kendisine yurdundan haber vermesini ister.

Etnoloji bilimine göre, kurt motifi Türkler için ''tipik''tir; yani, başka kavimlerde görülmeyen etnografik bir belirtidir. Eski Çin kaynaklarında bile Türk soyundan olan kavimler "Kurt'tan Türeyenler" olarak tanımlanırken, Türk soyundan olmayan kavimler "Kurt'tan Türeyenlerden Değildirler" biçiminde ayırdedilmiştir.

Türk destanlarında kurt yol gösteren, sıkıntılı anlarda yardıma yetişen bir varlıktır. Uygur Türkleri'nin Kutlu Dağ Destanı'nda kurt, ülkeye bolluk ve mutluluk getirdiğine inanılan kutlu bir kayanın Çinliler'e verilmesinden sonra, üzerine uğursuzluk çöken ülkenin açlığa mahkum olması üzerine kendilerine yeni bir yurt arayan Türkler'e kılavuzluk etmişti.

Batıda (11. yüzyılın sonu) Kuman Türkleri'nde yardımına başvurulduğuna ilişkin kayıtlar bulunan kurdun kılavuzluk işlevi, 2. yüzyılın ortalarına değin gitmektedir. 160-170 yılları arasında topraklarından ayrılmak zorunda kalan Tabgaç Türkleri'nin ataları (yani Hun Türkleri) bir Bozkurt'un önderliğinde yolsuz dağlardan aşabilmişlerdi.

En büyük ve en eski Türk destanı olan Oğuz Kağan Destanı'nda Oğuz Kağan, gün ışığının içinden çıkan bir Bozkurt'un öncülüğünde dünyayı fethetmiştir. Şimdiki Bulgaristan topraklarında bulunan Madara'daki kaya kabartmasında görkemli bir atlı biçiminde gösterilen Kurum Han'ın yanındaki kurt tasviri de, Türk bozkurt geleneğinin taşa işlenmiş örneklerinden biridir. Kurt motifi, çobancılık ve besicilikle (Eski Türkler'in ekonomisi hayvan besiciliğine dayanır) olan sıkı ilgisinden ötürü bozkırlı ve doğrudan doğruya Türk'tür. Bundan dolayı, bugün dahi dünya Türkleri arasında söylenen masal ve halk öykülerinde hem ata, hem de kurtarıcı-kılavuz nitelikleri ile Bozkurt, bütün Türkler tarafından kutlu sayılmış ve Türklüğün milli simgesi olmuştur. Bozkurt, destanlarda Türk'ün yaşam ve savaş gücünü temsil eder.

Türkler kahramanlarını gök kurtlara benzetmiş, kağanlarının gövde yapılarına bile kurt çizgisini işlemişlerdir. Oğuz Kağan Destanı'nda Oğuz'un beli kurt beline benzetilir. Aynı destanda Oğuz Kağan, hükümdarlığını halka bildirdiğinde "Kök Böri bolsungıl uran" ("Gök Börü olsun savaş narası") demiştir. Yine Oğuz Destanı'nda, Türk ordularına gök tüylü, gök yeleli bir erkek kurt yol gösterir.

Kırgız Türkleri'nin büyük destanı Manas Destanı'nda kurt, bir düş yorumu olarak karşımıza çıkar. Destana göre Manas Han'ın karısı Kanıkey Hatun düşünde bir eğe görür ve eğeyi alıp saklar. Ertesi gün uyanınca ülkenin deneyimli yaşlı kişilerine düşünü anlatır. Yaşlı kişiler bu düşü duyunca sevinip Kanıkey Hatun'a şöyle derler: "Senin çocuğun, gök yeleli korkunç bir kurt gibi olacak..." Kırgız Türkleri, cins ve güzel atlara da ''Kök Böri'' (Gök Kurt, Boz Kurt) adını verirlerdi...

suspect
25-10-07, 20:17
ellerin dert görmesin slmgl ülküdasim. Sagol varol...

slmgl
26-10-07, 00:21
TÜRK BİRLİĞİ - "DİLDE, FİKİRDE, İŞDE BİRLİK"



Dünya bilsin, cihan işitsin ki!... Bu dünya ne kadar karanlık, ufuklar ne kadar bulutlu ve şimşekli olursa olsun, biz bir ot gibi sararıp solarak dağılıp gitmeyeceğiz. Üstünde bulunduğumuz dünya, bir gün olup her hangi bir fiziki nedenle darmadağın olsa da,biz yine de bunca kültür ve uygarlık anıtlarımızla başka alemlerin üstünde ebediyen var olacağız. Kainatta tuttuğumuz yerin, buyurma yeri olduğu hakkındaki şu gök gürültüsündeki uyarıyı, taa ezelden dinlemiş ve at üstünde ayağa kalkarak bütün yeryüzüne kalk borusu çalmış bir ırkın devamıyız. Bundan dolayıdır ki, biz kendimizi varlığın bir gölgesi değil, varlığın bütünü ve gayesi olarak kavrayan bir budunun devamıyız. Bu nedenledir ki biz, acunda, olmakta ve olacak olanlar karşısında aciz bir seyirci kesilmek için değil, insanlık haysiyetini en yüksek mertebesine ulaştırmak için gelmiş bulunuyoruz. Evet biz, nakkere sesleriyle gürleyen yüz yılların içinden, Çin setlerini, Tuna boylarını, Hint okyanuslarını, Asya'yı Afrika'yı, Avrupa'yı, Ekvator'u, taa Karayip Denizi'ni çiğnemekten, medeniyetler kurmaktan geliyoruz. Geçmişte nasıl kan ve ateş alemine karşı hür dünyanın kalk borusunu çalarak, yüzyılları heyecanla ayağa kaldırmışsak, gelecekte de, bütün gaflet ve hıyanet alemine karşı da biz çıkacağız. Dünyanın ve tarihin üstünden kin ve ihtiras bulutlarını, Türklük şimşekleriyle tutuşturarak, yine biz düzene sokacağız. Evet maddeci bir tarihin mantığını, dünya önünde yırtarak, tarihin ve cihanın son sözünü yine biz söyleyeceğiz. Böylece bin yılların en ulu destanını yaratarak Arz'da söylenen "CİHAN'DA TÜRK VAR" sözünü yeniden gündeme getiriyoruz.

Biz Türk'ler bu aleme hükmetmek için, ezeli ve tanrısal ilkeleri savunmak için atılmış bir milletin çocuklarıyız. Ancak büyük isteklerde bulunarak tatmin olmamız, başkalarına benzememek gururumuzdandır. Daima yüce olaylara, devirlere, çağlara damgamızı vurmamız, orada yalnız kendimizi görme benliğimizdendir. Tarih denilen destanı yaratarak kahramanlık kılıcını taa arşa asan bir ırkın devamıyız. Yaratamayacağımız büyük bir gelecek, çözemeyeceğimiz bir mesele, sırtını yere getiremeyeceğimiz herhangi bir ihanet alemi yoktur.

Bu nedenle, "TÜRK DÜNYASI BİR BÜTÜNDÜR" düşüncesinden hareket ederek, cihanda yaşayan bütün Türkler arasında dayanışma ve kültür birliğini sağlamak için; Türk'ün dilini, edebiyatını, tarihini, sanatını, ahlak ve sosyal yapısını, inancını, folklorunu, ekonomisini araştırmak, tanıtmak ve Türk düşüncesini hayat biçimi haline getirerek, Türk'lüğün yüceliğini anlatmak gayesiyle, Türk Dünyası'nın sorunlarının, "DİLDE, FİKİRDE, İŞDE BİRLİK" ilkesinin gerçekleştirilmesi ile çözüleceğine inanıyoruz. Bu kutsal düşünceyi hayata geçirmek için Turan soyluların birleşmeleri şarttır.

TÜRK BİRLİĞİ'nin temel kıstaslarını şöyle sıralayabiliriz:

1- DEVLETLER VE PARTİLER ÜSTÜ BİR SİYASET İZLENMEDİR.

2- TÜRK DÜNYASI İÇİN YAPILAN ÇALIŞMALARDA GÜNDEM MADDESİNİ DİN VE PARTİ KONULARI OLUŞTURMAMALIDIR.

3- TÜRKLÜK (TÜRKÇÜLÜK) DÜŞÜNCESİ VE TÜRK'E YARAR İLKESİ ANA İLKE OLARAK ALINMALIDIR.
Türk Dünyası'nın yararına olan her fikir, her düşünce ve her sistem incelenmeli ve Türklüğün hizmetine sunulmalıdır.

4- TÜRK DÜNYASI'NDA YAŞAYAN KİŞİLERİN DE İNSAN OLDUKLARI HATIRLANMALI VE TÜRK İNSANININ HAKLARI KORUNMALIDIR.

5- ÇAĞIMIZIN AKIL VE BİLGİ ÇAĞI OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR.

6- "HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR" İLKESİ ÇALIŞMALAR İÇİN ESAS KABUL EDİLMELİDİR.

7- TÜRK DÜNYASI İÇİN HAZIRLANACAK PLAN VE PROJELER HEDEF BELİRLENEREK HAZIRLANMALIDIR.

8- ÇALIŞMALAR TÜRK'E HAS DİSİPLİN İÇİNDE YAPILMALIDIR.

9- TÜRK DÜNYASI'NDA KAYITSIZ ŞARTSIZ TAM BAĞIMSIZLIK VE İSTİKRARIN SAĞLANMASI AMAÇ KABUL EDİLİP, YAPILAN VE YAPILACAK OLAN BAĞIMSIZLIK MÜCADELELERİ DESTEKLENMELİDİR.

a) Kurulmuş olan Türk Devletleri'nde tam bağımsızlık ve istikrarın en kısa zamanda sağlanması dileğimiz olup, bu alanda yapılan çalışmalar hızlandırılmalıdır.

b) Henüz devletini kuramamış Türk topluluklarında huzur ve istikrarın sağlanması için, hedefler saptanmalı, yapılan ve yapılacak olan bağımsızlık mücadeleleri başarıya ulaşıncaya kadar desteklenmelidir.

c) Dünyada ki coğrafi sınırlar düşünülmeden, Arz'ın neresinde olursa olsun her Türk'ün hakları korunmalı ve insanca yaşaması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

d) Azınlık statüsünde yaşayan Türk topluluklarının, insan haklarının korunması ve hukuk kararlarından doğan kazanılmış haklarının elde edilmesi için çalışmalar yapılmalıdır.

Türk Birliği'nin genel anlamda kıstaslarını belirledikten sonra, şimdide ilkemiz olan, "DİLDE, FİKİRDE, İŞDE BİRLİK"i irdelemeye çalışalım:


DİLDE BİRLİK

TÜRK DÜNYASI'NDA ANA DİL BÜTÜNLÜĞÜ İÇİNDE DİLDE BİRLİĞİN SAĞLANMASI ÖNCELİKLİ HEDEF OLARAK ELE ALINMALI VE BU ALANDA SONUCA VARAN ÇALIŞMALAR YAPILMALIDIR.

a) Türk Dili'nin sorunları; konuşma dili, yazı dili bazında ele alınarak çözüm aranmalıdır.

b) Türk Dünyası'nda yaşayan bütün Türk Dili'nin lehçeleri "ANA DİL" bütünlüğü içinde incelenip, "ORTAK TÜRK LEHÇESİ" haline getirilmelidir.

c) Yazı Dili, Genel Alfabe ve Öz Alfabe bazında ele alınıp, genel alfabede Latince harflerin {Aslında Latin alfabesinin de aslı 26 harfli Etrüsk (Tur-Saka) alfebesidir.} , Öz Alfabe olarak da Türk harflerinin kabulü gündeme getirilmelidir. Latin harfleri ile yazılan ORTAK TÜRK ALFABESİ'nin uygulanmasına bütün Türk Dünyası'nda başlanmalıdır. Budunların geçmişleri ile olan bağları o budunların kullandıkları alfabeleri bilmekle sağlanır. Türk tarihinde 10.000 yılı aşan bir zaman içinde kullanılan "TÜRK ALFABESİ"ni de Ortak Türk Alfabesi'nin yanında ÖZ ALFABE'miz olarak öğrenip yaşatmalıyız.

d) Türk Dili'nin dünyadaki teknolojik gelişmeler sonucunda ortaya çıkan teknik terimler karşısında yetersiz kalmaması için acilen "TÜRK DÜNYASI TEKNİK TERİMLER KURULU" oluşturulmalıdır.

e) Türk Dünyası yaşamı boyunca zorunlu olmadıkça "TÜRKÇE"den başka bir dil konuşmamalıdır. Çünkü, TÜRKÇE'MİZİN SES BAYRAĞIMIZ OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR.


FİKİRDE BİRLİK

TÜRK DÜNYASI'NDA FİKİRDE BİRLİK (ÜLKÜDE BİRLİK) EN KISA ZAMANDA SAĞLANMALIDIR. Türk Dünyası'nda Fikirde Birliğin sağlanmasının temelinde: TÜRK KÜLTÜRÜ ile İNANÇ ve İDEAL yatar. Bu nedenle: TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ÖĞRENİP YAŞAMALIYIZ. Diğer bir deyişle, YAŞAM DÜSTURUMUZ HALİNE GETİRMELİYİZ. Bu da bizi, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ fikrine, özel adı ile "TÜRKÇÜLÜK" fikrine götürür. Sonuç olarak Türkçü düşünceyi öğrenip,benimsemeli ve inanç haline getirmeliyiz. TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRIP, İNCELEYEREK BİTİĞLER VERMELİYİZ. Bu bitiğlerin hazırlanmasında ilim esas alınmalıdır. Ülkümüz olan "TÜRK BİRLİĞİ"ni gerçekleştirmek için, Türk Dünyası'nda her şeyin: TÜRK İÇİN, TÜRK’E GÖRE, TÜRK TARAFINDAN yapılması bir değer yargısı olarak kabul edilmelidir.


İŞDE BİRLİK

Türk Dünyası'nda İşde Birliğin sağlanabilmesinin iki ayağı vardır: EKONOMİK AYAĞI ve POLİTİK (SİYASİ) AYAĞI.

A) EKONOMİK AYAĞI

1- BÜTÜN TÜRK DEVLET VE TOPLULUKLARININ TAM EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞINI KAZANMASI

2- TÜRK EKONOMİK İŞBİRLİĞİ OLAN "TÜRK DÜNYASI ORTAK PAZARI"NIN KURULMASI

3- DÜNYA EKONOMİSİ İLE ENTEFRASYONA GİRMEK

4- "TÜRK İKTİSAT SİSTEMİ"NİN (TÜRKÇÜ MODEL) ESASLARINI BELİRLEMEK.

B) POLİTİK AYAĞI

1- TÜRK DÜNYASI'NDA HER TÜRK BUDUNU SİYASİ BAĞIMSIZLIĞINI KAZANMALIDIR.

2- SİYASİ İŞBİRLİĞİNE GİDİLMELİDİR.

3- TÜRK TAKVİMİ BELİRLEME KURULU OLUŞTURULMALIDIR.
Dünyada yaşayan toplumlar kendi değer yargılarına uygun olarak kuracakları sistemlerle başarıya ulaşarak dünyaya buyruk olurlar. Bu değer yargılarından birisi de zamandır. Her budunun kendine özel bir zaman anlayışı, bir zaman belirlemesi vardır. Türk Budununun da 12.000 yılı aşan, bilinen tarihleri içinde bir zaman anlayışları oldukları bir gerçektir. Türkler zamanı 12 hayvanla sembolize edilen "TÜRK YİMİ", "TÜRK TAKVİMİ" ile hesaplamışlar ve devletlerinin kuruluşlarını takvim (yim) başlangıcı olarak kabul etmişlerdir. Türk Dünyası'nda da Türk zaman anlayışına uygun bir takvim belirlenerek uygulamanın gerekliliğine inanıyoruz. Çünkü, gelecek nesillere tarihimizi ancak bu şekilde doğru olarak aktarabiliriz. Bunu da belirlemek için, "TÜRK DÜNYASI ÖD (ZAMAN) BELİRLEME KURULU" kurulmalıdır.


Bu gayelere erişebilmek için Türk Dünyası gönüllüleri çalışmalarını:

A) HEDEF BELİRLEYEREK YAPMALIDIRLAR
Bu hedefleri, kısa, orta uzun vadeli hedefler olarak planlamalıyız. Bu hedeflere ulaşabilmek için,

B) PLANLI VE DİSİPLİNLİ ÇALIŞILMALIDIR.
Bu kutsal hedeflere erişebilmek için planlı hareket etmenin, hazırlanan planların bir disiplin içinde uygulanmasının ve çok kıymetli olan zamanın en iyi biçimde değerlendirilmesinin ilk koşul olduğuna inanıyoruz.

1- TÜRK DÜNYASI'NDA BİRLİK VE DAYANIŞMA SAĞLANMALIDIR.
Küreselleşen dünyada zamanı en iyi kullanabilmek için, kamu oyundan ve iletişim araçlarından en iyi şekilde yararlanarak:

a) Türk Dünyası'nda halen kanayan birer yara olan Türk Yurtlarına her türlü maddi ve manevi yardım yapılmalıdır.

b) "TÜRK ORTAK PAZARI"nın veya "TÜRK DÜNYASI EKONOMİK İŞBİRLİĞİ"nin kurulması için sonuç veren çalışmalar yapılmalıdır.

c) Türk İktisat Sistemi'nin esaslarını belirlemek için, "TÜRK DÜNYASI İKTİSAT KURULU"nun oluşturulması gereklidir.

2- DÜNYADA TÜRK DÜNYASI İLE İLGİLİ ÇEŞİTLİ ÇALIŞMALAR YAPAN KURUM VE KURULUŞLARLA İLİŞKİLER KURULMALI VE ORTAK HAREKET BİRLİĞİ SAĞLANMALIDIR.

3- TÜRK DÜNYASI İÇİN YAPILAN ÇALIŞMALARDA, TÜRK DEVLETLERİNİN , TÜRK TOPLULUKLARININ VE HER TÜRK KİŞİSİ'NİN BİR YUMRUK GİBİ KENETLENMESİ SAĞLANARAK TÜRK SOYUNDA BİRLİK ŞUURUNUN TEMELİ YENİDEN ATILMALIDIR.

4- TÜRK DÜNYASI'NIN SORUNLARINI BİR AN ÖNCE ÇÖZMEK İÇİN, TÜRK VE DÜNYA KAMUOYUNUN OLUŞTURULMASININ ŞART OLDUĞUNA İNANIYORUZ. BUNUN İÇİN KOORDİNELİ VE PLANLI ÇALIŞMALAR YAPILMALIDIR.

http://www.turan.tc/masa/kurtata.jpg

http://www.turan.tc/masa/kurt6.jpg

http://www.turan.tc/masa/kurtorman.jpg

http://www.turan.tc/masa/turkkiz.jpg

http://www.turan.tc/masa/duvarkagidi2.jpg

W-avBnp2bZw

IcyOtpvaHqs

eHu4ubdgWuA

qhlYgh363F4

Nefret,kin,intikam duygusu yerinde durdukça alevlenmez sürekli görücez duyucaz hissedicez ki o duyguları ;ağlicaz Turan için yemin edicez intikam için yemin edicez Türkün kanını akıtanı yüreklerimizi dağlayanları unutmayacağız.

3b52-uX-dzU
Tv9lFBXHlHk

Çok büyük bir lider olacağına inanıryorum Sayın Özdağın.Ona çok inanıyorum o tam bir ülkücü,tam bir milliyetçi.

garydelgadov
26-10-07, 16:21
resimler şahane kardes çok saol

LinкØѕєя
27-10-07, 00:58
Ülkücü arkadaşlarım..internette çoğu sitede yer veriliyor..Sibirya ve Kanada da yaşayan Kurtlara destek hakkında sadece birkaç tıklamak yeterli imiş gereken sayıya ulaşıldığında yönetimlerlede irtibata geçilecek.

Çeşitli arama motorlarına Wolwes Help Wolf gibi sözcükler yazdığında sitelerle karşılaşırsınız.

Belki gereksiz kılacaksınız ama yinede sizlerle paylaşmak istedim.Site linkini vermiyorum çünkü reklam olabilir..

elzem
27-10-07, 02:21
Hakkını helal et Müslüman-Türk gencine Başbuğum,
benide yazarmısın,çabana sağlık

D3cCc4L
27-10-07, 13:40
arkadaşlar çok güzel paylaşımlar yapmışınız teşekkürler


Hakkını helal et Müslüman-Türk gencine Başbuğum,
benide yazarmısın,çabana sağlık

hoş qeldin reis

suspect
01-11-07, 21:00
Degerli ülküdaslarim,

Bugünlerde bu forumda ülkücüleri, Türkiye Cumhuriyetinin daimi bekcileri olan güclü sanli ordumuzla karsi karsiya getirilmek isteniyor. Bu suclama cok agir olmakla birlikte böyle asilsiz bir iddianin polemik yaratmak amaciyla yayinlandigini düsünüyorum. Kaynagi belli olmayan bir yazi yayinlanarak ülkücüleri seriatci asker düsmani olarak gösterilmekte.
Herkes bilmeli ki ülkücüler hicbir zaman Sanli Türk Ordumuzun karsisinda degil, HERZAMAN yaninda olacagini. Sahsi menfaatler icin ülkücüleri ve yüce Türk milletinin sanli ordusuya karsi karsi getirmek isteyen sahte sahsiyetleri kinamakta, asilsiz iddialarla polemik yaratmak isteyenlerin yeri burasi olmadigini hatirlatmak isterim.

Türküz, Milliyetciyiz, hepimiz askeriz.

Ne mutlu Türküm diyene.



Saygilarimla



Yayinlanan asilsiz Haber... (http://www.kanka.net/forum/showthread.php?t=472957)

D3cCc4L
02-11-07, 09:29
Degerli ülküdaslarim,

Bugünlerde bu forumda ülkücüleri, Türkiye Cumhuriyetinin daimi bekcileri olan güclü sanli ordumuzla karsi karsiya getirilmek isteniyor. Bu suclama cok agir olmakla birlikte böyle asilsiz bir iddianin polemik yaratmak amaciyla yayinlandigini düsünüyorum. Kaynagi belli olmayan bir yazi yayinlanarak ülkücüleri seriatci asker düsmani olarak gösterilmekte.
Herkes bilmeli ki ülkücüler hicbir zaman Sanli Türk Ordumuzun karsisinda degil, HERZAMAN yaninda olacagini. Sahsi menfaatler icin ülkücüleri ve yüce Türk milletinin sanli ordusuya karsi karsi getirmek isteyen sahte sahsiyetleri kinamakta, asilsiz iddialarla polemik yaratmak isteyenlerin yeri burasi olmadigini hatirlatmak isterim.

Türküz, Milliyetciyiz, hepimiz askeriz.

Ne mutlu Türküm diyene.



Saygilarimla



Yayinlanan asilsiz Haber... (http://www.kanka.net/forum/showthread.php?t=472957)

üstümüze düşen görev bu vatanı korumak ve refaha ulaştırmak biz ülkücüler olarak adsız kahraman olmaya devam ederiz. Kimseyede kendımızı kanıtlama ihtiyacımız yok...bizi bilen bilir.

slmgl
02-11-07, 16:21
afZriyVUH-Q
8woCdzhh7_U

biliyorum belki çok durdum hocalı katliamı üzerinde ama aklıma geldikçe üzülüyorum başkalarınıda üzmek öfkelendirmek istiroyrum affedin değerli üküdaşlarım.

2.videodaki o TÜRK çocuğunun her bir damla gözyaşına kurban ederim tüm ermeni köpeklerini.

urunguşat
02-11-07, 21:35
o konu ya daha yazmamanız rica olunur..

fatalrhymer
03-11-07, 23:21
benide ekle kanka...

ѕıмgє_ßjK
04-11-07, 00:19
Ve yıl 1997...
Tarih 4 Nisan...
Karlar altında ağlayan milyonlarca insan...


işte sözün bittiği yer


ekle

satisfacti10
05-11-07, 13:07
Arkadaşlar Fan Clubda Bazı Mesajlar Silinmiş oLmalı Dün 64. sayfada iken bugun 63. sayfaya düşmüşüz bu ne iş anlamadım en azından modlar sildikleri mesajın gerekcesini yazmalı!!

işini bilen ve forumu tanıyan bir üye mesajların altına bakarak modun düzenlediği postları ve modun mesajını okuma kapasitesine sahiptir.. gerekçesini yazmadığımı nerden çıkardıysan artık... açığımı arıyosun uzun zamandır ama boşuna bekliyorsun benden söylemesi.... ayrıca her sildiğim mesajın hesabını vermek zorunda değilim bunu sadece üstlerime bildiririm, sildiğim mesaj küfür ve hakaret içerikliyse bunu herkesin bilmesine ve başka üyeleri küçük düşürmeye gerek yoktur..!



benden kaynaklanıyo galiba flood yapmışım onuda tek başlık altında toplamışlar özür diliyorum

aynen öyle arkadaşım.. mesajlarını düzenledim sadece.. paylaşımların çok güzel..

D3cCc4L
05-11-07, 15:05
işini bilen ve forumu tanıyan bir üye mesajların altına bakarak modun düzenlediği postları ve modun mesajını okuma kapasitesine sahiptir.. gerekçesini yazmadığımı nerden çıkardıysan artık... açığımı arıyosun uzun zamandır ama boşuna bekliyorsun benden söylemesi.... ayrıca her sildiğim mesajın hesabını vermek zorunda değilim bunu sadece üstlerime bildiririm, sildiğim mesaj küfür ve hakaret içerikliyse bunu herkesin bilmesine ve başka üyeleri küçük düşürmeye gerek yoktur..!







iyi bir modunda görevi yaptıgı herşeyi bildirmektir herkesın kendılıgınden ogrenme gıbı luksu olmayabılır snn ısın bu ve ısını yap..!

satisfacti10
05-11-07, 15:23
iyi bir modunda görevi yaptıgı herşeyi bildirmektir herkesın kendılıgınden ogrenme gıbı luksu olmayabılır snn ısın bu ve ısını yap..!

iyi bir mod olduğumu söylemedim ben! iyi olmak gibi bir amacım yok,sadece işimi yapıyorum!
sen önce üslubunu düzelt ve bana işimi asla öğretme tamam mı..! emir cümlesi duymaya tahammül edemem,bunu daha öncede söylemiştim sana, sabrımı deneme benim! bir işi alt değil üst kademe öğretir ve benim yanlışımı söylemek isteyen herkes admin dahi olsa pm atar!! açığımı arayan da gider bazıları gibi konu açar! nitekim haklı olduğum konuda belirtilmiş zaten..sildiğim her masajı sana belirtmek zorunda değilim ben,ki orda mesaj silmedim floodları birleştirdim ve altına not düştüm, adminimiz konu inceliyip bana pm ile hatam olmadığını da bildirdi..! her türlü yardımı ve uyarıyı dinlerim ama ukalalığa tahammül edemem bunu bilesin D3cCc4L bey..! senin yaptıklarının ardı arkası kesilmiyor bu kaç oldu!.. hak yerini bulur elbet...

wild wolf
05-11-07, 17:31
benide ekleyin:)

suspect
06-11-07, 14:21
http://www.mhp.org.tr/images/bsackbs3.gif


Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin

TBMM Grup Toplantısı Konuşma Metni

6 Kasım 2007



Muhterem Milletvekilleri,

Basınımızın Kıymetli Mensupları

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum,

Türkiye’mizin içine sürüklenmek istendiği terör destekli bölünme senaryolarının hız kazandığı son zamanlarda, vatandaşlarımızın ve Mehmetçiklerimizin hayatlarını kaybettikleri vahim gelişmeler hepinizin malumudur.

Bu kapsamda, 22 Ekim 2007 tarihinde, bir çatışmadan sonra teröristler tarafından alıkonulan sekiz askerimizin vatan görevlerine geri dönüşlerinden duyduğum buruk memnuniyeti ifade etmek istiyorum.

Askerlerimizin serbest bırakılması sürecinde yaşanan vahim manzaralar bölücü terör örgütünün kendisini meşru kılabilmek için yeni bir propaganda dönemini başlatmak istediğinin açık bir işaretidir.

Oynanan senaryo ve olayın aktörleri ortaya çıkmıştır. PKK militanları, Türkiye’den bölücü temsilciler, Amerikalı askerler, Irak Hükümeti ve aşiret reislerinden oluşan bir sevk zinciri, terörizmin ve bölücülüğün kimler tarafından himaye edilip yönetildiğini itiraza yer bırakmayacak şekilde göstermiştir.

Terör örgütünün yuvalarını bilmediklerini ısrarla söyleyen ABD’li yetkililer ile “bulmak imkânsız” diyerek yaygara kopartan aşiret reislerinin niyetleri bu hadise ile tüm gerçekliğiyle anlaşılmış bulunmaktadır.

Genişletilmiş Irak’a Komşu Ülkeler Konferansında, Irak Başbakanı tarafından sunulan öneri paketinde yer alan; PKK mensubu olduğundan şüphe duyulan herkesin tutuklanması ve sorgulanmasına yönelik vaadinin hemen akabinde, askerlerimizi bırakan teröristlerin neden tutuklanmadığı da ayrıca sorgulanması gereken bir konudur.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün “Askerlerin bırakılması nedeniyle Irak hükümetinin çabalarını alkışlıyoruz” ifadelerinin de ikiyüzlü bir yaklaşım olduğunu buradan belirtmek istiyorum.

Olayı daha da vahim hale getiren ise senaryoya, TBMM’nde temsil edilen bir partinin üç milletvekilinin de başrolde katılmış olmasıdır. Yol kenarına konmuş ve üzerinde PKK paçavrası ile İmralı canisinin resmi bulunan bir masada, sözde teslim belgeleri imzalanmaya yeltenen bu güruhun maksadı tam bir ihanet örneğidir.

Bu olayın bütün ayrıntıları ile ortaya çıkarılması hükümetin görevidir. Türkiye, bu şahıslar hakkında hükümetin tutumunu ve adaletin vereceği kararı merakla beklemektedir.

Değerli Arkadaşlarım,

Özellikle son aylar içinde ardı ardına gelen kanlı eylemlerin, milletimizde uyandırdığı infialin devam ettiği, al bayrağımızın yurdumuzun her köşesinde, vatandaşlarımızın ellerinde yükseldiği bir dönemi yaşıyoruz.

Tepkilerin sona ermesi ve gönüllerin huzur bulması, ancak hükümetin almış olduğu kararları etkinlikle uygulaması ve teröre beklenen cevabı vermesi ile mümkün olacaktır.

Hükümet, verilecek karşılık ve alınacak acil tedbirler için yavaş davranmakta, tüm dünyayı ikna etmek gibi gereğinden fazla bir kaygı ile zaman kaybetmektedir.

Elbette uluslararası camianın desteğinin, sorunların çözümünde en önemli unsur olması çağımızın bir gerçeğidir. Ancak, sıcak bir müdahaleyi gerektirecek olan bu aşamaya kadar, gerekli ikna ve destek alınmış olmalı, Türkiye bir harekât için diplomasinin gereklerini önceden yapmış olmalıydı.

Oysa hükümetin geçmiş yıllarda yapması gerekenleri, birkaç aya sığdırmak üzere yoğun bir girişim başlatmış olduğu görülmektedir.

Bu sıkışık süre içinde sonuç alınması elbette hepimizin dileğidir. Ancak bu konuda, her gün şehit cenazeleri kaldıran aziz milletimizin bekleyecek sabrı kalmamıştır.

Bugün itibariyle, Irak’tan ülkemize sızarak, Şırnak’ın Beytüşşebap Kırsalında kurşunlanan aziz vatandaşlarımıza yönelik katliamın üzerinden tam 37 gün geçmiştir.

Şırnak’ta 13 askerimizin şahadeti ile sonuçlanan saldırının üzerinden 29 gün, Hakkari'nin Yüksekova İlçesi kırsalında 12 Mehmetçiğimizin şahadetinin üzerinden ise tam 15 uzun gün geçmiş bulunmaktadır.

Yaşanan bu toplu kayıplar, aziz milletimizin sabrını taşırmış, teröre bir son verilmesi, teröristlerin saklandıkları inlerinde bir an önce imha edilmesi için milli bir kararlılığa vesile olmuştur.

Nitekim, milletimizin beklentisine cevaben, artık meşru ve haklı hale gelmiş bulunan sınır ötesi operasyon için Türkiye Büyük Millet Meclisi süratle karar almış ve hükümete gereği için yetki vermiştir. Tezkere kararının üzerinden ise tam 19 gün geçmiş bulunmaktadır.

Aradan geçen bu sürede, hükümetin teröre karşı acil tedbirler alması ve müdahalede bulunması için isteksizlik gösterdiğine yönelik olumsuz kanaatler kamuoyuna yerleşmeye başlamıştır.

Bu, milletimizin, hükümetine ve devletine olan güvenini sarsacak ve toplumu kontrol dışı ve münferiden tepki vermesine yöneltecek tehlikeli bir sürecin önümüzde bulunduğunu göstermektedir. Ortaya çıkan bu tehlikenin kaynağı, konuya hazırlıksız yakalanan hükümetin ihmallerinde aranmalıdır.

Değerli Arkadaşlarım,

Önümüzdeki günler, hükümetin, yıllardır göz ardı ettiği bölücülük ve bölücü terör konusunda, kalıcı bir karar gerektiren, keskin bir yol ayrımına yaklaştığını göstermektedir.

Sayın Başbakan’ın, bundan tam 29 gün önce, teröre müdahale için bir milat ilan ettiği toplantı nihayet dün gerçekleşmiştir. ABD Başkanı ile Sayın Başbakan ve heyeti umutla beklenen görüşmeyi gerçekleştirmiş bulunmaktadır.

Türkiye'nin terörle haklı mücadelesinde yanında yer almaktan kaçınan ve tezkere sonrasında Türkiye'ye "Bize üç gün süre verin" diyerek zaman kazanan Beyaz Saray yönetimi ile yapılan görüşmenin somut neticeleri elbette birkaç gün içinde anlaşılacaktır.

Ancak görülmektedir ki, Türkiye’nin milli güvenliği konusunda atması gereken adımlar için Bush’un onayını almak amacıyla Washington’a giden Başbakan, aradığını bulamamış, içi boş güvenceler ve etkisiz bazı adımlar atılacağı vaatleriyle geri dönmek zorunda kalmıştır.

ABD’nin Türkiye’ye böyle bir muameleyi reva görmesinden ve Başbakan’ın Türk milletini böyle bir duruma düşürmesinden büyük bir esef ve infial duyduğumuzu belirtmek istiyorum.

Bu görüşme müttefikimiz ABD için Kuzey Irak’taki bir avuç Peşmergenin istikrarının, Türkiye’nin güvenliğinden ve toprak bütünlüğünden daha önemli ve öncelikli olduğunu göstermiştir.

Türkiye’nin beka sorunu, ABD’nin bölgedeki küçük hesaplarına feda edilmiş başkan Bush Türkiye’yi yaralama pahasına teröristleri himaye eden Barzani’yi koruma yolunu seçmiştir.

Dün akşam Beyaz Saray’da yapılan görüşme sonrasında oval ofiste iki liderin yaptığı açıklamada;

*PKK’nın tasfiyesi,
*Türkiye’nin Kuzey Irak’a sınırötesi askeri harekatı,
*PKK’ya karşı Türkiye ve Amerikanın etkili sonuç verebilecek çapta ortak operasyonu,
*Kuzey Irak’taki PKK kamplarının dağıtılması,
*Lider kadrolarının yakalanarak Türkiye’ye iadesi,
*Lojistik desteğinin kesilmesi,
*Mahmur kampı ve
*Kandil dağı yoktur.

Bunun yerine iki lider havanda su dövmüş ve bazı tali konularda ortak hareket görüntüsü vermek için özel çaba sarfetmiştir.

Türkiye için bıçağın kemiğe dayandığı ve sözün bittiği yerde iki lider; Terörle mücadelede istihbarat değişimi, diplomasi, siyasi ve askeri düzeylerde ortak çalışmaların devamı ve bu amaçla askeri makamlar arasında yeni bir üçlü bir mekanizma kurulmasıyla sınırlı bir mutabakata varmışlardır.

Başbakan Erdoğan’ın Beyaz Saray’da Başkan Bush’la yaptığı ortak açıklama, Beyaz Saray görüşmesi öncesi başkan Bush’tan acil ve somut adımlar atılmasını isteyeceğini açıklayan Başbakanın, aradığını bulamadığını göstermiştir.

ABD Başkanı’nın PKK’yı Türkiye’nin, ABD’nin ve Irak’ın ortak düşmanı olduğunu söylemesiyle, iki müttefik ülke arasında esasen yapılması gereken istihbarat değişimi ve ipe un sermek amacıyla yeni bir mekanizma kurulmasıyla yetinmiştir.

Bütün bunlar içi boş temenniler ve soyut niyet beyanları olmaktan öte bir anlam ifade etmemektedir.

Daha önce denenmiş ve başarısız olduğu kısa zamanda anlaşılmış mekanizmalara Terörle Mücadele Ortak Platformu adı altında bir yenisinin daha eklenmesi, Başbakan Erdoğan’ın, terörle mücadele anlayışının ibret verici bir göstergesi olmuştur.

Sonuç itibariyle Başbakan Erdoğan’ın Bush’la yaptığı görüşmede dağ fare doğurmuş, netice Türkiye için her manada bir hüsran ve hezimet olmuştur.

Karşımızdaki tablo çok ciddi ve endişe vericidir: Türkiye’nin milli güvenliğini ve birliğini ilgilendiren böylesine hayati bir konuda çok hazin bir orta oyunu oynanmaktadır.

Herkes zaman kazanmaya Türkiye’yi etkili tedbirler almaktan caydırmaya ve oyalamaya çalışmaktadır. ABD topu Irak Merkezi hükümetine, Bağdat’ta Barzani’ye atarak karşılıklı paslaşmaktadır.

Görünen odur ki, ABD, Irak merkezi yönetimi, Barzani, PKK teröristleri ve bölge ülkeleri, sınır bölgesinde ağır kış şartlarının hüküm sürmesi için gün saymaktadır.

Bu arada PKK militanları Kuzey Irak’taki inlerine çekilme sürecini tamamlayacak, kış şartları nedeniyle PKK saldırıları duracak ve uluslararası camia Türkiye’nin sınırötesi askeri harekatını haklı ve meşru kılacak şartların ortadan kalktığını söyleyerek Türkiye’nin elini ve kolunu iyice bağlayacaktır.

Kuzey Irak’taki PKK unsurları rahat bir nefes alacak, yeniden mevzilenerek Türkiye’ye kanlı eylemler için ilkbaharı bekleyeceklerdir.

AKP hükümetinin böyle bir hesabın ve oyunun tarafı ve aleti olmayı kabul etmesiyle her yıl oynanan senaryo bir kere daha sahnelenecek, sınırötesi operasyon gündemden düşecek, PKK, Barzani, ABD ve AKP hükümeti zaman kazanacak ve Türkiye Kuzey Irak’taki PKK tehdidi karşısında bir kere daha sessiz ve tepkisiz kalacaktır.

TBMM’nin onayladığı 17 Ekim tezkeresi ise, kullanılmaması önceden planlanan “sanal ve sahte” bir tezkere olarak hatırlanacaktır.

Değerli Milletvekilleri,

Bugün milletimiz genç yaşlı, kadın erkek, her yöreden olmak üzere ayağa kalkmıştır. Hükümetin bölücülük ve terörle mücadele için atacağı adımları beklemekte ve desteklemektedir. Böylesi bir durum, hamle yapmak için niyeti olan bir hükümet için bulunmaz bir fırsattır.

Sayın Başbakan’ın ABD görüşmelerinde, ülkemizde uyanan toplumsal heyecan ve öfkeyi çok güçlü ve etkili bir müzakere desteği olarak kullanmış olması dileğimizdir. Bunu yapmış ise zaten haklı ve meşru olan terörle mücadelede cesaret kazanacak ve bu konuda önünde artık hiçbir engel kalmayacaktır. Ortaya çıkan manzara bu gücü kullanmaktan çok uzak olduğunu göstermektedir.

Aslında, Sayın Başbakanın kamuoyunun beklentisini ve Türkiye’nin mücadelesini, ABD Başkanı ile yapılacak görüşmeye bağlaması ve indirgemesi en büyük hata olarak görülmelidir.

Bu görüşmeden sonra ne cevap alınmış olunursa olunsun, hükümetin tezkere ile kendisine verilen yetki çerçevesinde, terörle mücadele ve sınır ötesi operasyon için artık mazereti ve bahanesi kalmamıştır.

Sayın Başbakan’ın da ifade ettiği gibi inceldiği yerden kopartarak, yalnız başımıza bile olsa sınır ötesi operasyon ve caydırıcı tedbirler için harekete geçilmelidir.

Ülkemizde son haftalarda devlet, Meclis ve hükümet nezdinde üst düzeyde yapılan toplantılarda alınan kararlar, bir sonuca ulaştırılarak derhal uygulanmalı, caydırıcı, kesin sonuç alıcı tedbirler acilen yürürlüğe girmelidir.

Türkiye, PKK bürolarının kapatılması ile asla yetinemeyeceği, istihbarat işbirliğini yeterli bulamayacağı bir dönemi yaşamaktadır. Yapay, etkisiz ve oyalamaya yönelik jestlerle tatmin olunmamalıdır.

Son zamanlarda ortaya çıkan ve işbirliğinin de ötesinde bir ortak operasyon çağrısı ise Türkiye için onur kırıcı ve elini zayıflatıcı bir tedbir olarak görülmelidir. Türkiye kendi güvenliğine musallat olan teröristlere yönelik bir operasyon için yeterli güce, inanca, tecrübeye ve orduya sahiptir.

Terör yuvalarına yönelik olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapacağı bir sınır ötesi operasyon için, Mehmetçiğimize refakat edecek bir güce asla ihtiyaç yoktur.

Bu tür bir teklif, ancak ordumuzun harekâtına yönelik bir güvensizliğin, denetim ve kontrol altına almak maksatlı bir niyetin işareti sayılmalıdır.

Bu teklifin kabulü halinde, yarın Türkiye içindeki terör eylemlerinde de Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte yabancı bir güçle ortak operasyon önerisinin gelmesi tehlikesi hesaba katılmalıdır.

Bugün gelinen aşamada, maruz kaldığımız tehdit ve tehlike günü birlik ve geçici tedbirlerle geçiştirilmeyecek kadar büyük ve hayati derecede önemlidir.

Artık, yıllardır ülkemize musallat olan bu beladan kurtulmanın zamanı gelmiştir. Tek çözüm, PKK terör örgütünün tam olarak yok edilmesi veya ele geçirilmesidir.

Türkiye geçmişte, bölücülük ve bölücü terörle mücadelede cılız girişimler, basit ve etkisiz tedbirlerle yetinerek bu güne kadar gelmiştir. Bu açıdan bir sonraki baharda yeniden ortaya çıkmasını kökünden önlemek ve terör yuvalarını Irak’tan çıkarmak için her yöntem kullanılmalıdır.

Bugün Türkiye, terörle ve bölücülükle mücadele noktasında çok önemli ve kritik bir kavşağa gelmiş bulunmaktadır. Şayet bu aşamadan sonra da terör ortadan kaldırılamaz ise bölücülüğün ve terörün önlenemeyecek boyutlarda bir yükselişe geçmesi ve tam bir cesaret bulması karşımızdaki en büyük tehlikedir.

Tedbirlerin sonuç vermemesi halinde Türkiye içte ve dışta büyük bir itibar ve güç kaybedecek; milletimizin devletine, ordusuna ve milli değerlerine olan inancı derinden sarsılacaktır.

Bugün karar alamaz hale gelmenin tetikleyeceği böylesi bir tehlikeli netice, terörün verdiği aktif zarardan çok daha büyük bir zararı davet edecektir.

Bu ataletin sürmesi halinde bunun bedeli yakın gelecekte, kardeş kavgasına sürüklenme, ayrışma ve bölünme olarak Türkiye’nin karşısına çıkaracaktır.

Bu nedenle, hükümet, bugün oluşan toplumsal destekten yararlanmanın yollarını aramalıdır. Bugün bu kuvvetten yararlanılamaz ise Türkiye bir daha bu kadar büyük kamuoyu desteğini arkasında bulamama ihtimali ile karşı karşıya kalabilecektir. Mutlaka şimdi ve kesin bir sonuç alınmalıdır.

Türkiye, Irak’tan kaynaklı terör saldırıları karşısında tamamen haklı olduğu mücadele konusunda yapılan yanlışların bedelini ödemekle yüz yüze gelmiştir.

ABD’nin bugüne kadar sergilediği tutum çok ciddi bir endişe kaynağıdır. Irak’taki askeri gücüne ve kontrolüne rağmen ABD bu konuda somut bir adım atmakta isteksizdir. Son ABD ziyareti de bunu göstermiştir.

Kuzey Irak reislerinin PKK terör kartını Türkiye’ye karşı bir şantaj aracı olarak kullanmak ve Kuzey Irak modelini Türkiye’de uygulatmak istedikleri artık bilinmektedir.

ABD’nin askeri gücü ve siyasi himayesinden cesaret alan Barzani her gün Türkiye’ye karşı husumetini açıklamakta ve Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye düşürmekle tehdit etmektedir. Bu yolla, terörün ve bölücülüğün siyasi sözcülüğünü ve hamiliğini yaparak, kendisine pozisyon elde etmiş ve bölgede etkin olmak istemiştir.

Özellikle son zamanlarda Irak’ın kuzeyindeki oluşumun adı açıkça ve her ortamda telaffuz edilmeye başlanmıştır. Kürdistan ifadesi ABD dışişleri bakanının beyanından sonra şimdi de Papa’nın Pazar ayinine kadar girmiş, karşımızdaki sorun ve tehlikenin adı her platformda seslendirilmeye başlanmıştır.

Hükümet, terörün son derece azdığı bu aşamada bile Türkiye’nin haklılığını anlatmakta zorluk çekmekte, tutarsız ve birbiriyle çelişen beyanlarla ciddiyetimizin sorgulanmasına neden olmaktadır.

Bugün gerek Peşmerge reisleri ile yaşanan gerilim, gerekse de ABD ile yaşanan gelişmeler, hükümetin seviyesini bir türlü ayarlayamadığı hatalı diplomatik ilişkilerin sonucudur.

Nitekim hala “artık bizi anlayın” diyerek başkalarından haklılık dilenmek, muhataplarını insafa davet etmek yanlışı sürmektedir. Her görüşmede yeni bir plan Türkiye’nin önüne dayatılmaktadır. Bu da hükümetin tezlerimizi savunmada yetersiz kalışının bir işareti olarak yorumlanmalıdır.

Hükümetin sınır ötesi bir operasyon için tüm dünyayı ısrarla ikna çabası, ülkemizin arkasında diplomatik bir yığınağın oluşturulmasından ziyade, haklı ve meşru bir harekâtı sorgulatacak yaygın bir tereddüttün doğmasına neden olmaktadır.

Diplomaside söylediklerinizi destekleyecek hareket imkânına sahip değilseniz, sözlerinizin muhatabında bir yankı bulması ve etki uyandırması söz konusu olmayacaktır. Şu ana kadar elinde tezkere kararından başka hiçbir yaptırımı olmayan Türkiye’nin yalnızca söze dayalı önlemlerle sonuç alması mümkün değildir.

Değerli Arkadaşlarım,

Bilindiği gibi, Irak’ın yaşayacağı iç sorunlar, komşu ülkeleri doğrudan etkileyecek gelişmelere açıktır. Bu açıdan hükümetin komşu ülkelerde mutabakat arama çabası gecikmiş, ancak gerekli bir girişimdir.

Bölgede mevcudiyeti olan her ülke ile görüşerek Türkiye’nin haklı davasının anlatılması ve mutlaka ikna edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda Suriye ve İran ile yapılan görüşme ve ilişkileri önemsiyor ve destekliyoruz.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da yapılan Genişletilmiş Irak'a Komşu Ülkeler Dışişleri Bakanları Toplantısı, terörle mücadele arayışı içindeki dönemde zamanlama açısından bir şans olarak görülmelidir.

Ancak toplantıdan haklı mücadelemize açık destek yerine cılız beyanların hükümeti memnun ettiği görülmektedir. Toplantıdan çıkan netice “malumun ilamı”ndan başka bir yenilik getirmemiştir.

Oysa bize göre, sonuç bildirgesinde “Irak’ın içişlerine karışılmamasına yönelik vurgunun Amerika’yı kastetmediği düşünülürse, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonunu önlemeye yönelik bir uyarı olarak görülmesi gerekmektedir.

Yine bu toplantıda dile getirilen Irak’ın çözüm sürecine aktif katımı için Birleşmiş Milletlerin devreye girmesi konusu dikkat edilmesi gereken bir husustur. Bu gelişme, ileride sınırımıza bir tampon bölge tehlikesi ile dönme ihtimalini ihtiva etmektedir.

Böylesi bir sonuç Türkiye ile Irak arasındaki irtibatın kesilerek özellikle Türkmenlerin Türkiye’den tecridine neden olacak, ileride ülkemiz içindeki muhtemel terörist eylemler için bir müdahale noktası olarak kullanılmak istenebilecektir.

Bu itibarla Türkiye’nin önüne her konan teklifin uzun vadeli perspektifle incelenmesi, ülkemizin geleceği açısından analiz edilmesi önemlidir.

Değerli Arkadaşlarım,

Özellikle son aylar içinde şiddetini artıran terör eylemleri ile bu eylemleri basamak yaparak yükselişe geçen bölücülüğün ulaştığı vahim gelişmeler, milletimizin gözü önünde cereyan etmektedir.

Bir taraftan Irak’ın kuzeyinde yuvalanan ve bu bölgeyi yerel destek ve himayeden yararlanarak Türkiye’ye karşı üs bölgesi olarak kullanan terör örgütünün kanlı eylemleri ve cinayetleri vardır.

Diğer yanda ise yurt içinde yuvalanarak siyasal imtiyazlar elde etmiş bölücü odakların artık dile getirmekten kaçınmadıkları bölünme ve parçalanma senaryoları ve tehditleri bulunmaktadır.

Türkiye üzerinde haince hesapları ve emelleri olan bütün ihtirasların ve bölücü heveslerin silahlı bölücülüğün açtığı yolda, bugün tam bir seferberlik içinde tahriklerini tırmandırdıkları görülmektedir.

Hükümet yıllardan beri bölücülüğün silahlı boyutu ile oyalanırken, siyasal uzantıları ise yıkma ve parçalama projelerinde diledikleri hıyaneti sergilemekten kaçınmamışlardır.

Bu tahriklerin sürmesi ve bu gidişatı durduracak etkili tedbirlerin alınmamasının Türkiye’ye faturası çok ağır olacak; muhtemelen ve maalesef karşımıza bir bölünme felaketi olarak çıkacaktır.

Ciddi, köklü ve kalıcı tedbirlerin alınmaması halinde beka düzeyinde bir sorun olarak karşımıza çıkacak olan bu vahim gelişmelerin kontrolü, ne yazık ki hükümetin elinden çıkmış görünmektedir.

Yıllardan beri, hiçbir gelişmeye müdahil olamayan iktidar zihniyeti, ABD makamları ile iyi geçinme adına gelişmeleri kendi akışına bırakmıştır.

Hükümetin sevdası haline gelen Avrupa Birliği’nin de “Güneydoğu Sorunu” ve Türkiye’de “yeni azınlıklar yaratmak” mülahazası ile ortaya çıkması, ayrışma ve bölünme projelerinin desteğini büyütmüş, terör ve bölücülük iki koldan himaye görerek bugüne gelinmiştir.

Yanlış ve tavize dayalı politikalardan cüret kazanan dışta Irak’lı aşiret reisleri ve içte siyasal bölücüler, bir süreden beri Türkiye üzerinde sürdürdükleri şantaj ve tehdidin boyutlarını artırmış ve bunu açıkça beyan etmeye başlamışlardır.

Nitekim adı siyasi parti olan bir ihanet merkezinin Diyarbakır’daki toplantısında, İmralı canisi övgülerle kutsanmış, özerk bir başkent talebi ile hıyanet, milli tarihimizde görülmemiş boyutlara ulaşmıştır.

Federasyon çağrılarının ve özerklik beyanlarının açıkça yapıldığı bu ortamda ihanet merkezleri, kendilerince yörelere ayırdıkları ülkemizde, ayrı bayrak, renk ve marş önerebilecek kadar zıvanadan çıkmışlardır.

Milli devlet, üniter yapı ve milli kimliği parçalamaya yönelik bu hain projenin, AKP’nin Anayasa tartışmalarını başlatmış olduğu bir döneme rastlamış olması ayrıca dikkat çekicidir.

Türkiye’nin karşısına çıkan bu kara tablo dünden bugüne oluşmamıştır. Kriz ortamının şartları sinsi ve planlı bir biçimde hazırlanmış ve Türkiye bu noktaya hükümetin gafleti ile adım adım getirilmiştir.

Türkiye’nin güvenliğini, milli birliğini ve bütünlüğünü hedef alan husumet cephesinin, hayata geçirmeye çalıştığı alçak senaryo karşısında Türkiye’nin hareketsiz kalması mümkün değildir.

Türk milletinin, bölücülüğün cezalandırılmasına yönelik acil beklentileri hala cevap bulmamış, öfke ve heyecan haklı olarak yatışmamıştır. Milletimiz, geleceğimize kastetmek isteyen iç ve dış merkezli şer ittifaklarına ve ihanet odaklarına hak ettikleri karşılığı verme zamanının geldiğine inanmaktadır.

Bilinmelidir ki, bu aziz vatan hepimizindir. Aynı kader gemisinin yolcuları olarak Türkiye’mizin bir kaos ortamına sürüklenmesini önlemek, hepimiz için tarihi bir görevdir.

Herkes üstüne düşen sorumluluğu basit siyasi hesapları bir kenara bırakarak yerine getirmelidir. Aksi halde yarın üzerinde siyaset yapılacak bir ülke ve uygun bir zemin de bulunmayacaktır.

Bu amaçla Milliyetçi Hareket, bütün kesimleri milli hassasiyetlerimiz konusunda çok dikkatli düşünmeye davet etmektedir. Bunu herkes çok iyi değerlendirmeli ve azami basiret ve sorumluluk duygusuyla hareket etmelidir. Aksi halde yarın çok geç olacaktır.

Gelişmeler ne şekilde cereyan ederse etsin bilinmelidir ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmesine, ortak değerlere dayanan milli birliğimizin tahrip edilmesine hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Bundan kimse şüphe duymamalıdır.

Huzurunuzda bu vesile ile bir kez daha Milliyetçi Hareketin kararlılığını vurgulamak istiyorum. Son sözümüz şudur: Verilecek toprağımız, çizilecek sınırımız, kaybedilecek insanımız ve terk edilecek ilimiz yoktur.

Değerli Arkadaşlarım,

Konuşmama burada son verirken, önümüzdeki hafta sonu başlayacak olan 10 Kasım Atatürk’ü anma haftası münasebetiyle, Milli mücadelenin kahraman önderi, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmet, minnet ve en derin şükran duygularım bir kez daha anıyorum.

Vefatından 69 yıl sonra bile milletimiz için bir yüksek değer olmayı sürdüren ve muhteşem bir mücadele yöntemi ile hepimize örnek olan Atatürk’ün ortaya çıkış şartları, bugün benzer yönleriyle de belirginleşmeye başlamıştır.

O’nun, bağımsızlığımızın sağlanması ve sürdürülmesi, milli bir tarih şuuru oluşturulması, milli dilimize sahip çıkılması, milletimizin çağdaş uygarlığın üzerine yükseltilmesi, birlik ve beraberliğin tesisi için verdiği mücadelelerin gerekçeleri bugün de yeni şekilleri ile maalesef karşımızdadır.

Her şeye rağmen, Büyük Türk Milleti, onun emaneti olan ve benim en büyük eserim dediği Cumhuriyetinin birliği, bütünlüğü ve bekasına yönelecek tehditleri bertaraf edecek güçtedir.

Hepinize en içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum.


Dr. Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket Partisi
Genel Başkanı

satisfacti10
08-11-07, 16:37
gekresiz mesajlar silindi..
tartışmanın uzaması halinde kesinlikle ceza verilecektir!

D3cCc4L
08-11-07, 17:21
gekresiz mesajlar silindi..
tartışmanın uzaması halinde kesinlikle ceza verilecektir!

:D:D Eyvallah!

suspect
11-11-07, 21:25
http://img67.yukle.tc/images/48075218115_67f2abdb1193928930_m.jpg


Türkiye,Kuzey Irak'taki teröristlerle uğraşırken Avrupa'dakiler de boş durmuyor.

Güney Almanya'nın Heilbronn şehrinde bölücü örgüt pankartlarıyla eylem yapan teröristler tek başına karşılarında duran Türk Annesini görünce adeta şoke oldular.
İşte bir eliyle Ay-Yıldız Türk Bayrağını sallarken diğer eliyle Bozkurt işareti yapan Türk annesinin resmi..işte sözün bittiği yer..
alıntıdır...







Türk Asena annemin ellerinden öperim.

Helal olsun. Ama tepki göstermeyenleri suçlamamak lazım. Geçen hafta Avrupanın birçok kentinde Vatansızlara karşı yürüyüşler olmuştur. Fakat Polis herzaman ki gibi Türklere saldirmistir ve "devre disi" birakmistir.

Avrupadaki Bozkurtlar ve Asenalara selam olsun. 66


Ne mutlu Türküm diyene...


Saygilarimla

D3cCc4L
12-11-07, 13:36
suspect paylasımın cok guzel gercekten gogsum kabardı sonlara dogu 66 yazmıssın yoksa sendemı yozgatlısın:DD

ѕıмgє_ßjK
13-11-07, 20:28
benide ekleyin arkadaşlar bende samsun ülkü ocaklarından simge :D

D3cCc4L
14-11-07, 15:38
suspect kardesım beklerız



benide ekleyin arkadaşlar bende samsun ülkü ocaklarından simge :D

hoş geldin Simge eklenDin..

ѕıмgє_ßjK
14-11-07, 17:37
izmirli ülkücü bir semih biliyorum yoksa suspect o mu??:D

eklendim 129 olduk onun dışında..

txX8q1SoEmc

izleyin arkadaşlar suspectînki gibi buda ama çok güzel :D

satisfacti10
14-11-07, 20:12
gereksiz ve haberler&siyaset meydanı bölümünde olan mesajlar silinmiştir..!
bu konuda onlarca uyarım bulunmakta, tekrarı halinde mesajlar haber vermeksizin silinecektir...

D3cCc4L
14-11-07, 20:16
izmirli ülkücü bir semih biliyorum yoksa suspect o mu??:D

eklendim 129 olduk onun dışında..

txX8q1SoEmc

izleyin arkadaşlar suspectînki gibi buda ama çok güzel :D

gelmenle beraber paylaşımların başladı Ülküdaşım cok saol paylaşımlarının devamını dilerim Başarılar..

suspect
15-11-07, 17:11
http://resimler.haberler.com/haber/565/mhp-genel-baskani-devlet-bahceli-sinir-otesi-icin_o.jpg


Değerli Ülküdaşlarım,

Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli nin katılacağı MHP nin İzmir Mİtingi 9 Aralık 2007 Pazar günü Gündoğdu Meydanında olacak.

Tüm Ülküdaşlarımızı, MHP lileri meydana bekleriz.

Artık Harekete geçmek lazım.


Saygılarımla.

garydelgadov
16-11-07, 15:46
evet 66ncı sayfadayız usta bizim sayfadayız
bende izmirliyimde yozgatta yaşıyorum izmir/bergama
orda olmak isterdim şimdi

satisfacti10
16-11-07, 16:15
evet 66ncı sayfadayız usta bizim sayfadayız
bende izmirliyimde yozgatta yaşıyorum izmir/bergama
orda olmak isterdim şimdi

üzgünüm kanka 66.sayfada değiliz artık;)

gereksiz mesajlar silindi ve floodlar birleştirildi...
lütfen kurallara uygun olarak paylaşım yapınız..flood yapmamaya özen gösteriniz..

ѕıмgє_ßjK
16-11-07, 17:03
MİLLİYETÇİLİK
Her sey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir.

ÜLKÜCÜLÜK
Türk milletini en ileri, en medeni, en kuvvetli bir varlık haline getirme ülküsüdür.

AHLAKÇILIK
Türk milletinin ruhuna, örf ve adetlerine uygun yüksek varlığını korumayı ve geliştirmeyi ön gören esaslara dayanır.

ÍLÍMCİLİK
Olayları ve varlığı ön yargılardan ve art düşüncelerden sıyırarak ilim mentalitesi ile incelemek ve girişilecek her çesit faaliyette ilmi önder yapmak prensibidir.

TOPLUMCULUK
Her çesit faalietin toplumun yararına olacak şekilde yürütülmesi görüsüdür. İçtimai ve iktisadi olmak üzere iki ayrı bölüme kapsamaktadır. Iktisadi görüş olarak mülkiyeti esas kabul eder, fakat mülkiyetin millet zararına kötüye kullanılmasına karşı olan bir görüsü belirtir. Karma ekonomiyi ve ana stratejik iktisadi faaliyetlerin devlet kontrolunda bulunmasını öngörür. Sosyal görüş olarak sosyal adalet düzeni, firsat eşitliği, sosyal güvenlik ve sosyal yardımlaşma teşkilatı kurulmasını kabul eder.

KÖYCÜLÜK
Köyleri tarım kentleri haline birleştirerek kalkındırmayı öngörür. Köylünün tefecilerin elinden kurtarılması ve ihtiyacı olan kredi ve diğer yardımların sağlanması için kooperatifleşmeyi hedef alır. Bilhassa orman bölgesinde yaşayan köylüleri öncelikle ve hızla refaha kavuşturmak amacını güder.

HÜRRİYETÇİLİK VE ŞAHSİYETÇİLİK
Birleşmiş Milletler Anayasasında yazılı bütün hürriyetlerin sağlanmasını gaye edinmişdir. İnsanların şahsiyet olarak geliştirilmesini toplumun kalkınması için yararlı bir yol olarak kabul eder.

GELÍŞMECİLİK VE HALKÇILIK
İnsanlar ve medeniyetler daima daha iyi, daha güzeli, daha mükemmeli istemek ve aramakla gelişir. Elde edinenle yetinmemek ve daima daha ilerisini istemek ve bunu elde etmek için gayret göstermek suurudur. Ancak bu gayret ve çabalarda Türk milletinin tarihinden, milli benliğinden ve kökünden kopmadan yükselmek ve ilerlemek gayedir. Yapılacak her işte halka doğru, halkla beraber olmayı ilerlemenin, yükselmenin vazgeçilmez bir prensibi olarak kabul ederiz.

ENDÜSTRİCİLİK VE TEKNİKÇİLİK

Türk milletinin kalkınması için acele sanayileşmesi lazımdır.

Dokuz İşik görüsümüzün esasları gayet özet olarak bunlardır.

Dokuz Işık, nasıl kapitalizmi, marksist sosyalizmi red ediyorsa, nasyonal-sosyalizmi ve faşizmi de rededer. Nasyonal-sosyalizim ve faşizim, kapitalizmin dejenere bir sapması olup, insan hak ve hürriyetlerine inanmayan gerici diktatörlüklerdir. Dokuz Işik ise, insan sevgi ve saygısına dayanır, ferdi ve iktisadi hürriyetleri bir bütün olarak gercekleştirmek isteyen demokratik bir görüşdür. İlahlaştırılmış fasist devletçiliğe, putlaştırılmış st ırkçılığa inanmıyoruz. Fosilleşmiş söhretlerin yaptığı gibi siyasi kariyerinin belirli bir dönemde faşist, belirli bir döneminde kapitalist, diger bir döneminde sosyalist olmak, bizim politika ahlakımızda yokdur. Biz, Türk´e aşık, Türk vatanına aşık Dokuz Işıkçılarız. Amacımız bu kutsal vatan üzerinde Büyük Türk milletinin ebediyyen bağımsız yaşamasını sağlayacak milli görüşü çizmek, bunu savunmaktır.


¤ۣۜ.. ¤ۣۜ.. ¤ۣۜ..


Gereksiz sayılacak mesajlar atmayalım 66.Sayfaları değil 166Ları Buluruz:okay:

garydelgadov
16-11-07, 19:51
abi iki sayfa mesaj silmişin helal olsun valla:D
bu güzel nacizade konumuz yani forumdaki en güzel konulardan biri bu
bşbuğumuzu anıyoruz ülkümüzü gösteriyoruz
ülkümüz yolumuz diyoruz
böyle devam ayrıca simge güzel paylaşım saolasın

ѕıмgє_ßjK
17-11-07, 12:15
İlâhî takdir, herkese nasip olmayan bir güzel ölüm... Türk milliyetçilerinin eşsiz lideri, Başbuğ'u Alparslan Türkeş'in cenazesine katılmak üzere Anadolu'nun muhtelif yerlerinden Başkent Ankara'ya gelen milyonlarca insan, hepsinin de yüreğinde birer hüzün, hepsinin de gözleri dolu dolu hepsi de ağlamak istiyordu ancak Başbuğları her türlü fırtına karşısında kaya gibi sert ve sağlam durmasını öğretmişti onlara...
Eli öpülesi annelerin, huri meleği kadar güzel bacıların her ne kadar gözleri yaşlıysa da başları dik, duruşları mağrurdu. Ortada ne bir ölüm sessizliği, ne de feryadı figan vardı. Genç, ihtiyar kol kola girip kenetlenmiş, "Başbuğum ölmedi, kalbimizde yaşıyor" diyerek ona olan bağlılıklarını teyit ediyorlardı. Nisan ayının sekizi olmasına rağmen son yıllarda hiç de rast gelmediğimiz bir şekilde tam sekiz saat aralıksız kar yağıyordu. Eksi on derece soğuğa rağmen Başbuğunu görebilmek uğruna taş kesilen milyonlarca insanın "Ya Allah, Bismillah, Allahüekber" diyerek getirdiği tekbir ta arşı âlâya kadar uzanıyordu.



Rahmetli üstat Necip Fazıl Kısakürek'in;
"Ölsek de sevinin eve dönsek de,
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte,
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir,
Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir."

Dediği gibi Başbuğ Alparslan Türkeş'in ebediyete intikali Türk milliyetçiliği hareketinin dünya durdukça devam edeceği müjdesini veriyordu. Başbuğ Türk milliyetçiliği hareketine daha başlamadan etrafındakilere şöyle sesleniyordu;

"Sizlere kolay bir başarı vadetmiyorum. Kısa bir zamanda iktidar umanlar bizimle yola çıkmasınlar. Yolumuz uzun ve çetindir. Bu yolda karşımıza menfaatler, teklifler, tehditler ve daha bir yığın engel çıkacaktır. Bu çetin yola dayanabilecekler, bizimle gelsinler, kuvvetli olanlar, gerçekten inananlar kafilemize katılsınlar." Davası uğruna tabutluklara sokulan, işkencehanelerde her türlü eziyete maruz bırakılan bu büyük insanı ne yazık ki yeteri kadar anlayabildiğimizi söyleyemem. Eğer onu birazcık anlayabilseydik, zindanlarda içimize düşen gaflet duygusuna yenilerek pişmanlık duymaz, bukalemun gibi renkten renge girenlerimiz olmazdı. Üç kuruşluk menfaat için makam ve mevki peşinde koşup başka arayışlara tevessül edenleri görmezdik.
Gerçi şimdi onlar da pişman, onlar da ağlıyor ama son pişmanlık fayda getirmiyor bazen... Başbuğun sağlığında partiyi terk edip başka kulvarlarda at koşturanları şimdi başımıza taç etmemiz evvela. Başbuğun aziz hatırasına saygısızlık olur. Zira biz o arkadaşlara "Yuvanıza dönün, oralarda kaldığınız müddetçe bir gün vezir, bir gün rezil olacağınız kesindir" diye defalarca uyardık, lâkin onlar rahatımız bozulur endişesiyle seslerini bile çıkaramadılar.

Daha düne kadar "Devleti çeteler istilâ etti" diyerek Çatlı'nın gıyabında ülkücülere it, uğursuz diyen Sayın Mesut Yılmaz'ı, Türkeş'i hayalcilikle suçlayan, akabinde Antalya'da yapılan Türk Devlet ve Toplulukları Kurultayı'nda örs üzerinde demir döven Erdal İnönü'yü cenaze töreninde görmek ve dahası Türk düşmanı Yunanlı parlâmenterin "Mert bir düşmanımı kaybettim" şeklinde konuşması Türkeş'in davasında ne kadar haklı olduğunun açık ifadesidir. Meclisteki devlet töreninden sonra Kocatepe Camii'nin önünde toplanan kilometrelerce uzunluktaki insan seli de bu haklı davanın ıspatı değil mi? Bazı basın organları "Türkeş denge unsuruydu" derken, bazıları da devletin bekası, vatanin bölünmez bütünlüğünün bir sigortası olarak görüyordu Sayın Türkeş'i... Siyasî arenada birbiriyle konuşmayan, birbirine küsen siyasetçilerin Türkeş'in cenazesinde birbirlerinin ellerini sıkması ise Türkeş'in ne kadar büyük devlet adamı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyordu. O, tıpkı Sayın Türkeş'in dediği gibi, "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Atatürk ile, Türklere Anadolu kapılarını açan Alparslan ile Bilge Kağan, Fatih ve Kanunî ile beraberdi." Rahmetli için öldü demeye dilim varmıyor. Her vesile ile ülküdaşlarına şunu hatırlatıyordu: "Emanet olan davayı kucakladım. Ardıma bakmadan yürüyorum. Ben düşersem bayrağı kapıp daha da ileriye götürün." Onca işkenceye ve çileye rağmen o bayrağı yere hiç düşürmedi.

Artık ülkücüler bu bayrağa sahip çıkmalı, kendilerinin üzerinde hesap yapan siyasetçilere ülkücülüğün ne demek olduğunu göstermeli, birleşme isteniliyorsa MHP' de birleşilmeli, Bozkurtlara ait olan bu çatı altında kesinlikle çakallara ve hainlere yer verilmemeli, Türk milliyetçileri birlik ve beraberliği koruduğu müddetçe er geç iktidar olacaktır. Ruhun şad olsun Bozkurtların atası, her ne kadar günahımız, suçumuz olduysa hakkını helâl et bize. Yattığın yer cennet mekânı olsun...

satisfacti10
17-11-07, 12:29
abi iki sayfa mesaj silmişin helal olsun valla:D
bu güzel nacizade konumuz yani forumdaki en güzel konulardan biri bu
bşbuğumuzu anıyoruz ülkümüzü gösteriyoruz
ülkümüz yolumuz diyoruz
böyle devam ayrıca simge güzel paylaşım saolasın

pek msj silmedim, sayfa 40-50 arası çok fazla flood vardı hepsini birleştirdim o yüzden böyle oldu;) arada bir kontrol ediyorum fanların eski sayfalarını, piyango buraya vurdu..tamamını kontrol edicem bi ara ama vaktim yok şimdilik..:okay:
ayrıca seninde dediğin gibi fandaki en iyi konulardan biri şuanda,çok aktif.. umarım hep böyle olur..

ѕıмgє_ßjK
17-11-07, 12:33
Türk dünyası liderini ve Başbuğunu kaybetmenin üzüntüsü içerisindedir. Onun vefatı ile Türkiye'de liderler dönemi de son bulur. Artık Başbuğ Türkeş yaşamıyor. Ancak eserleri, öğretisi ve ideolojisi her geçen gün güçlenerek yarınlara taşınacaktır. Geride bıraktığı milyonlar onu ve öğretisini ebediyete kadar götürmeye kararlıdır. Bu da Başbuğu Türkeş'i ölümsüzler arasına katmaya yeter. Onu kaybetmenin acısını yüreklerimizde duyuyoruz. Fakat Türk milliyetçiliğini geleceğe taşıyacak ülkücü gençlerin kararlılığı, sevgisi ve inançlara olan bağlılığı, bizleri Başbuğsuz bir Türkiye mutsuzluğunu yaşamamızı engeller. Başbuğsuz günlerdeki bu yalnızlığımızı bizlere unutturur. Türk milletine ve Türk dünyasına bu kayıp nedeni ile, baş sağlığı dilerken onun öğretisini şelâleleştiren genç kuşakların milyonları bulan görüntüsü, bizim bu büyük acımızı hafifletir. Yeni Türkeşler yaratacak bir zeminin miras olarak bırakılması, duyduğumuz üzüntüyü tahammül edilir hâle getirir. Onunla ilgili ilk çarpıcı bilgiyi aldığım günü hatırlarım. İhtilâl sonrasında İstanbul'da yaptığı basın toplantısına katılan Anadolu Ajansı muhabiri çok yakın arkadaşım rahmetli Barbaros Baykara'dan, Türkeş'i tanımıştım. Baykara ondan çok etkilenmişti. O sıralarda bizlerde 27 Mayıs İhtilâli'nin efsanevî Albayı Türkeş'i çok merak ediyorduk. İhtilâlin ilk bildirisini okuyan gür ve güven verici sesin sahibini görmek ve tanımak istiyorduk.

Öyle ki ihtilâl, Türkeş'in gölgesinde kalmıştı. Rahmetli Barbaros, basın toplantısında tanıştığı Türkeş'i anlata anlata bitiremiyordu. Türk milliyetçiliğinin Başbuğu sadece fikriyatı ve gizemli coşkusu ile değil insanın içini okuyan keskin bakışları ile de basın mensuplarını büyülemişti. Baykara söyledikleri ile sanki ikinci bir Atatürk tanımını sergilemişti. Bir başka işe gidip bu toplantıya katılamadığım için uzun süre üzülmüşümdür. Rahmetli Türkeş'le çok sonraları CKMP'nin İstanbul-Cağaloğlu'nda yaptığı bir toplantıda tanışıp, görüşme imkânını bulmuştum. Daha sonra Türkeş ve beraberindekiler, Çemberlitaş sinemalarının üst salonunda yapılan ilk kongresine yürüyerek gitmişlerdi. Yol boyunca ülkücü gençlerden oluşan iki taraflı kordon, ilk defa İstanbul halkına "Biz de varız" mesajını vermişti. Aşırı solun ve komünistlerin ülkeyi Sovyetleştirme ihanetine karşı bilekli yürekli Türk milliyetçiliği ülkenin solcu, komünist anarşistine "DUR" diyordu. Milletin gönlünü çelmek yerine, süngü dürtmesi ile iktidar koltuğuna alışmış CHP'nin desteğinde azgınlaşan solun yıkıcılığı ve kan dökücülüğüne karşı Türk milliyetçiliği de Başbuğ Türkeş'te bütünleşerek "Yeter" diyordu. O Türk milliyetçiliğinin en büyük ümidi hâline geliyordu.

Rahmetli Başbuğun bir talihsizliği de daha doğrusu rakiplerinin seviyesizliği nedeni ile sık sık iftiralara ve asılsız yakıştırmalara muhatap olmasıdır. Komünizmle mücadelesinde ortaya koyduğu yüksek performans, nedeni ile çılgına dönen solcusu, vatan-millet kundakçısı, ihanet-i vataniye takımı, bugün olduğu gibi o günlerde de Türk milliyetçiliğini düşman bellemiş, CHP'nin öncülüğünde ve koruması altında Türkeş'in kişiliğinde "Türk milliyetçiliği"n saldırmayı "ilericilik" ya da "çağdaşlık" etiketi altında yutturmaya çalışıyordu. Ancak yıllardır Türk milletinin kandırmaya yönelik, iftira ve asılsız yakıştırma kampanyalarının hiçbir işe yaramadığının belgesi onun milyonların elleri üzerinde ebedî istiratgâhına verilişi olmuştur. Ankara Ankara olalı böyle bir günü Atatürk'ten sonra Türkeş'le yaşadı. Nasıl ki bugün basın, tekelci, Batı yalakcısı iş birlikçi sermayenin hükümranlığındadır. O günlerde de Babıâli millete değil, "ŞER" güçlerle iş birliğine eğilimli CHP'nin amigoluğunu yapar. Ayrıca sağ basın da DP iktidarına son veren ihtilâlin güçlü albayına pek güvenmez. CHP'nin tezgâhladığı ve İnönücü MGK'li üyelerin başrol oynadığı bir oyunla Türkeş ile arkadaşları yalnızlığa itilir. Fakat o buna rağmen, hak bildiği yolda ödünsüz mücadelesini sürdürecektir. Hatırlarım. Türkeş sürgünden Türkiye'ye yeni dönmüştür. Siyasete atılacaktır.

O sıralarda Tek Gıda-İş Sendikası'nın Genel Başkanı rahmetli İbrahim Denizcier, yakın arkadaşları ile birlikte yapacağı Karadeniz gezisine beni de davet etmiştir. Tercüman gazetesi muhabiri olarak, o zamanlar federasyon statüsündeki örgütün Türkiye çapında bir sendika hâline getirilmesi çalışmalarını yazacaktım. Bu gezi de benim için en hoş sürpriz. Türkiye'nin ilk kadın sendikacısı Dervişe KOÇ'la tanışmam olmuştur. Sözü geçen işçi kuruluşunun Bandırma Şubesi Başkanlığı'nı yapan Dervişe Hanım Albay Türkeş'in kız kardeşidir. Gezi boyunca onun anlattıkları ile Türkeş'i daha iyi tanıma imkânı buldum. Başbuğ hakkında uydurulan iğrenç yakıştırmalara ve iftiralara karşı isyan ettim. Daha sonra gazeteci olarak siyasetçi Türkeş'le ve de Başbakan Yardımcısı Türkeş'le konuşmalar ve röportajlar yapmışımdır. Onun işçilere bakışını her zaman samimî bulmuşumdur. Üstelik sosyal demokrat ve solcu geçinen siyasî liderlerin işçilere ve de sendikalara yaklaşımı onlardan oy çalmak olduğu hâlde Türkeş samimî bir sosyal adaletçi kimliğini sürdürmüştür. Üstelik kız kardeşi 25 yıl boyunca sendikacı olan başka bir siyasî lider de yoktur. Kaldı ki "9 IŞIK" doktrininde işçileri çalıştıkları fabrikalara ortak yapan bir görüşü savunan Türkeş gerçek bir sosyal adalet savunucusudur. Türkeş, mücadelesinin her anında çalışmaların hakkını koruyup, geliştirilmesini de itici bir güç olarak, "sosyal adaletçi" yanını ortaya koymuştur. Türk milleti pek çok hasleti ile örnek olan büyük bir evlâdını kaybetmiştir. Bu bakımdan acımız büyüktür. Onu sevenlere, inananlara ve ailesine yeniden baş sağlığı diliyoruz.

D3cCc4L
17-11-07, 15:51
ѕıмgє_ßjK eline yuregine saglık Ülküdaşım güzel paylaşımlar

ѕıмgє_ßjK
17-11-07, 16:47
Bütün Türkiye, televizyonlarından seyretti. Alparslan Türkeş'in cenaze töreni için Türkiye'nin her tarafından yüz binlerce insan başkente koştu. En uzak ilçelerden, yurt dışından, otobüslerle, tren, uçak ve özel arabalarla gelenler, Türkeş'in cenaze töreninde bulunabilmek, bir millî birlik beraberlik dersi verebilmek için kar fırtınasında ve gece yarılarında Ankara caddelerinde yerlerini aldılar. Böyle bir kalabalığı Türkiye'de Türkeş'in cenazesinden başka hiçbir vesile toplayamaz, hiçbir güç bir araya getiremezdi. Üç beş sivil örgütün, adlarının başına demokratik lâfları ekleyip gazetelerde boy boy beyanları çıkan bazı zevzeklik meraklılarının bile, "On milyon vatandaş adına konuşuyoruz" saçmalıklarının dinlendiği ve ne acıdır ki gerçek sanıldığı bir ülkede dünkü manzara asıl doğruların nerelerde olduğunu, hangi inançların içinde bulunduğunu en aptal gözlere bile vura vura göstermiştir.

Kar tipisi altında kaldırımda bekleyen ve cenaze önünden geçerken gözyaşlarını tutamayan baş örtülü annenin parmaklarıyla yaptığı bozkurt işareti, İzmir'den gelen gençle Erzurum'dan gelen çocukluk arkadaşının vakur kucaklaşması... Bu manzaralarda yatıyor Türkiye'nin gerçeği. Kendiliğinden oluşan, hiçbir organizasyonun rol almadığı bu muhteşem kalabalık, sabahın erken saatlerinden akşama kadar Ankara cadde ve meydanlarında, sadece ve sadece orada bulunmanın gerekleri içinde kalmış, Ankara kaldırımlarında bir taş bile yerinden oynamamış, bir pencere bile kırılmamıştır. Üç beş serserinin, hamakat akan pankartlar ve kışkırtıcı renkli çaputlarla Kadıköy Meydanı'nı savaş alanına döndürdüğü bir ülkede yaşadığımızı unutmayalım. Dünkü muhteşem kalabalık, eğer tam bir disiplinle hareket ediyorsa, kendisini sıralara soktukları barikatlarla önledikleri için değil, böyle hareket etmeye kendileri karar verdikleri içindir. Dünya tarihinde bundan çok az kalabalıkların bir ülkede neleri, nasıl değiştirdiği her gün okunup hatırlanan olaylardandır. Dünkü Ankara manzaraları Türk milletine, Türk insanına yakışır görünüşlerdir.

Bu milletin maddî ve manevî gücünü, devlete ve yasalara olan saygısını belgeleyen, kör gözlere sokan tarihî işaretlerdir. Uğur Mumcu'nun ölümü bahane edilerek Ankara ve İstanbul sokaklarında "Kahrolsun Şeriat" diye bağıranlar mı çağdaştır, yoksa kaldırımlarda onları sessiz seyreden, küfürlerini duymazdan gelen insanlar mı? "Kahrolsun Şeriat" sözlerini anasına, babasına sövülmesinden daha ciddiye alan milyonlarca insan bu terbiyesizliğe cevap vermemiş, Ankara ve İstanbul sokakları bir iç savaş manzarasından kurtarılmıştır. Burada alkış elbette kaldırımda o çılgın kalabalığı sessizce seyredenlerdedir.

Dün Ankara'da görülen muhteşem manzara da bunun bir başka yönden teyididir. Bir milyona yakın insan, hiçbir disiplinsizlik, yasaya ve düzene aykırı hiçbir eylemde bulunmadan görevini ifa edip, geldiği gibi kasabasına, köyüne, evine geri dönmüştür. Türk milliyetçilerine "Faşist, gerici, kaba, çağ dışı..." gibi sıfatlarla saldırmaya çalışanlar için en iyi cevap dünkü Ankara caddeleridir. Bu kalabalık, bu heyecan ve kararlılıkla gerçek bir faşist liderin, grubun ve niyetin eline geçse neler olacağını düşünebiliyor musunuz? Devlete ve Başbuğuna bağlı, düzen içinde yaşamak Türk milletinin geleneğinde var. Orhun Kitabelerinde şöyle denir : "Bumin Kaan ve İstemi Kaan tahta oturdular ve Türk milletinin devletini, yasalarını yönettiler, düzene soktular. Onlar akıllı, cesur hükümdarlardı. Kumandanları da şüphesiz akıllı ve cesur kimselerdi. Beyleri de halkları da barış ve uyum içindeydi. Ey Türk halkı, senin devletini ve yasalarını kim yıkıp bozabilir?..."

Dünkü cenaze töreni, Türk milleti ve devleti adına kararlar alanların, onun adına konuşanların gözlerini biraz daha açmış olmalı. Dün Ankara cadde ve meydanlarını dolduranlar, cami avlusunda omuz omuza gelenler, onların sözleri, Türkiye'deki bazı konuların ne kadar sun'î ve uydurma, milletten ne kadar ayrı ve uzak olduğunu da gösterdi.

Dün, Türkiye'nin gerçek sahipleri Ankara'daydı. Milletten gelecek işaretleri iyi yakalayan politikacılar için dünkü cenaze ibretlerle doluydu. Sanıyoruz yeterince ders almışlardır. Fakat biz asıl ders alması gerekenlerin, başta basını temsil ettiklerini sananlarla, millî iradeye karşı ve üstünde görünen bazı çıkar grupları olduğunu düşünüyoruz.

Türk milleti dün Ankara'daydı. Seyrettiniz, bundan sonra bu manzaraya göre hareket edin.


Biz Fanlara girip Tek yol devrim yazarak mesaj ve sayfa sayısını artırmadan da ayaktayız sizde gönderin fana böyle mesajlarınızı..

OSMANLI TORUNU
17-11-07, 17:02
eklermisin lütfen ülküdaşim ! TÜRK IRKI SAĞOLSUN !

ѕıмgє_ßjK
17-11-07, 17:05
BOZKURTLARIN DOĞUMU


http://www.kutluyol.org/images/alpslntrks.gif

Belki siz üzülerek hatta gözyaşı dökerek takip ettiniz; ama ben, Alparslan Türkeş'in cenaze merasimini, başından sonuna kadar derin bir huzur duyarak, sevinerek yüreğime işledim. Türkiye çapında müthiş bir hadise olan o mübarek günü kırk ayrı noktadan ele alarak yazmak, anlatmak lazım. "Doğmak ölmek içindir" "Dünyaya gelen her can, elbette ölümü tadacaktır." Benim sevincim, huzurum, elbette ki Alparslan Türkeş'in vefatına değildir. Benim sevincim Türkiye'de, Bozkurtların dirilişini görmekten kaynaklanıyor. Türk-İslâm ülküsüne bağlı bir milyon gencin Ankara'nın o dondurucu soğuğuna ve durmadan yağıp duran karına rağmen, Türkeş'in cenaze namazına büyük bir vakarla, sabırla ve inançla katılmaları bana göre bir destan güzelliğindedir. Uzun yıllardan beri tekbirle, salâvatla ve Kur'an tilâvetiyle bir cenaze kaldırmamıştık. Milletimize aşk derecesinde bağlı olan bir Başbuğu milletimizin gelenekleriyle ahirete uğurlamaktan daha güzel ne olabilir?
Türkeş'in cenazesinde bando yoktu. Yirmi birinci yüzyıla girdiğimiz bir zamanda, devletimize - milletimize hizmet eden kimselerin hâlâ Şopen'in ölüm marşıyla kaldırılmaları, bana bir zulüm gibi geliyordu. Ölülerimizi ikinci bir defa daha öldürdüğümüze veya ruhlarını çarmıha gerdiğimize inanıyordum. Millet, eğer kültür birliğiyse ve bütün müspet ilimlerde bunu böyle kabul ediyorsa, biz cenaze merasimlerimize bile, neden batının geleneklerini, göreneklerini bulaştırıyoruz? Türkeş'in cenazesinde alkış da yoktu. Bizim ruh kökümüzden kopanlar veya insanların ölümle, bir ot gibi, bir böcek gibi çürüyüp, yok olup gideceğini sananlar, cenazelerini toprağa alkışlarla bırakıyorlar. Ne kadar garip. Biz, bin yıldan beri ölülerimizi tekbirlerle, salâvatlarla, dualarla kaldırıyorduk. Türkeş'in vefatı, bize Türk'ün cenaze merasiminin nasıl yapılacağını bir kere daha gösterdi. Türkeş'in cenaze merasiminde devlete baş kaldırma, sola sağa saldırma da yoktu. Gençler vakarla hareket ettiler. Bütün bu güzellikler dışında, Türkeş'in cenaze merasiminde ben, Bozkurtların yeniden doğrulduklarını, dirildiklerini gördüm.

Yıllardan beri, Türkiye'de "Bozkurt Destanı"na diş gösterenler, hatta bu güzel efsanemize utanmadan bir de kâfirlik kaftanı giyindirenler o cenaze merasiminden sonra utanmış olmalıdırlar. Bizim bir atasözümüz var : "At murattır!" demişiz. Biz atı, avradı, pusadı asırlarca namusumuz gibi bilmişiz. Atın, evlerimize bereket getirdiğine inanmışız. Bu, hem Türklüğümüzden hem de Müslümanlığımızdan doğan bir inanç! Türkler, Müslüman olmadan önce de ata çok değer vermişlerdi. "Kuşa kanat, Türk'e at gerek" demişlerdi. Türkler, atı ehlileştiren ilk millet olmuşlar. Türkler, Müslüman olduktan sonra içtimaî hayatımızda atın değeri daha çok arttı. Çünkü sevgili Peygamberimizi Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya bir at götürdü. Anadolu'da, bilhassa köylerde ve kasabalarda, bazı evlerin kapılarına at nalları çakılıdır. Atı çok seven, hatta ata kutsiyet giyindiren Müslüman Türk, o at nalının kendisini türlü kötülüklerden koruyacağına ve evine bereket getireceğine inanmaktadır.

Atı çok seven Müslüman Türk'e, hangi idraksiz ve insafsız adam kalkarak yanlış bir yafta yapıştırabilir? "Türkler ata tapıyorlar!" diyebilir? Çocukluk yıllarımda güvercinleri çok severdim. Evimizde güvercin beslemek isterdim. Şuradan buradan bulup getirdiğim güvercinlere annem izin vermezdi :

- Bu kuşu götürüp bırakacaksın "Havaya atarken de : "Azat - buzat!" Bana cennet kapısından bir tas su uzat!" diyeceksin derdi.

Annem, güvercinleri ve örümcekleri mübarek bilirdi. Evimizin şurasında burasında peydahlanan örümcekleri avuçları arasına bismillahlarla alır, götürür bahçemizin bir köşesine bırakırdı. Ve bize derdi ki "Peygamber efendimiz müşriklerden kaçınca bir mağaraya saklandı. Onun saklandığı mağara kapısına örümcekler ağ kurdular. Bir güvercin gelip o ağ üzerine yuva yaptı. Müşrikler o mağaranın önüne kadar geldikleri hâlde içeriye girmediler. Çünkü örümcek ağını ve güvercini görünce mağaraya kimsenin sokulmadığını düşündüler.

Aman örümcekleri öldürmeyin! Aman güvercinleri yakalamayın" Annem beş vakit namazında, niyazında, çok Müslüman bir kadındı. Şimdi kim benim annemi bu düşüncelerinden ötürü müşriklikle veya inkârla suçlayabilir. İslâm inancının milletimize kazandırdığı özellikler-güzellikler yanında, bir de Türk tarihinden, eski Türk efsanelerinden, destanlarından doğan geleneklerimiz, göreneklerimiz, duygularımız var.

Bizim, İslâm öncesi destanlarımızdan biri de Bozkurt destanıdır. Belki de beş bin yıllık bir inanışımıza göre, ecdadımız, etrafı sarp kayalarla çevrili Ergenekon isimli yurttan, yeni ufuklara doğru çıkmak isterlerken, bir Bozkurt onlara yol göstermiştir. Türkler Müslüman olduktan sonra da bu destanlarını söyleye gelmişlerdir. Bozkurt sadece bir semboldür. Yol göstericidir. Cesarettir. Ümittir, istikbaldir. Bugüne kadar hiçbir Türk'ün evinde, bahçesinde bozkurt beslediğini veya bozkurta secde ettiğini ne gördüm, ne duydum, ne okudum.

Türkler Müslüman olduktan sonra o Ergenekon Bozkurtuna da İslâm'ın ışığını gösterdiler. Onunla da heyecanlandılar ve kendilerine güven duydular. Gençler, ellerini bir bozkurt kafası gibi şekillendirerek : "Ya Allah! Bismillah" Allahü ekber !" diye haykırdılar. Tekbirler çektiler. "Kanımız aksa da zafer İslâm'ın!" dediler. Destansız, türküsüz, masalsız, şarkısız, oyunsuz, tarihsiz, sanatsız, dinsiz ve dilsiz bir millet olmaz! Türkeş'in cenaze merasiminde bizim kültür değerlerimizi yeniden canlı ve heyecanlı görmek beni sevindirdi. Bana ümit verdi. Milletimize, devletimize, vatanımıza şuurla bağlı olan bir milyon Bozkurdun doğumuna şahit olmak, benim için unutulmayacak bir ihtişamdır. Milletime hem baş sağlığı diliyorum hem de gözün aydın diyorum.

130 Üye Olduk Tüm vatana millete hayırlı olsun:okay:
Her Türlü paylaşımlarım devam edecek 66.Sayfayı bulacağız.:bravo:

OSMANLI TORUNU
17-11-07, 17:24
ÜLKÜCÜLÜK ‹‹

lkücülük batı dillerinden dilimize giren idealistik kelimesiyle aynı olan bir anlam belirtmektedir. Ülkücülük veya idealizm insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması anlamını taşır. İnsanlar arasında idealistler yetişmeseydi insanlık bugün dünyayı aydınlatan birçok gelişmelerini, birçok alanlardaki yükselişlerini sağlayamazdı. Her gerçek, her fikir önce insanların kafasında bir hayâl olarak doğar. İnsanlar hayal ederler. Hayâl kurarlar. Bu hayalleri kendileri için iyi olan, kendilerinin özledikleri, elde etmekle mutluluk duyacakları bir takım istekleri, birtakım özleyişleri belirtir. İnsanlar hayâlleriyle diğer canlılardan bir ayrıcalık gösterirler ve gerçekten insanlık vasfını kazanmış olurlar. İşte ülkücülük de yani idealizm de insanların ve insan topluluklarının kendileri için varılması mutluluk sağlayacak, varılmasıyla en gelişmiş, en yükselmiş bir durum sağlayacak, bir hayâlin düşünülmesi ve insan beyninde tasarlanarak şekillendirilmesidir.

Her toplumda idealistler vardır, ülkücüler vardır ve ülkücülerin, idealistlerin bulunuşu toplumlar için bir saadettir; büyük bir talihtir! Türk milleti için bizim düşündüğümüz ülkü nedir? Türk milleti için tasarladığımız ideal nedir ? Herşeyden önce Türk milletinin ahlâkta, maneviyatta, insanlık duygularında en yüksek seviyede bulunması, yaşaması ve ilimde, teknikte dünyanın en ileri girmiş varlığı haline gelmesi ve ekonomik açıdan kalkınmış, tarımını modern tekniğe göre geliştirmiş ve modern sanayii kurmuş, refahlı bir toplum haline geimesi, Türk toplumu için bir Türk milliyetçisinin düşüneceği ülkünün esaslarından mühim bir kısmını teşkil etmektedir. Türk milliyetçiliğinin, ülkücülüğünün sınırları içinde sade bunlar mı vardır? Sade bunlar değil başka düşünceler, başka hedefler de vardır. Bu hedefler Türk milletinin hiç kimseden merhamet dilenmiyecek, lütûf, dilenmiyecek bir duruma gelmesi, kendi gücüyle ayakta duran, kendi, gücüyle varlığını koruyabilen ve sözünü dünyanın her yerinde saydırabilen bir varlık haline gelmesi düşüncesidir.

MİLLİYETÇİLİK ‹‹

Dünya üzerinde insan toplulukları milletler halinde yaşamaktadırlar. Her millet kendi özelliklerini korumaya, geliştirmeye gayret etmekte ve kendi topluluğunu diğer milletlerden daha ileri, daha yüksek, daha refahlı yapmaya çalışmâktadır. Milletler arasındaki bu rekabet ve karşılıklı yarışma, milleti meydana getiren insanların müşterek duygular halinde birleşmeleri ve müşterek bir millî şuur etrafında toptanarak kendi toplum varlıklarını, belirli hedeflere yöneltmek şuuruna sahip olmalarıyla mümkündür. Milletlerin faaliyetlerinde, yükselmelerinde ve kendi toplumlarını refaha kavuşturmak, geliştirmek çabalarında Milliyetçilik şuuru ve Milliyetçilik duygusu başlıca tesir yapan faktör olmaktadır. Milliyetçilik duygusundan yoksun olan bir toplumun millet manzarası göstermesi mümkün değildir. Milliyetçilik duygusuna sahip olmayan milli şuura sahip olmayan bir topluluğun bir arada yaşaması mümkün değildir. Böyle bir duygudan ve şuurdan mahrum toplulukların dış olayların en ufak bir tesirine karşı kendilerini koruyamadıklarını, hattâ dış tesirler olmasa dahi kendi kendilerine dağıldıklarını ve belirli vasıfları olan, belirli hedefleri olan bir topluluk hüviyetinden çıktıklarını görmekteyiz.

Alparslan Türkeş 1917 Lefkoşe'de doğdu, 4 Nisan 1997'de Ankara'da vefat etti. Türk asker ve siyaset adamı.

Ülkücülerin başbuğu olarak adlandırılan Türkeş, aynı dönem Türk siyaset yaşamını etkileyen liderlerden biriydi. Türkeş Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu'nu bitirdikten sonra 1944'te yüzbaşı rütbesindeyken "Turancılık" davasından yargılandı. Dava sonunda aldığı ceza 1 yıldan az olduğu için orduya tekrar dönebildi. 1948'de Harp Akademisi'ni bitirdi. 1959'da albaylığa yükseldi. 27 Mayıs 1960 harekatının bildirisini radyodan okuduktan sonra adı sıkça duyulmaya başlandı. Bu dönemde Milli Birlik Komitesi içindeki görüş ayrılığı sonucu 14 üye ile birlikte emekliye ayrıldı. Bir süre sonra Hindistan'a büyükelçi müşaviri olarak gönderilen Türkeş, 1963'te yurda dönerek Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne (CKMP) girdi.

1965'te bu partinin başkanı oldu ve aynı yıl milletvekili seçildi. CKMP programını ünlü kitabı 9 Işık'taki görüşler doğrultusunda değiştirdi ve 1969'da partinin adını Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yaptı. 1975'ten sonra koalisyon hükümetlerinde başbakan yardımcılığı görevinde bulunan Türkeş 12 Eylül darbesi'nden sonra 4,5 yıl tutuklu kaldı. 1987'de siyaset yasağının kalkmasıyla birlikte Milliyetçi Çalışma Partisi'ne (MÇP) girdi ve aynı yıl yapılan olağanüstü kongrede genel başkanlığa seçildi. 1991 genel seçimlerinde RP ile seçim ittifakı yapan MÇP lideri Türkeş yeniden parlamentoya girdi. Ancak, daha sonra MHP adını alan partisi 1995 genel seçimlerinde Türkiye barajını aşamadığı için Türkeş de parlamento dışında kaldı.

Alparslan Türkeş 4 Nisan 1997'de geçirdiği kalp krizi sonucu Ankara'da vefat etti.


Eserleri
Milli Doktirin 9 Işık; Alparslan TürkeşKamer Yayınları; İstanbul , 1997;
Dokuz Işık; Berikan Elektronik Basım Yayım;
9 Işık; Hamle Yayınevi; İstanbul;
Dokuz Işık ve Türkiye;Hamle Yayınevi; İstanbul;
Ülkücülük; Hamle Yayınevi; İstanbul, 1995;
12 Eylül Adaleti (!) : Savunma; Hamle Yayınevi; İstanbul, 1994;
1944 Milliyetçilik Olayı; Hamle Yayınevi;
Modern Türkiye ; İstanbul,
Milliyetçilik Olayları; Berikan Elektronik Basım Yayım;
27 Mayıs ve Gerçekler; Berikan Elektronik Basım Yayım;
27 Mayıs, 13 Kasım, 21 Mayıs ve Gerçekler; İstanbul, 1996;
Ahlakçılık; Berikan Elektronik Basım Yayım;
Etik (Ahlak Felsefesi), Etik.; Bunalımdan Çıkış Yolu; Kamer Yayınları;
Türk Edebiyatında Anılar, İncelemeler, Tenkidler, Anı-Günce-Mektup;
İstanbul, 1994;
Bunalımdan Çıkış Yolu; Hamle Yayınevi; İstanbul, 1996;
Dış Meselemiz; Berikan Elektronik Basım Yayım;
İlimcilik; Berikan Elektronik Basım Yayım;
Kahramanlık Ruhu; İstanbul, 1996;
Temel Görüşler; Kamer Yayınları;
Sistemler ve Öğretiler; İstanbul, 1994;
Türkiye'nin Meseleleri; Hamle Yayınevi; İstanbul, 1996;
Yeni Ufuklara Doğru; Kamer Yayınları;
Başbuğun Ardından Gazete Manşetleri

ѕıмgє_ßjK
17-11-07, 17:29
OZAN SÖZÜ

http://resim.linkservis.com/data/media/277/050628_215450.jpg

1976 yılı Haziran'ın ilk haftasıydı. Üniversite imtihanları dolayısıyla Ankara'da imtihana girecek olan öğrenciler için Kapalı Spor Salonu'nda bir "Gençlik Şöleni"yapılacaktı.Şölen saat 14 sıralarında başlayacaktı,ancak daha erken saatlerde salonun tamamı genelde taşradan gelen öğrenci arkadaşlarımız tarafından doldurulmuştu.Başbuğ'umuz büyük tezahürat altında ve sloganlar eşliğinde salona girmişti.Benim için ilk'lerle dolu bir an idi.Çünkü ilk defa Başbuğ'umuzun huzurunda sahne alacaktım ve ilk defa ülkücü camia içerisinde çıkarılmış bulunan ilk kaseti hediye etme isteğindeydim.Nitekim Başbuğ'umuzun elini öperek kaseti hediye ettim ve programımı bitirerek sahneyi diğer sanatçı arkadaşlarımıza bıraktım.Bu heyecanı,bu gururun tadını ancak 1 gün yaşayabildim.

Ertesi gün Site Yurdunda görevli bir arkadaşımız yanıma gelerek Başbuğ'umuzun bir talimatının olduğunu ve beni Genel Merkez'e çağırdığını ifade etti. Başbuğ'umuzdan zaten 1 gün önce teşekkür dileklerini almıştım. Onun için Genel Merkez'e çağrılmış bulunmam pek hayra alamet değil diye düşündüm. Çünkü hediye ettiğim kasetin içinde o günlerde slogan olarak ifade edilen ancak resmi bir kabulü olmayan "Komünistler Moskova'ya" adlı bir bestem vardı.Genel Merkez'de önce Gençlik Kollar Genel Başkanı Türkmen ONUR ağabey'den nasibimizi aldık!. Ardından Başbuğ'umuzun huzuruna çıktık.

-Evladım...Kasetin için teşekkür ederim...Ama bizim komünistleri Moskova'ya sürme gibi bir arzumuz yok.Aksine bunları memleketin kandırılmış gençleri olarak görüyoruz. "Bu insanları fikir bazında bu girdaptan nasıl çıkarabiliriz ve memlekete hayırlı bir gençlik olarak nasıl ikna edebiliriz"in yollarını bulmaya çalışıyoruz...şeklinde söze başladı.Her cümlenin altında sitemden ziyade tavsiye edici,yönlendirici ifadeler vardı.Sonunda söz konusu olan eserin kasetten çıkarılması kaydıyla izin verebileceğini söyledi...

Bütün bu konuşma sırasında sadece mimiklerle kendimi ifade ediyordum, çünkü bu tavsiye ve nasihatın karşısında kurabilecek bir cümle bulamıyordum. Genel Merkez'den ayrılır ayrılmaz hemen gereken değişikliği yaptım ama o dönemlerde bizim dışımızda korsan olarak çoğaltılan kasetler için önlem alma imkanımız yoktu...
Başbuğ'umuz sanatı seven,sanatçıyı koruyan bir liderdi.Ancak bu sevgisini hiçbir zaman gösteri ve reklam anlamında kullanmadı.Ülkü Ocakları'nı kurarken Ocağ'a kısmen bağlı ama teknik anlamda tamamen serbeste dayanan Sosyal Faaliyetler Merkezi ve TÖMFED gibi sanat-kültür organizasyonları yapabilecek kuruluşların oluşturulması talimatını vermşti..Bu kuruluşlarda dönemin ünlü sanatçıları TRT'nin sayılı ses-saz sanatçıları yer almaktaydı.Bununla beraber folklor ekipleri,saz-ses kurs eğitimleri,fotoğraf ve resim sanatı ile bir sinema filmi üretebilecek teknik kapasiteye dahi ulaşılmıştı.Ancak 1980 sonra bu çalışmalar büyük bir sekteye uğradı...

Başbuğ'umuz genellikle büyük çapta yapılan konser organizelerine katılıyordu.Her konserde mutlaka Ozan,Türk Halk ve Türk Sanat Müziği sanatçısı ve folklor ekiplerinin gösteri yapması gerekliliğini istiyordu.Katıldığı tüm konserlerde sanatçılar tarafından okunan bütün marş'lara ve segah makamındaki "Çırpınırdın Karadeniz" şarkısına tamamen eşlik ederdi...Bunun dışında 1980 öncesinde gecelerimizin muhterem bir sanatçısı olan Necdet TOKATLIOĞLU'na ait bulunan "Dua" adlı zamanın popüler rast şarkısı aslında Başbuğ'umuza yazılmış bir eserdi...O dönemin bazı karikatüristleri de "Bu Kadar Yürekten Çağırma Beni,Bir Gece Ansızın Gelebilirim" adlı rast şarkı ile Başbuğ'umuz hakkında ima edici eserler de üretmişti..

GARİP OZAN


Adı: Arslan

1917 yılı dünyada büyük bir karmaşalık olup gitmekte ,bir yanda Rus devrimi öbür yanda hala sürmekte olan savaşın bıraktığı acılar mutsuzluklar vardı. Dünyada bunlar olup bitmekteyken 25 kasım 1917 yılında Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşe'de Koyunoğlu ailesinde bir fert dünyaya gelir.


Arslan ile anavatan 1933 yılında tanışaçak ve ona Alparslan diyecektir. Türk milleti bu ismi unutmayacak onu sonsuza dek Başbuğ diye anacaktır.

1933 yılında Türkiye'ye göç eden Alparslan Kuleli Askeri Lisesine kayıtyaptırır.1936 yılında askeri liseyi başarıyla bitirerek 1938 yılında harp okulundan Teğmen rütbesiyle mezun olur..

Üsteğmenlik ve '' Eyvah! Bakalım bu bize kadar uzanacakmı ?'' diye kendini sorguladığı 19 mayıs 1944 günü. Milli Şef İsmet İnönü'nün radyo konuşması! .Ankarayı, beyinleri, karıştırıyor. Tutuklamalar , aranmalar ,kaçışmalar; Nedeniyse Başbakan Şükrü Saraçoğlunun mecliste '' Ben Türkçü bir başbakanım Türkçülük bizim için bir kültür meselesi olduğu kadar bir kan meselesidir.'' Açıklamalarıydı.Bugünlerde devlet kurumlarında marksizm propagandaları yapılmaktaydı..Bu duruma kayıtsız kalamayan Nihal Atsız Orkun Dergisinde Başbakana uyarı mekktupları yayımladı. Bu yayımlar etkisini göstererek muhataplarını buldu. Artık Nihal Atsız mahkeme koridorlarındaydı. 3 mayıs günü Nihal atsızın tutuklanmasıyla Milliyetçi, Türkçü gençler sindirilmeye başlanmıştı.

Milli Şefin radyo konuşmasından sonra diğer Türkçülerde tutuklanmaya başlandı.Piyade üsteğmen Alparslan Türkeş, Fethi Tevetoğlu,Necdet Sancar ,Hüseyin Namık Orkun,İsmet Tümtürk,Reha Oğuz Türkkan....

4 Eylül günü tarihe Turancılık davası olarak geçen mahkemeler başladı.1 yılın sonunda Alparslan Türkeş cezasını fazlasıyla çekerek tahliye olmuştur. 2 yıl Amerika'da Askeri eğitim alan Türkeş Nato'nun kurulmasıyla Türk temsil heyetine atanmıştır.

Silahlı kuvvetler içinde hükümeti devirmek için kurulmuş olan gizli örgüte Talat Aydemir , görev alması için Türkeş'i de davet eder. Türkeş bu daveti kabul etmeyerek teklifi geri çevirir .Akabinde Kurmay albay Faruk Ateşdağlının isteğiyle gizli örgüte girer. Vakit azalırken Cemal Gürsel örgütten ayrılır .Gürselin yerine birkaç general getirilmişti, ancak lider kimdi? 26-27 mayıs gecesi radyodan ''Dikkat Dikkat muhterem vatandaşlar....'' diye başlayan konuşmasıyla darbe gerçekleşti ve lider bulumuştu.27 mayıs günü öğleden sonra Albay radyodan tekrar konuşmaya başladı ve Milli Birlik Komitesinin Başına Cemal Gürselin getirildiğini halka ilan etti.Görev dağılımı yapılıp Türkeş başbakanlık müşavirliğine diğer bir ifadeyle fiili başbakan olmuştu ..DP yöneticilerinin durumu ise meçhul bir hal almıştı.Türkeş ise DP yöeneticilerinin İsviçre'ye gönderilmelerini istiyordu.


Ankara'da bu süreç devam ederken ihanet çarkları tüm hızıyla dönüyor,.Milli Birlik Komitesi bölünmeye başlamış Türkeş ve arkadaşlarının tasfiyesi için çeşitli gerekçeler bulunmuştu.Başbakanlık müşavirliği görevinden alınarak Hindistan'ın Başkenti Yeni Delhi'ye Hükümet Müşaviri olarak atandı. Diğer arkadaşlarıda farklı ülkelere gönderildiler.Artık daha fazla çalışmak ve zamanı tekrar kazanmak lazımdı.Tarihte 14'ler olarak adlandıralan arkdaşlarıyla görüşmelerini gizlice sürdürdü.

Türkiye'de ise idamlardan bahis olunmaktaydı.Türkeş idam konusunda Devlet Başkanı Cemal Gürsel'e DP yöneticilerinin İsviçre'ye gönderilmeleri tavsiyesinde bulunmuştu.Ne yazık ki tarihe bir kara leke olarak geçen 16 -17 eylül geceleri Menderes ve arkadaşları idam edildi.

23 şubat 1963 sürgünden yurda dönüş...

Talat Aydemir Türkeş'e tekrar bir darbe girişiminde bulunmaktan bahseder Türkeş ise''Artık hergün memlekette ihtilalcilik oynanmaz. Türkiye, Suriye gibi her erken kalkanın darbe yapacağı bir ülke olamaz. Seçim yapılmıştır,particilik faaliyettedir.meclis çalışmaktadır.Bu durum da demokratik düzen içinde meşru siyasi faaliyetle hizmet çaresine bakmalıyız.''der ve bahsi kapatır. Başarısız bir darbe girişiminde bulunan Aydemir ve arkadaşlarının sonu hüsran olur.

CKMP Osman Bölükbaşı partiden ayrılmasıyla başsız kalıyor .Türkeşin katılımyla 14'lerden 9 kişide CMKP katılılır.1965 Seçimlerinde Milletvekili seçilerek ve ilk kongrede partiye genel başkan olup demokrasi yolunda ilerlemeye başlar. 1969 yılında Adana'da büyük kurultay toplantısı yapılarak partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirildi Ülkücü gençler teşkilatlandırılıp Ülkü ocakları ve diğer Ülkücü dernekler kurulmaya başlandı.Hareket büyümeli herkese ulaşmalı ve mutlaka iktidar olup demokrasi ,adalet, huzur dağıtmalıydı.


1973 seçimleri sonrasında Türkeş Adana dan parlemento'ya girdi. 20 Temmuz 1974 tarihinde silahlı kuvvetler Kıbrıs'a müdahale bulunur. CHP-MSP hükümeti işi götüremeyerek istifa ederler,Cumhurbaşkanı yeni hükümeti kurmak için Sadi Irmak'a görev verir fakat meclisten yeterli oyu alamaz.Cumhurbaşkanı Ülkenin hükümetsiz kalmaması için Sadi Irmak'ı başta tutarak , diğer partilere kendi aralarında anlaşmalarını tavsiye eder.

Yıllarca Siyasetin içinde bulunan ve bu ülkenin tarihine damgasını vuran bilge lider boş durmayarak Türkün üstün vasfı teşkilatcıulığını göstererek AP,MSP,CGP,DP liderleriyle görüşmelerde bulunur.Sadece DP yönetiminden hükümet kumak için anlaşamaz.

Artık fikride kendiside iktidardaydı.Yıllar sonra tekrar başbakanlıkta başbakan yardımcılığı görevinde hizmet için vardı.Ülkede en önemli sorunların başında ola kaçakçılık ortadoğu ülkelerinin de meselesiydi.


Kaçakçılık ve yolsuzlukla mücadele için Türk örf ve adetleriyle yetiştirilmiş bir genç kuşağı gümrüklerde görevlendirmeye başlandı.Gümrükler kontrol altına alınmıştı.

Türkiye'de yeni bir Pazar kuruluyordu, otellerde milletvekili transferleri yapılıyor sözde demokrasi adına.

Tarih yaprakları 11 eylül 1980 'i gösterdiğinde, ülke karışık, karabulutlar Ankara semalarında, Demirel veda konuşmasında....

Gece yarısı Silahlı kuvvetler yönetime el koyuyor , hemen koalisyon liderlerinin tutuklanması emrediliyor. Demirel ve Erbakan tutuklanıyor ama Türkeş bulunamıyor ta ki 3 gün sonra tekrar evine dönen Türkeş sıkı yönetim komutanlığını arıyarak evinden alınmasını isteyene kadar. Böylece darbe başarıya ulaşıyordu(!).tarihte doğumundan önce işlemiş olduğu suçlarla yargılanan belkide tek insan olacaktı.800 kişi Ülkücü kuruluşlar davasıyla 219'u ise idam itemiyle yargılanıyor. 4,5 yıl hapis ,1985 te tahliye ediliyor.Siyasi yasakların kalkmasıyla Albay tekrar kadrosunun başında yarınlara bakıyor ve diyorki;'' Emanet olan davayı kucakladım.Hiç arkaya bakmadan tereddütsüz,hiçbir şeye aldırmadan yürüyorum.İleriye doğru yürüyorum.hızlanıp koşmak gayreti içindeyiz.koşacağız.. ileriye gittilçe geride kalmayıp beni takip edin ...Bu mücadelede herhangi bir sebeple ben düşersem bayrağı kapın daha ileriye gidin.'

4 Nisan 1997......

İşte o insan ki hayatını vatanına,milletine, davasına bahşetmiş bir savaşçı.Bu yolda her türlü çileye,zorluğa,engele rağmen bıkmadan,usanmadan yorulmadan mücadelesine devam etmiş.O'nun yaktığı bu meşale ile bizler nice karanlıkları aydınlığa dönüştüreceğiz.Başbuğum sancağı bize teslim ederek uçmağa vardı. Bizler kutlu sancağı yere düşürmeden,kirletmeden nefesimizin yettiğince ileriye taşıyaçağız.

Rahat uyu Türk'ün Hakan'ı Ruhun şad olsun.
ATİLLA YILMAZ


EMREDİN BAŞBUĞUM
Yıl 1978. Mermi sesleri , boykotlar , işgaller , kurtarılmış bölgeler
cenneti haline getirilmiş bir ülkede
olup biteni anlamaya , okumaya calışan onbir , oniki yaşlarında ortaokul
öğrencisi bir küçük yürektim.
Saçı sakalı birbirine karışmış , ne söylediklerini bir türlü anlayamadığım
sinsi tiplerle , bıyıkları yerçekimine uygun aşağı doğru sarkık, dimdik
yürüyen gözleri çakmak çakmak , nur yüzlü tipler arasında
tercih yapmak zorunda kaldığımı hissedince ; hilâl bıyıklı tarafa aktı gitti
yüreğim...
Sokaktan geçen üç hilâl bayraklı arabalara el sallarken buldum kendimi ,
arabalardan yükselen ses
dalga dalga ruhuma yayıldı gitti : Başbuğ Türkeş , Başbuğ Türkeş , Başbuğ
Türkeş... Farkında bile olmadan yürüyüşüm , bakışlarım değişmişti. Yeni
öğrendiğim mısraları mırıldanarak ,
dimdik yürüyordum artık : Çırpınırdı Karadeniz , bakıp Türkün Bayrağına...
O günlerin tozu dumanı arasında ülkücülük ne , komünistlik ne bilen kim ,
sorgulayan kim ? Aklıselim yitirilmiş ,her köşebaşı kan ve karşıma dikilen
yegâne soru : Ecevitçimisin , Türkeşçimisin ? Birbuçuk yıla yakın bir süre
hemen hemen hergün okulda dayak yememe sebep olsa da kararımı vermiştim .
Türkeşçiyim...
Hemen sonraki yıllar. Lise yıllarım ve her nasıl oluyorsa bir gecede bir
düdük sesiyle bitiveren terör.
Yeni bir dönemin başlangıcında dipçik zoruyla kurulan sehpalardan yükselen
tekbir sesleriyle titredi , sarsıldı yüreğim : Allahuekber , Allahuekber ,
Allahuekber.........
Sinir bozucu bir sessizliğin hüküm sürdüğü dönemde başlayan üniversite
hayatım ve kimsesizliğimizin acısını şiirlerle , bağlamamla paylaştığım ilk
günler...
Muhafazakar Parti kurulmuş , İsmail Hakkı Yılanlıoğlu Genel Başkan , Başbuğ
Mamak'ta...Parti seçime giremediği için bağımsız adaylarla verilen
mücadelede sokak sokak el ilanı dağıtan , afişe çıkan bir delikanlı olmuştum
, bıyıklarım yeni çıkıyordu. Sabırsızlanıyordum az daha uzasa uçlarını
sarkıtacaktım...
1985 yılı. Mamak çıkışında Başbuğumun evinde gerçekleşen fiziki ilk
karşılaşmamız. Bende korkunç bir duygu fırtınası . İlk elini öpüşüm ve daha
sonra binlerce kez tekrarlayacağımı , hayatıma damgasını vuracağını hiç
düşünmeden ağzımdan dökülüveren iki kelime : Emredin Başbuğum
1987 yılında yapılan referandum çalışmaları , siyasi yasakların kalkması ,
Milliyetçi Çalışma Partisinin kurulması , Bizim Ocak (Ülkü Ocakları)
dergisi temsilciliklerinin teşkilatlanması derken , teşkilat hiyerarşisi
içinde ilk görev almam ve Afyon ilini ziyaretlerinde iki kişiyi (Başbuğum ve
şimdiki MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli) evsahibi sıfatıyla
teşkilatımızın kapısında tamı t***** 11 (onbir) ülküdaşımla
karşılarken sesim daha bir inançlı , daha bir netti : Evinize hoşgeldiniz ,
Emredin Başbuğum.
1991 yılında meclise 19 milletvekili ile giren MÇP Genel Başkanı Başbuğ
Türkeş'e G.K.S.O.D. (Gençlik kültür ve sanat ocakları) Ocak genel başakan
yardımcısı olarak , teşkilat şölenlerimizde halk ozanı olarak , 1993
Söğütözü kongresi çıkışında yeniden MHP Genel Başkanı olan Başbuğuma sunucu
ve koruma olarak , 1997 de son yolculuğunda emek verdiği milyonlarca
ülkücüden biri olarak aynı ses aynı sözü binlerce kez , bıkmadan usanmadan
inançla tekrarladı durdu : Emredin Başbuğum...
1985 yılından 1997 yılına kadar O'nunla geçen dolu dolu 13 yıl...
1992 yılında ülkücü ozanların çoğu gibi bende siyasi rakiplerimizi
eleştiren , hicveden türküler söylüyor , destanlar okuyorum. Aynı günlerde
partimiz MÇP 19 milletvekilimizle Demirel-İnönü koalisyon
hükümetine dışarıdan destek veriyor. Bir ilimizde Başbuğumun da katılacağı
bir şölene gitmiştim. Akşam nasıl bir proğram yapacağım konusunda tereddüte
girdim. Proğram öncesi kaldığı otele gidip kendisine
durumu arzettim : Efendim , ben proğramlarımda sizin ve partimizin dışarıdan
destek olduğu liderleri ve politikalarını eleştiriyorum. Sizinde
bulunduğunuz bir yerde tavrımın yanlış anlaşılmasından endişe ediyorum.
Bu durumda ne yapmam gerektiğine karar veremediğim için sizi rahatsız ettim.
Siz nasıl emrederseniz öyle yapacağım dedim. Gülümseyen bir yüz ifadesiyle
söyledikleri bana hayat dersiydi. ''Evlâdım , bugüne kadar ne yapmışsan onu
yap. Neyin doğru olduğuna inanıyorsan yine onu söyle . Ben yıllardır
yaptığınız çalışmalardan dolayı şahsınızdan ve samimiyetinizden eminim.
Hükümetle ilgili politikalar ve tavrımız itibarıyla sizde partimizden ve
benden emin olunuz , bu günler geçecektir. Cenabı Hakk hepimizin yardımcısı
olsun.''
Rahatlamıştım , içimden derin bir oh çekip çıkmak için izin istedim. Odanın
kapısına yürüdüm tam çıkmak üzere iken ilk kez ismimle hitap ederek , ''
Ahmet Evlâdım '' diye seslendi. Hemen döndüm , ''Emredin Başbuğum'' Ve...
''Milletimize söyleyeceğin sözler için gerekçesi ne olur ise olsun sakın ola
kimseden izin isteme. Ülkücü bir ozana yakışmaz.''
Uçarcasına koştum sanki , iki adımda yanındaydım. Ellerine kapandım ,
ağlıyordum. Elini öpmeme izin vermedi. Sağ eli benim ellerimde , sol eliyle
önce gözümdeki yaşları sildi sonra gülümseyerek hafifçe saçlarımı okşadı.
Sözleri hala kulağımda : ''Eğilme'' dedi. ''Görevini yap''
Halk Ozanı
Ahmet YILMAZ


Aşk'a Dair...
"Bütün medeniyetler aşka dayanır"
Bu cümle sahibinin dünyaya bakışındaki kaliteyi sergilemesi ulaşabileceği, bir arada yaşama noktasındaki en olgun aşamayı aşka dayandıran bir şahsiyet herhalde ölümsüzlük şerbeti ile tanışmış demektir.
Çekilen onca sıkıntıya onca işkence faslındaki hayata ve zorlu hallere rağmen aşkı ulvileştirmiş aşkla tarif etmiştir tefekkre dayalı varlığını...
Sert, özü demir kertiği bir kişilik ve aşk Alpalan Türkeş'in pek tanınmayan, tanıtılması engellenen yönüdür sanat ve bütünüyle aşk...
O'nun sanata ve edebiyata olanilgisi de pek bilinmez. Aşk'ı tarif etmedeki ustalığı böylesine gözardı edilen bir insanın ulaştığı sevgi toplama ve milyonlara varan bir insan varlığı üzerinde sevgi insiyatifi oluşturma başarısını neye bağlayabiliriz ki...
Bizzat tanığı olduğum bir mecliste, okuduğu şiirlerin ve zor divan edebiyatı tekniği ile anlattığı manzum eserlerin magazinel değeri olmayacaktır elbette. Çünkü o hayatının hiçbir döneminde tükenilesi işler yapmadı. Attığı her adım aldığı her nefeste yeni bir adım ve yeni bir nefes üretti. Adımlar adımlara, nefesler nefeslere karıştı.
Sadece asker kişiliği ile öne çıkarılan ve halkın ilgi ve sevgisini otorite ambalajı ile bloke eden zihniyet onun sanata ve sanatçılara olan ilgisini alakanında ötesine taşıyarak kurumlaştırdığını biliyorlar elbette.
Türkiuye'de sinema emekçileri ilk kez onun döneminde ve kendisinin bizzat hazırlatıp meclise verdiği bir teklifle sosyal haklara kavuşturulmuştur.
Sinemanın propagandif açıdan ekmeğini yiyenler zor şartlarda yoksul imkanlaral yeşilçama hayat verenleri yurttaşlık haklarından mahrum bırakırken, faşist diye ünlemeye çalıştıkları bir liderin ellerine terketmişlerdi sinemanın istikbalini...
O'nun sanat açısından açtığı yolda bugün ilerleyen ve Türkeş geleneğini her alanda yaşatmaya çalışan MHP grubu, yine bir ilke imza atıp "Telif Yasasını" oluşturmuştur.
Milliyetçilik ve sanat ayrılmaz ikilidir. Sanat milletin gelişimini, değerlerini yaşatma ve kuşaklara aktarma noktasınmda bir işlev üstlenerek sürdürür. Milliyetçilik için sanat olmazsa olmaz ölçüsündedir. Alparslan TÜRKEŞ bu gerçeğin şuurunda bir lider olarak hatırası ilkeleri, ülküsü ve geleneği ile ölümsüz bir liderdir.
Ne mutlu O'nun geleneğini yaşatanlara...
Sanatta da...
Ahmet ŞAFAK

TÜRKEŞ SAYESİNDE...

Bu yazıyı yazabilmek için,çokça "Türkeş Sayesinde" ifadesini kullanmam gerekiyordu.Türkeş,bir neslin,bir milletin mimarı oldu hiç şüphesiz.Ancak
ben,sadece şöyle bir kendime dönüp
bakmayı düşündüm ve hayatımda "Türkeş Sayesinde" diyebileceğim o kadar çok
şey buldum ki...
Ben,Türkeş sayesinde imanlı bir genç olmaya çalıştım.
Türkeş sayesinde cesur,asil,yiğit bir Türk olmanın önemini anladım.
Ben,milletime yapılan zulme ve haksızlığa başkaldırıyı Türkeşten
öğrendim.
Mıymıntı bir şair olmaktansa,asi bir şair olmanın asaletini Türkeş
sayesinde farkettim.
Ben,mazluma merhameti,dosta Yunus olmayı,küfrüne dahi dilsiz olmayı ondan
öğrendim.Ondan soyumu hesapsızca sevdim.
Bugün,sıkılı yumruklarımla,avuçlarımı kanatarak yazdığım şiirlerimin gücü
budur,başka birşey değil.
Bir yemen türküsünde bağrımı kanatmayı Türkeş sayesinde biliyorum.
Türkeş sayesinde, fildişi kulemde oturan bir popçu değil,halkımın
hizmetindeyim.Onun için alçaldıkça yükseldiğime inanıyorum.
Kısaca,ben "adam" olmayı Türkeş'ten öğrendim.Yapabildiklerim O'nun
sayesindedir,yapamadıklarım benden...
Mimarım,ustam,Başbuğum,teşekkür ederim.Sana layık olmaya çalışacağım.
Hakkını helal et.......
ALİ KINIK

http://www.kuvvaimilliye.net/images/news/4540.jpg

cαяℓsвєяg™
17-11-07, 17:38
PAylaşimlar Süper Emeğinize Sağlık

OSMANLI TORUNU
17-11-07, 22:46
Alparslan Türkeş; aslen Kayserilidir. Büyük dedesi Arif Ağa Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşgerli Köyünden Kıbrıs’a göç etmiş ve buraya yerleşmiştir. Alparslan Türkeş 25 Kasım 1917‘de Lefkoşe’de doğmuştur. Babası Ahmet Hamdi Efendi, annesi Fatımatül Zehra Hanım’dır.
İlk ve orta eğitimini Lefkoşe’de tamamlamıştır. O yıllarda İngiliz işgal idaresi altında bulunan Kıbrıs’tan ailece Türkiye’ye göç etmişler ve İstanbul’a yerleşmişlerdir.
Askerlik mesleğine büyük sevğisi olan Alparslan TÜRKEŞ 1933 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girmiştir. Büyük başarı göstererek, 1939 yılında bu liseden mezun olmuş ve Harp Okulu’a geçmiştir.
1939‘da Harp Okulu’ndan mezun olarak piyade asteğmen rütbesi ile orduya katılmıştır. Orduda muntazaman terfi etmiş ve harp akademisi imtihanını kazanarak akademiye geçmistir. Başarılı bir eğitim dönemi sonrasında kurmay subay olarak mezun olmuştur.

1948 yılında GenelKurmay tarafından açılan imtihanları kazanmış ve bütün eğitim dönemindeki başarılarıda gözönüne alınarak Amerika’ya tahsile gönderilmiştir.Amerika’da piyade okulu ve Amerikan Harp Akademi’sinde tahsil görmüş buralardan da iyi dereceler ile mezun olmuştur.

1955‘de kurmay binbaşı olan Alparslan Türkeş (Amerika’da) Ğashıngton’da bulunan daimi gurup nezninde Türk Genelkurmayı’nın Temsyl Heyeti üyeliğine tayin edilmiştir. 1957 yılının sonuna kadar vazifesini sürdürmüştür. Bu süre içerisinde Üniversity of America (Amerika Üniversitesi)‘ya devam etmiş, International Economics tahsili görmüştür. Daha sonra yurda dönen Alparslan TÜRKEŞ, 1959‘da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderilmiş, bu okuluda başarı ile bitirmiştir. 27 Mayıs 1960 yılına kadar ,Avrupa’da muhtelif Nato toplantılarında ve askeri mevzularda Türk Genel Kurmay Basşkanlığı’nın temsilcisi olarak bulunmuştur.

27 Mayıs 1960 Milli Birlik Harekatı’nın önde gelen simalarından olan Alparslan TÜRKEŞ, bu hareketi partiler üssü ve milli birliği sağlayacak bir reform hareketi olarak düşünmüştür. Müdahaleden sonra birik üyesi olarak, Başbakanlık Müsteşarlığı yapmıştır. Görevde bulunduğu 27 Mayıs 1960, 25 Eylül 1960 tarihleri arasında, ülke va kültür bütünlüğü kanun tasarısını ve Devlet Planlama Teşkilatı kanun tasarısını kanunlaştırmış, devlet ve millet yiararına sunmuştur. CHP’li bazı politikacıların M.B. Komitesi üyelerine yapmış oldukları bazı telkinler ile Anayasa çiğnenerek 13 Kasım 1960 tarihinde 13 arkadaşı ile M.B. Komitesi’nden çıkarılmış ve Mürtet Hava Üstünde hapsedilmiş, daha sonra da, C.H.P.‘lerin rahat hareket etmeleri için 19 Kasım 1960‘ta Türkiye’den , hükümet müşaviri görevi ile Hindistan Yeni Delhi’ye mecburi ikâmetgah olarak gönderilmiştir. Alparslan Türkeş Hindistan’da iken hükümet yöneticilerine mektuplarla sürekli ikazlarda bulunmuştur.

23 Şubat 1963‘ta yurda dönen A.TÜRKEŞ, 21Mayıs’ta tevkif edilmiş, 5 Eylül 1963‘te tahliye olmuştur. 31 Mart 1964‘te C.K.M.P.‘ye üye olmuş ve Parti Genel Müfettişliği görevini almiştır.
1 Ağustos 1965‘de C.K.M.P.‘nin kongresinde parti üyeleri tarafından genel başkanlığa seçilmiştir. (8-9) Şubat 1969 C.K.M.P.‘nin Adana’daki kongresinde A.TÜRKEŞ’in teklifiyle partinin ismi Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirilmiştir. 65-69, 69-73, 73-77 ve 1977‘den 12 Eylül 1980‘e kadar dört dönem, Ankara ve Adana’dan milletvekilliği yapmıştır. 1975‘den sonra kurulan 1. Ve 2. M.C. hükümetlerinde başbakan yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur.
12 Eylül 1980 hareketinden sonra ***I yönetim tarafından tevkif edilmiş ve 29 Nisan 1981 tarihinde, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davası adı ile ***I yönetim mahkemelerinin karşısına çıkarılmıştır. Yargılandığı dava nedeni ile uzun süren tutukluluğu, 9 Nisan 1985‘de tahliye olarak son bulmuştur.

Bu dava nedeniyle dört buçuk yıl tutuklu kalmıştır. 6 Eylül 1987‘de siyasi yasakların refarandum ile kalkmasından sonra 20 Eylül’de Alparslan Türkeş M.Ç.P.‘ye törenle kaydolmuştur. 4 Ekim 1987 tarihinde yapılan olağanüstü 2.Kongre ile Milliyetçi Çalışma Partisi Genel Başkanlığı’na seçilmiştir.
24 Eylül 1991 tarihinde 19. Dönem Milletvekili seçimlerinde M.Ç.P.‘nin, I.D.P., R.P. ile üçlü ittifak yapmasıyle Yozgat’dan milletvekili seçilmiştir. 15 Kasım 1991 tarihinde 18 arkadaşı ile ittifaktan ayrılarak bagımsız milletvekili olmuştur. 25 Aralık 1991‘de Demokratik Hareket Partisini kurmuştur.Kurucular Kurulu kararı ile parti kapatılarak, Milliyetçc Çalışma Partisi’nin 29 Aralık 1991 tarihinde yapılan 3. Olagan Genel Kongresi’nde tekrar M.Ç.P.‘nin Genel Başkanlığı’na seçilmiştir.

Zamanla, olgunluğa ve doygunluğa yönelen ruh sıra sıra dizilmiş nefis dağlarını zorlamaya başlar. Dağın en nazik bölgesine yığınla odun ve kömür dizilir. Körükler kurulur. Alevler harlanır ve dağ erimiye başlar. Büyük ruhlu şahsiyet ard arda gelen ve gelenin gideni arattığı çileli bir dönem başlamıştır.
Sıradan ruhlu çoğunluğun yaşandığı mevsim genellikle yazdır, bahardır. O ise ‚Ağustos’ta suya girse balta kesmez buz olur‘ Doğruyu söyleyip savundukça kınanır, çoğunluğun sahip olmak için şahsiyetini bile paraladığı şeyleri o terk ettikçe adı deliye çıkar. Çekilen sistemli çilenin dozajı arttıkça nefis sıra dağları birer birer delinir, aşılır. Bu süreç sona doğru yaklaştıkça halkın deli dediği bu büyük ruhlu insan, Hakk’ın yanında veli sıfatını kazanmaya başlar.
Bu arınma, olgunlaşma işleminden önce, nefsin ağarlığını hissettirdiği, Alplik sıfatının öne çıktığı dönemlerde bu şahsiyetin mücadelesi olabildiğince dışa yöneliktir. (küçük cihat dönemi) Mücadelesi delikanlıcadır. Delice akan bir ırmaktır O. Bazı baharlarda coştukça coşar, bazen etrafını silip süpürebilir. İlahi rahmetin tam kontrolunda olduğu için genellikle uçurumların kenarından bir vesile ile çekip alınır, büyük cihat gününe hazırlanır.

Genellikle, görünür planda tama zafere ramak kala yaşatılan büyük hayal kırıklığı ile küçük cihattan büyük cihada çekilir bu büyük ruhlu şahsiyet. Halbuki, ilahi murad bambaşka bir senaryo taktir etmiştir ta ezelde.
12 Eylül 1980 hareketinin kapattığı siyasi partilerin isim ve amblemlerinin kullanma yasağının kalkması ile, 27 Aralık 1992 tarihinde, kapatılan M.H.P.‘nin o günkü delegelerinin katıldığı kongrede, M.H.P’nin isim, amblem kullanma yetkisi tekrar kurucu Alparslan Türkeş’e devredilmiştir.

24 Ocak 1993 tarihinde yapılan kongrede. M.Ç.P. yerini M.H.P.‘ye bırakmış, Genel Başkanlığa da Alparslan Türkeş seçilmiştir. Başbuğumuz 24 Aralık 1995 tarihinde yapılan genel seçimlerde Adana’dan milletvekilliği adaylığını açıklamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi, 24 Aralık 1995‘te yapılan genel seçimlerde antidemokratik %10‘luk ülke barajına takılarak meclise girememiştir.

Başbuğumuz, evli, ikisi erkek, beşi kız yedi çocuk babasıdır. İyi derce Fransızca ve İngilizce bilmektedir.


BAŞBUĞ ve ÜLKÜDAŞLARI

İlâhî takdir, herkese nasip olmayan bir güzel ölüm... Türk milliyetçilerinin eşsiz lideri, Başbuğ'u Alparslan Türkeş'in cenazesine katılmak üzere Anadolu'nun muhtelif yerlerinden Başkent Ankara'ya gelen milyonlarca insan, hepsinin de yüreğinde birer hüzün, hepsinin de gözleri dolu dolu hepsi de ağlamak istiyordu ancak Başbuğları her türlü fırtına karşısında kaya gibi sert ve sağlam durmasını öğretmişti onlara...
Eli öpülesi annelerin, huri meleği kadar güzel bacıların her ne kadar gözleri yaşlıysa da başları dik, duruşları mağrurdu. Ortada ne bir ölüm sessizliği, ne de feryadı figan vardı. Genç, ihtiyar kol kola girip kenetlenmiş, "Başbuğum ölmedi, kalbimizde yaşıyor" diyerek ona olan bağlılıklarını teyit ediyorlardı. Nisan ayının sekizi olmasına rağmen son yıllarda hiç de rast gelmediğimiz bir şekilde tam sekiz saat aralıksız kar yağıyordu. Eksi on derece soğuğa rağmen Başbuğunu görebilmek uğruna taş kesilen milyonlarca insanın "Ya Allah, Bismillah, Allahüekber" diyerek getirdiği tekbir ta arşı âlâya kadar uzanıyordu.

Rahmetli üstat Necip Fazıl Kısakürek'in;
"Ölsek de sevinin eve dönsek de,
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte,
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir,
Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir."

Dediği gibi Başbuğ Alparslan Türkeş'in ebediyete intikali Türk milliyetçiliği hareketinin dünya durdukça devam edeceği müjdesini veriyordu. Başbuğ Türk milliyetçiliği hareketine daha başlamadan etrafındakilere şöyle sesleniyordu;

"Sizlere kolay bir başarı vadetmiyorum. Kısa bir zamanda iktidar umanlar bizimle yola çıkmasınlar. Yolumuz uzun ve çetindir. Bu yolda karşımıza menfaatler, teklifler, tehditler ve daha bir yığın engel çıkacaktır. Bu çetin yola dayanabilecekler, bizimle gelsinler, kuvvetli olanlar, gerçekten inananlar kafilemize katılsınlar." Davası uğruna tabutluklara sokulan, işkencehanelerde her türlü eziyete maruz bırakılan bu büyük insanı ne yazık ki yeteri kadar anlayabildiğimizi söyleyemem. Eğer onu birazcık anlayabilseydik, zindanlarda içimize düşen gaflet duygusuna yenilerek pişmanlık duymaz, bukalemun gibi renkten renge girenlerimiz olmazdı. Üç kuruşluk menfaat için makam ve mevki peşinde koşup başka arayışlara tevessül edenleri görmezdik.
Gerçi şimdi onlar da pişman, onlar da ağlıyor ama son pişmanlık fayda getirmiyor bazen... Başbuğun sağlığında partiyi terk edip başka kulvarlarda at koşturanları şimdi başımıza taç etmemiz evvela. Başbuğun aziz hatırasına saygısızlık olur. Zira biz o arkadaşlara "Yuvanıza dönün, oralarda kaldığınız müddetçe bir gün vezir, bir gün rezil olacağınız kesindir" diye defalarca uyardık, lâkin onlar rahatımız bozulur endişesiyle seslerini bile çıkaramadılar.

Daha düne kadar "Devleti çeteler istilâ etti" diyerek Çatlı'nın gıyabında ülkücülere it, uğursuz diyen Sayın Mesut Yılmaz'ı, Türkeş'i hayalcilikle suçlayan, akabinde Antalya'da yapılan Türk Devlet ve Toplulukları Kurultayı'nda örs üzerinde demir döven Erdal İnönü'yü cenaze töreninde görmek ve dahası Türk düşmanı Yunanlı parlâmenterin "Mert bir düşmanımı kaybettim" şeklinde konuşması Türkeş'in davasında ne kadar haklı olduğunun açık ifadesidir. Meclisteki devlet töreninden sonra Kocatepe Camii'nin önünde toplanan kilometrelerce uzunluktaki insan seli de bu haklı davanın ıspatı değil mi? Bazı basın organları "Türkeş denge unsuruydu" derken, bazıları da devletin bekası, vatanin bölünmez bütünlüğünün bir sigortası olarak görüyordu Sayın Türkeş'i... Siyasî arenada birbiriyle konuşmayan, birbirine küsen siyasetçilerin Türkeş'in cenazesinde birbirlerinin ellerini sıkması ise Türkeş'in ne kadar büyük devlet adamı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyordu. O, tıpkı Sayın Türkeş'in dediği gibi, "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Atatürk ile, Türklere Anadolu kapılarını açan Alparslan ile Bilge Kağan, Fatih ve Kanunî ile beraberdi." Rahmetli için öldü demeye dilim varmıyor. Her vesile ile ülküdaşlarına şunu hatırlatıyordu: "Emanet olan davayı kucakladım. Ardıma bakmadan yürüyorum. Ben düşersem bayrağı kapıp daha da ileriye götürün." Onca işkenceye ve çileye rağmen o bayrağı yere hiç düşürmedi.

Artık ülkücüler bu bayrağa sahip çıkmalı, kendilerinin üzerinde hesap yapan siyasetçilere ülkücülüğün ne demek olduğunu göstermeli, birleşme isteniliyorsa MHP' de birleşilmeli, Bozkurtlara ait olan bu çatı altında kesinlikle çakallara ve hainlere yer verilmemeli, Türk milliyetçileri birlik ve beraberliği koruduğu müddetçe er geç iktidar olacaktır. Ruhun şad olsun Bozkurtların atası, her ne kadar günahımız, suçumuz olduysa hakkını helâl et bize. Yattığın yer cennet mekânı olsun...

LinкØѕєя
18-11-07, 11:55
Şiir, ötelerden günle doğan bir güneş gibidir. Onda her mana billurlaşarak ifadesini bulur. Öncesi ve sonrası, plânı ve tertibi olmaz. Şiirin ilâhî bir yönü vardır. Duygular yoğunlaşır; ifadeler bir ilham ürünü olarak gönülden süzülür. Şair, manayı ve ahengi mekânın ve zamanın mahpusluğundan kurtarıp ebedîleştiren insandır. Onun gönül antenleri ötelere doğru açıktır.

Gönlünden dökülenler yüzyıllar boyu yaşar. Hep taze, hep diri kalır. Yüzyıllar önce yazılmış şiirleri okurken âdeta onları yaşarız. İfadeler bizi terennüm etmiştir. Onlarda kendimizi buluruz. Başbuğ'un ardından onlarca yazı yazıldı. Tamamı onu anlatamaya matuftu. Yazılmış o güzel yazıları okuyup da mağrur olmamak, "Başbuğ" diyen biri için mümkün olur muydu? O günler mağrur bir üzüntüyü yaşadık. Ancak, "Başbuğ'un Ölümü"nü vefatından önce yazan biri daha vardı. O bir şairdi. Ve onun gönlü ötelere doğru açıktı.

Niyazı Yıldırım Gençosmanoğlu'nun "Başbuğ Tanrıdaği'nda" şiirini dikkatinize sunarım. "Burada baş sağlığı, orada gözler aydın; İki ayrı dünyada iki ayrı tören var. Allah katından gelen bir yüce buyruk üzere Aramızdan ansızın çadırını deren var. Orada ecdat ruhu şadımanlık içinde Burada kamu içre gönüllerde boran var. Eksilmiş bir yanımız; çarpılmış gibiyiz de Allah korusun, sanki Bozkurtluğa kıran var Yukarıda gök mü bastı, altta yer mi çöktü? Kimsede ağız dil yok; gözleriyle soran var. Buradan uğurlarken onu binlerce Bozkurt orada karşılayan binlerce Alp-Eren var. O gün Tanrı dağında, tan ağardığı çağda. Dediler; Oğuz Han'ın otağına giren var.
Ve Tanrı-Kut Mete'nin huzurunda Başbuğ'u Kürşad'la, Kül Tiğin'le diz vururken gören var. Töredir, konan göçer, doğan gün batar elbet
Tanrı zeval vermesin; Devlet, din ve Kur'an var. Dayanılmaz olsa da Başbuğ'suzluğun acısı Ulu Allah'a şükür, yine soy var, Turan var."
Başbuğum'a ve onun Hakk'a yürümesini ebedileştiren Niyazı Yıldırım Gençosmanoğluna Cenâbı Allah'tan Rahmet dilerim.


Forum Hakkında bölümünde bir konu gördüm,sol fanlar bu fanla kıyaslanıyormuş falan:kiki:
Bu tip mesajlar gönderelim de hiç bir şey silinmesine izin vermeyelim.Ayrıca simge ve nobre size de çok teşekkür ederim.:okay:

suspect
18-11-07, 12:16
n0br3 ve simge kardeşlerimize paylaşımlarından dolayı çok teşekkürler. Çok güzel paylaşımlar. Sağolun varolun.

Uzun uğraşlarımız sonucunda artık bu başlık sanırım hakkettiği yerlerde. Gün geçtikçe artan üye sayımızla kaliteli paylaşımlarla ülküdaşlar arasında güzel bir fikir alışverişi bulunmasını sağlamış olduk. Önemli olan da budur zaten. Devamını dileriz.

Saygılarımla

LinкØѕєя
18-11-07, 12:26
MHP lideri Alparslan Türkeş ,dün muhteşem bir törenle tekbir sesleri arasında uğurlandı. Alparslan Türkeş'i uğurlamaya gelenler o kadar kalabalıktı ki insan selinin bir ucu Ankara'ya giriş yapamadı. İster istemez bu manzaranın içinde, Türkeş'i 27 Mayıs sonrasında sürgüne gönderenleri hatırladık... Onların da cenazeleri oldu. Top arabalarında, askerî törenle defnedildiler... Ama arkalarından kimsecikler gelmedi... İşte Türk milletine mal olmuş liderler; işte devlete sığınmış erkan... Aradaki fark bu... Bu yüzyılda artık devlete tutunarak bir yerlere varmak mümkün değil. Rahmetli Necip Fazıl, "Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam." dedi... Gerçekten cenazesinde ne çelenk ne top arabası vardı. Ama arkasından Türk milleti bir sel hâlinde yürüdü.

TARİH HÜKMÜNÜ VERDİ...

Türk milleti, Alparslan Türkeş'i de işte böylesine bağrına bastı. Gönlünde ona yer açtı... "İhtilâlin Kudretli Albayı hakkında kesin hükmü tarih verecek!" diyorlar...
Aslında milletlerin kendilerinden bağımsız tarihleri olmaz... Alparslan Türkeş hakkındaki tarihin hükmü de dünkü cenaze töreninde yerini bulmuş oluyor... Büyük Türk milletinin, cenazesinin arkasından gözyaşı dökerek yürüdüğü, böylesine kaç lider vardır?... Alparslan Türkeş, gençliğe kin ve intikam duyguları aşılamadı. Davasını kendi şahsî konularına hapsetmedi. Eğer öyle yapsaydı 1970'li yıllardan sonra kendisini tasfiye eden; Ülkücü gençliği yok etmeye kararlı milliyet düşmanları, bu ülkede yaşayamazlardı. 12 Eylül'ün haksız ve zalim uygulamaları karşısında bile Alparslan Türkeş, söyleye söyleye ancak şunu diyebildi; "Gafil ve haksız bir uygulama..." Oysa bu dönemde Türkeş yine idam talebiyle "Vatana ihanet, devleti ele geçirmek için örgüt kurmak vs." gibi en uydurma suçlamalarla hâkim karşısına çıkarılmıştı...

Eğer Türkeş, Türk milliyetçiliğini, bir büyük mefkûre olarak değil, kafatasına ve kan asaletine bağlayan bir yol tutsaydı, bu ülkede Türk-Kürt çatışması kaçınılmaz hâle gelirdi... Ama o öyle yapmak yerine, "Türkler, Kürtler, hepimiz aynı milletin evlâtlarıyız" diyerek bir Osmanlı örneği sergiledi... Türkeş'i suçlayanlar, işte bu demokrat ve barışçı tutumu iyi düşünüp incelemeliler... Bu tutumu, Türkeş'in karşısındakilerin düşmanca ve insafsızca tutumları ile karşılaştırıp, hükümlerini ona göre vermeliler... Bu tutumun sahibi bugün yok artık... Önümüzdeki günler inşallah onun boşluğunu çok aramayız. Bizim inandığımız şudur, Türkeş'ten sonra da MHP barışçı politikasına devam etmelidir...


66.Sayfaya Geldik :D

OSMANLI TORUNU
18-11-07, 14:46
Başbuğ'dan ülkücülüğün tanımı:
Ülkücü Kimdir Diye Sorulduğunda…
Ülkücü; İçi alev alev İslam kokan, dışı pırıl pırıl Türklük parlayan, içi dışına hâkim, dışı içine köle alperenlerdir…
Yüce Mevlam canlıları 3 kısma ayırmıştır: Bitkiler, hayvanlar ve insanlar.
Bu canlılardan bitkiler ve hayvanlar yaratıcılarını zikrederken insanlara da hizmet edebilmek için yılmadan yıkılmadan dünden bugüne gelmiş bu günden de yarına gidecek. Onların cennet cehennem diye bir derdi ve telaşesi yok. Kurulmuş ayarlanmış eksiksiz görevlerini yerine getirmektedir. Ne kara ne tufana ne sıcağa aldırmadan rutin işlerini yapmaktalar. Bu canlıların da kendine özgü bakış açıları ve dilleri var. Bir birlerini anlaya biliyor bir birlerine sahip olabiliyorlar.
İnsanoğlu kendi iç dünyasında bir çatışma içerisinde, nereye gittiğinin farkına varmadan bir sağa bir sola yalpalayıp durmakta.
Her adım, bir fikir madeninin üzerinde oturtulmuş, kolaycılığa kaçmakta iç ve dış düşmanların kumanda ettiği bir maymun haline gelmiş, ipler onların ellerinde Hacivat ile Karagöz gibi oynatmakta… Diline, dinine, milletine küfreder durumda… Dizilerimiz de, filmlerimiz de skeçlerimiz de hep böyle olmuş ve böyle de olmaya devam etmekte… Hedeflenen gençlik pornografik, uyuşturucu müptelası, kapkaççı, kaçakçı ve kolay kazanç sağlayacak yolların yolcuları olmuş, fakat bunun bir sonu olduğunu, bu hayasız gidişe bir dur demenin zamanı gelmiştir artık.
Toplumların kendine özgü bir yapısı vardır, bu yapıya anane, töre, kural denmektedir. Törelerine uyan ve kim olduğunun farkına varan milletlerin kurmuş olduğu devletler uzun süre hayatlarını idame ettirmişlerdir ve devam ettirmekteler, bizler de kuralların, törelerin, ananevi yapının elemanları olarak kendimize sahip çıkmalıyız. Sahip çıkma duygusundaki milli duruşumuz, ülkücü, milliyetçi muhafazakâr ve toplumcu imzaların sahibi oluşumuz, çeşitli yükümlülükler getiriyor ve Rasulullah Efendimizin “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” hadisini örnek almamız gerektiğini gösteriyor.
Bir zamanlar sanal âlemde tanıştığım muhterem bir arkadaşımın güzel düşüncelerinden yararlanırken, millet ve ülkücülük kavramları ortaya atıldı, tabiî ki ben ülkücü olmakla gurur duyan bir Türk neferi olarak görüşlerimi sıraladım. Lakin ne hikmetse benim o değer verdiğim insan bu görüş ve düşünceye karşı çok sinirli ve çok alerjik davrandı. Belki kendi açısından haklı ve karşı tavır sergilemiştir. Bu duruşu beni çok üzdü ve derinden yaraladı. O insanı bu kadar ülkücülere ve milliyetçiliğe düşman eden neydi acaba? Vatan haini desem değil, dış güçlerden beslenen bir ihanet şebekesinin grup üyesi olsa o da değil, neydi acaba? Kendisine sordum, anlatmaya başladı: İki üniversite bitirmiş ve bir de kitabı bulunan bu kişi üniversitedeki biz olmayan bizi görmüş bu hastalıklı beyinlerin ülkücü milliyetçi olduğunu zannetmişti. Ve kafasında ülkücü yapıyı oluşturmuş ve ona göre değer vermişti ama üniversitede ülkücü insanımızın ülkücü kurallara göre hareket ettiğini görse Türk’ün örfünü, İslam’ın ahlakını aldığını ve ülkücü gibi yaşadığını bilse idi acaba öylemi düşünürdü. Hayır.
Ülkücüyüm diyen insanlarımızdan temennim Ülkücü fikrin, merkez olduğunu kavramaları bu merkezin bir kolunun Resuller resulü Hazreti Muhammet Mustafa (S.A.V) Efendimize ve getirdiği Hazreti Kur’an-ı Kerim’e dayandığını bilmeli ve İslam’ın emrettikleri ile amel edip kurallara uymasıdır, diğer yandan Türk’ün örfünü öğrenmeli kavramalı ve o şekilde hayatına idame ettirmeli. Çünkü davamız TÜRK-İSLAM davası, eğer biz buna inanarak yaşamaz isek bizi bilmeyenler bizi gördükleri gibi tanırlar o zaman bize itibar edilmez ve bizi değer olarak görmezler. Bu düşünce ve inanç belki nefsimize ağır gelebilir ama Resulüm “Biz küçük savaştan çıktık büyük savaşa gidiyoruz” dediğinde, sahabeleri “Ya Rasulullah bundan daha büyük savaş mı olur” demişler, fakat âlemlere güneş olarak gönderilen Gönüller Sultanı ise “Evet nefsimizle savaş” demiş. Bizler gönülleri kazanacaksak önce kendimizi kazanmalıyız, kendimizi kazanabilmemiz için de hamlıktan kurtulmak adına pişeceğiz. Pişmek öyle lafla olacak bir kavram olmamalı, öğrendiklerimizi hayatımıza idame ettirmeliyiz.
Üniversitedeki insanından dağdaki çobanına kadar, sokaktaki çocuktan evdeki kadınımıza kadar;
Ülkücü Kimdir Diye Sorulduğunda…
Ülkücü; İçi alev alev İslam kokan, dışı pırıl pırıl Türklük parlayan, içi dışına hâkim, dışı içine köle alperenlerdir…
Sözüne güvenilen yanlış hareketlerde bulunmayan…
Ciddiyetini muhafaza eden insanları hafife almayan…
Kendine ve karşısındakine saygılı davranan…
İnsan münasebetlerinde millete ve insanlara hizmet eden, büyüğe saygılı küçüğe şefkatli davranan…
Ağırbaşlı, onurlu, çok konuşmayan, hedefe sabitleşmiş, olaylar karşısında soğukkanlı ve çabuk sinirlenmeyen…
Cesur, ahlaklı, azimli, sözüne ve vazifesine güven duyulan…
Dertlilerle dertleşen, hastalarla ilgilenen…
Vatanına, bayrağına sahip…
Giyimine kuşamına dikkat eden…
Kimsesizlerin kimsesi olan alperenler denmeli.
Ülkücü Kimdir Diye Sorulduğunda; Türk insanının örneği, İslam’ın fazileti bu milletin kurtarıcısıdır, makine yapan makinelerin mucididir, iktisadi yapının kurucusu idari yapının yöneticisidir, gelişmekte olan dünyanın önderi, Kızılelma ideali ile idealleşen alperendir, denmeli…
Ülkücü Kimdir Diye Sorulduğunda; Vatanına, bayrağına, toprağına taşına âşık, hür yaşamasını seven, azimli, kararlı, çalışkan alperen denmeli
Kadına saygılı, annesine, babasına ve aile efradına sevgili insan denmeli…
Dilini güzel konuşan, İslam tarihini, Türk tarihini, komşularını ve dünyayı tanıyan alperenler denmeli…
İdare de adaletli davranan sorumluluk sahibi alperenler denmeli…
Ülkücü Kimdir Diye Sorulduğunda; kendi ayakları üzerinde durabilen ve yeni dünya düzeninde Washington, Londra ya da Brüksel değil, kendi kararlarını kendisi verebilen idealist alperenler denmeli…
Ülkücü Kimdir Diye Sorulduğunda, Hazar petrolü ile Doğu Akdeniz bağlantısında Kafkas politikalarına, yeni dünya düzeninde dünyanın yeniden paylaşılmaya başlandığı şu dönemde adaletsizliğe, çirkefliğe ve sömürüye bir son diyebilecek azimli kararlı alperenler denmeli…
Türk milliyetçisi, Ülkücü gençlik işte senin haritan… Bu tesadüfî bir harita değil sahip çıkmalısın. Sahip çıkmazsan sadece alay konusu olursun, kimse seni değer olarak görmez, kendi içinde kaybolur gidersin. Seni ve milletini başkaları yönetir…
Ben sana ve düşünce yapına inanıyorum ama benim dışımdakilerin de inanmasını istiyorum…
Kısacası bozkurt kardeşim; Bir Bozkurt, Bir Ülkücü sorumluluk sahibi olarak her hareketi, davranışı, oturması, kalkması, konuşması, yaşantısı ve alış-verişi ile Ülkücü hareketin görüntüsü, Türk Milliyetçiliğinin propagandası olacaktır.
Manadan uzaklaşmış, maddenin savaşında acımasızca davranan şu garip günümüz dünyasında bunlar zor işler. Çünkü nefsimiz ve şeytan bizlerle oynuyor, biz ise bunlara alet oluyoruz. Sen istersen bu çileli yolda pişersin, atalarından aldığın örnekle “Ben nurumu tamamlayacağım” diyen ayetteki o nuru tamamlayacak asker olma adımını atmış olursun ve Alp-Eren olursun kardeşim…
Sayın okuyucularım; Alperen Özkan kardeşimizden gelen şu muhteşem şiiri yazımın sonunda sizlerle paylaşmak istiyorum. 12 Eylül yıllarındaki o fırtınalı günleri bana hatırlattı, geçmişin heyecanı sanki geleceğimin oksijeni oldu.
Alperen Özkan kardeşimize o mübarek günlerin muhteşem duygusunu bizlere yaşattığı için teşekkür ediyorum. Kardeşim Alperen sizler doğumunuzdan önceki mücadele yıllarımızı hatırladığınız müddetçe ölmez bu hareket ölmez bu dava...
BİR EYLÜL VAKTİNDE
Bir eylül yağmuru yağarken ayrıldık,
Hasretle özlemle etrafa savrulduk.
Urganlar da karanlığa meydan okuduk.
Karanlık doğarken, gözlerim ağlıyor,
Yüreğim yanıyor,
Bir eylül vaktinde…
Gidişin gitmiyor gözümün önünden,
Son sözün korkuyor ayrılık vaktinden,
Ecelim oldun sen ayrılıp giderken,
Güneşim batıyor,
Bir eylül vaktinde…
Geceler bitmiyor, gündüzler gülmüyor,
Hayatın büyüsü üstümden gitmiyor,
Bu aşkın öyküsü aklımdan çıkmıyor
Gözlerim kan ağlıyor,
Bir eylül vaktinde...
Ey benim sevdiğim eylül dillim, elif gözlüm,
Ben ki seni sevmeye kıyamadım,
Her defasında tutuşup sevdanla yandım, küle döndüm,
Zamansız gurbetinde yavaş yavaş kuruyup
Mecnun bir çöle döndüm…


BAŞBUĞ'UN ÖZLÜ SÖZLERİ


Hepiniz birer Türk Bayrağı'sınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.

Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz...

Emirlere mutlak itaat lâzımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle dâvamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lâzımdır.

Millî kalkınmamızı gerçekleştirmek, her Türk ferdini hür yapabilmek için Türk Milletini yeniden kurmak zorundayız. Vatandaşlarımız arasında parti, mezhep, ırk ve bölge farkı gözetmeksizin karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bağlar dokuyacağız.

Başarı için muntazam plânlı çalışma yapmak lâzımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız.

Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz.

Alınan görevleri yapmak ve yapıldığını takip etmek lâzımdır. Millet hayatında başarı devamlılığa bağlıdır.

Kendinizi küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir. Birlik, beraberlik içinde olmaktır.

Komünist sistemlerde halkın esaret altında oluşunun sebebi bir mülk sahibi olamamasıdır.
Hürriyetin tek garantisi mülkiyettir.

Bizim savunduğumuz Dokuz Işık'çı sistemin hedefi Türk Milletinin her ferdini mülk sahibi yapmaktır.

İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.

Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.

Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır.

İslâmiyeti ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.

Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.

İnsanlar; yoksulluğa, açlığa, susuzluğa tahammül ederler. Fakat adaletsizliğe, hor görülmeye, aşağılanmaya ASLA müsaade, müsamaha etmezler.

Ahlâkçılık anlayışımız, Türk Ahlâkı ve Müslümanlık inancından meydana gelmiştir.

Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddim bilmek... Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.

Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...

Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez

TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur.

Fikir, iman, ülkü aşkı ... İnsanları güçlü yapan bunlardır.

Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.

Milletler yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir.

Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.

Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez."

Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.

Gençliğimizi büyük bir savaş beklemektedir. Bozgunculuğa, tembelliğe, ahlaksızlığa, cehalete, yalancılığa karşı büyük bir savaş.

Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.

LinкØѕєя
18-11-07, 15:12
O, her zaman büyük bir ümit oldu. Irkçılık ve Turancılık davasında da bir ümitti, 27 Mayıs İhtilâli'nde de... Irkçılık ve Turancılık davasında 23 gencimiz haksız yere yargılanırken aralarında bir ordu mensubunun bulunması tek teselli idi... Çünkü hareketin bir macera değil, milliyetçilik gibi, vatanseverliğin tezahürü olduğu, aralarında genç bir ordu mensubu teğmenin bulunmasından belliydi...

27 Mayıs hareketinde ise milliyetçi ve muhafazakâr şahsiyetiyle onun bulunmuş olması bir ümit, bir sigorta gibi gelmişti bize. Hareketin bir komünizm tehlikesine karşı sağlam unsurlar taşıdığını onun ve arkadaşlarının varlığıyla anlıyor ve teselli buluyorduk. Biz ordunun milliyetçi, Türkçü ve peygamber ocağı olduğuna inanıyor ve onun bu hareketin içinde olması bize huzur veriyordu. Solun en azgın dönemi olan 1970'lerde de onun siyaset arenasında harekete geçirdiği ülkücülerle, yabancı ve diş tehlikeleri önlediğini kimse inkâr edemez... Evet o her zaman bir ümitti...

Toplumsal hayatımızın ve özellikle iç ve diş siyasetimizin bir emniyet supabı hâline gelmişti... Bizler bir hareketin içinde Türkeş var mı yok mu hesabını yapıyor, varsa güven duyuyor, yoksa o hareketi şüphe ile karşılıyorduk. Ben şahsen onun ordudan gelmesine ve otoriter şahsiyetine rağmen onun kadar demokrat ve hoşgörülü pek az lider tanıdım... 1973-1978 arası 5 yıl boyunca çıkardığımız Ortadoğu gazetesi günlerinde bir defa olsun yayınımıza karıştığını hatırlamıyorum... Ancak iltifatlarını da hiçbir zaman ek*** etmemişti... Evet son seçimlerde Meclis dışında kalmasına rağmen o ve partisi yine bir ümit olarak kalbimizde yerini almıştı...

Siyasî hayatımızdaki gerginliği yumuşatan, temaslarıyla liderleri sükûnete ve sağduyuya davet eden yine o idi... Türkeş, bir barış, bir uzlaşma sembolü olmuştu. Fakat onun bize miras olarak bıraktığı en büyük ümit arkasında bu davaya baş koyan milyonlarca ülkücü oldu... Toplum hayatımızın huzur ve geleceği onların varlığı ile daha sağlam temellere oturdu. O bir ümitti... O ümitler şimdi gerçek oldu... Nur içinde yat sevgili Başbuğ...

urunguşat
19-11-07, 06:18
bütün ülküdaşlarıma güzel bilgiler ve bildiriler için teşşekkür ederim devamının getirirseniz daha iyi olur

saygılar


j3Vd3j7wljA

ѕıмgє_ßjK
19-11-07, 13:14
http://img253.imageshack.us/img253/157/adsznf1.jpg

Teşekkürler Linkoser ve nobre :D

LinкØѕєя
19-11-07, 13:22
"BAŞBUĞ" VEYA "LİDER" OLMAK KOLAY DEĞİL


Görüldüğü gibi, "siyasî lider" adi verilen şey, kolay yetişmiyor. Yetiştiği zaman da, yok edilemiyor. İşte şimdi rahmetli olan Türkeş, bunun bir kanıtıdır. Düşünün ki, son dönem MHP'sinin, TBMM'de bir tane bile milletvekili yoktu. 1995'in Aralık seçimlerinde, kil payı farkla olsa da, MHP barajı geçememişti. Ama "Türkeşli MHP"nin, Mecliste grubu olan partiler kadar ciddî bir siyasî ağırlığı yok muydu? İşte "gerçek siyasî lider"ler, bu konuma, uzun yılların, yorucu uğraşların, sevgilerin, nefretlerin, neşelerin ve kederlerin sonunda gelebiliyor. Bir politikacının karşısında, "karşı kamp"lar ve "nefret cepheleri" oluştuğu zaman, anlayın ki, o siyasî, "lider" konumuna girmek üzeredir. "Siyasî lider"in karşısındaki "nefret cephesi" yoğunlaştıkça, bilin ki, onun çevresindeki "taraftar kitlesi" de kemikleşmekte ve kilitlenmektedir. Ama "gerçek siyasî lider" olmak kolay değil. Birincisi, sadece fikir veya söylem sahibi olmak yetmiyor. Bu söylemi, iyi bir anlatımla, çevreye dinletmek de yetmiyor. "Lider"in, mutlaka "takipçiler"i de olması şarttır. Bu açıdan baktığınızda, "gerçek siyasî lider", öğrencileri ile inter-aktif ilişki kurabilmiş, iyi bir "öğretmen" de olmak zorundadır.

Gençlik şart! Liderin yaşı ne olursa olsun, onun çevresinde, her an ve değişen zamanlarda da, "gençler" bulunmalıdır. Aksi hâlde, lider yaşlandıkça, "hareket" de yaşlanır ve lider öldüğü zaman, hareket de ölür. Siyasî liderin vizyonu, yerel ölçülere bağımlı olduğu zaman, onun siyasî ömrü de kısalır. "Gerçek siyasî lider", evrensel olanı yakalayabilmiş ve sade yurtta değil, cihanda da, söylediği önemle dinlenilmiş kişidir. Bu genellemelere kısa bir ara verip, bunların, Türkeş'in siyasî yaşamındaki yerlerine bir göz atalım. Türkeş'in bir söylemi de vardı, vizyonu da vardı. Bir dönemde "yasa dışı" kabul edilen "milliyetçiliğin" sözcüsüydü. "Irkçılık" veya "Turancılık" suçlamalarına da hedef olan bu söylemi yüzünden, 1940'larda tutuklanıp, yargılanmıştı da Türkeş, Nihal Atsızlarla, Reha Oğuz Türkkanlarla, bir gençlik macerasını, üsteğmen rütbesindeyken yaşamıştı. Bu maceranın bugüne aktarılan efsanesindeki simge, "tabutluk" değil midir? Bir de bugüne bakın. 1940'larda Türkeş'i hapse ve hücreye götüren "Turancılık", 1997'de, devletin ve toplumun "benimsenmiş politika"sıdır. "Milliyetçilik" ise, "mikro"ları ile de, dünyada yükselen değerdir. Dağılan Sovyetler toprakları üzerinde doğan Türk cumhuriyetleri, "Türk dünyası"nın ögeleri değil midir?" "Türk kurultayları"nda, cumhurbaşkanları, başbakanlar, Ergenekon'u simgeleyen demiri örse yatırıp, çekiç vurmakta değil midir?

Alparslan Türkeş, bu söylemini, kendinden sonraki kuşaklara üye gençliğe de anlatabildiği için, "ülkücü"ler, onunla birlikte yaşlanıp, ölmemişlerdir.

Bakın Bayındır Hastanesi'nin çevresindeki, Türkeş'in sağlık haberini dinleyen kitlenin ortalama yaşına. İşte Türkeş'in "gerçek siyasî lider" olduğunun en iyi göstergesiydi bu 20 yaş ortalamalı kitle.

Kim doğru yaptı ki? Türkeş'in, yaşamının çeşitli dönemlerindeki siyasî tutumu doğru mu, yoksa yanlış mıydı? Bu başka bir mesele.

Ama yine düşünün. 1960'ların ve 1970'lerin Türkiye'sinde, hangi siyasî liderin tutumu, "topyekûn doğru"ydu? Demirel mi, Ecevit mi, Erbakan mı çok doğru politikalar izlediler? Türkiye'de, "Türkeşçi Sağ" eylem koydu da, "anti-Türkeşçi Sol", kuzu kuzu oturup, öldürülmeyi mi bekledi? Galiba gerçek bir "geçiş dönemi"ydi. 1980'e dayanan on yıllar. Dünyada sonu gelen "soğuk savaş"ın, Türkiye gibi bir "uç devlet"e yansımalarını yaşadık. Türkeş'in erdemi, ilerleyen yaşına rağmen, geçmişe takılıp kalmamayı başarmasıdır. Milliyetçiliği ve siyasî devletçiliği, bırakmadı. Ama, şiddet yerine hukukun, içe dönüklük yerine global rekabetin, kamplaşma yerine uzlaşmanın sözcüsü oldu. Nazım Hikmet'ten şiirini bile okumadı mı kendi kitlesi önünde. Beğeniriz, beğenmeyiz siyasî söylemini. Bu başka mesele. Ama Türkeş, gerçekten bir "Başbuğ"du. Yani "lider"di işte!...


MEHMET BARLAS

gökhan69
19-11-07, 13:30
arkadaşlar türkiye bence atatürkten sonra görmüş olduğu en büyük lider ve devlet adamıydı bundan 10 yıl önce tv kanalarında başbuğuma cevap veremeyen insanlar bugün meydanlarda sözde kürdistanı kurma hayalleriyle mitingler veriyolar tv kanalarında gazetelere demec veriyolar başbuğum zamanında demişti bugün kürt diye adlanırdığımız insanlar yarın devlet diye diretecekler diye 10 yıl sonra cıktı:9

10flgSbFskY

OSMANLI TORUNU
20-11-07, 15:16
Henüz küçük bir çocukken bile, Türk illerinde sızlayan onca Türk evlâdının sesini duyan ve kurtuluş için bir çığır başlatan, eşsiz Türk'e, Malazgirt'te bir destan yazan Sultan Alparslan'ın soyundan gelen ve kendisine de aynı ad yakıştırılan büyük vatanperver ülkücü Başbuğ'a;.... Ne mutlu ona.

Çınarlar, ayakta ölür misali, Başbuğumuz da ayakta hayata gözlerini yumdu. Kara Eylüller'i yaşadı. Öz evlâdı gibi sevdiği ülkücü neferlerinin ölümlerine gözyaşlarıyla yol verip ağlamak istedi kimi zaman. Ama her şeyden önce o, bir liderdi. Güçlü olmalıydı... Türk milliyetçiliğini kitleselleştiren ve tüm Türk dünyasını aynı çatı altında toplamak isteyen bu büyük insan ki; Bize, idealist, mert, alçak gönüllü ve ahlâklı olmayı öğretmişti. Önceleri hayalinde yaşattığı mefkûresi suç kabul edilmiş ve olmadık işkencelere maruz kalmıştı.

Oysaki şimdi o büyük Başbuğ'un görüşleri devletin millî politikası hâline gelmiş ve Türk milliyetçiliği tek kurtuluş yolu olarak kendini göstermiştir. Su için kediye bile, yaratılmışlığının güzelliğine ve Yaradan'ın büyüklüğüne bağlı olarak, saygı sevgisi vardı. İnsan kavr***** çok değer veriyordu. Fikrinde ve işinde sevgiyi ön plânda tutardı hep. Milyonlarca Türk insanını derinden etkiledi ve büyük bir kitleyi haklı bir davaya ulaşmak gayesiyle peşinden sürükledi. Yaptıkları ve yapacakları, ülke için, bu ülkenin insanı içindi. "Dünü, bugününe eşit olan, zarardadır" prensibiyle hareket ederdi hep. Yorulduğunda oturup istirahata çekilmez, başka bir işle kendini dinlendirirdi. O feyzi de, kalbinde yanıp duran Türklük Ateşi'nden alırdı. Atatürk için, "Himalayalar kadar büyüktü" diyen ve gerçek manasıyla Onu anlayan Başbuğ'um, sen de bu ülkenin yetiştirdiği nadir çiçeklerden bir tanesisin. Ülkücülük bir hissediştir. Sana öldün diyemem ki...

Sabah kalkınca, ilk sen ve Türk dünyası geliyor aklıma... Okulda ders dinlerken bile; hayalinin verdiği o büyük kudretle, daha da çok şeyler yapmak geliyor içinden bu vatan için. Düşündükçe, okudukça ve yaşadıkça anlıyorum her bir şeyi. Sana çok şeyler borçluyuz. Sadece bedenini verdik toprağa. Kalplerimizde ve hayalimizde yaşattığımız Yüce Türk; Başbuğ gibi doğdun, Başbuğ gibi yaşadın ve Başbuğ gibi öldün. Yetiştirdiğin milyonlarca Türk İslâm Ülkücüsü senin ardından gitmeye yemin etmişken gözün arkada kalmasın. Zira Türk, kıyamete kadar yeryüzünde var olacak bir millettir.

Şahsiyeti Hakkında Yapılan Yorumlar

Rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey, tarihte örneklerine pek sık rastlanmayan müstesna şahsiyetlerden biridir. "karizmatik lider", "bilge lider", "tarihî şahsiyet" gibi sıfatlar, muhterem liderimizi anlatmakta kullanılan başlıca sıfatlar olarak Türk milleti tarafından benimsenmiş ve kabul görmüştür. Tarihî geleneğimiz açısından onu en iyi anlatan, tanımlayan sıfat ise "Başbuğ" olmuştur. Türkeş Bey, Türk dünyasının başbuğu unvanını, sahip olduğu meziyetler ve yerine getirdiği hizmetler açısından bakıldığında en çok hak eden tarihî bir şahsiyettir. Bu değerlendirmeyi er ya da geç dost-düşman herkes yapmıştır.

Başbuğumuzun bu sıfatları kazanışı ile Milliyetçi Hareket'in tarihi, paralel bir çizgiye sahiptir. Çünkü onun hayatı ile Türk milliyetçiliğinin yarım yüzyılı aşkın son dönemi tamamen özdeşleşmiş, iç içe geçmiştir.

Bilge lider ya da tarihî şahsiyet kavramı, her şahsiyet gibi kendi milletinden ve içinde yaşadığı çağdan bir şeyler alan, ama diğerlerinden farklı olarak milletinin gelişimine, çağının akışına bir şeyler katan, kısaca tarihe damgasını vuran insanları anlatan bir kavramdır. Bundan sonra tarih, o şahsiyetten bir şeyler alarak onun fikrinin, alın terinin izlerini taşımaya başlar.

Dünyada hiçbir büyük ve önemli bir iş, yüreği ülke sevdasıyla yanıp tutuşmayan, hiç cefa çekmemiş ve inanmadığı şeyleri savunmuş politikacılarca başarılmış değildir. Büyük davalar, tehlikelere ve zorluklara cesaretle göğüs geren, ömrü boyunca yılmamış, inançlı ve azimli insanların liderliği altında başlamış ve başarılmıştır.

Tarihî şahsiyetleri ya da büyük liderleri ortaya çıkartan dinamikler nelerdir? Onların ortaya çıkışları, sahip oldukları meziyetler ile tarihî şartların buluşmasıyla mümkün olmaktadır. Bu meziyetler, vasıflar nelerdir? En başta, basiret, inanç, azim, bilgi, cesaret, direnç ve kararlılık gibi önemli özellikleri şahsiyetlerinde barındıran insanlar gerçek anlamda lider olabilirler.

Bu insanlar, yeteneklerini, ideallerini gerçekleştirme yolunda ortaya koymaya, yani kuvveden fiile geçirmeye başladıklarında varlıklarını hissettirmiş olurlar. Bunu takiben hâlk ile diyalog kurmaları ve kadrolarını yetiştirmeleriyle birlikte ağırlıklarını ve farklılıklarını kabul ettirmeye başlarlar. Artık onlar gerçek birer liderdir. Zamanla bu sıfat, gelişmelere bağlı olarak "tarihî şahsiyet", "karizmatik lider", "önder" gibi sıfatlara dönüşür.

Kısacası, tarihî şartlar ve gelişmelerle liderlik vasıflarına sahip insanlar bir araya
geldiğinde büyük ve önemli liderler ortaya çıkar.

Rahmetli Başbuğumuzun ömrünü yarım asrı aşkın son bölümü, Türk milliyetçiliği hareketinin yaşadığı sorunlarla, gelişmelerle paralel bir seyir takip etmiştir. Hakk'ın rahmetine kavuştuğu son ana kadar da davasına, yani Türk milletine ve Türk dünyasına hizmet etmeye devam etmiştir. 1944 yılında zamanın siyasî iktidarının rüzgâra göre yön değiştiren zihniyetinin bir sonucu olarak uygulanan baskı ve zulümlerden 1997 yılının Nisanına kadar uzanan kararlı milliyetçilik mücadelesi, hayatını ülkesine ve milletine adamışlığın çok önemli ve güzel örneklerini ortaya koymuş olması, Başbuğumuzun siyasî kişiliğinin en kısa ve özlü ifadesidir.

Türk milliyetçileri 1944 girdabından yüz akıyla çıktıktan sonra 1940'lı yılların ikinci yarısını ve 1950'lerin başlarını toparlanma ve dayanışma çabalarıyla geçirmiştir. Türk milliyetçileri ikinci tırpanı bu dönemde Demokrat Parti yönetiminden yemiştir.

İşte bütün bu olayları ve sorunları çok iyi okuyan rahmetli liderimiz, 1960'lı yıllardaki gelişmeleri de dikkate alarak, Türk milliyetçiliği hareketine yeni bir ivme ve boyut kazandırmıştır. 1960'lı yılların ikinci yarısı, hem Türk milliyetçiliği hem de Türk demokrasi tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu, dönem, Türk dünyasının Başbuğunun ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin doğuşuna sahne olan bir dönemdir.

1960'lı yılların başından itibaren Türkiye'de, büyük bir çoğunluğu Rus emperyalizminin doğrudan ya da dolaylı olarak uzantısı pozisyonunda olan sol hareketlerin canlanışına ve hızlı bir şekilde güçlenmesine şahit olunmuştur. Buna karşılık, kendini sağcı olarak tanımlayan siyasî partiler ve gruplar ise hem aralarında hem de içlerinde sürekli didişen bir yapıya sahipti. Türk milliyetçilerinin hâli de çeşitli dergiler ve dernekler etrafında kümelenmiş çok dağınık, arayış psikolojisinin hâkim olduğu bir manzarayı andırıyordu.

Alparslan Türkeş Beyin 1964 yılında siyasete doğrudan girmesiyle başlayıp 1969 yılında tamamlanan süreçte ise Türk milliyetçiliği davası, derlenip toparlanmaya, daha doktriner bir hüviyet kazan-maya başlamış, kendi özgün ve dinamik siyasî partisine kavuşmuştur. Bu süreç, dağınık, siyasî etkinliği çok zayıf ve özgüven bunalımı yaşayan bir camianın varlığını çok iyi gözlemleyen, Türk milletinin yeni bir dirlik, birlik ve kalkınma hamlesine ihtiyacı olduğunu hisseden siyasî iradenin, inancın, kararlığın ürünüdür. Yani merhum liderimiz Alparslan Türkeş'in önderliğindeki kadronun iradesinin ve çabalarının eseridir.

Kendilerinin veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, milliyetçi-ülkücü hareket, büyük ve güçlü Türkiye'nin mimarı olarak doğmuş ve gelişmiştir.

Türk milliyetçiliği hareketinin yeniden yapılandırılması aşamasını, bütün milliyetçilerin, vatanseverlerin, bütün dağınık parçaların bir araya getirilmesi ile fikrî alt yapının geliştirilmesi ve projelerin ortaya konması aşaması izlemiştir. Tabiî bütün bu aşamalar, çok zorlu ve uzun soluklu bir mücadeleyi, ilmik ilmik örülme anlamında zahmetli çabaları ifade etmektedir. Çünkü Türk milliyetçileri, önlerine çıkartılan birçok engeli aşmak, yoğun karalama kampanyalarını göğüslemek için olağanüstü çabalar sarf etmek zorunda kalmışlardır. Türk milliyetçiliği davasının doğrudan siyasî alana taşındığı, yani rahmetli Başbuğumuzun Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin genel başkanı seçildiği günden itibaren başta faşizm olmak üzere sürekli eleştiriler yöneltilmesi, Türk gençliğinin çeşitli oyunların içine çekilmeye çalışılması Milliyetçi Hareket'in gelişimini etkilemiştir.

İşte milliyetçi-ülkücü hareket, bir taraftan bu tür karalama kampanyalarıyla ve terör belâsıyla uğraşmak, bir tarafta da dünya ve ülke sorunlarıyla ilgilenmek, çözümler üretmek durumunda kalmış, siyasî hayatın gereklerini yerine getirmeye çalışmıştır. Bu mücadelenin bir de imkânsızlıklar içinde yürütüldüğü düşünüldüğünde, anlamı, önemi ve büyüklüğü daha iyi anlaşılmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi, böyle bir zorlu mücadele geleneğine ve olumsuzluklara rağmen , iktidar ortağı olduğu zamanlarda ülkeye hizmet etmenin en iyi örneklerini sergilemekten de geri kalmamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki MHP, ciddiyet, çalışkanlık ve ülke çıkarıyla özdeşleştirilir olmuştur. Bu dönemde, yine, gençliğin yıkıcı ve bölücü fikirlere kapılmamasında, kültürel yabancılaşma hastalığına yakalanmamalarında kalkan işlevi görmüştür. Alparslan Türkeş Beyin önderliğindeki Milliyetçi Hareket, bu tarihî görevini, genç nüfusun millî ve manevî değerlerle donanmış idealist bir gençlik olarak yetişmesini sağlayarak yerine getirmiştir.

Türk milliyetçileri, 12 Eylül 1980 sonrasındaki üç yılı kapsayan askerî yönetim döneminde de her türlü baskıyla karşı karşıya kalmış ve MHP kapatılmıştır. Aynı şekilde 1983 sonrasındaki parçalama teşebbüslerine göğüs germe zorunda kalınmıştır. Ancak, Milliyetçi Hareket kısa süre içinde Türkiye'nin ve Türk dünyasının tekrar parlayan yıldızı olmayı başarmıştır.

Haksız eleştirilere karşı koyarak her sınavdan yüz akıyla çıkmak, kısacası zorlu ama onurlu bir mücadele destanı yazmak, ancak haklı ve güçlü davalara sahip siyasî hareketlere nasip olur. Yine hiçbir siyasî hareketin, bilge bir şahsiyete, karizmatik bir lidere sahip olmadan bu kadar zorlu ve uzun bir mücadeleyi sürdürebilmesi mümkün değildir.

Bugün Milliyetçi Hareket Partisi, dimdik ve güçlü şekilde ayakta durmakta, Türk milletinin yegâne ümidi hâline gelmiş bulunmaktadır. Bunun sebepleri arasında, Alparslan Türkeş gibi karizmatik ve bilge bir lidere ve onun yetiştirdiği kadrolara sahip olması çok önemli bir yere sahiptir. Türk milliyetçileri, bu gerçeği hiçbir zaman unutmadan Başbuğlarının gösterdiği büyük hedeflere doğru akıp giden kutsal yolculuklarına yılmadan ve yorulmadan devam edeceklerdir.

Türk milliyetçilerinin, 21. yüzyılın ilk yarısındaki ana hedefleri olan Lider Türkiye ülküsünü realize etmek ve Türk dünyasının birlikteliğini sağlamak için ellerinden gelen bütün gayreti gösterip başarıya ulaşacaklarından hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Devlet Bahçeli

Sevgili Babacığım, Başbuğ Alparslan Türkeş'in arkasından yazı yazmayı hiç düşünmemiştim. Hayat böyle, takdiriilahîye boyun eğmek gerekiyor, halk deyişiyle emir büyük yerden, Allah gani gani rahmet eylesin, milletimizden razı olsun. Bugünün tabiriyle karizmatik bir kişiliği bir yazı çerçevesinde veya bir araştırma ile anlatabilmek mümkün değil. Nasıl bir şiiri veya edebî bir metni açıklayabilmek anlatabilmek için önce metnin dönemi, kültürel alt yapısı, yazarın veya şairin kişiliği, dünya görüşü, eğitimi ve öğrenimi gibi pek çok konuda bilgi edinir ve daha sonra şiire veya metne nüfuz edilebilirse rahmetli Başbuğ gibi sıra dışı insanları anlatabilmek ve anlayabilmek için de bir alt yapı gereklidir.

Birtakım tarihlere bağlı olayları aktararak o insanın da o olayların içinde olduğunu ve o olaya verilen değere göre değerlendirmek pek yetersiz ve bazen de yanıltıcı olabilir. Her insanın kişiliğinin, ilişkilerinin, icraatlarının pek çok boyutu vardır. Hele de bu insan milleti uğruna yeri geldiğinde tek başına yola çıkmış kendisini ve davasını tek tek anlata anlata uzun bir yol almış ve sonuçta Başbuğ lâkabına lâyık görülmüşse onu anmak ve gelecek nesillere doğru tanıtmak çok daha fazla emek ve yetenek gerektirir. 1966 yılında biz Kütahya'da otururken rahmetli anneciğim Muzaffer Ş. Türkeş'le beraber rahmetli babam Alparslan Türkeş, Kütahya'ya gelmişlerdi. O zaman CMKP'ye yeni girmişti, yanında getirdiği bir listede Kütahya il ve ilçe teşkilâtlarında görevlilerin listeleri vardı. O yıllarda Kütahya'da hiç kimse onu tanımıyordu, bizde kaldıkları üç gün süresince bazen beraber bazen kendisi yalnız tek tek adreslere gider onları eve davet eder ve onlara neden politikaya atıldığını ve kendisiyle birlikte çalışmaları gerektiğini bıkmadan usanmadan anlatırdı. Bu gelenlerden biri: "Bey sen boşuna nefes tüketiyorsun, para yok, çıkar yok böyle particilik olmaz" deyince çok içerlemiş ve "Gün olur sen bu güzel milletle neler başardığımızı görürsün, haydi sana uğurlar olsun!" demişti ve kapıyı göstermişti. Kütahya'da ilk ikna ettiklerinden biri şimdi ismini hatırlayamadığım çok hoşsohbet bir Kurtuluş Savaş'ı gazisiydi. Madalyasını hep göğsünde taşırdı. MHP'nin bugüne gelmesinde rahmetli Başbuğla beraber canla başla çalışan pek çok isimsiz ülkücülerin öncüsüydü. Yakın dost olmuştuk, sohbetlerinden, hatıralarından ne çok istifade etmiştik. Allah ona da gani gani rahmet eylesin.

Bir arkadaşımın baş sağlığı mektubundaki şu ifadeler, merhum babacığımın önemli özelliklerinden ve katkılarından birini bana hatırlattı: "Bir politikacı olarak şu anda kendisinin belli dengeleri sağlamada önemli rolü olduğuna inanıyorum. Düşünüyorum da bizim kuşak kadınlarımızın uygar ve çağdaş yetişmesinde babaların rolü çok büyük. Her şeye rağmen sosyal güvenceyi ve devlet mekanizmalarında başarılı olabilmeyi onların bize aşıladığı ilerleme ve gelişme kavramlarının verdiği enerjiye götürdük. Sadece enerji değil bize kendi varlıklarıyla ve yaşamlarıyla da örnek oldular. Kadın olarak kişilik geliştirmemizi engelleyip kırmadılar, ne mutlu bizlere ki önümüzü açan babalarımız oldu diyorum. "Evet XX. yüzyılda insanlık tarihi açısından çok önemli ve farklı bir gelişme yaşandı. Kadınlar ev sorumluluğu dışında dış dünyada entelektüel faaliyetlerde bulunabilme hakkını kazandı. Kadınların da erkekler gibi dış dünyada meslek sahipleri olabilecekleri ve kendi seçimlerini yapabilecekleri önce teorik olarak kabul edildi. Bu konuda dünyada olduğu gibi Türkiye'de de pek çok kadın mücadele verdi ancak uygulamaya konulması ve kararların hayata geçirilmesinde o güne kadar her konuda söz sahibi olan erkeklerin yardımı ve desteğine ihtiyaç vardı. Cumhuriyetten sonra büyük Atatürk gerekli kanunî düzenlemeleri yaparak kadınları ikinci sınıf vatandaşı olmaktan kurtardı ve onlara eğitim ve öğretim hakları yanında seçme ve seçilme hakları verdi. Bu kararların uygulanması ve kadınların eğitim ve öğretim görerek meslek sahibi olabilmelerinin yaygınlaşmasının da Cumhuriyetin ilk neslinin çok büyük emeği geçmiştir.

Rahmetli babam biz kızlarını yetiştirirken cinsiyet ayırımcı ve bundan dolayı küçümseyici bir ifadede veya davranışta hiçbir zaman bulunmamıştır. Kız veya erkek çocuğun veya gencin yetenekleri ölçüsünde mutlaka iyi bir tahsil yapması ve mutlaka bir meslek sahibi olması gereğini içimize, zihnimize yerleştirmişti. Kız kardeşlerimden biri çocuklarını büyütmek üzere uzunca bir süre çalışmaya ara verdiğinde bir gün bana : İki yabancı dil, hariciye gibi mükemmel bir tahsille evde oturması ne yazık" demişti. Çünkü o bizi vatana, millete hizmet etmek üzere yetiştirmişti. İyi eğitim görmüş başarılı meslek sahiplerini her zaman takdir ederdi ancak kadınların başarısı onu daha çok mutlu ederdi. Çünkü Türkiye'nin kalkınmasında ana olarak nesilleri yetiştiren, eş olarak erkeklerin hayatında fevkalâde katkıları bulunan kadınların niteliklerinin toplumun başarısını ve mutluluğunu olumlu veya olumsuz etkileyeceğini çok iyi biliyordu. Kadın erkek eşitliğine inanmış, insanları cinslerine veya mevkilerine, sınıflarına göre değil kendilerini yetiştirip yetiştirememelerine, insanî vasıflarına, yeteneklerine göre değerlendirirdi. Her insanın da mutlaka en azından bir niteliği ile milletimizin kalkınmasına yararlı olabileceğini kabul ederdi. Hiç kimseyi küçümsemez, kimseye tepeden bakmazdı, gençken de öyleydi, yaşlı iken de. "yaradılanı hoş görürüz yaradandan ötürü" mısraının anlamını onun kadar güzel ve tabiî biçimde hayata geçirebilen çok nadir insan vardır. Türk milletinin kadınıyla erkeğiyle yetişkin kişilikler kazandığı ve gerekli eğitim ve öğrenimi aldığı takdirde çağdaş medeniyeti yakalayıp ileriye atılabileceğine inanıyordu.

Biz hayatı ve babamızı, kitaplarla birlikte tanıdık, evimizde ilk gördüğümüz eşyalar arasında kitap rafları ve kitap sandıkları vardı. İlk çocukluk hatıralarımız arasında kışladan geldikten sonra hep kitap okuyan babamız vardı. Rudyar Kipling'in "Eğer" şiirini ve Yunus Emre'nin Divan'ı ile birlikte yüksek sesle okumayı ailesiyle paylaşmayı severdi, ben bu sahneleri hatırladığım zaman daha beş altı yaşlarındaydım. Yunus'un "Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim, bana seni gerek seni" mısraları ilk hatırladığım mısraları arasındadır. Herkesin nasıl katlandığına hayret ettiği çilelere nasıl katlandığının ve haksızlıklara nasıl göğüs gerdiğinin cevaplarının bir bölümünün Kipling'in "Eğer" ve Yunus'un şiirlerinin tamamında olduğuna inanıyorum. Bugünkü tecrübemle geriye baktığımda ilkokul üçüncü sınıfta Nihal Atsız'ın "Bozkurtların Ölümü"nü ve Reşat Nuri'nin "Çalıkuşu"nu okuyabilmeme pek şaşmıyorum. Onunla yaşamak öyle idi, okurdunuz, hep öğrenirdiniz. Karamsarlık, çaresizlik, sünepelik, nemelâzımcılık, tembellik onun yaşadığı yerde barınamazdı. Hep üretken, hep meşguldü. Politikaya atılmadan önce de "Canım sıkıldı, bugün ne yapsam?" düşüncesi hiç olmadı. O hep vatanı, milleti için kendi bilgi dağarcığını geliştirmekte ve hizmete hazırlanmakta idi. 1947'de toprak evlerden ibaret olan yoksul Doğanaslan'da lingofon denilen bir aletle İngilizce telâffuzunu geliştirmeğe çalışması ilk hatıralarımdan biridir.

1955'te Amerika'ya gittiğimizde benzer görevdekiler eğlenip gezerken, babam ve annem gece üniversitesine devam ediyorlardı. Biz de onlar gelene kadar uyku saatimizi aşarak, kaçamak TV seyretmenin tadını çıkarıyorduk. Daha sonraki yıllarda bizim bu küçük kaçamağımızı bildiğini ancak, bizi yüzlemediğini öğrendiğimde, onun sabırla, insanları kendi seçimlerine bırakarak gelişmelerine yardımcı olmak gibi bir tercihini keşfetmiştim. Anlamamış görünmek, bilip de bilmezden gelerek karşısındakini mahcup etmemek gibi bir güzel zarafete de sahipti. İstanbul'da bulunduğumuz yıllarda mutlaka her hafta sonu bir kültürel veya sanatsal faaliyete bizi götürürdü. O zamanki adıyla Güzel Sanatlar Akademisinin sergi salonları en çok gittiğimiz yerlerden biriydi. Çocuk tiyatrolarına, kitap sergilerine, müzelere, konserlere mutlaka bizi götürürdü. Tarihî mekânlara gittiğimizde bizi o mekânlarla ilgili bilgilendirirdi. Amerika'da da bu açıdan bizim eğitimimize ve öğrenimimize çok önem vermiştir. Bize verebildiği her imkândan yurdumuzdaki diğer çocukların yararlanamaması hep onun için üzüntü kaynağı olmuştur.

Amerika'nın yüksek hayat standardından yaralanırken veya Türkiye'de hayat şartlarının zorluğundan pahalılıktan şikâyet edenler olunca hep : "Allah devletimize, milletimize zeval vermesin" duasını tekrar ederdi. Türkiye'nin en büyük probleminin hep cehalet olduğuna, sorunların iyi bir eğitim ve öğrenimle çözülebileceğine inanmış ve hayatı boyunca çevresine bu konuda katkıda bulunmuştur. Atatürk'ün "Hayatta en hakikî mürşit ilimdir" sözünü hayatının rehberi yapmıştı. Bu sebepledir ki "9 Işık"tan biri "ilimciliktir". O kendi çocuklarına verebildiği ve veremediği her iyi ve güzel imkânı yurdunun çocuklarına ve gençlerine verebilmek için çalıştı. Kendisi için ömrünün hiçbir döneminde hiçbir şey istememiştir. O hep milletine hizmet edebilmek için çalıştı ve uğrunda da öldü.

Ülkücü gençlerin onu nasıl sevdiklerini ve onu kaybetmekten duydukları acının büyüklüğünü çok iyi anlıyorum, çünkü onunla birlikte yaşamanın ve onunla öğrenmenin ne olduğunu biliyorum, o özümsenmiş kültüre dönüşmüş bilgi hazinesinden kaynaklanan mükemmel üslûplu sohbetlerin yarattığı güzel iklimi ancak yaşayanlar bilirler. Anneciğimi kaybettikten sonra yüreğimde acıyla yaşamayı öğrendiğim gibi bu acıyla da yaşamayı öğrendiğim zaman onu daha iyi ve ona yaraşır biçimde anlatabileceğimi ümit ediyorum. Annemi kaybettikten sonra sık sık : "Kızım kim ona bizim gibi yanabilir kim?" derdi. Ben de şimdi soruyorum : "Size kim babacığım kim?" Hakkını helâl et Başbuğum.

LinкØѕєя
20-11-07, 17:29
Devlet Bahçeli

Sevgili Babacığım, Başbuğ Alparslan Türkeş'in arkasından yazı yazmayı hiç düşünmemiştim. Hayat böyle, takdiriilahîye boyun eğmek gerekiyor, halk deyişiyle emir büyük yerden, Allah gani gani rahmet eylesin, milletimizden razı olsun. Bugünün tabiriyle karizmatik bir kişiliği bir yazı çerçevesinde veya bir araştırma ile anlatabilmek mümkün değil. Nasıl bir şiiri veya edebî bir metni açıklayabilmek anlatabilmek için önce metnin dönemi, kültürel alt yapısı, yazarın veya şairin kişiliği, dünya görüşü, eğitimi ve öğrenimi gibi pek çok konuda bilgi edinir ve daha sonra şiire veya metne nüfuz edilebilirse rahmetli Başbuğ gibi sıra dışı insanları anlatabilmek ve anlayabilmek için de bir alt yapı gereklidir

D3cCc4L
20-11-07, 19:08
Arkadaşlar yüreğinize saglık bi kaç gunluk aradan sonra tekrar girdim fan'a v ecok mutlu oldum çok teşekkür ederim aynı hızla devam etmeniz dileğiyle teşekkürler bende sizleri replerimle desteklemeye calısıcam

n0br3 hoş geldin Ülküdaşım

OSMANLI TORUNU
20-11-07, 20:13
Arkadaşlar yüreğinize sağlık bi kaç gunluk aradan sonra tekrar girdim fan'a ve çok mutlu oldum çok teşekkür ederim aynı hızla devam etmeniz dileğiyle teşekkürler bende sizleri replerimle desteklemeye çalışıcam.

teşekkürler knkii devami gelecek..


ALPARSLAN TÜRKEŞ'İN MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI

1- Türk Adı ve Kavramı

Türk milleti tarihin en eski milletlerinden birisidir. Bu milletin adı olan "Türk" sözü ise eski çağlardan bu yana kullanılmaktadır. O dönemlerde atalarımızın "yazılı belge" bırakma geleneği bulunmadığı için. Türkler hakkındaki ilk bilgiler Çın kaynaklarında yer almaktadır. Bu konudaki eski belgeler, Çin hükümdar yıllıklarında bulunmaktadır. Buna göre, belgelere dayanan tarihi kaynaklar ilk Türk devletinin Büyük Hun İmparatorluğu olduğunu göstermektedir. Bu da M.Ö. 209 tarihidir. Büyük Hun Devleti gibi dönemin eşsiz teşkilatlarından birisini hazırlayan bir kültürün, bir medeniyetin olması tabiidir. Bunun yanı sıra, daha önceki çağlarda varlığı bilinen Sakalar veya İskitler'in, Türklerin kurduğu ilk devletlerden biri olduğu yolunda bazı ılım adamlarının görüşleri de mevcuttur. Ancak bunlar hakkında belgelere dayalı bilgi bulunmamaktadır.


Türklerin anayurdu olarak Türkistan'ın kuzey bölgelerindeki Altay Dağları ile Orhun Irmağı'nın mecrası ve kıyıları gösterilmektedir. Fakat daha sonra Hazar Gölü ile Çin seddi'nin batısında bulunan çöle kadar yayılan Türkler, bugün tarihçilerin Ortaasya veya Türkistan dedikleri bölgeleri vatan yapmışlardır.


Bilinen tarihi seyir sonucunda Türkler bu vatana, Balkanlar, Anadolu, Karadeniz'in kuzeyi. Ortadoğu'nun bir bölümü, Kafkasya ve Sibirya'nın güney bölgelerini de katmışlardır. Türk adı ve kavramı; tertemiz bir saflığın, doğruluğun, iyiliğin, yüksek ahlakın, bilgi ve aklın, bilime ve bilim adamına saygının, gücün, kuvvetin, disiplinin ve bütün bunların tabii bir sonucu olan teşkilatçılığın tarifi olmuştur.


2- Millet ve Milliyetçilik:


Ernest Renan'ın 1890'larda yaptığı tarife göre, millet; "ortak geçmişi olan ve birlikte yaşama arzusu gösteren insan topluluğudur." Renan'ın bu tarifi, dünyadaki bilim adamlarınca en kısa ve özlü tanım olarak kabul görmüştür.
Milliyetçilik ise. kısa, basit ve öz olarak, "ferdin mensubiyet duyduğu kendi milletine ve onun değerler manzumesine, aşkla, imanla bağlanması ve bu değerleri yüceltmek için çaba göstermesi" şeklinde özetlenebilir. Burada milliyetçiliğin özelliklerini de kısaca belirtmekte fayda umuyoruz.


a- Milliyetçilik, akılcıdır. Mantığa, adalete ve sosyal dayanışmaya özel bir önem veren fikir sistemidir.


b- İdealizmi ve insanlığın mutluluğunu esas alan bir iyimserliğe sahiptir.


c- Sosyolojik ve psikolojik esaslara dayanır. Dolayısıyla insanlarda kan aranmaz, ruh ve imana önem verilir.


d-Halkın hür iradesinin hakim olmasını arzu eder. Kendi milletinin yanı sıra, diğer milletlerin de hür olarak yaşamasını benimser. Köleliği reddeder, sömürü ve emperyalizme şiddetle karşıdır ve en önemli özelliklerinden birisi de demokrat oluşudur.


e- Bütün milletlerin yaratılış ve istidatlar yönünden eşit olduğuna inanır. Üstün millet-aşağı millet faraziyelerini kesinlikle reddeder.


f- Milliyetçilik, şuura, bilgiye, ilme dayanır. Başta kendi milleti tarafından vücuda getirilen medeniyet olmak üzere bütün medeniyetlere saygı duyar.


g- Milliyetçilik, sahip bulunduğu bu özelliklerin ancak demokratik düzende gelişip serpileceğine inanır.


3- Milli Hakimiyet


20. yüzyıl başlarında Türk Amme Hukuku'na giren önemli yeniliklerden birisi de milli hakimiyet kavramıdır. Bu kavram, millet tarafından devlete verilen iktidar gücü olarak da tanımlanabilir. Hakimiyetin kişi, hanedan veya bir zümre yerine, bütün millete ait olmasıdır. Millet ise kendini oluşturan kişilerin üstünde, onlardan ayrı ve bağımsız bir varlıktır. Dolayısıyla siyasi iktidarı elinde bulunduranlar, söz konusu iktidarın sahibi değildirler. Bu güçlerini hakimiyetin asıl sahibi olan millet adına kullanırlar. Bu kavram Milli Mücadele liderleri tarafından 1789 Fransız İnsan ve Vatandaş Haklan Beyannamesi'nden alınarak Türk devlet hayatına kazandırılmıştır.


Milletin hakimiyeti kullanabilmesi için bir "meclis"e ihtiyaç bulunuyordu. Bu da Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Mustafa Kemal milli hakimiyet kavramını devlet hayatına geçirirken, Türk milletine istinad ediyordu. Bu anlayıştan hareketle Atatürk ilkeleri denilen sisteme milliyetçilik kavramını almıştır. Mustafa Kemal, milliyetçilik mefkuresini siyasi anlamdan da ayırmıştır.


Son dönemlerde yetişen bilim adamları milliyetçiliği "modern bilime ve marksizme göre milliyetçilik" olarak iki ayrı grupta değerlendirmişlerdir. Modern bilime göre milliyetçiliği sosyolojik, kültürel, ideolojik ve doktriner milliyetçilik şubelerine ayırmak mümkündür.


4- Milliyetçiliğin Tasnifi

a- Sosyolojik Milliyetçilik:


Duyguya, hisse, aşka dayanır. Bir millete mensup fertlerin kendi milletine karşı beslediği bağlılık duygusu ve şuurudur. Sosyologlar, fertlerin mensup oldukları topluluğa bağlılık duygusuna "zümre şuuru, zümre hissi, zümre hissiyati" gibi adlar vermektedirler. Bu şekilde birbirine bağlı fert ve ailelerin, toplulukların duydukları mensubiyet şuuru sonucunda kavimler ve milletler meydana gelmiştir, medeniyetin gelişmesinin ;emelini de bu duygu ve düşünceler meydana getirmiştir.


Atatürk bu konuda şunları söylüyor;
"Biz doğrudan doğruya miliyetperveriz. Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetin dayanağı Türk kültüm ile ne kadar dolu olursa, o topluluğu dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur."
"Milletimiz sahip olduğu vasıfları ve liyakatim, hükümetinin yeni ismiyle, medeniyet dünyasına çok daha kolaylıkla göstermeyi başaracaktır. Türkiye Cumhuriyeti, cihanda tuttuğu mevkie layık olduğunu, eserleriyle isbat edecektir."


b- Kültür Milliyetçiliği


Bir milletin siyasi, askeri ve medeniyet tarihini, yani hukukundan devlet anlayışına, sanatından ekonomisine kadar bütün alanların, ilmi ölçülere göre incelenmesi ve bu gerçeklerin milletin fertleri tarafından özümsenerek zihinlere nakşedilmesidir.


Mustafa Kemal'in bu konudaki sözleri de bize ışık tutmaktadır;
"Milliyet davası, şuursuz ve ölçüsüz bir dava tarzında düşünülmemelidir. Milliyet davası, siyasi bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir mefkure meselesidir."


Kültür milliyetçiliğinin ön şartı, sosyolojik milliyetçiliktir.Çünkü ruhen ve aşk ile milletini sevmeyen bir insanın, ilmi gerçekleri şuurlu bir şekilde kabul etmesi, benimsemesi düşünelemez. Milliyetçiliğe göre, maddi ve manevi gelişme için milletlerarası kültür alış veriş son derece tabiidir. İnsanların, serbest düşüncenin tabii bir sonucu olan modern bilim ile yeni hakikatlere ulaşacaklarını kabul eder.


c- İdeolojik Milliyetçilik:


Siyasi ve sosyal bir doktrini olan bir hükümetin, parti, dernek veya sendikanın hareketlerin; yön veren düşünce ve görüşler sistemidir. Buna : siyaset veya politika da denilebilir.


Atatürk'ün şu sözleri ideolojik milliyetçiliği çok güzel ifade ediyor; "Bizim milletimiz derin bir geçmişe maliktir. Bu düşünce, bizi elbette altı-yedi yüz yıllık Osmanlı Türklüğünden, Selçuklu Türklerine ve ondan evvelki dönemlerin her birine eşit olan büyük Türk devletlerine kavuşturur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

d- Doktriner Milliyetçilik:


Milletlerin, meşru bir yönetim şekli ve belli bir program dahilinde kendi kendilerim yönetme esasına dayanır.


Buna göre, hükümranlık hakkı millete aittir. Hiçbir fert ve grubun millete dayanmayan bir otoriteye sahip bulunamayacağı ve milletlerin kendi kaderini tayın etme hakkına sahip olacağı ilkesidir. Milliyetçilik, sağcı ve solculuğun tamamen dışındadır ve bunlarla hiçbir ilgisi yoktur.


Atatürk şöyle der; "Hakimiyet milletin tamamına aittir. Demokrasi prensibi, milli hakimiyet prensibine dönüşmüştür." "Mecliste yoğunlaşan milli iradenin fiilen vatanın mukadderatını ele almış olduğunu kabul etmek temci prensiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstünde bir kuvvet yoktur ."


"Milli iradeye dayanarak Türkiye'nin mukadderatını elinde tutan meşru w müstakil tek hakim kuvvet Büyük Millet Meclisi'dir."


5- Milliyetçiliğe Düşman Unsurlar:


Milliyetçiliğe düşman olan fikirlerin başında marksizm gelir. 'Marksizm, modern bilimin ortaya koyduğu şekilde yani, "ortak geçmişi olan ve birlikte yaşama arzusu gösteren insan topluluğu" şeklinde tanımı ve millet kavramını reddeder. Dünya tarihini "sömüren ve sömürülen" sınıfların mücadelesi olarak ele alır. Dolayısıyla milliyetçilik duygu ve kavramını reddeder.


Bunun yanı sıra marksizmin, milliyetçiliği; ırkçılık, şovenizm (kendi milletinin kusurlarını ve başka milletlerin olumlu taraflarını görmeme), irredantizm (Rus, Sırp ve Yahudilerin günümüzde uyguladığı saldırgan milliyetçilik), sağcılık, aşırı sağcılık, Turancılık (dünyadaki Türklerin ortak bir medeniyete mensup olduklarına inanma ve bunlara sempati gösterme) gibi modern bilimin kesin hatlarla birbirinden ayırdığı kavramları kaşıdı olarak tahrif eder ve bunların tamamım milliyetçilik içinde mütalaa eder.


Marksizmin kurucuları Marks ve Engels, Komünist Beyannamesinde millet ve milliyet kavramlarını birer burjuva uydurması olarak gördüklerini ve işçilerin vatansız olduğunu, dünyanın işçiler ve burjuvalar olmak üzere iki sınıfa ayrıldığını öne sürüyorlardı. Marks. 4 Kasım 1864 tarihinde Engels'e yazdığı bir mektupta, Enernasyonal Toplantısında yapacağı konuşmada, "milliyetler" tabiri yerine "memleketler" kelimesini kullanmayı tercih ettiğini belirtiyordu.


Lenin ise, "burjuva milliyetçiliği" adım verdiği milliyetçiliğin, bir milletin işçileri, proleterleri ile burjuvalarını bir araya getirişinden ve çeşitli milletlerin proleterlerini birbirinden ayırışından yakınır. Lenin, "liberal burjuva milliyetçiliği"nin sınıf mücadelesine karşı silahının "milli kültür" olduğunu ve bunu bir burjuva hilesi olarak kabul ettiğini belirtir. Lenin'e göre milli ve manevi değerlerin kaybedildiği bir kültür meydana getirilmesi esastır. Bu da ancak proleter kültür olmalıdır.


Diğer taraftan marksist liderler uygulamada, mensup oldukları milletin refah ve mutluluğu için, marksizmi bir araç, bir paravan veya örtü olarak kullanmışlardır. Uygulamada ise Lenin, Rus milletinin, Mao, Çîn milletinin mutluluğunu her şeyin üstünde tutmuşlardır.


Atatürk, komünizm konusunda o önemde milleti bakınız nasıl uyarıyor!


"Biz ne Bolşevik, ne de komünistiz. Ne biri ne diğeri olamayız. Çünkü, biz milliyetçi ve dinimize hürmetkarız."
"Memleketimizin hali, sosyal sanılan, din ile milli ananelerinin kuvveti, Rusya'daki komünizmin bize uygulanmasına imkan olmadığı kanaati doğurmuştur.!'


6- Yüzyılımızın Yükselen Değeri Milliyetçilik ve Türkiye:


a- Milli Hakimiyet:


Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmış ve başkenti ile topraklarının tamamına yakını galip devletler tarafından işgal edilmeye başlamıştı, imzalanan Sevr Anlaşmasıyla Türkler'e Orta Anadolu'da küçük bir toprak parçası layık görülmüştü. İşte bu şartlar altında ordu mensuplarının liderliğinde ve sivil kadroların da iştirakiyle Anadolu'da Milli Mücadele başlatıldı. Asker ve sivil kadroların birleştiği ana nokta. Türk vatanının düşman işgalinden bir an önce kurtarılması gerçeğiydi. Türk vatanı ise, temelleri Erzurum Kongresi'nde atılan ve Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nda ilan edilen "Misak-ı Milli" idi. Misak-ı Milli sınırlan içerisinde yaşayan Türk milletinin kayıtsız ve şartsız milli hakimiyetini sağlama düşüncesi, milliyetçi liderlerin başlıca gayesi durumuna gelmişti. Bu hareketin çekirdek kadrosunun başına Mustafa Kemal getirildi ve kendilerine de "Kuvay-ı Milliyeciler" denildi. Mustafa Kemal Paşa, arkadaşlarının görüş ve düşüncelerini her fırsatta açıklıyordu. Biz de Mustafa Kemal'in görüşlerini esas alarak konunun tespitine çalışacağız.


Mustafa Kemal'e göre Milli Mücadele'nin asıl gayesi işgal altında vatan topraklarını düşmanlardan kurtarmak ve bu topraklarda milletin hakimiyetini sağlamaktı. Sürdürülen çetin mücadeleler sonucunda kurulan devlet teşkilatına ve onun düzenine ait bir Anayasa vazedildi. Çünkü, "Türk"ün haysiyet, izzet-i nefs ve kabiliyeti çok yüksek ve çok büyüktü. Böyle bir milletin esir yaşamaktansa ölmeyi tercih edeceği, dolayısıyla temel parolası da ya istiklal ya ölüm olmuştu. Mustafa Kemal, Mülkiye Mektebi öğrencilerine hitaben yaptığı bir konuşmada, Türk milletinin hedefini şu şekilde açılıyordu. "Her Türk ferdinin son nefesi, Türk milletinin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedi olduğunu göstermelidir. Yüksek Türk! Senin için yükseklik hududu yoktur. İşte parola budur."


Milli Mücadele liderleri Osmanlı Devleti'nin yıkılmaya yüz tuttuğu bir dönemde ortaya çıkarak, Türk milletine düşman unsurların devleti ortadan kaldırma ve bu devletin asli unsuru olan Türkleri imha etmekten başka bir düşünceleri olmadığını her yerde anlattılar. Bu gerçek karşısında Türk milleti yeni bir iman ve azimle devleti kurmaya muvaffak olmuştur, kurulan bu devletin dayandığı asıl temel de "istiklal-i tam" ve "bilakayd-ü şart hakimiyeti milliye"den ibarettir. Türk milleti son derece zor şartlarda elde ettiği bu hakimiyetin bir zerresini dahi feda etmemekte kararlıdır.


b-Millet Anlayışı:


Milli Mücadele liderlerine göre, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuranların tamamına "Türk milleti" deniyordu. Mustafa Kemal milleti hakkında düşüncelerini şu şekilde özetliyordu: "Türk milletinin cedd-i ilası Türk namındaki insan, Nuh Aleyhisselam'm oğlu Yafes'in oğlu olan zattır. Türkler 15 asır evvel Asya'nın göbeğinde muazzam devletler teşkil etmiş ve insanlığın her türlü kabiliyetine tecelligah olmuş birer unsurdur. Sefirlerini Çin'e gönderen ve Bizans'ın sefirlerini kabul eden bir Türk devleti, ecdadımız olan Türk milletinin teşkil eylediği bir devlet idi."


Mustafa Kemal'in burada sözünü ettiği "Türk" hakkındaki bilgiler, destanlara dayanıyor. Bu yönde tarihi bir belge mevcut değildir. Ancak, Hunlar Çin elçilerini, Göktürkler de Bizans elçilerini kabul etmişlerdir, bu tür bilgiler tarihi kaynaklarda mevcuttur.


Mustafa Kemal ve arkadaşları Milli Mücadeleyi başlattıklarında maddi güçten yoksun bulunuyorlardı. Ancak son derece büyük bir zenginlikleri vardı. Bu da "Büyük Türk milletinin asaletinden doğan yüksek ve manevi bir kuvvetti ve bu kuvvete, yani Türk milletine güvenerek" işe başlamışlardı. Bu kuvvetse, milli sınırlar içerisinde kurulacak yönetimin Erzurum Kongresi'nde temelleri atılan hakimiyet-i milliye esaslarının uygulanmasını ve bu yönde teşkilatlanmasını istiyordu. Türk milliyetçileri sor ve çetin mücadeleler sırasında ortaya çıkan milli mevcudiyetin temelini, milli şuur ve milli birlikte görüyorlardı.


Uyanan bu milli birlik ve milli şuurun bir itici güce ihtiyacı vardı. İşte bu güç Türk birliğinin kudret ve kabiliyeti ile Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesi olarak Türk ordusunu ortaya çıkarmıştı. Mustafa Kemal'in söyleşiyle, Türk ordusu "Türk topraklarını ve Türk idealini tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olunan sistemli çalışmalım yenilmesi imkansız teminatı" olarak görülüyordu.


c- Cumhuriyetin Hedefi: Demokrasi


Milli Mücadele liderleri, içinde bulundukları ağır şartların tahlilini iyi yapmışlardı. Bu yüzden şartların gereğini yerine getirmek için yoğun bir tempoda göre yapıyorlardı. Mustafa Kemal'e göre "yeni Türkiye'nin eski Türkiye" ile bir alakası yoktu. Ancak milletin değişmediği ve yeni devlerin, eski devleti meydana getiren ana unsur olan Türk milleti tarafından kurulduğunun da şuurundaydı. Yeni kurulan devletin yönetim şekli bu dönende çeşitli tartışmalara yol açmıştı. Mustafa Kemal Paşa, bir Fransız dergisine erdiği demeçte yeni devletin rejimini şu şekilde özetliyordu:


"Şurası unutulmamalıdır ki, bu tarz-ı idare, bir Bolşevik sistemi değildir. Çünkü biz ne Bolşevikiz, ne de komünist, ne biri ne diğeri olamayız. Çünkü biz milliyetperveriz ve dinimize hürmetkarız. Hülasa bizim şekl-i hükümetimiz tam bir demokrat hükümettir."


Mustafa Kemal, yeni rejimin ana ruhunu bu şekilde özetliyordu. Nitekim Türkiye'de yaşayan insanlar ırken ve dinen, kültür yönünden bir ve beraberlerdi. Bu itibarla birbirlerine karşı son derece saygılı, gelecekteki ortak çıkarların bir arıda ve birlikte olduğunun farkındaydılar.

Mustafa Kemal, yukarıda da izah edilmeye çalışıldığı gibi, "Türk milleti" fikrinde ısrarla durmuştur. İthal malı gibi gözüken görüşlere de "Ne mutlu Türk'üm diyene" vecizesi ile anlamlı cevap vermiş ve Türk damgasını vurmuştur. Dil, tarih, medeniyet, sanat, ekonomi ve siyaset gibi alanlarda her türden değerin millileşmesi için çaba harcamıştır.


Alparslan Türkeş, bu değerler manzumesi ortamında yetişmiş, dünya görüşüne, hareket tarzına, duygu ve düşüncelerine işte bu milli değerler yön vermiştir.


7- Türkeş'in Milliyetçilik Anlayışı:


Türkeş, Türk milletinin yeni bir yolun yolcusu ve yeni bir kaderin sahibi olması gerektiğini düşünüyordu. Bu yeni yol, Türkiye'yi bilimde, ahlakta, teknikte ve sanayide yeryüzünün en ileri ülkesi yapmak isteyenlerin yolu olacaktı.


Türkeş, tıpkı Orhun Kitabelerindeki gibi, geceyi gündüze katıp emek harcayarak, ter dökerek kendi düşünce eserlerini meydana getirecek ve Türk milletini kökünden koparmadan, bilimde, sanatta kanatlandırıp çağlar üzerinden uçuracak gerçek aydınlara ihtiyaç duyulduğuna işaret ediyordu.


Türkeş, bunun için sadist Slav marksizmine veya soğuk Anglo-Sakson kapitalizmine sarılmaya gerek olmadığını, üçüncü bir yola ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Ülkede sosyal adaleti ve Türk milletinin toplum olarak büyük bir hızla kalkınmasını sağlayacak yüzde yüz yerli ve milli bir doktrin olması gerektiğini vurguladı. Bu doktrinin ruhunu "Her şey Türk milleti için, Türk'e doğru ve Türk'e göre" prensipleri teşkil etti. İşte Türkeş'in o ünlü "9 Işık Doktrini" bu düşüncelerin ürünüdür.


Türkeş Türkiye'de yaşayan ve Türklüğü benimseyen, aynı kültürle yoğrulmuş, aynı dine mensup insan topluluğunun Türk milletini teşkil ettiğine inanır. Bu sınırlar dışında yaşayanlarla birlikte çok büyük ve geniş bir aile olan Türkler'in, temel varlığı ve meselelerin çözüm yeri ve sahibi olarak Türkiye'yi gördüklerine inanır. Bu bakımdan Türkiye'nin birinci planda ele alınması, korunması ve yüceltilmesinin başlıca konuyu teşkil ettiği görüşündedir.


Alparslan Türkeş'e göre Türk milliyetçiliğinin temel görüşünü şu şekilde özetlemek mümkündür.


"Türk milletinden olmak, Türk milletini sevmek ve Türk devletine sadakatle hizmet aşkı taşımak, vatan bağlılık duygusu içinde bulunmak ve Türk milletinin yükselmesi için elinden gelen her fedakarlığı yapmak ve çalışmak duygusu ve şuurudur. Bu duygu ve şuuru taşıyan herkes Türk'tür. Kalbinde yabancı başka bir milletin özlemini, özentisini taşımayan, kendisini Türk hisseden, Türklüğü benimseyen ve Türk milletine, Türk devletine hizmet aşkı taşıyan herkes Türk'tür."


Türkeş'in milliyetçilik anlayışının temelinde, Türk milletine karşı beslenen derin sevgi yatmaktadır. Türkeş;


"... Bizim milliyetçiliğimiz, Türk milletine karşı duyulan derin ve köklü bir sevgi ve Türk milletinin içinde bulunduğu müşkül durumdan bir an önce en modern, en ilmi metotlarla çıkarılarak en kısa yoldan modern uygarlığın en ön safına geçirilmesini sağlama duygusundan kuvvet alır" der.


Türkeş'in ortaya koyduğu Türk milliyetçiliği anlayışında, başka milletlere karşı kin ve nefrete, gareze, öfkeye yer yoktur. .Türk milletine duyulan derin sevgi esastır.


Türkeş'in Türk siyasi hayatına kazandırdığı ve kitleleri derinden etkilediği milliyetçilik anlayışının yanına "Türkçülük" kavramını da oturtmak gerekir.


"Milliyetçiyiz, Türkçüyüz. Neden Türkçüyüz? Çünkü milletimiz Türk milletidir. Türkçülük Türk milletinim hayatının her safhasında yapacağı her şeyin Türk ruhuna, Türk geleneğine uygun olması ve Türk'e yararlı olması amacının, fikrinin ön planda tutulmasıdır."


Alparslan Türkeş'teki bu yüksek manevi anlayış, Ülkücülüğü doğurmuştur. Türk muhitini en kısa yoldan, en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkarma, mutlu, müreffeh, bağımsız, hür ve kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturma ideali Türkeş'in ülküsünü oluşturur.


"Bizim ülkücülüğümüz, daima gerçekçi olmayı ve girişilecek faaliyetlerde Türkiye'yi "hiçbir zaman tehlikelere, risklere, maceralara sürüklemeyecek bir yol üzerinde bulunmayı esas kabul eder."


Alparslan Türkeş'e göre Türk milletinin "kutlu güç kaynaklarının" başında İslamiyet, milliyetçilik ve Türkçülük gelmektedir. Ayrıca birlik, beraberlik, iç barış ülküsü, cihan devleti kurabilme özellik ve kabiliyeti de Türk milletinin temel özellikleri arasında yer alır.


Türkeş, ülküsünü, idealini, sevdasını, aşkını bilim adamları, aydınlar ve gençlerle paylaşmıştır. Özellikle de gençlere hitab ederken Bilge Kağan gibi; "Ey Türk! Titre ve kendine dön" diye kükremiş ve bu dönüş iki bine iki kala en yüksek temposuna ulaşmıştır. Gençleri, aydınlan sevdasına ortak olmaya, yeni ufuklara çağıran Türkeş, Ülküsünü Bilge Kağan'dan, Kür-Şad'ın izinde Anadolu'ya kazımıştır:


"Ben Türk milletini:
Sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasiye,
Rüşvet, hile ile çiğnenen, çiğnetilen hukuk düzenlerine,
Ahlaktan mahrum bir hürriyete,
Tefeciliğe, karaborsaya yer veren bir ekonomiye çağırmıyorum.
Türklük gurur ve şuuruna, İslam ahlak ve faziletine, yoksullukla savaşa, adalette yarışa, birliğe, kardeşliğe, kısaca hak yolu, hakikat yolu, Allah yoluna çağırıyorum. Modern medeniyetin en ön safına geçmek üzere çağlar üzerinden sıçramaya çağırıyorum. Hareketin adını isteyenlere açıkça ilan ediyorum:
Yeniden maneviyata dönüş...
Türk aydınları, Türk gençliği, buluşma yerimiz Büyük Türkiye'dir."
Türkeş, ömrünü Türk milletine adamıştı. O'nun milliyetçilik anlayışı, yüksek ahlâkı, maneviyatı, elbette bu satırlara sığdırılamaz. O bir "Bozkurt" idi. O'nun heyecanını, ülküsünü duyabilmek, yaşayabilmek, O'nu öğrenip anlayabilmek önemlidir.
"Dün Ergenekon şeddinden geçerken önümüzde bir Bozkurt vardı. Bugün Türklük için en iyiyi, en güzeli her ne pahasına olursa olsun elde etme mücadelesine binlerce Bozkurt olarak yürümekteyiz, yarın ise hür ve mesut ufuklara doğru milyonlarca Bozkurt olarak koşacağız."


8- Türkeş'in Siyasi Hayatından Kesitler


Bugün 60'lı yaşların üstünde olanlar, yani babalarımız, savaş, açlık, kıtlık, karne dönemlerini görmüşlerdir. Bu kuşak, zor yılların da etkisiyle, yalnızca yaşayabilmeyi, hayatta kalabilmeyi, daha açık söyleyişle midelerini düşünmüşlerdir. Bundan dolayı kendileri hiçbir zaman suçlanamaz.


Türkeş, Türk milletinin bir siyasi parti etrafında toplanması gerektiğine inanıyordu. Sürgün dönüşü ayaklan havaalanında vatan topraklarına değer değmez bu düşüncesini hayata geçirmek için çalışmalara başladı. Türk gençliğine Türk milliyetçiliği konularında bir öğretmen gibi dersler verdi. Gece gündüz çalıştı. Yorulmadı, yılmadı, yüksünmedi. Çalıştı, çalıştı, çalıştı... İhanetlere uğradı, terk edildi, yalnız bırakıldı. En yakınlarından Türk milleti uğruna şehit verdi. Ama o çelikleşmiş iradesiyle, engin fikirleriyle her zaman çalıştı. Yılmadı...


Türk milletinin yeni bir ruhla silkinmiş evlatlara ihtiyacı vardı. Türkiye, 1960'ların özellikle ikinci yarısından başlayarak, 70'li yılların ortasına kadar unutturulmuş olan "Türk" kimliğiyle yeniden tanıştı. Türk milletinin kalkınmış Ülkeler seviyesine çıkabilmesi için milli kimliğin hakim kılınması ve yetişen gençlerin Türk olduğunun idrakinde olması gerekiyordu. Türkeş'in Türk milletine ve Türk gençliğine hatırlattığı vasılların başında "Türk milliyetçiliği" gelmektedir.


"Bizim Türk milliyetçileri olarak davamız, Türk milletinin varlığını yüceltmek ve ebediyyen devam ettirmek davasıdır. Bu fikrin, bu davanın üstünde başka hiçbir fikir, başka bir dava yer alamaz."


Türkeş, "Türk" milletine mensup olduğunun şuuruna varan gençlere 1970'li yılların ikinci yarısından itibaren dinlerini hatırlatmıştır, "İslam ahlâk ve fazileti" olarak tarif ettiği İslam dininin bütün gençlerin yüreklerinde duymasını sağlamıştır. Şüphesiz Türkeş, Balıkesir yöresi Türkmen aşiretlerinden Çipniler'in MHP'ye ilhakı dolayısıyla yaptığı bir konuşmasında, Alevi vatandaşların da MHP'ye katılması gerektiğini ve Türk-İslam ülküsünü hayata geçirmek isteyen tek partinin MHP olduğunu söylemişti. Türkeş bu konuşmasını, "Yolumuz Allah yoludur" diyerek bitirmiş ve Alevi-Sünni ayırımının Türk mille! ine yapılabilecek en büyük kötülük olduğunu belirtmişti. Bu açıklamadan sonra Alevi vatandaşlarımız kitleler halinde MHP'ye iltihak etmişti.


Gerçekten de o yıllarda Türkiye sağcı-solcu, Alevi-Sünni, ilerici-gerici olarak bölünmeye parçalanmaya çalışılıyordu. Komünistler bazen Atatürkçülük maskesi ardına sığınarak, bazen de halkların, işçilerin, emekçilerin ezildiğini öne sürerek bunları kendilerine kılıf yapmak suretiyle, Türk milletine yönelik saldırıları hep cepheden sürdürüyorlardı.


Türkeş ise o dönemde ortaya çıkarak, "Biz ne sağcıyız ne solcu, Türk milliyetçisiyiz. Ancak, halkın anladığı manada sağcı olabiliriz. Türk mîlletini ve vatanını kamplara bölmeyin. Sesimize kulak verin. Bu kavga sağ-sol kavgası değildir, bir dış saldırıdır. Demokratik rejime yönelmiştir. Ülkeyi yıkmak istiyorlar" demişti.


Ancak o kara dönemde bazı çevreler bu sese kulak asmıyorlardı. Hem içeriden hem de dışarıdan pek çok işbirlikçi, Türkeş aleyhine kampanyalar, yürütüyorlardı. Faşist dediler, Irkçı dediler. Kafatasçı dediler. Fakat o bunların hiçbirisinden yılmadı. Çünkü söylenenlerin hiçbirisi değildi. O Türk milletinin "Başbuğu" idi.


Yerli ve yabancı ihanet şebekelerinin ve gafillerin uzantıları Türkeş'i yıkmak, Türkeş'i karalamak, Türkeş'i yok etmek için türlü oyunlara başvurdular. O bunların hepsini zamanında öğrendi. Gereken tedbirleri aldı.

Çünkü Türkeş, Türk milletine güveniyordu.


Türkeş gür sesiyle millete yaptığı çağrıyı sürekli tekrarlıyordu: "Bizleri milliyetçi Türkiye'ye götürecek ana ilkeler, temel hedefler Dokuz Işık Doktrini'nde gösterilmiştir. İdeolojimiz, çağın en dinamik ideolojisi, Türk milliyetçiliğidir. Dokuz Işık Doktrini ve Türk milliyetçiliği ideolojisini sizlere takdim ediyorum. Bunları sonuna kadar savunacak, Türkiye'nin en ücra köşesine kadar yayacaksınız."


12 Eylül harekatıyla Türk milliyetçilerinin kervanı basıldı. Kervan yağmalandı. Çünkü Türkeş iktidara yürüyordu. C-5 tezgahından pek çok ülkücü geldi geçti. Kışın zemherisinde çırılçıplak soyularak gecenin karanlığında kilometrelerce yürütülen Ülkücüler vardı. Elektriğin tuzlu acısını hücrelerinin her zerresinde hisseden Ülkücüler vardı.


Türk milleti için çekilen acılara, sıkıntılara, ayrılıklara, gözyaşına rağmen, Türkeş yılmamıştır. Tutsaklık günlerinden sonraki bir görüşmede, şöyle diyordu:


"Dünyanın her yerinde Türkler yaşamaktadır. Dünyanın dört bir yanına dağılan, dal budak salan Türkler'i, önce bulundukları yerlerde teşkilatlandırmak gerekir. Ardından bu teşkilatlar yılın belli gününde bir araya gelip "Dünya Türkleri Kurultayı" tertiplenmelidir. Bunu Yahudiler, Ermeniler, Çinliler, Yunanlar ve daha pek çok millet yapıyor. Türkler'in büyük bölümü ise esirdir..."


Türkeş, basılan kervanı, yabalanan kıymetleri yeniden toplarlamak için gece gündüz çalıştı. Yok olan teşkilatı yeniden toparladı. Türkmen atasözünü ne güzel söylemiş: "Göç yolda dizilir..."


"Emanet olunan davayı kucakladım. Hiç arkama bakmadan, tereddütsüz, hiçbir şeye aldırmadan yürüyorum. İleriye doğru yürüyoruz. Hızlanıp koşmak gayreti içindeyiz.. Koşacağız. İleriye gittikçe geride kalmayıp, beni takip edin. Bu mücadelede her hangi bir sebeple ben düşersem bayrağı kapın, daha ileriye gidin."


1991 yılında yapılan seçimlerde Türkiye yeni baştan nefes aldı.


Ancak Türkiye'nin bütünlüğü tehlikedeydi. Milletin birlik ve beraberliğine kasteden hain çeteler yine sahnedeydi. Vatandaşlarımız-her gün ölüyordu. Askerimiz, polisimiz şehit ediliyordu. Ülkede Türk-Kürt ayrımı yapılıyordu. Alevi-Sünni çatışması körükleniyordu. Türkiye; güzelim vatanımız, birkaç cepheden kamplara ayrılmak isteniyordu. Anaların gözyaşı dinmiyordu. İki aylık kundaktaki bebelerin üstüne şarjörler boşaltılıyordu. Oyun aynıydı: "Parçala-birbirine vurdur-kırdır..." Dün oynananlar aynıydı. Oyuncular da aynıydı. Türk milletine ve Türkiye'ye melanetlerini kusanlar, bugün de aynı.


Geçmişte bunların sebebi olarak gösterilen MHP ne yapıyordu? Türkeş'in yıllar önce ortaya koyduğu gerçekler, artık devlet politikası haline gelmişti. Türkeş'i zindanlara koyanlar, O'nun görüşlerini, reçetelerini uyguluyorlardı.


Türkeş'e karşı en haksız, en ağır ithamlarda bulunanlar, Türkeş'ten bir özür bile dilemediler. Türkeş ise, böyle bir şartı elinin tersiyle itiyordu.


Türkeş bunlara ne dedi:


"Türkiye'nin dışında Türkler var. Türkiye kardeşlerinin hürriyet ve müstakilliğini kazanabilmesi için her yola başvurmalıdır.",

Anadolu'da yaşayan Türkler varlık mücadelesini verirken, bütün Türk Dünyası'nın varolma savaşım sürdürürken, ayıplanan, suçlu görülen, ırkçı denilen, Turancı(!) diye horlanan Türkeş, herkesin Türk cumhuriyetleri ile kucaklaşmasını, hatta bunun yeterli olmadığını söyleyerek hükümetlere yüklenilmesini, sitem edilmesini sevinçle karşıladı. Bunun yanısıra hiçbir zaman gurura kapılmadı. Çünkü O Başbuğu idi, Türk milletinin Başbuğu...


Türk töresine göre, babanın sağlığında evladın malı olmaz. Evlatlar, babanın sağlığında hiçbir hak iddia edemezler. Ancak ölüm hak, miras helaldir. Ata ise, evlat için can kadar azizdir, kutsaldır. Çünkü insanın babasını seçme hakkı bulunmadığı gibi, yeni bir ata elde etmesi de mümkün değildir. Bu durumda evlada düşen, babasının dizi dibinde oturup, onun ağzından çıkacak her sözü emir belleyip harfiyyen yerine getirmektir. Tabii bu söylediklerimiz, Oğuz töresini içine sindirenler içindir. Türklerde töreler her şeyden üstündür.


Töreleri aziz bilenler, Türkeş'in dizinin dibinden ayrılmadılar. Çünkü O'na inanmışlardı. Türkeş'e güvenmişlerdi.


Türkeş, devlet adamlığının gereklerini yerine getirerek Türk milletinin dertlerine çareler üretmeye devam ediyordu. Kamuoyundan büyük bir destek sağlamıştı. Yapılan yoklamalarda en önde çıkan Türkeş'ti. Türkeş, işi sıkı tutuyordu. Her fırsatta kervanı basmak isteyen uğrulara karşı daima uyanık, ihtiyatlı, tedbirli ve zinde olmuştur, Türk milletine yaptığı çağrılarda, Hacı Bektaş Veli'nin buyurduğu gibi "Gelin canlar bir olalım" diyordu. Ancak çaşıtlan, uğruları, iblisleri, kırmızı sakalları çok iyi tanıyordu. "Gel kim olursan ol gel. Tövbeni yüz bin kere bozmuş olsan da yine gel" demiyor muydu Mevlana? Türkeş Halil İbrahim sofrasıydı. Gelenler kim olursa olsun, ancak kısmeti kadar alabilirlerdi bu Yesevi Ocağı'ndan.


Türkeş'in ocağında hafız kadar duru berrak zihinler, dimağlar, Yusuf yüzlüler vardı. Çetin günlerde her türlü zorluğu gül bahçeli otağlara çevirmişlerdi. Bunu başaran isimsiz kahramanlardı. Gel, kim olursan ol yine gel: "Yel kayadan ne alır?"


Türkeş, tutsaklık günlerinin sonunda söylediği hayaline nihayet kavuşmuştu. Bir 21 Mart gününde, Bozkurtlar Ergenekon'dan yine çıkmışlardı. Bu Nevruz gününde, başta yine o vardı. Hem de en başta yürüyordu. Antalya'da bir araya gelen Türk Dünyası'nın aksakalları, liderleri, aydınları, okumuşları, ozanları, yöneticileri... hepsi hepsi oradaydılar. Onlar Başbuğlarını selamlamaya gelmişlerdi: "Selam sana Başbuğum." Nevruz gününde, Ulıstın Ulu Kününde, o aziz günde, Adriyatik'ten Çin Seddi'ne, Sibirya'dan Hint ülkesine, mağrıbtan maşrıka kadar bütün Türk Dünyası'nın elçileri, Başbuğ'u selamlamaya koşmuşlardı. Yere diz vurup baş eğdiler. "Selam sana Başbuğum..."


Başbuğ bir bilge kişiydi. Başbuğ bir erdemli kişi idi. Başbuğ bir koca kişi idi. Başbuğ bir aksakal idi. Başbuğ bir dünya lideri idi. Başbuğ bir kor ateş idi. Başbuğ bir yumuşak ipek idi. Başbuğ bir yürek idi. Başbuğ Bozkurtlarını kucaklayan bir çift kol idi...


"Değerli dava arkadaşlarım. Türkiye'nin bugün her dönemden daha çok birliğe ve beraberliğe ihtiyacı vardır. Ayrılık tohumları ekenlere karşı, hassas olalım. Birlik, beraberlik, sabır, hoşgörü, sevgi ve kardeşlikten yana olalım. Kutsal davamızı ileri götürmek için canla başla çalışalım. Allah yardımcımız olsun."


Başbuğ böyle diyor, emrediyor. Bozkurtlar, dün olduğu gibi, bugün de yarın da Türkeş'in arzularını emir kabul edip, açtığı yoldan, onun önderliğinde kutlu yarınlara adım adım ilerleyeceklerdir. Çünkü Ülkücüler söz vermişlerdir. Ülkücüler sözünün eridir. Türkeş'in diktiği Kızılelma tuğunu kapıp yükseklere, daha yücelere taşımak için yarış içerisindedirler.


9-Sonuç


Başbuğ, Etlik Kasalar'daki bir mitingde, Bozkurtlar'ın azim ve iradesi, milletin kararlılığı ile komünizmin çöktüğünü anlatıyordu. Kızılelmayı ise Saraybosna'ya, Kafkaslar'a, Tanrı Dağları'na, Ötüken'e diktiğini söylüyordu. Türkeş, Türk milletinin önündeki en önemli zorluğun, "cahillik" olduğunu vurgulayarak, buna karşı savaş açtığını ilan ediyordu: "Bilge kişiye bilgili Bozkurt gerektir." Türkeş, diyordu:


"Çöken marksizm karşısında Turan bayrağı yükselmektedir."

suspect
21-11-07, 01:15
660 inci mesaj, 66 nci sayfa ya ulastik degerli ülküdaslarim. Paylasimlarinizi büyük zevk ve gururla okuyoruz. Cok tesekkürler. Varolun, Sagolun. Devamini dileriz. Tabi ayni zamanda bizde katki yapmayi sürdürecegiz elimizden geldigi kadar.

Uzun caba ve emeklerimizden sonra bu hale gelmemiz beni hatta bizi cok sevindiriyor. Tekrar emegi gecen herkese teker teker tesekkürler. Pasif ülküdaslarima da cagri yapiyorum. Sizlerin de paylasimlarinizi burada görmek okumaktan büyük zevk duyariz.


Saygilarimla.

OSMANLI TORUNU
21-11-07, 16:19
TARİH PERSPEKTİFİNDE ALPARSLAN TÜRKEŞ

Önümüzde açılan 21. asırda Cumhuriyet dönemi Türkiye tarihinde birinci derecede etkin politika ve fikir adamları arasında alparslan Türkeş için de pek çok monografi yazılacaktır. Tarihçüer, çeşitli açılardan Türkeş'i inceleyecekler. Türk tarihi içindeki yerini belirtmeye çalışacaklar.

Türkeş'le 1951 yılı yazında tanıştım. Bir cumartesi gününün öğle vakti idi. Nihal Atsız, İsmail Hami Danişmend'in Hitton'un karşısındaki Doğu Palas'ın 2. katında bulunan, Danişmend'in 4. eşi Hüsniye (Doğan) Hanım'ın dairesine, yanında yağız bir subayla girdi. Atparslan Türkeş diyerek takdim etti. Türkeş, topuk vurarak ellerimizi sıktı. Rütbesi binbaşı ve yakası nefti (piyade) idi (o sırada Harb Akademisi'nde okuyormu).

Türkeş aydın, çok okuyan, Türk tarihini ve edebiyatını bilen, politikaya yetenekli bir kurmaydı. Az konuşuyor, çok dinliyordu. Derinlemesine zeka sahibi olduğu anlaşılıyordu. Nazik ve çok terbiyeliydi. Ama milliyetçi akımda Atsız'ın, İsmet Tümtürk'ün, Daniş*mend'in sözlerinin geçtiği bir dönemdi. Türkeş'in bu akımda ön plana çıkacağının bir emaresini müşahade etmediğimi söyleyebilirim.

1960 Mayısına kadar... O tarihte adını yalnız bütün Türkiye değil, dünya duydu. İhtilali, sadece Menderes ve ekibini yok etmek ateşiyle yanan, İsmet İnönü'den başka hiç bir devlet adamını beğenmeyen bir cuntanın tekelinde bulundurmamak için, kendi kafasında bir kaç arkadaşıyla harekete katıldığını söylüyordu.
Türkeş'le her konuda her şeyi konuşmuşumdur. 27 Mayıs'tan çok az bahsettik. Zira 27 Mayıs hareketinin Türk devletinin başına sadece uzayıp giden bir gaile açacağını, Moskova'ya bağlı komünizmi yeşerteceği, milleti kuyruklar ve kuyruk olmayanlar şeklinde ikiye böleceği kesin kanaatinde idim. Bu kanaatimi hiç değiştirmedim. Türkeş, meşru iktidarın gaflet gösterip bu hareketi önieyemediğini (bu noktada haklı idi), katılmayan kurmayların ordudan atıldığını söylüyordu.
Hindistan sürgününden dönen Türkeş'in, Türk milliyetçilerini, artık fikir bazında değil de politik bazda teşkilatlandırmaya başfadığını duyduk. O dönemde Türkeş'le nadiren görüşmüşümdür. Ben İstanbul'da, 4 Ankara'da idi. Ben, Türk miNiyetçilerinin Adalet Partisi'nde bir ağırlığı olması gerektiğini savunuyordum. İdeolojik parti ile deği(, kitle partisi ile politika yapılabileceğini söylüyordum. İdeoloji partilerinin sürekfi muhalefette kalacakları fikrinde idim (buna rağmen Türkeş, Milliyetçi Cephe koalisyonlarına partisini iştirak ettirmeye muvaffak oldu).

Nihayet Türkeş, Ülkü Ocakları'nı kurdu. Milli denen eğitim sistemimizin daha çok komünist ve komünizan, Türk askerini arkasından vuran tipler yetiştirdiği bir dönemde, milli şuura sahip yüz binlerce genç yetiştirdiği gerçektir. Doğrusu İstanbul salonlarında fikir münakaşası yapan biz salon milliyetçilerinin tasavvur dahi edeme*diğimizi gerçekleştirmişti.

Bu gençlik, Türkiye'nin altı Sovyet cumhuriyetine bölünüp Moskova'ya bağlanmasına razı olmadığı için 1980 öncesinde 5.000 şehit verdi. Sonra 12 Eylül kafasından birde komünistlerle eşit muameteye maruz kaldı. Yalnız Türkeş'in beş yıla yakın tutuklu bulunması, hiç bir zaman hazmedilmesi mümkün olmayan bir milli ayıptır.
Türkeş nasıl bir Türk milliyetçisi idi? Siyasi akımiarın gerisinde yatan ve onları oluşturan bütün fikir hareketieri, zaman boyutunda çok dalgalı nüanslar oluşturarak ilerlerler. Tek tip bir demokrasi, bir din, bir rejim olmadığı gibi tek tip bir milliyetçilik de yoktur. Ben 15 çeşit Türk milliyetçiliği sayabilirim. Bugün bile tek tip bir Türk milliyetçiliği yoktur.

Alparslan Bey, aşikardır ki Nihal Atsız'ın bir tilmizidir. çok genelleştirmek gerekirse Atsız'ın, Gökalp ile Türkeş arasında bir köprü olduğunu söyleyebilirim. Ancak 3 dönemde 3 ayrı Ziya Gökalp olduğu gibi, en az 2 dönemde 2 ayrı Atsız vardır. Türk milliyetçiliği tarihini derinden bilenler bu akımın içinde bulunanlar, bu ayırımı kolaylıkla yapabilirler.

Türkeş, birinci dönem Atsız'ı tarafından yetiştirilmiş bir milliyetçi idi. Bu dönem milliyetçilikte Atatürk çok ağırlıklıdır (bu ağırlık bugün de mevcuttur, fakat artık başka unsurlar da vardır). Atatürk'ün işaret ettiği (Qrta Asya) fikir bazında turancı bir milliyetçiliktir. Ekonomiden pek anlamayan ve ekonominin ağırlığını pek bilmeyen, bilse bile pas geçen bir dönemdir. Zira o yıllarda hem sosyalist, hem sosyal adaletçi, hem

tamamen liberal (Danişmend bu sonuncular arasında idi) ekonomik gorüşte olanlar vardı. Ve bu husus, aralarında hiç bir ciddi münakaşa ,unsuru değildi. Asıl mücadele, zaman zaman kavga ve dargınlık, fikir bazında idi. Türkiye demokrasiye çok az adapte olabilmişti.

Osmanlı da pas geçiliyordu. O devrin milliyetçileri, Osmanlı Kialtürü ile yetişmiş, o kültürü yutmuş kişilerdi. Sonraki yıllardaki kopmuş kuşakların büyük bir kültür buhranı oluşturacağını söylüyorlardı ama, galiba oluşumun çok vehametli çizgilere gidebileceğini de :mmuyorlardı.

Ben, çocuk yaşımdan beri Türk milliyetçiliğini Yahya Kemal'ın anladığı gibi anlamışımdır. Bu çizgiden hiç ayrılmadım. Bu, Osmanlı kültürü ve tarihi ağırlıklı, ama Orta Asya kökenimizi ve Turan'ı reddetmeyen, Türk kavimleri arasında dayanışmaya taraftar, ekonomide beral, demokrasi dışı rejimlerden nefret eden, tabiatıyla şiddetle antikomünist, Atatürk'ü en büyük Türk milliyetçisi ve milli kahraman gören, Batı kültürüne çok açık, her şeyin temelinde milli mutluluğu ve maddi kalkınmayı gören bir milliyetçilik anlayışıdır.

Bu, Atsız milliyetçiliği değildir. Atsız milliyetçiliğinin romantizminden mahrumdur. Ancak estetik çizgisi en yüksektedir. Ben 1951'den ölümüne kadar Atsız'ın en yakın arkadaşı idim. Bu çok derin bir şahsi dostluktu. Atsız milliyetçiliğinden hiç etkilenmedim.


EMREDİN BAŞBUĞUM

Yıl 1978. Mermi sesleri , boykotlar , işgaller , kurtarılmış bölgeler
cenneti haline getirilmiş bir ülkede
olup biteni anlamaya , okumaya calışan onbir , oniki yaşlarında ortaokul
öğrencisi bir küçük yürektim.
Saçı sakalı birbirine karışmış , ne söylediklerini bir türlü anlayamadığım
sinsi tiplerle , bıyıkları yerçekimine uygun aşağı doğru sarkık, dimdik
yürüyen gözleri çakmak çakmak , nur yüzlü tipler arasında
tercih yapmak zorunda kaldığımı hissedince ; hilâl bıyıklı tarafa aktı gitti
yüreğim...
Sokaktan geçen üç hilâl bayraklı arabalara el sallarken buldum kendimi ,
arabalardan yükselen ses
dalga dalga ruhuma yayıldı gitti : Başbuğ Türkeş , Başbuğ Türkeş , Başbuğ
Türkeş... Farkında bile olmadan yürüyüşüm , bakışlarım değişmişti. Yeni
öğrendiğim mısraları mırıldanarak ,
dimdik yürüyordum artık : Çırpınırdı Karadeniz , bakıp Türkün Bayrağına...
O günlerin tozu dumanı arasında ülkücülük ne , komünistlik ne bilen kim ,
sorgulayan kim ? Aklıselim yitirilmiş ,her köşebaşı kan ve karşıma dikilen
yegâne soru : Ecevitçimisin , Türkeşçimisin ? Birbuçuk yıla yakın bir süre
hemen hemen hergün okulda dayak yememe sebep olsa da kararımı vermiştim .
Türkeşçiyim...
Hemen sonraki yıllar. Lise yıllarım ve her nasıl oluyorsa bir gecede bir
düdük sesiyle bitiveren terör.
Yeni bir dönemin başlangıcında dipçik zoruyla kurulan sehpalardan yükselen
tekbir sesleriyle titredi , sarsıldı yüreğim : Allahuekber , Allahuekber ,
Allahuekber.........
Sinir bozucu bir sessizliğin hüküm sürdüğü dönemde başlayan üniversite
hayatım ve kimsesizliğimizin acısını şiirlerle , bağlamamla paylaştığım ilk
günler...
Muhafazakar Parti kurulmuş , İsmail Hakkı Yılanlıoğlu Genel Başkan , Başbuğ
Mamak'ta...Parti seçime giremediği için bağımsız adaylarla verilen
mücadelede sokak sokak el ilanı dağıtan , afişe çıkan bir delikanlı olmuştum
, bıyıklarım yeni çıkıyordu. Sabırsızlanıyordum az daha uzasa uçlarını
sarkıtacaktım...
1985 yılı. Mamak çıkışında Başbuğumun evinde gerçekleşen fiziki ilk
karşılaşmamız. Bende korkunç bir duygu fırtınası . İlk elini öpüşüm ve daha
sonra binlerce kez tekrarlayacağımı , hayatıma damgasını vuracağını hiç
düşünmeden ağzımdan dökülüveren iki kelime : Emredin Başbuğum
1987 yılında yapılan referandum çalışmaları , siyasi yasakların kalkması ,
Milliyetçi Çalışma Partisinin kurulması , Bizim Ocak (Ülkü Ocakları)
dergisi temsilciliklerinin teşkilatlanması derken , teşkilat hiyerarşisi
içinde ilk görev almam ve Afyon ilini ziyaretlerinde iki kişiyi (Başbuğum ve
şimdiki MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli) evsahibi sıfatıyla
teşkilatımızın kapısında tamı tamına 11 (onbir) ülküdaşımla
karşılarken sesim daha bir inançlı , daha bir netti : Evinize hoşgeldiniz ,
Emredin Başbuğum.
1991 yılında meclise 19 milletvekili ile giren MÇP Genel Başkanı Başbuğ
Türkeş'e G.K.S.O.D. (Gençlik kültür ve sanat ocakları) Ocak genel başakan
yardımcısı olarak , teşkilat şölenlerimizde halk ozanı olarak , 1993
Söğütözü kongresi çıkışında yeniden MHP Genel Başkanı olan Başbuğuma sunucu
ve koruma olarak , 1997 de son yolculuğunda emek verdiği milyonlarca
ülkücüden biri olarak aynı ses aynı sözü binlerce kez , bıkmadan usanmadan
inançla tekrarladı durdu : Emredin Başbuğum...
1985 yılından 1997 yılına kadar O'nunla geçen dolu dolu 13 yıl...
1992 yılında ülkücü ozanların çoğu gibi bende siyasi rakiplerimizi
eleştiren , hicveden türküler söylüyor , destanlar okuyorum. Aynı günlerde
partimiz MÇP 19 milletvekilimizle Demirel-İnönü koalisyon
hükümetine dışarıdan destek veriyor. Bir ilimizde Başbuğumun da katılacağı
bir şölene gitmiştim. Akşam nasıl bir proğram yapacağım konusunda tereddüte
girdim. Proğram öncesi kaldığı otele gidip kendisine
durumu arzettim : Efendim , ben proğramlarımda sizin ve partimizin dışarıdan
destek olduğu liderleri ve politikalarını eleştiriyorum. Sizinde
bulunduğunuz bir yerde tavrımın yanlış anlaşılmasından endişe ediyorum.
Bu durumda ne yapmam gerektiğine karar veremediğim için sizi rahatsız ettim.
Siz nasıl emrederseniz öyle yapacağım dedim. Gülümseyen bir yüz ifadesiyle
söyledikleri bana hayat dersiydi. ''Evlâdım , bugüne kadar ne yapmışsan onu
yap. Neyin doğru olduğuna inanıyorsan yine onu söyle . Ben yıllardır
yaptığınız çalışmalardan dolayı şahsınızdan ve samimiyetinizden eminim.
Hükümetle ilgili politikalar ve tavrımız itibarıyla sizde partimizden ve
benden emin olunuz , bu günler geçecektir. Cenabı Hakk hepimizin yardımcısı
olsun.''
Rahatlamıştım , içimden derin bir oh çekip çıkmak için izin istedim. Odanın
kapısına yürüdüm tam çıkmak üzere iken ilk kez ismimle hitap ederek , ''
Ahmet Evlâdım '' diye seslendi. Hemen döndüm , ''Emredin Başbuğum'' Ve...
''Milletimize söyleyeceğin sözler için gerekçesi ne olur ise olsun sakın ola
kimseden izin isteme. Ülkücü bir ozana yakışmaz.''
Uçarcasına koştum sanki , iki adımda yanındaydım. Ellerine kapandım ,
ağlıyordum. Elini öpmeme izin vermedi. Sağ eli benim ellerimde , sol eliyle
önce gözümdeki yaşları sildi sonra gülümseyerek hafifçe saçlarımı okşadı.
Sözleri hala kulağımda : ''Eğilme'' dedi. ''Görevini yap''

garydelgadov
21-11-07, 16:23
vay be 66yı geçtik ha bi mesaj yazamadımya ona yanarım:D
mehmet usta yap bişiler 66ya bi mesaj ekle benden:D
şaka maka baya aktif burası emegi geçen herkese çok teşekkürler

OSMANLI TORUNU
21-11-07, 16:37
BAŞBUĞUMUZ TÜRKEŞ'TİR

Binlerce şehit verdik
Cennetten güller derdik
Bu davanın uğruna
Nelere göğüs gerdik
-----------------------
Meydanlara biz çıktık
Ateşleri biz yaktık
Zulüm sehpalarına
Üç hilâli biz çaktık
-----------------------
Geldi geçti eylüller
Yine yeşerdi güller
Biz bize kurbanız dost
Bizi ne bilsin eller
-----------------------
Hakk'a giden erleriz
Sıradan neferleriz
Başbuğ adı geçende
Gümbür gümbür gürleriz
-----------------------
Türkeş'tir Türkeş'tir
Başbuğumuz Türkeş'tir
Ülkücüler kardeştir
Başbuğumuz Türkeştir

Başbuğumun Duası!

Euzübillehimineşşeytanirracim Bismillehirrahmanirrahim.

Yarabbi!

Bu mübarek arife günü ve Ramazanın son akşamı bu güzel iftar sofralarında bizi bir araya getirdin sana şükürler olsun.

Allahım!

Verdiğin verdiğin nimetlere,verdiğin kısmetlere sonsuz şükürler ederiz,Yarabbi!

Allahım!

Olmayanlara da ver Yarabbi!

Ulu Allahım!

Günahlarımızı affeyle Yarabbi!

Bizi cehennem azabından koru,bizi cennete nasip eyle,Yarabbi!

Ulu Allahım!

Sen,Erhamer-Rahiminsin.

Bize merhamet et ,Yarabbi!

Türk Milletine merhamet et ,Yarabbi!

Türk Dünyasına ve bütün İslam Alemine,Müslümanlara merhamet buyur ,Yarabbi!

Ulu Allahım!

Gazabından Rızana,Celalinden Cemaline Sığınıyoruz.

Bize Rızanı ve Cemalini lütfet,yarabbi!

İki Cihanda bize Rızanı ve cemalini lütfet ,yarabbi!

Allahım!

Hayırlı sonlar nasip eyle,Yarabbi!

Şaşırtma,düşürme ,Yarabbi!

Ulu Allahım!

Türkiye'yi koru,Türk Milletini koru,Bütün İslam Dünyasını koru,Selamet eyle,yarabbi!

Düşmanlarımızın hakkından gel ,Yarabbi!

Allahım!

Bu sofraların etrafında toplanmış olan,bu mü'min kardeşlerimizin cümlesinin ne muradı varsa hepsinide hayırlısıyla ver ,nasip eyle Yarabbi!

Allahım!

Bu sofraların etrafında birleşmiş olan bizlerin hepimizin kesesine Halil İbrahim Bereketi ver,Yarabbi!

Allahım!

Bizi,mahçup etme,bizi utandırma,Yarabbi!

Tuttuğumuz her işte bize muvaffakiyet ver.

Allahım!

Hepimize sağlıklı,sıhhatli,hayırlı ,huzur ve mutluluk içinde ,uzun ömürler ihsan eyle,Yarabbi!

Allahım!

Bu uzun ömürlerin sonunda hepimize iman selahiyeti ile Kelime-i Şehadet getirerek huzuruna gelmeyi nasip eyle,Yarabbi!

Allahım!

Bu dünyayı,öteki dünyadan daha değersiz olduğunu hepimize daima hatırlattın.Ve her türlü işimize,her işimize senin rızanı esas almayı bizi nasip eyle,Yarabbi!

Bizi şaşırtma,düşürme,Yarabbi!

El Fatiha!

OSMANLI TORUNU
21-11-07, 17:57
GERÇEK LİDER!

Sene bindokuzyüz kırkdört senesi,
Zındanlar hissetti bozkurt nefesi,
Hiç susturamadılar o kutlu sesi,
Elinde bozkurt başlı tuğum var
Ölü denemeyecek bir başbuğum var

Vatanından uzaklara attılar,
Haksız yere davasına çattılar,
Ucuzlar camilerde sattılar,
Bugün kara günüm bugün yuğum var
Ölü denemeyecek bir başbuğum var

Elinde Kur'an-ı Azümü Şan var,
Yanında binlerce er, kahraman var,
Milli Devlet ülküsünde çok az zaman var,
Dokuz ışık isimli çelik ağım var
Ölü denemeyecek bir başbuğum var

Onu zındana attı, bu yurdun evlatları
Onunla kurultayda demir döğen zatları,
Biz biliriz dönmeyi, diktatör kavatları,
Hayinlerle, kahbelerle bölünecek payım var
Ölü denemeyecek yiğit bir başbuğum var

Ona kafatasçı turancı demişlerdi
Son yıllarda utanmadan elini öpmüşlerdi
Cenazede yalandan gözyaşı dökmüşlerdi
Hayinlerle, kahbelerle bölünecek payım var
Ölü denemeyecek yiğit bir başbuğum var

Dört nisan doksan yedi, başbuğ uçmağa göçtü
Şehit evlatları hepsi yanına geçti
Geçiş orda ak sayfa , burda karayı açtı
Şandolu ayyıldızlı albayrağım var
Ölü denemeyecek yiğit bir başbuğum var

Şiirim söyle bana anlatmakla biter mi?
Şiirlerle bitmeyen divanlarla biter mi?
Divanlarda bitmedi destanlarda biter mi?
Bitmedi bitmeyecek, ölmedi ölmeyecek
Yaktığı meşale dünyada sönmeyecek
Aleme nizam vermiş kutlu soyum var
Ölü denemeyecek yiğit bir başbuğum var

Alparslan Türkeş Hakkinda

Alparslan Türkeş Bey, tarihte örneklerine pek sık rastlanmayan müstesna şahsiyetlerden biridir. "karizmatik lider", "bilge lider", "tarihî şahsiyet" gibi sıfatlar, muhterem liderimizi anlatmakta kullanılan başlıca sıfatlar olarak Türk milleti tarafından benimsenmiş ve kabul görmüştür. Tarihî geleneğimiz açısından onu en iyi anlatan, tanımlayan sıfat ise "Başbuğ" olmuştur. Türkeş Bey, Türk dünyasının başbuğu unvanını, sahip olduğu meziyetler ve yerine getirdiği hizmetler açısından bakıldığında en çok hak eden tarihî bir şahsiyettir. Bu değerlendirmeyi er ya da geç dost-düşman herkes yapmıştır.

Başbuğumuzun bu sıfatları kazanışı ile Milliyetçi Hareket'in tarihi, paralel bir çizgiye sahiptir. Çünkü onun hayatı ile Türk milliyetçiliğinin yarım yüzyılı aşkın son dönemi tamamen özdeşleşmiş, iç içe geçmiştir.

Bilge lider ya da tarihî şahsiyet kavramı, her şahsiyet gibi kendi milletinden ve içinde yaşadığı çağdan bir şeyler alan, ama diğerlerinden farklı olarak milletinin gelişimine, çağının akışına bir şeyler katan, kısaca tarihe damgasını vuran insanları anlatan bir kavramdır. Bundan sonra tarih, o şahsiyetten bir şeyler alarak onun fikrinin, alın terinin izlerini taşımaya başlar.

Dünyada hiçbir büyük ve önemli bir iş, yüreği ülke sevdasıyla yanıp tutuşmayan, hiç cefa çekmemiş ve inanmadığı şeyleri savunmuş politikacılarca başarılmış değildir. Büyük davalar, tehlikelere ve zorluklara cesaretle göğüs geren, ömrü boyunca yılmamış, inançlı ve azimli insanların liderliği altında başlamış ve başarılmıştır.

Tarihî şahsiyetleri ya da büyük liderleri ortaya çıkartan dinamikler nelerdir? Onların ortaya çıkışları, sahip oldukları meziyetler ile tarihî şartların buluşmasıyla mümkün olmaktadır. Bu meziyetler, vasıflar nelerdir? En başta, basiret, inanç, azim, bilgi, cesaret, direnç ve kararlılık gibi önemli özellikleri şahsiyetlerinde barındıran insanlar gerçek anlamda lider olabilirler.

Bu insanlar, yeteneklerini, ideallerini gerçekleştirme yolunda ortaya koymaya, yani kuvveden fiile geçirmeye başladıklarında varlıklarını hissettirmiş olurlar. Bunu takiben hâlk ile diyalog kurmaları ve kadrolarını yetiştirmeleriyle birlikte ağırlıklarını ve farklılıklarını kabul ettirmeye başlarlar. Artık onlar gerçek birer liderdir. Zamanla bu sıfat, gelişmelere bağlı olarak "tarihî şahsiyet", "karizmatik lider", "önder" gibi sıfatlara dönüşür.

Kısacası, tarihî şartlar ve gelişmelerle liderlik vasıflarına sahip insanlar bir araya
geldiğinde büyük ve önemli liderler ortaya çıkar.

Rahmetli Başbuğumuzun ömrünü yarım asrı aşkın son bölümü, Türk milliyetçiliği hareketinin yaşadığı sorunlarla, gelişmelerle paralel bir seyir takip etmiştir. Hakk'ın rahmetine kavuştuğu son ana kadar da davasına, yani Türk milletine ve Türk dünyasına hizmet etmeye devam etmiştir. 1944 yılında zamanın siyasî iktidarının rüzgâra göre yön değiştiren zihniyetinin bir sonucu olarak uygulanan baskı ve zulümlerden 1997 yılının Nisanına kadar uzanan kararlı milliyetçilik mücadelesi, hayatını ülkesine ve milletine adamışlığın çok önemli ve güzel örneklerini ortaya koymuş olması, Başbuğumuzun siyasî kişiliğinin en kısa ve özlü ifadesidir.

Türk milliyetçileri 1944 girdabından yüz akıyla çıktıktan sonra 1940'lı yılların ikinci yarısını ve 1950'lerin başlarını toparlanma ve dayanışma çabalarıyla geçirmiştir. Türk milliyetçileri ikinci tırpanı bu dönemde Demokrat Parti yönetiminden yemiştir.

İşte bütün bu olayları ve sorunları çok iyi okuyan rahmetli liderimiz, 1960'lı yıllardaki gelişmeleri de dikkate alarak, Türk milliyetçiliği hareketine yeni bir ivme ve boyut kazandırmıştır. 1960'lı yılların ikinci yarısı, hem Türk milliyetçiliği hem de Türk demokrasi tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu, dönem, Türk dünyasının Başbuğunun ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin doğuşuna sahne olan bir dönemdir.

1960'lı yılların başından itibaren Türkiye'de, büyük bir çoğunluğu Rus emperyalizminin doğrudan ya da dolaylı olarak uzantısı pozisyonunda olan sol hareketlerin canlanışına ve hızlı bir şekilde güçlenmesine şahit olunmuştur. Buna karşılık, kendini sağcı olarak tanımlayan siyasî partiler ve gruplar ise hem aralarında hem de içlerinde sürekli didişen bir yapıya sahipti. Türk milliyetçilerinin hâli de çeşitli dergiler ve dernekler etrafında kümelenmiş çok dağınık, arayış psikolojisinin hâkim olduğu bir manzarayı andırıyordu.

Alparslan Türkeş Beyin 1964 yılında siyasete doğrudan girmesiyle başlayıp 1969 yılında tamamlanan süreçte ise Türk milliyetçiliği davası, derlenip toparlanmaya, daha doktriner bir hüviyet kazan-maya başlamış, kendi özgün ve dinamik siyasî partisine kavuşmuştur. Bu süreç, dağınık, siyasî etkinliği çok zayıf ve özgüven bunalımı yaşayan bir camianın varlığını çok iyi gözlemleyen, Türk milletinin yeni bir dirlik, birlik ve kalkınma hamlesine ihtiyacı olduğunu hisseden siyasî iradenin, inancın, kararlığın ürünüdür. Yani merhum liderimiz Alparslan Türkeş'in önderliğindeki kadronun iradesinin ve çabalarının eseridir.

Kendilerinin veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, milliyetçi-ülkücü hareket, büyük ve güçlü Türkiye'nin mimarı olarak doğmuş ve gelişmiştir.

Türk milliyetçiliği hareketinin yeniden yapılandırılması aşamasını, bütün milliyetçilerin, vatanseverlerin, bütün dağınık parçaların bir araya getirilmesi ile fikrî alt yapının geliştirilmesi ve projelerin ortaya konması aşaması izlemiştir. Tabiî bütün bu aşamalar, çok zorlu ve uzun soluklu bir mücadeleyi, ilmik ilmik örülme anlamında zahmetli çabaları ifade etmektedir. Çünkü Türk milliyetçileri, önlerine çıkartılan birçok engeli aşmak, yoğun karalama kampanyalarını göğüslemek için olağanüstü çabalar sarf etmek zorunda kalmışlardır. Türk milliyetçiliği davasının doğrudan siyasî alana taşındığı, yani rahmetli Başbuğumuzun Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin genel başkanı seçildiği günden itibaren başta faşizm olmak üzere sürekli eleştiriler yöneltilmesi, Türk gençliğinin çeşitli oyunların içine çekilmeye çalışılması Milliyetçi Hareket'in gelişimini etkilemiştir.

İşte milliyetçi-ülkücü hareket, bir taraftan bu tür karalama kampanyalarıyla ve terör belâsıyla uğraşmak, bir tarafta da dünya ve ülke sorunlarıyla ilgilenmek, çözümler üretmek durumunda kalmış, siyasî hayatın gereklerini yerine getirmeye çalışmıştır. Bu mücadelenin bir de imkânsızlıklar içinde yürütüldüğü düşünüldüğünde, anlamı, önemi ve büyüklüğü daha iyi anlaşılmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi, böyle bir zorlu mücadele geleneğine ve olumsuzluklara rağmen , iktidar ortağı olduğu zamanlarda ülkeye hizmet etmenin en iyi örneklerini sergilemekten de geri kalmamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki MHP, ciddiyet, çalışkanlık ve ülke çıkarıyla özdeşleştirilir olmuştur. Bu dönemde, yine, gençliğin yıkıcı ve bölücü fikirlere kapılmamasında, kültürel yabancılaşma hastalığına yakalanmamalarında kalkan işlevi görmüştür. Alparslan Türkeş Beyin önderliğindeki Milliyetçi Hareket, bu tarihî görevini, genç nüfusun millî ve manevî değerlerle donanmış idealist bir gençlik olarak yetişmesini sağlayarak yerine getirmiştir.

Türk milliyetçileri, 12 Eylül 1980 sonrasındaki üç yılı kapsayan askerî yönetim döneminde de her türlü baskıyla karşı karşıya kalmış ve MHP kapatılmıştır. Aynı şekilde 1983 sonrasındaki parçalama teşebbüslerine göğüs germe zorunda kalınmıştır. Ancak, Milliyetçi Hareket kısa süre içinde Türkiye'nin ve Türk dünyasının tekrar parlayan yıldızı olmayı başarmıştır.

Haksız eleştirilere karşı koyarak her sınavdan yüz akıyla çıkmak, kısacası zorlu ama onurlu bir mücadele destanı yazmak, ancak haklı ve güçlü davalara sahip siyasî hareketlere nasip olur. Yine hiçbir siyasî hareketin, bilge bir şahsiyete, karizmatik bir lidere sahip olmadan bu kadar zorlu ve uzun bir mücadeleyi sürdürebilmesi mümkün değildir.

Bugün Milliyetçi Hareket Partisi, dimdik ve güçlü şekilde ayakta durmakta, Türk milletinin yegâne ümidi hâline gelmiş bulunmaktadır. Bunun sebepleri arasında, Alparslan Türkeş gibi karizmatik ve bilge bir lidere ve onun yetiştirdiği kadrolara sahip olması çok önemli bir yere sahiptir. Türk milliyetçileri, bu gerçeği hiçbir zaman unutmadan Başbuğlarının gösterdiği büyük hedeflere doğru akıp giden kutsal yolculuklarına yılmadan ve yorulmadan devam edeceklerdir.

Türk milliyetçilerinin, 21. yüzyılın ilk yarısındaki ana hedefleri olan Lider Türkiye ülküsünü realize etmek ve Türk dünyasının birlikteliğini sağlamak için ellerinden gelen bütün gayreti gösterip başarıya ulaşacaklarından hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır.

satisfacti10
21-11-07, 20:20
satisfacti10 (http://forum.kanka.net/member.php?u=51333) Konuyu inceliyor bazı mesajlar gidebilir :x

gereksizse gider tabiiki..;) yada flood ise birleştirilir...
şimdilik sorun yok, paylaşımlar güzel...
ayrıca konunuzu sürekli takip etmem sizin açınızdan daha güzel olsa gerek..sürekli ilgileniyoruz daha ne olsun:okay:

D3cCc4L
22-11-07, 15:04
satisfacti10 (http://forum.kanka.net/member.php?u=51333) Konuyu inceliyor bazı mesajlar gidebilir :x

Güzel olan herşey taktiri hak eder. kötüylede bizim işimiz olmaz.

zeusbaba7
22-11-07, 15:59
benide yazarmısınız

LinкØѕєя
22-11-07, 18:13
130 üyeyi ve 68.Sayfayı devirdik Herkese hayırlı olsun.

Kötü bir haber olacak sanırım ama 116 ve 130.sıralarda n0br3 var sanırım birisi silinecek..

BoZkUrT_mek
24-11-07, 14:36
erer
eklermisin lütfen ülküdaşim ! TÜRK IRKI SAĞOLSUN !

satisfacti10
24-11-07, 15:34
5.-30. sayfalar arası düzenlendi...
floodlar birleştirildi ve gereksiz,tartışma içerikli tüm mesajlar silindi...
66. sayfaya tekrar kavuşabilirsiniz yani..
30. sayfadan sonraki düzenlemeyi de en kısa zamanda yapacağım...
kolay gelsin...

slmgl
24-11-07, 16:02
11. Türk Kurultayı Başladı
18.11.2007

--------------------------------------------------------------------------

11. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı Azerbaycan´ın başkenti Bakü´deki Gülistan Sarayı´nda başladı


--------------------------------------------------------------------------


11. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı Azerbaycan'ın başkenti Bakü'deki Gülistan Sarayı'nda dün başladı. Başbakan Erdoğan, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'deki Gülistan Sarayı'nda bugün başlayan 11. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı'nın açılışında konuştu.



Erdoğan, başta Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev olmak üzere kurultayın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.

Aşkabat'tan Taşkent'e, Buhara, Semerkant, Almatı, Bişkek, Lefkoşa, Gümülcine, Ankara ve Kerkük'e selam söyleyen Erdoğan, bütün insanlığın mutluluğu için kurultaydan huzur, adalet, merhamet ve hakkaniyet sesinin yükselmesi temennisinde bulundu.



"Türkiye ile can Azerbaycan arasında ebedi bağların mimarlarından olan merhum Haydar Aliyev'i de hürmetle andığını" belirten Erdoğan, Türk kurultaylarının yapılmasına öncülük eden Alparslan Türkeş'i de andı.



Geniş bir coğrafyada bulunan iki ülkenin ve kardeş toplulukların, tarihin derinliklerinden gelen yakın, güçlü ve sarsılmaz bağlarla birbirine bağlı olduğunu ifade eden Erdoğan, "Bu kardeşliğimiz köklerini kadim değerlerimizden, derin tarihi, kültürel ve insani bağlardan almaktadır" diye konuştu.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türk Dünyasının bütünleşmesinin, toparlanıp koordine olmasının KKTC'ye de destek olarak yansıyacağını belirterek, "Türk Dünyasının desteği, Kıbrıs Türkünün sorunlarının çözümünde en büyük destek olacaktır" dedi.

LinкØѕєя
24-11-07, 16:50
63.Sayfaya Geldik n'aptın sen :p

suspect
26-11-07, 22:38
http://www.mhpizmir.org.tr/resimler/yeniindexresimler/tekyurek09122007.jpg







-------------------------------------------------------------------------

satisfacti10 e de ayrica tesekkürler. Bazen kendisine kizsak da arkadasimiz elinden gelenini yapiyor. Basligimizin degerli toplu olmasi bu hayran toplulugunun ayni zamanda arsiv niteligi de tasimasi anlamina gelmektedir. Ister 20. Sayfa olsun ister 1000. sayfa olsun. Alpaslan Türkes Hayran Toplulugunun amaci kesinlikle hit olma veya sabitlenme hedefi olan bir baslik degildir. Amacimiz ülküdaslarimizin seviyeli fikir alisverisi ve karsilikli bilgi düsünce fikir paylasimidir. Sonucta ülkücü hareket ile ilgili bircok bilgi bu baslikta yer almakta. Amacimiz kaliteli paylasimlarla tüm diger hayran topluluklara örnek olmaktir.


Saygilarimla

LinкØѕєя
27-11-07, 14:22
Hadi egeliler MHP mitingine..!

D3cCc4L
28-11-07, 13:02
5.-30. sayfalar arası düzenlendi...
floodlar birleştirildi ve gereksiz,tartışma içerikli tüm mesajlar silindi...
66. sayfaya tekrar kavuşabilirsiniz yani..
30. sayfadan sonraki düzenlemeyi de en kısa zamanda yapacağım...
kolay gelsin...

eyvallah kanka ilginden dolayı teşekkürler

suspectinde belirttiği gibi bizim amacımız Hit oLmak değil kendimizi ifade edebilmek

LinкØѕєя
28-11-07, 13:20
zeusbaba7 istek yapmış D3cCc4L eklemeyi unuttun galiba..? :D

suspect
28-11-07, 17:11
Mehmet Gül ölen PKK'lılara ''şehit'' dedi mi ?

http://image.haber3.com/haber/128980.jpg


Eski MHP'li Mehmet Gül'ün ölen PKK'lılar için "şehit" ifadesini kullandığı iddialarını Gül birinci ağızdan yanıtladı.

Vatan’dan Mine Şenocaklı’ya “PKK’lılar da bizim şehidimizdir” şeklinde ropörtaj verdiği öne sürülen MHP’li Mehmet Gül, Turktime’a konuştu. Gül; ”Şehit ifadesini kesinlikle kullanmadım” dedi.

Vatan Gazetesi’nde Mine Şenocaklı imzasıyla çıkan Mehmet Gül ropörtajı büyük yankı yaptı. MHP’nin önde gelen isimlerinden Mehmet Gül’e atfen,”PKK’lılar da bizim şehidimizdir” sözleri herkesi hayrete düşürdü. Peki, Gül bu sözleri söylemiş miydi?


HAİNLER ŞEHİT OLAMAZ

MHP’li Gül iddialar konusunda şöyle konuştu; “Bu, gazeteciliğin kötü yansıması. Benim PKK’ya şehit demem tüm geçmişimi inkar anlamına gelir. Türkiye, 30 bin şehit verdi dedim. Asla PKK’lılar şehittir demedim.Hainden şehit mi olur?”


HAKKARİ’DEN ETKİLENDİM

Gül, yine kendisine atfedilen; "Onlar artık bizim de evlatlarımız. Çünkü onların anne babaları bizim vatandaşımız. Çocukları kandırılmış, dağa çıkmış... Sonunda da bedelini canıyla ödemiş. Onlar artık bizim şehitlerimiz!" sözlerindeki ‘şehit’ kelimesi dışındaki sözleri söylediğini kabul ederek, “Bu söz Atatürk’ün sözüdür. Atatürk’ten esinlendim. Ama şehit ifadesini kullanmadım. Son zamanlarda Hakkari ve Şırnak’ta Kürt kökenli vatandaşlarımızın Türk bayraklarıyla yürümesinden çok etkilendim ve Atatürk’ün bu yüksek tolerans kokan kelimelerini söyledim" Şeklinde konuştu.


Kaynak: Turktime




YORUM: Acaba Mehmet Gül e bu kadar laf söyleyenler simdi ne diyecek merak ediyorum. Bizi kukla olmakla suclayanlar simdi kendileri kukla oldular. Haber ilk ciktiginda bazilari firsati degerlendirip hemen Mehmet Gül e, ülkücü harekete, MHP ye agir elestirilerde bulundular. Daha isin dogrusu nedir ne degildir beklemeden yargiladilar. 1 günde durum nasil degisti. Sözler Mehmet Gül ün, takdiri yüce Türk milletinindir.

Saygilarimla



--------------------------------------------------------------------------------------------------




MHP'li başkanlar kampa girdi

http://www.etikhaber.com/images/stories/siyaset/ulkuculer.jpg

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin belediye başkanları ile Ankara'nın Kızılcahamam ilçesinde bir araya geldi.


Patalya Otel'de düzenlenen ''Belediye Başkanları İstişare Toplantısı'', MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin katılımıyla başladı.

Toplantının basına kapalı olduğunu belirten yetkililer, otel içine gazetecileri almadı. İki gün sürecek toplantıda yerel seçimlere yönelik çalışmaların ele alındığı öğrenildi.

Toplantıya, belediye başkanlarının yanı sıra, MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, genel başkan yardımcıları Atilla Kaya ve Ali Işıklar ile bazı milletvekillerinin katıldığı bildirildi.

Bu arada, toplantının yapıldığı otelin bahçesine ''Misak-ı milli mülkü milletindir. Millet ise Türktür'' ifadesi yazılı pankart asıldı.

Parti yetkilileri, toplantının 2 gün süreceğini kaydettiler.



Kaynak: EtikHaber.com

garydelgadov
28-11-07, 19:33
eyvallah kanka ilginden dolayı teşekkürler

suspectinde belirttiği gibi bizim amacımız Hit oLmak değil kendimizi ifade edebilmek

vaybe bi 66ncı sayfa dedik herkesin dilinde artık:D
çaktırmadan yozgatın reklamını yapıyoruz ha:D
neyse konumuza dönelim
mehmet gülün dedikleri her anlama çekiliyor belki olumlu belki olumsuz ama bu içinde bulundugumuz durumu değiştirmeyecektir

satisfacti10
29-11-07, 19:13
ben teşekkür ederim arkadaşlar, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum bende sizin ve değerli fanınız için... şuanda bölümün en iyi konusu, umarım hep böyle gider... başarılar....

LinкØѕєя
01-12-07, 17:41
Büyük insan, "Sen ölmedin". Seni alkışlıyor Türkiye düne kadar ardından çala kalem kullanan ikiyüzlüleri de gördük. Bu film bitmedi. Ardında kalan öksüzlerin bayrağı taşıyacak. Sen ölmedin ki. Gökleri bile ağlattın. Ama bizi ağlatamazsın. Zira, yaşıyorsun. Ardından söylenenlerle yaşayacaksın. yaşayacak o öksüzlerin. Ömer Sağlam da öyle diyordu önceki günkü şiirinde. İstersen birlikte okuyalım.

"Büyük" Adam.

Bozkurtlar ağlıyor, Yuğ'a gelmişler,
Hepsi de Yüce Buyruk'a gelmişler,
Belli ki Şehit Başbuğa gelmişler,
Şu "Dört Nisan" başka türlü kokuyor,
Ülkücü hareket, ırmak olmuş akıyor!
Gelmesin baharlar, açmasın güller,
Gözler konuşuyor, lâl olmuş diller,
Uyan Başbuğ'um! Turan Eller
Hepsi gelmiş, tabutuna bakıyor.
Ülkücü hareket, gürül gürül akıyor!
İnsan fâni, ölüm hakmış Başbuğ'um,
Ölüm Hakk'tan, çare yokmuş Başbuğ'um,
Kervanların yola çıkmış Başbuğ'um,
"Dokuz Işık" şimşek gibi çakıyor!
Ülkücü hareket, nehir gibi akıyor.
Üstümüzde "Üç Hilâl"li sancağın;
Unutulmaz o şefkatli kucağın,
Şunu bil ki; sönmeyecek Ocak'ın,
Ateşini, "Asena"lar yakıyor!
Ülkücü hareket, çağıl çağıl akıyor!
Gözler dolu, yaş tutmuyor kavaklar,
Bulutlarla boy ölçüşür bayraklar!
Dilde dua, kıpırdaşır dudaklar,
Kimi tekbir, kimi Kur'an okuyor,
Ülkücü hareket, coşkun coşkun akıyor!
Davan büyük, hepimizin "Dava"sı,
"Kızıl Elma" Ülkülerin en hası,
Başkent olmuş Ergenekon Ovası,
Yavrukurtlar kovuklardan çıkıyor!
Ülkücü hareket, ırmak gibi akıyor!
Çile ülkücüye kardeştir Çile!
Çile ülkücüye olmaz mesele!
Hangi engel dayanır ki bu sele!?
Seller taşmış, bentleri yıkıyor!
Ülkücü hareket, seller gibi akıyor!
Ülkem gelmiş "Dokuz Asır" yaşına,
Canlar feda bir tek çakıl taşına!
İşte Mehmet geçmiş gönder başına,
"Ay Yıldız"ı zirvelere takıyor!
Ülkücü hareket, ırmak oymuş akıyor!
Ülküdaş! Gün, durma günü değildir!
Haydi silkin, Başbuğ'unu sevindir!
Al dizgini işte meydan senindir!
Küheylanlar, bakın şaha kalkıyor!
Ülkücü hareket gürül gürül akıyor!

Nedret Büyüketi

D3cCc4L
01-12-07, 18:01
zeusbaba7 istek yapmış D3cCc4L eklemeyi unuttun galiba..? :D

zeusbaba7'yı Görmüştüm Eklicektim Ama Acil Bi İşimden Dolayı Hemen CIkmak zorunda kaldım geç olsunda güç olmasın ekledım

zeusbaba7 Hoş geldin Ülküdaşım

garydelgadov
01-12-07, 18:47
zeusbaba7'yı Görmüştüm Eklicektim Ama Acil Bi İşimden Dolayı Hemen CIkmak zorunda kaldım geç olsunda güç olmasın ekledım

zeusbaba7 Hoş geldin Ülküdaşım

66ya iki kaldı abi dayanalım(sayfa:D)
olsun o sayfayıda şanla şöhretle geçeriz;)

LinкØѕєя
01-12-07, 18:48
zeusbaba7'yı Görmüştüm Eklicektim Ama Acil Bi İşimden Dolayı Hemen CIkmak zorunda kaldım geç olsunda güç olmasın ekledım

zeusbaba7 Hoş geldin Ülküdaşım

Bazen bendede oluyor kanka boşver yine de üye sayımız arttı..:okay:

Gönderdiğim şiiri okursanız sevinirim arkadaşlar.:okay:

slmgl
02-12-07, 11:14
Şiir güzelmiş eline sağlık.

D3cCc4L
02-12-07, 13:22
ORJQI8dKec8

Bizlere Şanıyla Bordo Bereliler Derler

Otuzbeşbin şehidin hıncını almaya geldik,
Şehidim yanında kalmaya geldik,
Eşkiya itini sarıp yarmaya geldik,
Bizlere şanıyla bordo bereliler derler.

Tek yek ufalayacağız dağı taşları,
Haine soysuza çevirdik çatık kaşları,
Duracak annelerin akan yaşları,
Bizlere şanıyla bordo bereliler derler.

Söküpte dünyada her türlü cehaletin,
Bedelini ödeteceğiz vatana ihanetin,
Ey vaftizli keşiş tutmayacak kehanetin,
Bizlere şanıyla bordo bereliler derler.

ѕıмgє_ßjK
02-12-07, 14:27
Bazen bendede oluyor kanka boşver yine de üye sayımız arttı..:okay:

Gönderdiğim şiiri okursanız sevinirim arkadaşlar.:okay:

ülküdaş şiirin güzeldi sağolasın..:okay:

boz0
04-12-07, 03:12
s.a gardaşlar benide yazın..

D3cCc4L
04-12-07, 15:07
s.a gardaşlar benide yazın..

AleykümSelam Hoş Geldin

garydelgadov
04-12-07, 17:20
s.a gardaşlar benide yazın..

hoşgeldin ülküdaş:okay:
Alalh(c.c)nazardan saklasın fanımız tutulmuyor nerdeyse bu zaman zarfında en fazla mesaj atılan kulüp oldu tebrikler bize:)

ѕıмgє_ßjK
04-12-07, 17:32
s.a gardaşlar benide yazın..

Hoşgeldin kanka..

MeLaNKoLiKeM
04-12-07, 18:57
daha önce eklenmemişsem şimdi ekle :D

D3cCc4L
05-12-07, 14:56
daha önce eklenmemişsem şimdi ekle :D

Hemen Bakıyım Hoş Geldin Ülküdaşım

garydelgadov
05-12-07, 15:28
sayfa sayısı 65
hedef 66:D
geçmişten beri nedense 66 ile M.H.P arasında bi baglantı kurarım acaba bu suspect kardeşimizinde dedigi gibi ülkücü hareketine benzedigi içinmidir:D

D3cCc4L
06-12-07, 16:10
sayfa sayısı 65
hedef 66:D
geçmişten beri nedense 66 ile M.H.P arasında bi baglantı kurarım acaba bu suspect kardeşimizinde dedigi gibi ülkücü hareketine benzedigi içinmidir:D

66 Yani Yozgat Ülkücü Hareketin KalesidiR
ama son 2 seçimdir 2. sıradayız Ama Yozgat aslını Kolay Kolay Unutmaz Bozok Yaylasının AsiL Cocuklarıyız Cunki.. Yozgat Tekrar Mhp'nin Kalesi oLucak..

garydelgadov
06-12-07, 16:53
66 Yani Yozgat Ülkücü Hareketin KalesidiR
ama son 2 seçimdir 2. sıradayız Ama Yozgat aslını Kolay Kolay Unutmaz Bozok Yaylasının AsiL Cocuklarıyız Cunki.. Yozgat Tekrar Mhp'nin Kalesi oLucak..

valla inşallah öyle olur...
o tarihi farka baya üzülmüştüm adeta yozgat diyince akla gelen M.H.P bir anda müthiş bir fark yemişti...
inşallah o günler geride kalır

suspect
06-12-07, 20:35
66 Yani Yozgat Ülkücü Hareketin KalesidiR
ama son 2 seçimdir 2. sıradayız Ama Yozgat aslını Kolay Kolay Unutmaz Bozok Yaylasının AsiL Cocuklarıyız Cunki.. Yozgat Tekrar Mhp'nin Kalesi oLucak..

66, ayni zamanda "Bozkurt selami" diye tabir ettigimiz isarete olan benzerliginden dolayi ülkücü hareketle baglanti kuruyoruz. Aslinda öyle birsey yok da :D:D:D

Yozgat D3cCc4L ülkdasim dedigi gibi MHP nin bir kalesidir. Bir diyorum cünkü Osmaniye, Kirklareli gibi Illeri unutmamak lazim.

Son secimlerde malesef Kalelerden biri olan Yozgat da 2.Parti oldu. Fakat Yozgat yine Milliyetci Hareketin kalesi olacak, kalacak....

Gönül baharinda hangi is olmaz? Kim demis Bozkurtlar Iktidar olmaz?

garydelgadov
07-12-07, 19:30
66, ayni zamanda "Bozkurt selami" diye tabir ettigimiz isarete olan benzerliginden dolayi ülkücü hareketle baglanti kuruyoruz. Aslinda öyle birsey yok da :D:D:D

Yozgat D3cCc4L ülkdasim dedigi gibi MHP nin bir kalesidir. Bir diyorum cünkü Osmaniye, Kirklareli gibi Illeri unutmamak lazim.

Son secimlerde malesef Kalelerden biri olan Yozgat da 2.Parti oldu. Fakat Yozgat yine Milliyetci Hareketin kalesi olacak, kalacak....

Gönül baharinda hangi is olmaz? Kim demis Bozkurtlar Iktidar olmaz?

bu arada D3cCc4L ülküdaşınla benim aynı okulda okuduğumuzuda hatırlatayım:D
evet yozgat gerçektende önemli bir yer topladıgımız yer bakımından ama yine eskisi gibi oy toplamaya devam edersek kimse tutamaz bizi diyorum ben:okay:

ѕıмgє_ßjK
08-12-07, 13:14
MHP'liler İzmir'de toplanıyor...

MHP “TÜRKİYE TEK YÜREK, ŞİMDİ GÖSTERMEK GEREK..!” sloganıyla miting maratonuna İzmir’ den başlıyor.

MHP, İzmir'deki mitingin cumhuriyet mitingleri gibi kalabalık olması için teşkilatlara çağrıda bulundu.

MHP her kesimden katılımı sağlamak için gazete ve televizyonlara da reklam verdi...

MHP, 9 Aralık'ta ilkini İzmir'de düzenleyeceği mitingi, 'sözün bittiği yer' olarak niteliyor.

İki hafta öncesi grup toplantısında Kuzey Irak'a operasyon konusunda Meclis'ten aldığı yetkiyi şimdiye kadar kullanmayan hükümeti sert bir dille eleştiren Bahçeli, “Türk milliyetçileri son sözü söylemedi” demişti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin katılımıyla gerçekleştirilecek olan mitinge hazırlanan MHP İzmir teşkilatı “YÜREĞİNLE GEL..!”çağrısını İzmir halkı ile paylaşılacak..

NEDEN İZMİR?

MHP; bu tarihi ve yeri özel olarak belirledi. Mitingle hem 9 Işık doktrini hatırlatılıyor hem de İzmir'in milli mücadeledeki önemine atıfta bulunuluyor.

İzmir İl Başkanı Müsavat Dervişoğlu yapılan çalışmalar hakkında kamuoyuna şu bilgiyi vermişti:

“Genel seçimlerden sonra yapılan ilk miting organizasyonu için İzmir’in seçilmesi Sayın Genel Başkanımızın bize bahşettikler bir şereftir. İzmir olarak bu güvene layık olmak için üzerimize düşeni hakkıyla yerine getireceğiz”

slmgl
05-01-08, 12:11
Arkadaşlar galiba kanka.net forumu çöktü ve ellerinde olan yedekleri yeniden yükleyince birden 8. aya yeniden döndük..

urunguşat
05-01-08, 12:18
8. aya değil 25 gün öncesine ve biz tekrar 66. sayfadyız b,i aşamadık çok garip 66. sayı bize uğurlu gelmesi :)

garydelgadov
05-01-08, 13:01
yinemi 66dayız:D
valla üzülmüştüm bu sayfada bi mesajım yok diye şimdi yazıyorum:D
neyse sağlık olsun

D3cCc4L
05-01-08, 14:51
haha işe bak ya :D neyse saglık olsun biz herzaman burdayız ister 1 ister 1000 olsun sayfamız ama fan club olmus baslık tekrar onu mod arkadasımız hayran kitlesi diye düzeltir neyse geçmiş olsun :D:D

satisfacti10
05-01-08, 17:07
bu 66. sayfada bir iş war... dönüp dolaşıp 66ya geliyoruz.. hadi hayırlısı.. :D
konunun adı yeniden değiştirildi.. ;)

suspect
05-01-08, 17:56
bu 66. sayfada bir iş war... dönüp dolaşıp 66ya geliyoruz.. hadi hayırlısı.. :D
konunun adı yeniden değiştirildi.. ;)


Teşekkürler.

Evet yine o tartışmalı ve anlamlı 66. sayfaya geldik:D:D:D

garydelgadov
05-01-08, 17:57
evet 66yı tartışmaya yeniden başlayalım:D

suspect
06-01-08, 00:05
Kitlemize son 2-3 hafta icinde katilanlar tekrar isim yazdirmalari rica olunur. Listede ismi olmayan DcCc4L ülküdasimiza bildirsin.

Imzasinda "Alpaslan Türkes Fun Club" yazan ülküdaslarimizdan "Fun Club" yerine "Hayran Kitlesi" olarak degistirmeleri rica olunur. Tesekkürler.

Saygilarimla

D3cCc4L
09-01-08, 15:24
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin

TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma

8 Ocak 2008

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Medyamızın Muhterem Temsilcileri,

2008 yılının ilk grup toplantısında hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Özellikle 22 Temmuz seçimlerine kadar gerilimle geçen bir yılı geride bırakmış bulunuyoruz. Bu vesileyle 2008 yılının aziz milletimize ve insanlığa; huzur, mutluluk ve esenlik getirmesini temenni ediyorum.

Diyarbakır’da meydana gelen bombalı terör eyleminde hayatlarını kaybeden 5 vatandaşımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet, 68 yaralıya ise acil şifalar diliyorum.

Olayı, bu kanlı eylemleri yapanları terörist olarak adlandırmayan işbirlikçilerinin maskesini düşüren bir elim hadise olarak görüyorum. Bu eylemi, yalnızca Silahlı Kuvvetler mensuplarına değil aziz Diyarbakır halkına yönelik hunhar bir saldırı olarak değerlendiriyorum.

Bu eylemler ile terör örgütünün ve bölücü mihrakların bir taktik değişim içine girmiş olduklar da belirgin bir hale gelmeye başlamıştır. Gelişmeler teröristlerin kentlerde özellikle sabotaj ve kundaklama eylemlerine yönelmeye başladığını göstermektedir.

Geçmiş dönemlerde, bölücü terör örgütünün sıkıştığında hedef genişletmek ve taraftar kaybetmemek için Karadeniz ve Akdeniz Bölgelerine yaptığı açılımlar nasıl hüsranla son bulmuşsa, bu yeni eylemlerin de güvenlik güçlerinin yoğun ve etkili çalışmaları ile son bulacağına yürekten inanıyorum.

Hükümeti, araç ve ev kundaklama ile bombalı eylemlerden zarar gören vatandaşlarımızın kayıplarını bir an önce karşılamaya ve bu konuda gereken tedbirleri almaya çağırıyorum. Aksi halde öfkeden doğacak bireysel hak arama çabaları telafisi mümkün olmayan gelişmeleri de beraberinde getirecektir.

Bugünkü konuşmamda, Dünya ve Türkiye ölçeğinde 2008 yılında olacağını öngördüğüm siyasal, sosyal ve ekonomik meselelerde görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kıymetli Milletvekilleri,

Üzülerek ifade ediyorum ki, 2007 yılının Türk ve İslam âlemi başta olmak üzere insanlık için huzur, barış ve esenlik içinde geçtiğini söylemek mümkün değildir. 2008 yılı da bu açıdan maalesef ümit verici görünmemektedir.

Özellikle tek kutuplu dünyadan çok kutupluluk arayışının sancıları, enerji ve su üzerine kurgulanan gelecek senaryolarının yarattığı çatışmalar ile dünyamızın geri kalmış bölgelerinde yaşanan kaostan zarar gören yüz milyonlarca insanın trajedileri hepimizi derinden üzmektedir.

Ne hazindir ki insanlığın en yoksul % 46’sı, küresel gelirin %1,2’sine sahiptir. Bu insanların bir milyara yakını yeterli yiyecek bulamamakta ve insan ölümlerinin üçte biri yoksulluğa bağlı nedenlerle gerçekleşmektedir.

Dünyada, aralarında vatandaşlarımızın da bulunduğu yoksulluk sınırında yaşayanların sayısının 2 milyar 800 milyon kişi ve günde bir dolarla yaşayan 1 milyar 200 milyon kişi olduğu göz önüne alındığında ortaya çıkan küresel tablonun vahameti daha iyi anlaşılacaktır.

Karmaşık slogan ve parlak makyajla takdim edildiğinin aksine, insandan uzak bir değerler sisteminin dayatıldığı; hak, adalet, paylaşma ve barışın çok uzakta olduğu bir çağa doğru adım atmış bulunuyoruz.

Yüzyıllardır süren milletler mücadelesi, bugün yeni bir perspektif ile ve tüm acımasızlığıyla devam etmektedir. Ve günümüz dünyasında geleceği belirleyen güçler aynı zamanda küresel egemen güçlerdir.

Özellikle, yakın çevremizde yaşanan toplumsal çatışmalar, suikastlar, sabotajlar, komşumuz Irak’ta ki insanlık dramı yalnızca bu bölgeyi değil bütün dünyayı dalga dalga etkileyecek bir aşamaya ulaşmış bulunmaktadır.

Geçen yüzyılın kalkınma ve modernleşme sürecini yakalayamayan İslam Dünyası, üretmekten çok tüketen, kaynaklarını israf eden, küresel menfaatlere hizmet eden anlayışı ile önümüzdeki dönemde de ümitvar görünmemektedir.

Üzülerek belirtmeliyim ki, gelişme yolunda alınan mesafeye rağmen Türk dünyası ve Müslüman toplumlar, ellerindeki büyük kaynakların ve sahip oldukları beşeri potansiyelin çok altında bir etki ile dağınık, uyumsuz ve içe kapanık bir görüntü sergilemektedirler.

Küresel bir barışın, hakkaniyetin, adaletin ve paylaşımın hâkim olmasını dilediğimiz bu sürece, gerçekçi yaklaşımla baktığımızda, bu coğrafyaya önderlik edebilecek, örnek ve model olabilecek yegâne ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olduğu görülecektir.

Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti de, işbaşındaki iktidarın teslimiyetçi politikaları ile küresel çekim alanına kapılmış bir halde kendi yaşama ve var olma stratejilerini üretmekten oldukça uzaklaşmıştır.

Ülkemizin başta milli ekonomisi olmak üzere, vazgeçilmez milli menfaatleri, gelecek projeleri ve hatta milli varlığı, yabancı güçlerin kurguladığı senaryoların bir parçası haline gelmek üzeredir.

Yönetici elitler, batı dünyasının ve özellikle okyanus ötesinin yörüngesine tutunmuş, böylelikle bütün sorunlarımıza dış merkezli bir bakış tarzı hâkim olmaya başlamıştır. Bugün ulaştığımız seviyede Türkiye’miz ne üzücüdür ki, sıradan bir bölge devleti haline gelmiştir.

Mali yapımızın kapısı uluslar arası tefecilere küreselleşme adına sonuna kadar açılmıştır. İktisadi yapımız denetim altında tutulmaktadır. Milli kaynaklarımız serbest rekabet adı ile yabancıların veya yerli acentelerinin kontrolüne geçmeye başlamıştır.

Milli sanayi birer birer elden çıkmakta, yerli firmalar kontrolsüz olarak ülkemize dolan yabancı malların montaj merkezi haline gelmektedir.

Yeni Dünya düzeni denen bu tehdidin önündeki en büyük engel milli devletler ve güçlü millet oluşumlarıdır. Bu nedenle küreselleşme, milli devletlerdeki yönetim iradesinin millet üstü birliklerle ve güçlerle paylaşılmasını ısrarla dayatmaktadır.

Takdir edersiniz ki, bu paylaşma, elbette ki egemen gücün lehine, mahkûm milletin aleyhine gerçekleşecektir. Ancak, bu asimetrik etki aslında milliyetçiliğin yükselmesinin de bir dayanağıdır.

Bu itibarla küresel aktörler açısından, ülkelerdeki yükselen milliyetçiliğin kırılması, dil, din veya mezhep farklılıklarının derinleştirilmesi ve bunların üzerinden federal devletler oluşturulması hedeflenmiştir.

Aslında egemen güçler kendi yayılmacı emelleri için milliyetçi perspektifle hareket ederken, ellerini uzattıkları ülkeler için milliyetçiliği bastırmaya çalışmak gibi bir ikilem de yaşamaktadırlar.

Ancak maksadı ne olursa olsun, küresel sömürünün önündeki en önemli engel milli devlet yapısı ve bu yapının temel taşı olan milliyetçiliktir. Başka bir deyişle, bir milletin yükselişinin dayanağı, milliyetçi düşünceler, milli kimliğin gücü, milli devletin sağlamlığıdır.

Bu itibarla, küresel gelişmelerin bir figüranı değil baş aktörü olmayı hedefleyen milliyetçi projeler, yalnızca Türkiye’yi değil soydaşlarımızı ve müşterek kültür dairesinde yaşayan mazlum milletleri de kurtaracak yeni bir anlayışı temsil edecektir.

Buradan çıkarılması gereken sonuç, çoğulcu yeni bir dünya sistemine duyulan ihtiyacın giderek artmakta olduğudur. Bugün bütün insanlık, çevre sorunundan enerji sorununa, bulaşıcı hastalıklardan adalet sorunlarına kadar karşı karşıya bulunduğu tehlikelerle ortak bir kaderi paylaşmaktadır.

Dünyayı daha yaşanır bir yer haline getirebilmek, Afrika'dan Amerika'ya kadar yerkürenin her köşesinde yaşayan bütün insanlık için ortak bir amaç haline gelmelidir.

Bu anlayış, bir yönüyle Türk milliyetçilerine düşen tarihi bir görev ve sorumluluktur. Aynı zamanda Cihan devleti kurmuş olan atalarımızdan kalan yönetim mirasının da bir gereğidir.

İnsan merkezli, hak ve adalet ilkelerine uygun, gönüllü paylaşımı ve işbirliğini amaçlayan, küresel kaynakları hakkaniyetle insanlığın istifadesine sunan yeni bir aydınlanma sürecinin Türk milletinden başlaması milliyetçilerin Türkiye merkezli fikirlerinin temelini teşkil etmelidir.

Bu itibarla ilhamını ve sevgisini büyük Türk milletinden alan Milliyetçi Hareket, devlet ve milletimizin bekası için dünden daha önemli ve kutsal bir görevle karşı karşıyadır. Ve Cenab-ı Allah’ın izniyle bu kutlu görevi başarıyla yerine getirecektir. İnancımız, kararlılığımız ve hedefimiz bu yöndedir.

Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,

Dünyada bir süredir gözlemlenen ekonomik istikrarın, önümüzde ki dönemde bozulacağına dair güçlü işaretler ortaya çıkmıştır. Elbette ve öncelikle Türkiye ekonomisinin de bu durumdan etkileneceği kaçınılmaz bir gerçektir.

Küresel Ekonomideki son gelişmelerden, 2008 yılının yeni sorun ve sıkıntıların yaşanacağı bir yıl olacağı anlaşılmıştır. Yükselen petrol ve hammadde fiyatlarıyla birlikte azalan likidite, dünyanın yeni bir açmazın içine sürüklendiğinin en bariz işaretidir.

Bu zamana kadar; risk alma iştahında ve küresel likiditedeki artışın yanı sıra, ABD'nin bir trilyon dolara yaklaşan cari açığı, küresel ekonomik sistemin geçici bir bahar havası yaşamasına neden olmuştur. Bu durum geçtiğimiz yıllar içinde de Türkiye ekonomisine olumlu bir şekilde yansımıştır.

Ancak, küresel ekonomik konjonktürün aşağıya doğru bükülmeye başladığı nokta olan ABD’deki konut sektöründe ortaya çıkan krizin, özellikle gelişmekte olan ekonomileri yeni bir bunalımla karşı karşıya bırakacağı anlaşılmaktadır.

Bu çerçevede 2008 yılında küresel bağlamda yaşanacak ciddi bir kriz dalgasının Türkiye'ye yansıması da sözde istikrar havarilerinin iddia ettiği gibi hafif olmayacaktır.

Bu krizin reel kesime sıçrama eğilimi taşıması birçok ülkede ciddi endişe kaynağı haline gelmiştir. Bu itibarla, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerin merkez bankaları faizleri peşi sıra düşürerek, önemli oranda piyasalara likidite sağlamışlardır.

Hali hazırda ise küresel ekonomik sistemin kırılganlık durumundan çıkamadığı, yaşanılan olumsuz gelişmelerin daha geniş bir biçimde hissedilmediği aşikârdır.

Önümüzde ki dönemlerde ortaya çıkma ihtimali güçlü olan bu durumun; 2006 ve 2007'de yaşanan dalgalanmaların etki ve sonuçlarının giderilmesi için, merkez bankalarının piyasaya likidite sürme ve faizlerle oynama uygulamasıyla geçiştirilmeyeceği görülmektedir.

Gelecekle ilgili bekleyişlerin gerisinde, geçmişte ortaya çıkan performansın önemli bir etkisi bulunmaktadır. Bu sayede dünle yarın bağı kurularak her anlamda süreklilik sağlanmış olacaktır. Bu kapsamda, Türkiye ekonomisinde geçtiğimiz yılın program hedeflerinin birçoğuna ulaşılamamıştır. Bu anlamda geride bıraktığımız yıl ekonomide başarısız bir dönem olarak hatırlanacaktır.

2007 yılında makro ekonomik açıdan en başarısız alanlardan biri enflasyonda ortaya çıkmıştır. 2006 yılında yaşanan dalgalanmanın iyi yönetilememesi neticesinde yükselen döviz kurlarının enflasyon üzerinde yarattığı olumsuzluklarla 2006 yılsonunda yıllık enflasyon yüzde 9,65 seviyesinde gerçekleşmişti. Geçtiğimiz yıl enflasyon hedefi yüzde 4 olarak tespit edildiği halde, gerçekleşme bu oranın yaklaşık 2 katının üzerinde meydana gelmiştir. Üstelik bu sapma, kamu zamlarının seçimler sebebiyle ertelenmesine rağmen gerçekleşmiştir.

Hükümet 2008 yılı enflasyon hedefini yeniden % 4 olarak koymuşsa da, yılın hemen başında yapılan zamlar nedeniyle bu hedefin aşılacağı gün gibi ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Asgari ücretliye yılın ilk altı ayı için %4, ikinci altı ayı için %5 oranında zam yapılmasının, hedeflenen enflasyonun üzerinde diyerek kendi hanesine siyasi kazanç sağlamaya çalışan AKP İktidarı; elektriğe, doğal gaza, petrole yaptığı zamları unutmuş görünmektedir. Bu bağlamda içinde bulunduğumuz yıl da çalışanlar için ümit var değildir.

Ayrıca likidite bolluğunun ve dolayısıyla gelişmekte olan ülkelere giren yabancı sermayede ki cömertliğin önümüzdeki dönemde söz konusu olmayacağı anlaşılmaktadır. Bu daralma 2008 yılında, 35 milyar doları aşacağı görülen cari açık bağlamında Türkiye ekonomisini de çok olumsuz etkileyecek bir faktör olarak karşımıza çıkmıştır. Bu itibarla büyük bir kısmı sıcak parayla finanse edilen cari açıktaki önlenemeyen yükseliş, yeni bir ödemeler bilânçosu sorununu ortaya çıkaracak nitelik taşımaktadır.

İthalat ve dış ticaret açığındaki artış görmezden gelinerek; ihracatın yükselmesine vurgu yapmak ve bu durumu çok büyük bir başarıymış gibi sunmaya çalışmak sorumluluk mevkiinde bulunanların gerçekleri çarpıtmakta ki maharetini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

2002–2006 arasındaki dönemde ortalama yıllık yüzde 7'nin üzerinde ekonomik büyüme gerçekleştiği halde, 2007 yılında büyümenin önceki yıllara kıyasla gerileyeceği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle aşırı değerlenen Türk Lirası’na ve ithalata bağımlı büyümenin sürdürülebilir olması mümkün değildir.

Aynı zamanda milletimizin önemli bir kesimi yıllar içinde ortaya çıkan ekonomik büyümeyi aynı oranlarda hissetmemiş, işsizlik sorunu azalacağına artış göstermiştir. Bu sayede reel ücretler verimlilik artışlarının oldukça altında gerçekleşerek, açıklanan rakamların tersine insanlarımızın yoksulluk düzeyleri artış göstermiştir.

Bu başarısız tablo karşısında hala geliştik, büyüdük masallarının seslendirilmesi ayrıca çok manidardır.

Bir yanda ekonomik şartların zorladığı üretimde verimlilik artışları, diğer yanda tarımdaki işgücünün tarım dışına kayma eğilimi, hızla büyüyen toplam işgücü karşısında istihdam artışını daha da önemli hale getirmiştir. Görünen odur ki işsizlik sorunu önümüzde ki dönem boyunca daha çok artacaktır.

Toplam borç düzeyinin arttığı bir dönemde, yüksek reel faiz ve aşırı değerlenen Türk Lirası nedeniyle ülkemiz maalesef küresel para tüccarlarının en çok kazanç elde ettiği bir ekonomi haline gelmiş durumdadır.

Bu kapsamda olmak üzere, beş yılı aşmış AKP iktidarında, milletimiz alıştırılmış yoksulluğa, öğretilmiş çaresizliğe, kabullendirilmiş dışlanmışlığa maruz kalmıştır.

Bugün geldiğimiz bu aşamada iktidar zihniyeti rakamlarla oynayarak gerçeklerin üstünü örtme aymazlığına kendini kaptırmıştır. Korkumuz odur ki, gelecek dönemlerde söylenenlerin aksine, üstü örtülmeye çalışılan gerçekler acımazca ortaya çıkacak, milletimiz yılların ihmalinin bedelini artan yoksulluk, işsizlik ve sefalet olarak ödeyecektir.

Değerli Arkadaşlarım,

Hepinizin bildiği gibi iktidarın ihmali ve hatta hoşgörüsü ile giderek büyüyen ve cüret bulan PKK terör örgütüne yönelik ciddi ve etkili girişimler geçtiğimiz ay başlatılmıştır.

Uzun zamandır hazır olduğunu açıklayan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne beklediği izin hükümet tarafından sonunda verilmiş ve Irak’ta yuvalanan terör unsurlarına karşı beklenen müdahale başlamıştır.

Bu kapsamda, Türk Silahlı Kuvvetleri, başta Kandil dağı olmak üzere, Irak’ın Kuzeyinde yıllardır himaye gören PKK çetelerine yönelik başarılı harekâtlar icra etmişlerdir. On binlerce vatan evladını, zor kış şartları altında -20 derecede, içte ve dışta gösterdikleri fedakârlık ve kahramanlıklarından dolayı bir kez daha kutluyorum.

İnanıyorum ki, ordumuz terör ve bölücülükle mücadelenin kendisine düşen boyutuyla sonuç alacak ve terör örgütüne son verecektir. Beklentimiz budur. Bu konuda aziz milletimiz gibi biz de Mehmetçiğin imkân, kabiliyet ve tecrübesine güveniyor ve destekliyoruz.

Unutulmamalıdır ki, Türk milletinin, bu coğrafyada güçlü bir biçimde var olabilmesi kendini savunacak kuvvet ve iradeye sahip olmasıyla mümkün olacaktır. Bu itibarla, bu ve benzer operasyonları, Türkiye’nin vatanına ve varlığına sahip çıkma uğruna, her türlü fedakârlık ve mukabele kararlılığını vurgulaması açısından da ayrıca önemsiyorum.

Yıllardır terörle mücadelede sakat ve yanlış bir strateji izleyerek, teröristin insafa gelmesini bekleyen bir Başbakanın düştüğü gafletten uyanmış olabileceğini göstermesi bakımından bu gelişmeyi ümit verici olarak değerlendirmek istiyorum.

Başbakan Erdoğan ve korosunun daha düne kadar sınır ötesi operasyonun yapılmaması için aradığı mazeretler hepinizin malumudur. “Bizi bataklığa çekmeye çalışıyorlar,” ” ikinci Sarıkamış faciası olur”, “harekât fayda sağlamaz”, “sınır ötesine karşıyım, çünkü daha önce defalarca yaptık sonuç alamadık”, şeklinde bahaneleri hafızlardadır.

Daha altı ay önce, 12 Haziran 2007 tarihinde, şehitlerin giderek artması üzerine, sınır ötesi operasyon ihtimali için sorulan bir soruya ''İçerideki 5 bin teröristle mücadele bitti mi ki, dışarıdaki 500 ile uğraşalım'' diyen Başbakan’ın verdiği cevap da hala tazeliğini korumaktadır.

Bugün gelinen aşamada mecbur kalınan bir operasyondan sonra “AB arkamızda, gurur duyuyoruz, iftihar ediyorum, göğsüm kabardı." sözleri siyasi iktidarın ruh halini göstermesi bakımından ibret verici olmuştur.

Bu açıdan, bugün gelinen noktada, teröre yönelik müdahalede iktidarı harekete geçiren, hükümete sınır ötesine operasyon cesareti veren ve hatta okyanus ötesi gücün direncini kıran en önemli etken, aziz milletimizin baskısı ve Milliyetçi Hareketin mücadelesi olmuştur.

Hatırlayınız ki, son beş yıldır iktidar aynı iktidardır. Ana Muhalefet aynıdır. Terör beş yıldan buyana tüm şiddeti ile aynı mihraklarca sürdürülmektedir. Bölücü terör, beş yıldır sürmekte, evlatlarımız toprağa düşmektedir. Geride kalan yılların aktörleri aynıdır. Tek değişiklik vardır, o da Milliyetçi Hareketin 22 Temmuz seçimleri ile Meclise girmesidir.

İşte Milliyetçi Hareketin 70 milletvekili ile oluşan bu farkı, bugün sınır ötesi operasyon ve bölücülükle mücadele için Türkiye’yi de, Küresel aktörleri de harekete geçirmiştir.

Gelinen bu aşamanın, aziz şehitlerine sahip çıkarak iktidarı, bu harekâta mecbur eden millet iradesinin ve Mecliste görev almanın sorumluluğunu yerine getiren Milliyetçi Hareketin eseri olduğunu buradan belirtmek istiyor ve bu sonuçla iftihar ediyorum.

Bu harekâtın bundan öncekilerde olduğu gibi geçici sonuçlar doğurmaması, aksine tam ve kesin bir sonuç alınıncaya kadar, kesintisiz bir şekilde belirlenen stratejiye uygun olarak neticelendirilmesi milletimizin hükümetten beklentisidir.

Değerli Arkadaşlarım,

Geleneksel Türk siyaseti, siyasetçilerin tutunabilmek adına yarattıkları çatışma, kavga, kutuplaşma ortamı ile bu ortamın tesirinde kalarak cepheleşen seçmen kitlesinin kısır mücadele ve hatta kavgalarının örnekleri ile doludur.

Çok ciddi milli meseleleri ihmal edecek kadar içine sürüklenilen bu kısır çekişmeler, hayati önem taşıyan pek çok konunun kamuoyunun gözden kaçırmasına, toplumun bir siyasal illüzyonla, gündem dışı yapay sorunların arkasına takılmasına neden olmaktadır.

Böylesi bir sürecin sonu, tahribatın giderek artması, sanal gündemin gölgesinde kalan ağır sorunların bir çığ gibi büyüyerek artık önlenemez boyutlara gelmesidir.

Bunun en güzel örneği, geçtiğimiz dönem Meclisinde iktidar ve muhalefet arasında yaşanan kısır çekişme ve çatışma ortamı olmuştur. Milliyetçi Hareketin bugün Meclis’teki varlığının da en önemli nedenini burada aramak lazımdır.

Bu itibarla, 22 Temmuz seçimlerinin ardından TBMM’de temsil imkânı bulmuş olan Milliyetçi Hareket Partisi bir yandan siyasetin kronikleşmiş kavga ve çatışmalarını ortadan kaldırmaya başlamıştır.

Nitekim 2007 yılının sonbaharına kadar süren ve Türkiye’nin önünü tıkayan Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları, partimizin müdahalesi ile son bulmuş ve bu sayede Türkiye dağılan sislerin altından ciddi bir bölücü lük ve terör tehdidinin farkına varabilmiştir.

Diğer yandan ise Milliyetçi Hareket, günübirlik siyasetin çok ötesinde bir vizyon ile hareket ederek, Türkiye üzerinde yazılmış senaryoları boşa çıkarmak için sorumluluğunu yerine getirmeye başlamıştır.

Bu konuda da Meclis Grubumuz milletimizin kendisine verdiği sayısal güç oranında sürece müdahil olmuş ve yıllardır ihmal edilen terörle ve bölücülükle mücadele konusunu ülke gündemine getirmiştir.

Partimizin yoğun çabaları ve etkili muhalefeti, uyanan kamuoyunun baskısı ile birleşince sonuç vermiş, sınır ötesi operasyon yetkisi alan hükümet, bu yetkiyi kullanmak zorunda kalmıştır.

Şimdiki görevimiz ise, çekilmeye çalışılan tuzaklardan milletimizi haberdar etmek, tehdit altındaki bin yıllık kardeşliğimizi zedelemeden, üniter yapı içinde bu sorunun da çözülmesine katkıda bulunmaktır.

Fakat bu politik duruşumuzun algılanmasında yaşadığımız ve yaşayacağımız zorluklar hepinizin malumudur. Parti olarak önümüzdeki en önemli pürüz, gerginlikten doğmuş ve kutuplaşmaya alışmış, çatışmaya şartlanmış politik reflekslerdir. Üzülerek söylemek gerekirse, bu kutuplaşma oyunu, aziz milletimizi de nispeten etkisi altına almıştır.

Elbette bütün bu yoğun girişimlerimizin karşısında, partimizin icraatlarına ve yaklaşımlarına muhalif bir kitlenin bulunması da doğal sayılmalıdır. Aslında, işin zorluğu da buradadır.

Son beş yılda Meclis aritmetiğini kullanarak kendilerine yaşama alanı oluşturmuş siyasi partiler, çatışmadan beslenen yapıları ile kamuoyunun da duygularını keskin hale getirmişlerdir. Siyasetçinin propagandasına maruz kalan toplum ise kutuplaşma ve kavga seçeneklerine mahkûm edilmiştir.

“Laik olan ve olmayan”, “seçerim seçtirmem” “örterim, örttürmem” ikilemleri arasında beş yıldır birbirlerine karşı sloganlarla çatıştırılan kamuoyunun bu keskinliklerinin yumuşatılması ve Milliyetçi Hareketin politikalarını kabul etmesi elbette zaman alacaktır.

Bu, pek çoklarımızın düşündüğü gibi kendimizi ifade edememe sorunu değil, öncelikle siyasette normalleşme ve toplumsal tansiyonun normale çekilmesi meselesidir.

Yerleşmiş zihni alışkanlıklar aşıldıkça, sivrilikler törpülendikçe ve toplum milli meselelerde uzlaşmanın anlamına vakıf oldukça Milliyetçi Harekete daha çok hak verecek ve yanımızda yer almaya başlayacaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Ancak, bize düşen bir görev de milletimizin teveccühünü zamana bırakmayıp, süreci hızlandıracak ve haklılığımızı kitlelere anlatacak şekilde bir kucaklaşma ve tanıtma faaliyetine bir an önce girmemizdir. Bu konuda çalışmalarımız sürmektedir.

Önümüzde ki dönemde de, Milli devlet yapısının önünde ki son direnç kalesi olan Milliyetçi Hareket’in, her türlü karalama kampanyasına rağmen, siyasi sorumluluğu gereğince iktidarın hatalarını aziz milletimizle paylaşacak, önerilerini vurgulayarak yapıcı muhalefetini devam ettirecektir.

Bizler, birileri tarafından algılansa da algılanmasa da, takdir edilse de edilmese de bu tarihi ve milli görevimizi yerine getirmeye devam edeceğiz. Bu süreçte karşımıza çıkarılacak her türlü engeli de Allah’ın izniyle mutlaka aşacağız.

Değerli Arkadaşlarım,

Ülkemizin içte ve dışta ağır bunalımlarla karşı karşıya olduğu, milletimizin kardeşliğinin tartışmaya açıldığı bu dönemde, Türklük değerlerine hakaret fiilini düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 301 maddesinin değiştirilmesi tekrar gündeme gelmiş bulunmaktadır.

Bilindiği gibi bu konu, öteden beri başta Avrupa Birliği olmak üzere, 2. Cumhuriyetçilerin, bölücü mihrakların ve Adalet ve Kalkınma Partisi mensuplarının vazgeçemediği demokratikleşme kriteri olarak sürekli gündemde tutulmuştur.

Özellikle milli değerlerin kendilerince hiçbir anlam taşımadığı sözde aydınlar ile yıkıcı mihrakların kara propagandası sonucu ülkemizdeki her kötülüğün odağına 301.madde yerleştirilmiş, menfur cinayetlerin azmettiricisi, katillerin dayanağı olduğu ısrarla propaganda konusu yapılmıştır.

Bugün 301. madde ülkemizin geri kalmasında baş müsebbip, Avrupalı olamayışımızın yegâne suçlusu, her mahkemeye düşenin gerekçesi olarak sorgulamaya çalışılmaktadır.

Ülkemizde demokratikleşme adı altında bölücülüğün önünü açan AKP zihniyeti, toplumsal mutabakat arayışı gibi bahanelerle sivil toplum örgütlerinin arkasına sığınarak 301. maddeyi kaldırma niyeti geçmişteki uygulamalarıyla bilinmektedir.

Geçtiğimiz yıllar içindeki teslimiyetçi politikalarıyla AB’nin dayatmalarına boyun eğen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin milli birlik ve bölünmez bütünlüğü aleyhindeki fiilleri ve terör propagandası yapmayı suç olmaktan çıkaran AKP, şimdi kendisine verilen bir görevi daha yapmak üzere harekete geçmiştir.

Bize göre, hiçbir şart altında değişmesine gerek olmayan bu yasa maddesinin tartışmaya açılması; özellikle toplumsal huzurun yara aldığı ve kutuplaşmaların tehlikeli boyutlara tırmandığı bugünkü şartlarda, yeni gerginlikler üretmeye müsait bir ortam da yaratacaktır.

Bizler için vazgeçilmez kutlu değerler olan Türklüğü, Cumhuriyet ve devlet organlarını, sipariş dayatmalarla aşağılamanın Hükümet nezdinde önemli olmadığı anlaşılmaktadır.

Aslında, şartlara göre milliyetçi söylemlere yönelen Sayın Başbakan’ın Türk tarihine ve milli değerlere bağlılığı ile mensubu olduğu zihniyetin gerçek kimliği böylece ortaya çıkmıştır.

301. maddenin özellikle ihtiva ettiği Türklük kavramının koruyucu unsurlarının yasadan çıkartılması veya hafifletilmesi baştan beri gerek AB ve gerekse AKP tarafından bir medeniyet ve demokratikleşme ölçüsü olarak sunulmuştur.

301. maddenin değiştirilmesini savunanların çıkış noktası, Türkiye’nin geçmişiyle ve tarihiyle sözde yüzleşmesi olmuştur. Türk Milliyetçiliğini topyekûn suçlayarak mahkûm etmeye yeltenen çevrelerle, Türk milletinin tarihini soykırım suçuyla mahkûm etmeye çalışan odakların benzerlik göstermeleri üzerinde çok iyi düşünülmesi gereken bir husustur.

Bizim için, bu maddenin değişmesini istemek, Türkiye’nin şerefli tarihini karalamak, Türk milletini hor ve hakir görmek ve Türkiye’nin milli ve manevi değerlerine hakaret etmek için fırsat kollayan çevreleri ödüllendirmek anlamına gelmektedir.

22 Temmuz seçimlerinin öncesinde milli tepkiden çekinerek bu konuyu donduran ve 301. maddenin koruduğu Türklük değerlerine aşina olmayan AKP zihniyeti, özellikle elde ettiği sandalye sayısını bir hak görerek uygun bir zemin ve zamanın geldiğini değerlendirmiş olmalıdır.

İçeriden ve dışarıdan Türklüğü aşağılamak için hevesle ve ısrarla sürdürülen bu kampanyanın hükümet eliyle resmileştirilmeye çalışılması tehlikeli ve vahim bir dönemin habercisi niteliğindedir.

Bölücülüğe giden bütün yolların, Avrupa Birliği’ne girme adına hükümet tarafından açıldığı düşünülürse, 301. maddenin gevşetilmesi ile devlete, bayrağa ve millete yönelik hakaretlere ilave olarak, Türklüğü aşağılamanın da kapıları ardına kadar açılmış olduğu görülmektedir.

Bilinmelidir ki, Milliyetçi Hareket Partisi, Türk Ceza Kanunu’nun 301.maddesiyle ilgili değişikliklere tamamıyla karşıdır, her türlü teklife kapalıdır. Maddenin mevcut ifadesinden rahatsızlık duyanlarla mücadeleye ise sonuna kadar kararlıdır.

Kıymetli Arkadaşlarım,

Millet ve devlet olarak, 2008 yılına ilişkin parolamız, ümitsizlik değil ümit; kargaşa ve kavga değil, anlayış ve dayanışma; ayrılma ve çözülme değil birleşme ve kaynaşma olmalıdır.

Bu süreçte, partimiz, üzerine düşen milli görevi layıkıyla ve ısrarla mutlaka yerine getirecektir.

Bu duygularla Cenab-ı Allah’tan 2008 yılının milletimize, size, ailenize ve insanlığa barış, huzur ve mutluluk getirmesini, afet ve felaketlerden esirgemesini diliyorum.



Dr. Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket Partisi
Genel Başkanı

LinкØѕєя
10-01-08, 21:53
Bence 66 ile kısıtlamayalım 55(Samsun) ve 58(Sivas) kısacası ülkücü hareketin yaygın olduğu başka illerde var gerçi biz onlarıda geçtik ya neyse:hahah:Yozgat'tan sonra Ülkücü Hareketin yaygın olduğu başka kent var mı??:p

suspect
11-01-08, 12:52
Bence 66 ile kısıtlamayalım 55(Samsun) ve 58(Sivas) kısacası ülkücü hareketin yaygın olduğu başka illerde var gerçi biz onlarıda geçtik ya neyse:hahah:Yozgat'tan sonra Ülkücü Hareketin yaygın olduğu başka kent var mı??:p


Kisitlama yapmadik zaten:okay:
Milliyetci Hareket in güclü oldugu bircok kent var. Son secimlerde bazi illeri AKP almasiyla 2.siraya gerilemesi hepimizi üzmüstür. Fakat bu demek degildir, Milliyetci Hareket o kentlerde artik etkili olmadigini. D3cCcL ülküdasim gibi 2-3 kardesimiz daha Yozgatli olmasi ve Yozgatin gercekten yillardir MHP nin önemli kalelerinden sayilmasindan dolayi o örnegi verdik. Sonucta mesela Izmir de CHP etkin olmasina ragmen önceki secimde AKP ve MHP de vekil cikardi.

Osmaniye, Kirklareli, Samsun, Trabzon, Yozgat, Izmir, Istanbul, Van, Gaziantep, Hakkari....kisacasi heryerde daha etkili hale gelebilmek icin daha cok calismaliyiz. Yerel Secimlerde herkes MHP yi görecek.

Saygilarimla

garydelgadov
11-01-08, 15:37
kısıtlama değil şaşırtıcı özellikleri oldugu için konuştuk:okay:
ayrıca sayın DEVLET BAHÇELİNİN memleketinde birinci geldik o zaman onu tartışmamız lazım:okay:
olaya öyle bakmayalım

LinкØѕєя
12-01-08, 15:07
68-Osmaniye :D:D Hiçbir başarı tesadüf değildir demişler bizde 68'e varalım hadi.

D3cCc4L
12-01-08, 15:58
Aslında Türkiyenin herbir köşesi Mhpnin kalesi ömrü en uzun partilerden bir ve öylede kalıcak yeterki vatanını gercekten seven kişiler olsun Ne Mutlu Türk'üm Diyene

gaziler611
16-01-08, 11:52
Helal Olsun Devam Et Bende ÜlÜkÜcÜ

arap58
16-01-08, 13:42
58 sivas tüm ülküdaşlara selam...

ỉﻱgΛL-ỉ ΛLзм
17-01-08, 19:15
benide yaz kanka hepberaber hareket edelim

suspect
17-01-08, 23:41
Ülkücü Hareketi öven ve parlak gerçekleri gösteren yorumlar malesef bazen silinmekte


Değerli Ülküdaşlarım,

Önce hepinize başta D3cCc4L e ve tüm Ülküdaşlarıma bu hayran kitlesine gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim. 20 üyeli pasif bir "Fun Club" tan 130 küsür Ülküdaşlı, sıkça ziyaret edilen ve örnek gösterilen aktif bir "Hayran Kitlesi" haline geldi.

Asil konuya gelirsek. "Siyaset Meydani" nda Ülkücü Hareketi öven ve gerçek yüzünü gösteren yorumlar malesef bazen silinmekte. Almanya dan bir Kankamız Ülkücülerin artık eskisi gibi olmadığı iddia etmişti. Bende bunun üzerine Avrupadaki "Türk Federasyonu" çatısı altındaki Türklerin kurdukları dernekleri yane Ülkü Ocakları hakkında bir yorum ve bilgi yazmıştım. Ülkü Ocaklarının gurbette yaşayan yeni nesillerin Türkçeyi ve Tarihlerini doğru bir şekilde öğrenmeleri ve unutmamaları için düzenlenen çeşitli faaliyetler hakkinda, oradaki Türklerin birbirine olan bağlılıkları ve yardımseverliğinden bahsettim. Kendim de yillarca yurtdışında yaşadığım için ve Babamdan sonra Türklük şuurunu ocakta kazandım. Orada kurduğum dostluklar ve geçirdiğim güzel günlerle hatirliyorum. Orada sadece Kardeş, ülküdaş değilsiniz, aynı zamanda kader arkadaşı. Gurbette bu nedenle Türkler birbirine daha çok destek veriyorlar.

Ülkücülere önyargıyla bakmamasını rica ettim. Fakat bir gün geçmedi, o yorum silindi. Sebep büyük ihtimal "konu ile alakasız" olduğundan olacaktır herzamanki gibi, fakat silinmesi gereken atışmalar halen duruyor.

Üzüntüyle belirtmek isterim ki, Ülkücüler ve Ülkücü Hareket herzaman önyargiyla karşılaştı, karşılaşacakta. Ülkücü Hareket kullanılmak istendi, oyuna gelmedik. Ülkücü Hareket e leke sürmek istediler, sürdürmedik. Ülkücü Hareketin arasına kara kedi sokmak istediler, sokturmadik. Ülkücü Hareket engellenemez! Dün de vardi, bugünde, yarinda olacak. Bunu herkes bilmeli. Bizler davamızı anlatmaya göstermeye, öğretmeye devam edeceğiz, ne olursa olsun.



Saygılarımla






Kizil Elma ve hakim06 Ülküdaşlarımız nerede? 2. Çağrı oldu sanırım. Sizleri ve yorumlarınızı en kısa zamanda yeniden aramızda aktif halde görmek isteriz.

lejyoner38
18-01-08, 17:00
Kardeşim eline saglık. Bir türk olarak, kendime örnek aldığım bir şahsiyettir başbuğumuz, bende aranızda olmaktan sevinç duyarım...

D3cCc4L
21-01-08, 09:43
ARAMIZA YENİ KATILAN ARKADAŞLAR
gaziler611
arap58
sagocu sadrazam
lejyoner38

HOŞ GELDİNİZ... PAYLAŞIMLARINIZI BEKLİYORUZ

ThejurY
24-01-08, 19:32
Salim Kanka Benide Ekelermisin Kimsin Die Sorma (Bu +8 Nie Yanmıo )

D3cCc4L
25-01-08, 18:17
Salim Kanka Benide Ekelermisin Kimsin Die Sorma (Bu +8 Nie Yanmıo )

hoş geldin sen yanılmıyorsam gökhansın ama önemli değil maksat gönüller bir olsun hoş geldin..

ThejurY
25-01-08, 19:01
hoş geldin sen yanılmıyorsam gökhansın ama önemli değil maksat gönüller bir olsun hoş geldin..

Evet kanka benim Biraz Geç Oldu Ama Sonunda BEnde GEldim :)

jenerik_15
28-01-08, 19:22
kanka ülkücülük bir şereftir her insan bu şerefi taşıyamaz benide ekler misin? ;)

_Göktürk_
29-01-08, 01:44
Selamün aleyküm Ülküdaslar, benide ekleyin listeye lütfen...

D3cCc4L
29-01-08, 13:38
kanka ülkücülük bir şereftir her insan bu şerefi taşıyamaz benide ekler misin? ;)


Selamün aleyküm Ülküdaslar, benide ekleyin listeye lütfen...

Listeyi güncelliyorum hoşgeldiniz ülküdaşlarım

D3cCc4L
29-01-08, 13:42
Arkadaşlar ben kendi adıma Alparslan Türkeş Hayran Kitlesinde Etkin Olanlara ve Yeni üye olanlara 323 rep veriyorum maksat ülküdaşların replerini arttırmak bilgilerinize...

_Göktürk_
29-01-08, 16:31
Listeyi güncelliyorum hoşgeldiniz ülküdaşlarım



Sag olasin kardesim Hos bulduk.......

suspect
30-01-08, 01:36
Arkadaşlar ben kendi adıma Alparslan Türkeş Hayran Kitlesinde Etkin Olanlara ve Yeni üye olanlara 323 rep veriyorum maksat ülküdaşların replerini arttırmak bilgilerinize...


Bravo ülküdasim:bravo::bravo::bravo:

Bu hayran kitlesini kurmakla kalmadin ayni zamanda büyük emekler harcayarak sabirla bugünlere getirdin. 20 kisiyle basladik simdi 140 a vardik.

Alpaslan Türkes Hayran kitlesi ülkücüleri olarak sana verdigin emeklerinden dolayi tesekkür ediyoruz. Bizler elimizden geldikce sana destek olmaya devam edecegiz.

Ayni zamanda "Siyaset Meydani" nda beni yanliz birakmayan, desteklerinden ve yorumlarindan dolayi hakim06, Kizil Elma, slmgl, simge_bjk, BATUHAN-BOZKURT, cenkaan-34 ve braveheart ülküdaslarima ayriyeten tesekkürler.


Saygilarimla

garydelgadov
30-01-08, 12:25
bende verdim replerinizi +478:okay:

Жтaѕaяıм
30-01-08, 14:10
bende veriyim yaa gerçi biraz az ama olsun

slmgl
02-02-08, 13:17
Herzaman senin yanında ve arkandayız suspect kardeşim.Bizim için doğru yolu gören ülkücü kardeşlerimiz çok önemli.Onlar iyiliğini düşünmek kendi iyiliğimizi düşünmektir çünkü hepimiz tek yürek tek bileğiz.
Saygılar..(Bu saygılarıda suspectten öğrendim:D)

lejyoner38
04-02-08, 16:15
Gerçekten bu davayı, sözde değil özde yaşayan kardeşlerim, allah yardımcımız olsun ve inşallah olacaktırda.

batuhan2002
04-02-08, 23:33
saol kankam ellerine saglik cok güzel olmus

suspect
06-02-08, 00:02
Değerli Ülküdaşlarım,

Son zamanlarda Ülkücü Hareket haksız iftira hatta hakaretlere mahruz kalmaktadır. Bu süreç aynı zamanda bu forumda da özellikle "Siyaset Meydanında" görülmekte. Zor bir süreçten geçmekteyiz. Forumda davamıza, liderimize hatta merhum başbuğmuza hakaretler içeren yorumlar yayınlanmakta. Hepinizi bu konuda soğukkanlı ve sakin davranmanız konusunda uyarmak istiyorum. Cevaplarınızı onların seviyesine inerek hakaret içeren yorumlarla değil, sağlam kaynaklara dayanan ve karşılık vermelerine imkan bırakmayan yorumlarla cevap vermelisiniz. Küfür hakaret atışmalara girmemeye özen göstermeliyiz, çünkü ülkücü hareketin bireyleri olarak ilkelerimizden biri de örnek olmaktır.

Saygılarımla

Gökbörü
07-02-08, 11:56
Derğerli kardeşim Suspect bunlar kendini ülkücü sana 2 3 çapulcu.Ülkücü adam zekası değil çalışkanlığıyla ,ülkücü adam adaletiyle, ülkücü adam törelerine örfüne bağlılığıyla ,ülkücü adam cesaratiyle ,ülkücü adam dalkavuk olmadan yaşayan ve bunlardan nerhangi birini ruhuyla yaşayan kişilerdir ülkücüler.Ülkümüz Turandır ülkümüz adalettir ülkümüz inandığımız herşey uğrunda ölmek ve öldürmektir.Sakın unutmayalımki Türkiye akıllı insanlara değil çalışkan insanlara daha muhtaçtır ve bu çalışkan insanlar ülkücüdür.


Biz bu vatana iman ettik.İman hiçbirşekilde değiştirilemeycek akla ve mantığa değil ruha dayanan bir kavramdır.İman ettiğim Tek şey Vatandır ve Yüce Allahtır.

_Göktürk_
07-02-08, 13:15
Arkadaslar MHP li vekillerin mecliste konusmalarini taktira sayan olarak nitelendiriyorum, iste bizim parti iste bizim vasitamiz budur.........
Allah yar ve yardimcimiz olsun....

arap58
07-02-08, 16:01
Değerli Ülküdaşlarım,

Son zamanlarda Ülkücü Hareket haksız iftira hatta hakaretlere mahruz kalmaktadır. Bu süreç aynı zamanda bu forumda da özellikle "Siyaset Meydanında" görülmekte. Zor bir süreçten geçmekteyiz. Forumda davamıza, liderimize hatta merhum başbuğmuza hakaretler içeren yorumlar yayınlanmakta. Hepinizi bu konuda soğukkanlı ve sakin davranmanız konusunda uyarmak istiyorum. Cevaplarınızı onların seviyesine inerek hakaret içeren yorumlarla değil, sağlam kaynaklara dayanan ve karşılık vermelerine imkan bırakmayan yorumlarla cevap vermelisiniz. Küfür hakaret atışmalara girmemeye özen göstermeliyiz, çünkü ülkücü hareketin bireyleri olarak ilkelerimizden biri de örnek olmaktır.

Saygılarımla

evet ülküdaş kardeşim haklısın ama malüm biliyosun özellikle bize siyaset meydanında kendini bilmezler çok yükleniyor ve davamıza hakaretlerde bulunuyor ve bizde gereken cevabı veriyoruz onlarda alması gereken cezaları alıyolar zaten neyse kim olursa olsun biz yolumuzdan dönmeyiz.

ÜLKÜCÜ HAREKET ENGELLENEMEZ.

HEPİNİZ ALLAHA EMANET OLUN...

garydelgadov
07-02-08, 18:37
arkadaşlar
siyaset meydanında ülkesini kendisini bilmeyen paltolu amerikanlarla yoğun bir mücadele verdim ve stranger arkadaşıma laf söylemek yanlış agır konuştum ve banlandım
ama bu kadar kolay olmuyorki kimseden destek alamadım
saolsun cenkkaan kardesim geldide biraz olsun destek aldım
sadece destek vermek bu şekilde olmuyor
bu destekleri vermekte önemlidir birkaç çulsuzun diline düşmemek için düşürmemek için!!!
benden yana problem yok sizlerin burda davamızı onurlandırmanızda yeter:okay:
verebildiklerime replerini vereceğim rep veren arkadaşlarıma suspect ve magiciana teşekkürler
göktürk sana da o tartışmada arada kaldıgın ve eksi rep verdigin için teşekkürler!!

D3cCc4L
08-02-08, 14:23
Derğerli kardeşim Suspect bunlar kendini ülkücü sana 2 3 çapulcu.Ülkücü adam zekası değil çalışkanlığıyla ,ülkücü adam adaletiyle, ülkücü adam törelerine örfüne bağlılığıyla ,ülkücü adam cesaratiyle ,ülkücü adam dalkavuk olmadan yaşayan ve bunlardan nerhangi birini ruhuyla yaşayan kişilerdir ülkücüler.Ülkümüz Turandır ülkümüz adalettir ülkümüz inandığımız herşey uğrunda ölmek ve öldürmektir.Sakın unutmayalımki Türkiye akıllı insanlara değil çalışkan insanlara daha muhtaçtır ve bu çalışkan insanlar ülkücüdür.


Biz bu vatana iman ettik.İman hiçbirşekilde değiştirilemeycek akla ve mantığa değil ruha dayanan bir kavramdır.İman ettiğim Tek şey Vatandır ve Yüce Allahtır.

ne güzel söyledin Ülküdaşım eline yüreğine saglık seni aramızda yeni görüyorum hoş geldin sürekliliğinin devamını dilerim



arkadaşlar
siyaset meydanında ülkesini kendisini bilmeyen paltolu amerikanlarla yoğun bir mücadele verdim ve stranger arkadaşıma laf söylemek yanlış agır konuştum ve banlandım
ama bu kadar kolay olmuyorki kimseden destek alamadım
saolsun cenkkaan kardesim geldide biraz olsun destek aldım
sadece destek vermek bu şekilde olmuyor
bu destekleri vermekte önemlidir birkaç çulsuzun diline düşmemek için düşürmemek için!!!
benden yana problem yok sizlerin burda davamızı onurlandırmanızda yeter:okay:
verebildiklerime replerini vereceğim rep veren arkadaşlarıma suspect ve magiciana teşekkürler
göktürk sana da o tartışmada arada kaldıgın ve eksi rep verdigin için teşekkürler!!

Ülküdaşım ben Öss dolayısıyla fazla giremiyorum eger burda olsaydım elimden geleni yapardım bu arada sana - rep veren ülküdaşımında bi açıklaması vardır onuda yazarsa sevinirim. Öss den sonra dolu dizgin geliyorum elimden geldiği kadar forumun her yerine Ülkümüzü taşımak için uğraşacağım.

ceza_1453
08-02-08, 23:31
Benİ De Yazarsaniz Sevİnİrİm...

garydelgadov
08-02-08, 23:33
Benİ De Yazarsaniz Sevİnİrİm...

hoşgeLdin üLküdaşım:x

_SaNcaR_
10-02-08, 01:34
selam ülküdaslar.

suspect
11-02-08, 19:13
MHP İZMİR İL BAŞKANI D.MÜSAVAT DERVİŞOĞLU: Buradan ilan ediyorum İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına adayım.

http://www.mhphaber.com/upload/image/musavat_dervisoglu01_10_02_2008.jpg

Yerel seçimlere yaklaştığımız şu günlerde yeni siyasi manevralar ve sosyal gerginlik senaryolarıyla karşı karşıyayız. Üzülerek ifade ediyorum ki; gündemi meşgul eden yığınla gereksiz tartışmaya bir de aşağılık iftiralar eklenmeye başlamıştır.


MHP İZMİR İL BAŞKANI D.MÜSAVAT DERVİŞOĞLU’NUN 18 Ocak 2008 TARİHLİ BASIN TOPLANTISI METNİDİR


Sayın Basın Mensupları,
Değerli Dava Arkadaşlarım;

Son günlerde yazılı ve görsel basında yer bulan bazı spekülatif haberler ile ilgili görüş ve düşüncelerimi paylaşmak üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Yerel seçimlere yaklaştığımız şu günlerde yeni siyasi manevralar ve sosyal gerginlik senaryolarıyla karşı karşıyayız. Üzülerek ifade ediyorum ki; gündemi meşgul eden yığınla gereksiz tartışmaya bir de aşağılık iftiralar eklenmeye başlamıştır.

MHP olarak siyasi rakiplerimizin terbiyesinden sorumlu olmadığımız gibi, iktidar partisine ayaktaşlık yapan bazı medya kuruluşlarının ve onların kalemşörü şahısların basın ahlakından nasiplenmemiş olmalarından pek tabiidir ki mesul sayılamayız. Ancak bu sessiz kalacağımız anlamına da gelmemelidir.

Dün bazı gazetelerde “Yerel seçimde AKP’ye karşı ittifak arayışı” başlığı ile yayınlanan habere göre; MHP’nin başka partilerin adaylarını desteklemesinin muhtemel olacağı ve bu kapsam içinde meclis üyelikleri ile ilgili pazarlıklar yapacağı izlenimi verilmeye çalışılmaktadır.

Sayın Devlet Bahçeli’nin, “AKP’nin yegâne alternatifi MHP’dir” noktasından hareketle “AKP’ye karşı olan herkesi MHP çatısı altında birleşmeye” davet etmesi hayâsızca çarpıtılarak alçak bir iftira manzumesine dönüştürülmüştür.

22 Temmuz seçimlerinde çeşitli yalan ve karalamalarla kamuoyunu istem dışı yönlendirmeyi becerenler, şayet bugün de milletimizi kandırabileceklerini düşünüyorlarsa, unutmasınlar ki; gerçeğin şamarı suratlarında patlayacaktır.

Sayın Basın Mensupları,
Değerli Dava Arkadaşlarım;

Türkiye her alanda ciddi tehditlerle karşı karşıyadır. Bugün geleceğimizi karartan uygulamaların beka sorununa dönüşmesinin yegâne sorumlusu işbaşında bulunan AKP yönetimidir. Türkiye’nin kurtuluşu AKP’den kurtulmaya bağlıdır. Yerel seçimler bu kurtuluşa vesile kılınmalıdır. Ancak takdir edersiniz ki, doğru bir kurtuluş yöntemi belirlenmesi de kaçınılmazdır.

Türkiye Cumhuriyeti, milli ve manevi kıymet hükümlerimizin buluştuğu yüce bir zirve; Türk milliyetçiliği ise, cumhuriyeti kuran felsefe olarak tanımlanmaktadır. Cumhuriyeti kuran iradenin bugünkü temsilcisi hiç kuşkusuz MHP’dir. Dolayısıyla, oluşturulacak olan demokratik direncin merkezinde MHP’nin bulunması da hiç kimseyi rahatsız etmemelidir. Zira bu doğal sonuçtur.


MHP yerel seçimlere kendi adaylarıyla girecektir. Aksini ima etmek bile bizlere hakaret anlamı içerir. Satacak şeyi olmayanların yapacak pazarlıkları yoktur. İftiralar ve yönlendirmelere karşı her zamankinden daha dikkatli davranmak mecburiyetindeyiz.
Kaygısı istiklal, istikbal ve cumhuriyet olan herkesi MHP’nin çatısı altında birleşmeye çağırıyoruz. MHP, kurtuluş reçetesinin yazılacağı adres ve Büyük Türk Milletinin buluşma noktasıdır.

Yalan yanlış haberlerle emeklerimizi ve alın terimizi çalmaya kalkışanlar asla cezasız kalmayacaktır. İftira attıkları ve zarar vermeye kalkıştıkları yerin MHP olduğunu gözden uzak tutanlar bunun bedelini ödeyeceklerini akıldan uzak tutmasınlar. Gerekirse milyonlarca bildiri dağıtmak suretiyle halka şikâyet edileceklerinden ve hatta gazetelerine karşı boykot uygulaması dâhil her yöntemin kullanılacağından emin olmalıdırlar.
Şimdilik uydurdukları yalanı ve attıkları iftirayı düzeltmelerini bekliyoruz.

Sayın Basın Mensupları,
Değerli Dava Arkadaşlarım;

MHP’nin aday çıkarmayarak başka partilerle ittifak yapacağı söyleminde bulunmak, masum bir yalan olmaktan öte alçakça bir iftiradır.

Ben 22 Temmuz seçimlerinden sonra adaylığını ilk açıklayan kişiyim. Mücadeleden kaçtığımızı ya da bir beşeri değer için kendimizi sattığımızı söyleyen varsa yiğitçe karşımıza geçsin..

Buradan ilan ediyorum İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına adayım.

Biz sırtımızı uluslararası çıkar çevrelerine ve onların yerli işbirlikçilerine dayamadık. Milletimize inanıyor, güveniyor ve Sevdası Türkiye olanlarla yolculuğumuzu sürdürüyoruz.
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin çağrısını bir kere daha tekrarlıyorum. “MHP’nin büyük çatısı, tıpkı gönüllerimiz gibi herkese açıktır. Yerel seçimlerde kibir yüklü AKP’ye gelin hep birlikte bir Mustafa Kemal tokatı patlatalım.”

Biz inandık başaracağız.
“İZMİR İSTERSE OLUR”
Hepinize saygılarımı sunuyorum.



D. Müsavat DERVİŞOĞLU
MHP IZMIR İl Başkanı





YORUM:

Kendisini yakindan tanidigimdan IZMIRE layik bir belediye baskani olacagindan süphe yoktur. Izmirde sevilen ve sayilan bir sahis olan Il Baskanimiz bir Izmir Asigidir. Herseyden önce Izmirin gelecegi, Milliyetci Hareket Partisi yerel yönetimi altinda Milli Mücadelenin önemli kenti olan Izmir emin ellerde olacaktir.

Saygilarimla

D3cCc4L
13-02-08, 15:09
Benİ De Yazarsaniz Sevİnİrİm...

hoş geldin reis

mevt_06
14-02-08, 11:31
benide ekle lütfen...

garydelgadov
14-02-08, 17:14
benide ekle lütfen...

hoşgeldin reis:x
700ncü mesajı atma şerefi bana kaLdı:D
nice yüzLere:x

D3cCc4L
15-02-08, 13:27
benide ekle lütfen...

Eklendin reis hoş geldin


bu arada bakıyım hangi kankaların repleri az biraz destek cıkıyım elimden geldiği kadar...

ATTİLA
16-02-08, 23:02
KardeŞ Harİka OlmuŞ GerÇekten Çok MÜkkemmel Benİde Eklersen Sevİnİrİm

kıprıs
17-02-08, 09:50
bir ağacın farklı dalları olabiliriz ama bir dalımıza zarar gelince canımız acır bu nedenle türklük ve vatan severlik ayrı birşeydir bir hayat bicimidir bu fun club destek vermekden gürür duyarım

sırtlan
17-02-08, 12:45
benide ekler misin

D3cCc4L
19-02-08, 11:35
KardeŞ Harİka OlmuŞ GerÇekten Çok MÜkkemmel Benİde Eklersen Sevİnİrİm

Hoş geldin Reis



bir ağacın farklı dalları olabiliriz ama bir dalımıza zarar gelince canımız acır bu nedenle türklük ve vatan severlik ayrı birşeydir bir hayat bicimidir bu fun club destek vermekden gürür duyarım

o Gurur bize ait hoş geldin



benide ekler misin

Eklendin hoş geldin..

Bu arada yeni gelen arkadaşları elimden geldiği kadar repliyorum şu ana kadar sorun yok rep biterse kusura bakmayın

fvarir
19-02-08, 15:42
Kardeş BEni EKlermisin

suspect
19-02-08, 23:43
1 hafta gibi bir sürecten beri pek hareketlilik olmazken bakiyorum üye konusunda bir sicrama sözkonusu.

Aramiza hosgeldiniz ülküdaslarim, arkadaslarim, kardeslerim....

katkilarinizi merakla bekliyoruz

garydelgadov
20-02-08, 12:00
ATİLLA,sırtLan,fvarir ve suspect repLeriniz uLaştı +610:okay:



Eklendin reis hoş geldin


bu arada bakıyım hangi kankaların repleri az biraz destek cıkıyım elimden geldiği kadar...

abi sana kaç tane attıysam rep atmıyo sana:D

suspect
22-02-08, 21:13
Şandır: Allah Türk ordusunu muzaffer kılsın

http://www.etikhaber.com/images/stories/siyaset/mehmetsandir4.jpg


MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Irak'ın kuzeyinde başlattığı sınır ötesi kara harekatıyla ilgili olarak, ''MHP olarak operasyonu sonuna kadar destekliyoruz ve TSK'ya başarılar diliyoruz. Bu kararı veren komutanları da kutluyoruz. Yüce Allah Türk ordusunu muzaffer kılsın'' dedi.

Şandır, yaptığı açıklamada, Türk halkını da TSK'ya dua ve destek olmaya davet ederek, parti olarak bölücü terör örgütü PKK'nın kökünün kazınmasını istediklerini söyledi.

Şandır, bunun için 2 yıldır TSK'nın Kandil'e gitmesini ve orayı vurmasını istediklerini belirterek, şöyle devam etti:

''Bu amaçla sınır ötesi operasyon için de tezkereye destek verdik. Bu harekat, bölücü terör örgütü PKK'ya ve onu destekleyenlere karşı yapılmıştır. TSK, ortaya koyulan bu amacı gerçekleştirmek için yeterli sayıda askerle, gerek gördükleri süreçte, bu operasyonu devam ettirecektir. Bu operasyon, bölücü terör örgütünün kökünü kazımalıdır. Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlettir. TSK, dünyanın en güçlü ordularından biridir.

Türkiye'ye saldıran kim olursa olsun, bu saldırı nereden kaynaklanırsa kaynaklansın, kim desteklerse desteklesin, cevabını mutlaka alacaktır ve cezalandırılacaktır. TSK'nın başlattığı bu operasyon, bunun ifadesidir. MHP olarak operasyonu sonuna kadar destekliyoruz ve TSK'ya başarılar diliyoruz. Bu kararı veren komutanları kutluyoruz. Yüce Allah Türk ordusunu muzaffer kılsın.''

ABD Dışişleri Bakanlığı Yardımcılığı üst düzey yetkilisi Matthew Bryza'nın, ''TSK'nın Irak'ın kuzeyine sınır ötesi kara harekatı yapmasının iyi haber olmadığı'' yönündeki değerlendirmesinin sorulması üzerine de Şandır, Türkiye ile ABD arasında bir mutabıkın olduğunu belirtti.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kendisini koruma hakkını uluslararası anlaşmalardan aldığına işaret eden Şandır, ''Irak'taki ABD'nin varlığının gerekçesi neyse, Türkiye'nin de Irak'ın kuzeyinde bulunuşunun gerekçesi odur. Ben inanıyorum ki dünya kamuoyu, Türkiye'nin gerekçelerini haklı bulacaktır ve bu harekatı destekleyecektir'' diye konuştu.


"NETİCE ALMAK İÇİN KARA HAREKATINA İHTİYAÇ VARDI''

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da TBMM'nin 507 milletvekilinin oyuyla Hükümete sınır ötesi harekat için yetki verdiğini hatırlattı.

Tezkere çerçevesinde TSK'nın kara harekatını başlatmasının son derece önemli olduğunu ifade eden Vural, ''Netice almak için kara harekatına ihtiyaç vardı. TSK, Türk milletinin bölünmez bütünlüğüne yönelik hareketler karşısında kararlılığını ve caydırıcılığını ortaya koymuştur. Hangi mevsim şartları olursa olsun, bu kararlılığını her zaman sürdüreceğini göstermiştir'' dedi.

Vural, kara harekatının başarılı olacağına inandıklarını belirterek, şöyle dedi:

''Türk ordusu zaman şartı olmaksızın, her türlü operasyonu yapabilecek güçtedir. Dolayısıyla bu Türk milletinin ve devletinin bölünmez bütünlüğüne olan kararlılığını ifade etmektedir. Meclis, milletvekilleri ve MHP ordumuzun arkasındadır. Terör örgütü bitecektir, bitirilecektir. Askeri açıdan yapılması gereken neyse yapılıyor, yapılmalıdır. Terör örgütüne finansal kaynaklarının kesilmesi yönünde de siyasi iradenin daha etkili girişimlerde bulunmasını bekliyoruz.''

ABD'den yapılan açıklamaya da tepki gösteren Vural, ''Kara harekatının başlaması, onlar için iyi haber olmayabilir. Türk milletinin kararlılığını göstermek için ise güzel bir haber olmuştur. Devam etmelidir. Terör bitinceye kadar devam ettirilmelidir'' diye konuştu.

Oktay Vural, terörle mücadele konusunda hükümetin alacağı her kararın arkasında olacaklarını da belirterek, ''Türk milletini bölmeye yönelik bütün terör örgütlerinin akıbeti, hüsran olacaktır'' ifadesini kullandı.


Kaynak: Etikhaber.com

D3cCc4L
28-02-08, 20:09
SelamunAleyküm Ülkücü gençlik nasılsınız..

suspect
28-02-08, 20:59
SelamunAleyküm Ülkücü gençlik nasılsınız..

Ve aleykümselam ülküdas,
yeniden karsilastigimiza sevindim. Nasil gidiyor öss? Yüce Allahim yardimcin olsun.

Herzaman yanindayiz kardesim.

garydelgadov
29-02-08, 15:10
SelamunAleyküm Ülkücü gençlik nasılsınız..

vay vay vay:D
TÜRK miLLeti görmüşmü böyLe avatar:D
okuLda kıskanıyom abi seni vaLLa bak:D
masa tenisi bu karizmaya yakışmaz zaten:D

D3cCc4L
29-02-08, 16:03
Ve aleykümselam ülküdas,
yeniden karsilastigimiza sevindim. Nasil gidiyor öss? Yüce Allahim yardimcin olsun.

Herzaman yanindayiz kardesim.

Eyvallah Allah razı olsun çalışıyoruz elimizden geldiği kadar..



vay vay vay:D
TÜRK miLLeti görmüşmü böyLe avatar:D
okuLda kıskanıyom abi seni vaLLa bak:D
masa tenisi bu karizmaya yakışmaz zaten:D



Eyvallah reis gönlümüz karizmatik bisim hepimizin
masa tenisi beni bozar :D:D benim sporum Futbol :D:D

ThejurY
29-02-08, 18:04
[B] Eyvallah reis gönlümüz karizmatik bisim hepimizin
masa tenisi beni bozar :D:D benim sporum Futbol :D:D


Yaa Ne demessın Benım Üstüme Cıkarak Top oynuyon :D Bi Ara Sırf HAlı Sahada Maç Yapmak İçin GElcem :D

D3cCc4L
01-03-08, 14:56
Yaa Ne demessın Benım Üstüme Cıkarak Top oynuyon :D Bi Ara Sırf HAlı Sahada Maç Yapmak İçin GElcem :D

ayıpsın kanka atla gel kapalı sahada açıldı dün akşam ordaydık bi ara senide bekleriz :D:D yada yakın bi zamanda seni ziyarete geliriz

D3cCc4L
01-03-08, 16:27
Ziya Gökalp, (1876-1924) özellikle Milliyetçilik ve Türkçülük üzerine kaleme aldığı eserleri ile ünlenmiştir.

23 Mart 1876’da Diyarbakır’da doğdu. 25 Ekim 1924’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Mehmet Ziya. Babası yerel bir gazetede çalışan memurdu. Eğitimine Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. 18 yaşında intihara teşebbüs etti. Bir yıl sonra 1895'te İstanbul’a gitti. Baytar Mektebine kaydını yaptırdı. Buradaki öğrenimi sırasında İbrahim Temo ve İshak Sükûti ile ilişki kurdu. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra 1900'de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. 1908'e kadar Diyarbakır'da küçük memuriyetler yaptı. 2'nci Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki'nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. "Peyman" gazetesini çıkardı. 1909'da Selanik'te toplanan İttihat ve Terakki Kongresi'ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı. Bir yıl sonra, örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. 1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadisi'nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da "Genç Kalemler" dergisini çıkardı. 1912'de Ergani/Maden (Diyar-ı Bekir) mebusu olarak Meclis-i Mebusan'a seçildi, İstanbul'a taşındı. Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı "Türk Yurdu" başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua'da yazılar yazdı. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani'de (İstanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi.

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919'da İngilizler tarafından Malta Adası'na sürgüne gönderildi. 2 yıllık sürgün döneminden sonra Diyarbakır'a gitti, Küçük Mecmua'yı çıkardı. 1923'te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı'na atandı, Ankara'ya gitti. Aynı yıl İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet meclisi'ne Diyarbakır mebusu olarak girdi. 1924'te kısa süren bir hastalığın ardından İstanbul'da öldü. II. Mahmut Türbesi haziresine gömüldü.

Osmanlı Devleti'nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı'dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamdı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batı'nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi. Toplumsal modeli, Emile Durkheim'in teorik temellerini kurduğu "dayanışmacılık" temelinde şekillendi. Bireyi temel alan liberalizm ile sınıfsız toplumu temel alan Marksizm'e karşı mesleki örgütleri temel toplum birimi olarak kabul eden solidarizmde karar kıldı. Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı. "Türkçülük" düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynadı.Ziya Gökalp önce Türkiye Türkçülüğü sonrasında Oğuzculuk daha sonra ise Turancılık fikirlerinin gerçekleşebileceğini düşünmüş her ne kadar bu ülkü uzak da olsa milletlerin böyle geniş ülkülerinin olmasının iyi olduğunu belirtmiştir.

ESERLERİ

Kızıl Elma (1914)
Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1918)
Yeni Hayat (1918)
Altın Işık (1923)
Türk Töresi (1923)
Doğru Yol (1923)
Türkçülüğün Esasları (1923)
Türk Medeniyet Tarihi (1926, ölümünden sonra)
Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler (ölümünden sonra)
Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri I (MEB 1997)


http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/7/7a/Ziya_G%C3%B6kalp.jpg/200px-Ziya_G%C3%B6kalp.jpg

suspect
01-03-08, 16:41
MHP: TSK'nın çekilmesine kim karar veriyor?

http://www.ortadogugazetesi.net/images/haber/HaberRes_3779.jpg


MHP'li Vural, TSK'nın Irak'ın kuzeyine yaptığı sınır ötesi operasyona son verildiği yönündeki haberlere tepki göstererek, ''Askerimiz ne zaman çekileceğini bilir. Ama siyasi irade bu kararın arkasında durmalıdır'' dedi.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak'ın kuzeyine yaptığı sınır ötesi operasyona son verildiği yönündeki haberlere tepki göstererek, ''Askerimiz ne zaman operasyon yapılacağını bildiği gibi, amacına ulaştıktan sonra ne zaman çekileceğini bilir. Ama siyasi irade bu kararın arkasında durmalıdır'' dedi.

Vural, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türk askerinin bölgede netice alıcı, son derece başarılı bir operasyon gerçekleştirdiğini söyledi. TBMM'nin kararı doğrultusunda, terör örgütü bertaraf edilinceye kadar terörle mücadelenin kesintisiz devam etmesi gerektiğini belirten Vural, ''Terör örgütünü ortadan kaldırmak için kara operasyonu büyük bir fırsattır. Bu fırsat, kararlılıkla sürdürülmelidir'' dedi.

Vural, Hükümetin sınır ötesi operasyonu, ''Günü birlik operasyonmuş'' gibi ortaya koyduğunu savunarak, bu tutumun, Meclis kararına aykırı olduğunu söyledi.

ABD Savunma Bakanı Robert Gates'in açıklamaları karşısında, siyasi iradenin Türk milletinin kararlılığını yeterince ortaya koyamadığını savunan Oktay Vural, sınır ötesi operasyonun sonlandırıldığına ilişkin yapılan haberlere de tepki gösterdi.

Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından bu yönde bir irade ortaya konmadığını ifade eden Vural, şöyle dedi:

''Bu olmadan, 'Sanki çekiliyormuşuz' gibi bir hava verilmesi milletimizi rencide etmiştir. Biraz beklesinler, sabretsinler. Türk ordusu, nasıl milli iradenin kararıyla Irak'ın kuzeyine gönderilmişse, amacına ulaştıktan sonra yine kendi iradesiyle dönecektir. Yabancıların sözleriyle, 'Sanki bu operasyon sona erdirilmiş' gibi bir hava oluşturulması, doğru olmamıştır. Hükümet bu konuyla ilgili el altından haberler veriyorsa yanlış yapmıştır. Askerimiz kendi kararını verir. Ne zaman operasyon yapılacağını bildiği gibi, amacına ulaştıktan sonra ne zaman çekileceğini de bilir. Ama siyasi irade, terör örgütünün bertaraf edilmesi konusundaki kararın arkasında durmalıdır. Bu ABD'li yetkililere de anlatılmalıdır.''

''Türk ordusunun çekilmesine kim karar veriyor? Verilmiş bir karar mı var?'' diye soran MHP Grup Başkanvekili Vural, ''Türk Devletini yönetenlerin bir kararı olmadan, 'Sanki yabancıların isteğiyle çekiliniyormuş' gibi bir haber vermek terörle mücadeleye fayda sağlamaz. Hükümeti uyarıyoruz, Bu konudaki açıklamalar karşısında siyasi kararlılığını göstersin. Kim cevap verecek. Hükümet uyuyor mu? 'Siyasi kararlılığımız var' denmez mi? Perde arkasında, birtakım yerlerle, birtakım anlaşmalar yapılmışsa, bunun bedeli ağır olur'' diye konuştu.


Kaynak: Ortadogu Gazetesi

D3cCc4L
01-03-08, 16:48
Hüseyin Nihal ATSIZ
Türkçü, fikir adamı, tarihçi, Türkolog, şair ve roman yazarı Hüseyin Nihal Atsız 12 Ocak 1905 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelir.Babası Gümüşhane'nin Torul/Dorul
Kazası'nın Midi Köyü'nün Çiftçioğulları ailesinden Deniz Makine Önyüzbaşısı Hüseyin Efendi'nin oğlu Deniz Güverte Binbaşısı Mehmed Nail Bey, annesi Trabzon'un Kadıoğulları ailesinden Deniz Yarbayı Osman Fevzi Bey'in kızı Fatma Zehra Hanım'dır


Anne ve baba tarafından asker bir aileye mensup olan Atsız, ilk öğrenimini Kadıköy'deki Fransız ve Alman Mektebi, Süveyş'teki Fransız Mektebi,

Kasımpaşa'daki Cezayirli Gazi HasanPaşa, Haydarpaşa Osmanlı İttihad Mektebi'nde, ortaöğrenimini ise Kadıköy ve İstanbul Sultanîsi'nde tamamlar


1922 yılında imtihanla Askerî Tıbbiye'ye girmesine rağmen, üçüncü sınıfta iken Ziya Gökalp'ın cenaze töreninin yapıldığı günün akşamı öğrenciler arasında çıkan bir kavgada gayet ağır bir ceza alır. Ayrıca aralarında birtakım meseleler geçen Arap asıllı Bağdatlı Mesud Efendi adlı bir teğmenin kasdî bir şekilde ve lüzumsuz bir yerde istediği selamı vermediği için, 4 Mart 1925 tarihinde Askerî Tıbbiye'den çıkarılır .

Bu hadiseden sonra Kabataş Lisesi'nde üç ay öğretmen vekilliği, daha sonra Deniz Yollarının Mahmut şevket Paşa gemisi katip muavinliği yapmışsa da asıl Türk tarihi ve edebiyatı ile ilgili araştırmalara merak sardığı için 1926 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebi'ne kaydolmasına rağmen, bir hafta sonra askere alınır, 1926-1927 yıllarında, dokuz ay süreli olarak İstanbul Taşkışla'da askerlik görevini ifa eder . Bundan sonra tekrar Yüksek Muallim Mektebi'ndeki talebelik hayatına dönen Atsız, Ahmet Naci isimli arkadaşı ile birlikte hazırladığı ve Türkiyat Mecmuası'nda yayımlanan "Anadolu'da Türkler'e Ait Yer İsimleri" adlı makale ile hocası Fuad Köprülü'nün dikkatini çeker. 1930 yılında Edirneli Nazmi'nin Divan-ı Türkî-i Basit isimli eseri üzerinde
mezuniyet tezi hazırlayarak aynı yıl mezun olur .
-----------------------------------------------
1950-1952 ve 1962-1964 yıllarında devam ettirdiği Orkun'dan sonra 1 Ocak 1964 tarihinden itibaren Ötüken adıyla çıkardığı dergide, Türkiye'de gittikçe hız kazanan bölücülük hareket ve tertiplerini açıklayan bir seri yazısı yüzünden, sonunda Yargıtay'ın kararı bozmasına rağmen, oy çokluğu ile on beş ay hapse
mahkûm edilmiş, Toptaşı Cezaevi'ne sevk edilmiş , bir müddet sonra reviri olan Sağmacılar Cezaevi'ne nakledilmiştir. Bir buçuk yıllık cezası kesinleşince, onun bilgisi dışında milliyetçi aydın çevrelerin harekete geçmesi ve yağan protesto telgrafları üzerine Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün yetkisini kullanması sonucu 22 Ocak 1974 tarihinde Bayrampaşa Cezaevinden tahliye edilmiştir .
-----------------------------------------------------
ESERLERİ



Tarih, edebiyat, edebiyat tarihi ve bibliyografya gibi değişik sahalarda çok sayıda kitap ve makalenin sahibi olan Atsız'ın eserlerini şöyle sıralayabiliriz:

- Çanakkale'ye Yürüyüş, İstanbul 1933.
- 16. asır şairlerinden Edirneli Nazmi'nin Eseri ve Bu Eserin Türk Dili ve Kültürü Bakımından Ehemmiyeti, İstanbul 1934.
- Komünist Don Kişotu Proleter Burjuva Nazım Hikmetof Yoldaşa, İstanbul 1935.
- Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar, I. Bölüm, En Eski Zamanlardan başlayarak Apar Sülalesinin düşmesi tarihi olan Miladi 552'ye kadar, İstanbul 1935.
- 15. Asır Tarihçisi şükrullah, Dokuz Boy Türkler veOsmanlı Sultanları Tarihi, Eski Türklerle Fatih Sultan Mehmed'in tahta oturuşuna kadar olan Osmanlı
tarihinden bahseder,İstanbul 1939.
- Müneccimbaşı, şeyh Ahmed Dede Efendi, Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1940.
- 900. Yıldönümü (990-1940), İstanbul 1940.
- İçimizdeki şeytanlar, İstanbul 1940.
- Türk Edebiyatı Tarihi, En eski çağlardan başlayarak Büyük Selçukluların sonuna kadar, İstanbul 1940.
- Dalkavuklar Gecesi, İstanbul 1941.
- En Sinsi Tehlike, İstanbul 1943.
- Hesap Böyle Verilir, İstanbul 1943.
-İ. Süruri Ermete (Üçüncü dereceden harb malûlü piyade subayı), Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir(Türk-Rus Savaşının özeti), İstanbul 1946.
- Yolların Sonu, İstanbul 1946.
- 18 Bozkurtların Ölümü, İstanbul 1946.
- Bozkurtlar Diriliyor, İstanbul 1949.
- Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1949. Türkiye Yayınevi'nin bu ad altında kurduğu dizinin bu ilk cildinde şu yayınları vardır: a- Ahmedî, Dastan ve Tevarih-i
Mülûk-ı al-i Osman, b-Şükrullah Behçetüttevarih, c- aşıkpaşaoğlu Ahmed aşıkî, Tevarih-i al-i Osman.
- Türk Ülküsü, İstanbul 1956.
- Deli Kurt, İstanbul 1958.
- Osman (Bayburtlu), Tevarih-i Cedîd-i Mir'at-ı Cihan, İstanbul 1961.
- Osmanlı Tarihine Ait Takvimler I, 824, 835 ve 843 tarihli takvimler, İstanbul 1961.
- Ordinaryüs'ün Fahiş Yanlışları, İstanbul 1961.
- Türk Tarihinde Meseleler, Ankara 1966.
- Birgili Mehmed Efendi Bibliyografyası, İstanbul 1966.
- İstanbul Kütüphanelerine Göre Ebussuud Bibliyografyası, İstanbul 1967.
- ali Bibliyografyası, İstanbul 1968.
- aşıkpaşaoğlu Tarihi, İstanbul 1970.
- Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nden Seçmeler I, İstanbul 1971.
- Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nden Seçmeler II, İstanbul 1972.
- Ruh Adam, İstanbul 1972.
- Oruç Beğ Tarihi, İstanbul 1973.
- Türk Ansiklopedisi'nde 40 kadar madde. Ayrıca Atsız'ın yazdığı makaleler, dört cilt halinde Makaleler I, Makaleler II, Makaleler III, Makaleler IV, adıyla
Baysan Yayınları tarafından İstanbul'da 1992 tarihinde yayımlanmıştır

ATSIZ TANRI DAĞI'NDA
NİYAZİ YILDIRIM GENÇOSMANOĞLU

Burada baş sağlığı, orada gözler aydın;
İki ayrı dünyada iki ayrı tören var.

TANRI katından gelen bir yüce buyruk üzre,
Aramızdan ansızın çadırını deren var.

Orada ecdat ruhu şâdümanhk içinde
Burada tamu içre gönüllerde boran var.

Eksilmiş bir yanımız: çarpılmış gibiyiz hep
TANRI korsun, sanki Bozkurtluğa kıran var.

Yukardan gök mü bastı; altta yer mi çöktü ne
Kimsede ağız, dil yok; gözleriyle soran var.

Buradan uğurlarken onu binlerce Bozkurt
Orada karşılayan binlerce Alp-Eren var.

O gün Tanndağı'nda tan ağırdığı çağda.
Dediler Oğuz Hanın otağına giren var.

Ve Tanrı Kut Mete'nin huzurunda Atsız'ı
Kür Şad'la Kül Tiğin le diz vururken gören var.

Töredir; konan göçer, doğan gün batar elbet
Tanrı zeval vermesin devlet, din ve KUR'AN var

Dayanılmaz olsa da Atsız'lığın acısı
Ulu Tanrı'ya şükür yine soy var. Turan var

suspect
01-03-08, 16:50
varol sagol D3cCc4L ülküdasim. Paylasimlarin icin cok tesekkürler.

D3cCc4L
01-03-08, 17:21
varol sagol D3cCc4L ülküdasim. Paylasimlarin icin cok tesekkürler.

eyvallah Reis hazır pcyi bulmuşken biraz paylaşım yapıyım dedim

D3cCc4L
01-03-08, 17:23
DOKUZ IŞIK'IN ESASLARI



Bağımsız son Türk devletini koruyabilmek için, milli bir görüş etrafında birleşmek zorundayız. Bu görüş Dokuz Işık görüşüdür. Dokuz Işıkçılar, Türk milletine, tarih ve kültürüne dayanan, ona inanan bir doktrindir. Bunun nasyonal sosyalizim ile hiç bir ilgisi yoktur.

Türkiyemizin hızla kalkındırılması, çağlar üzerinden sıçrayarak Türk milletinin atom ve uzay çağına sokulması ile mümkündür. Bu da herşeyden önce dünya çapında çok üstün kaliteli ilim adamları ve yüksek teknisyenler kadrosu meydana getirmeye bağlı bulunmaktadır.

Bizim inancımıza göre, yabancı memleketlerin şartları altında meydana getirilmiş bulunan yabancı doktrinler ve yönetim sistemleri taklit edilerek Türkiye´nin kalkındırılması sağlanamaz. Ne kapitalizm ve liberalizm, ne de komünizm. Türkiye için yararlı olamaz. Türkiye´yi kalkındıracak sistem ve görüş ancak Türk milletinin özelliklerine uygun, müslüman Türk milleti realitesini göz önünde bulunduran ve modern ilim ve tekniği yol gösterici kabul eden milli bir görüş olmalıdır.

Bunun kısaca formülü Türk emek potansiyelinin, milli üretim faktörlerine rasyonel bir sekilde baglanması, devletin vatandaşlara üretim yollarını açarak bütün tedbirleri alması ve kolaylıkları temin etmesi ve milli gelirin artmasında kendisine düşen esas rolü oynamasıdır.

İşte biz böyle milli bir doktrin sahibi bulunduğumuz iddia eden bir kadroyuz. Milli görüşümüzün adı "Dokuz Işık Doktrini" dir. Bu görüş dokuz ana ilkeye dayanmaktadır. Bu ilkeler sırasıyla şunlardır:

MİLLİYETÇİLİK
Her sey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir.

ÜLKÜCÜLÜK
Türk milletini en ileri, en medeni, en kuvvetli bir varlık haline getirme ülküsüdür.

AHLAKÇILIK
Türk milletinin ruhuna, örf ve adetlerine uygun yüksek varlığını korumayı ve geliştirmeyi ön gören esaslara dayanır.

İLİMCİLİK
Olayları ve varlığı ön yargılardan ve art düşüncelerden sıyırarak ilim mentalitesi ile incelemek ve girişilecek her çesit faaliyette ilmi önder yapmak prensibidir.

TOPLUMCULUK
Her çesit faalietin toplumun yararına olacak şekilde yürütülmesi görüsüdür. İçtimai ve iktisadi olmak üzere iki ayrı bölüme kapsamaktadır. Iktisadi görüş olarak mülkiyeti esas kabul eder, fakat mülkiyetin millet zararına kötüye kullanılmasına karşı olan bir görüsü belirtir. Karma ekonomiyi ve ana stratejik iktisadi faaliyetlerin devlet kontrolunda bulunmasını öngörür. Sosyal görüş olarak sosyal adalet düzeni, firsat eşitliği, sosyal güvenlik ve sosyal yardımlaşma teşkilatı kurulmasını kabul eder.

KÖYCÜLÜK
Köyleri tarım kentleri haline birleştirerek kalkındırmayı öngörür. Köylünün tefecilerin elinden kurtarılması ve ihtiyacı olan kredi ve diğer yardımların sağlanması için kooperatifleşmeyi hedef alır. Bilhassa orman bölgesinde yaşayan köylüleri öncelikle ve hızla refaha kavuşturmak amacını güder.

HÜRRİYETÇİLİK VE ŞAHSİYETÇİLİK
Birleşmiş Milletler Anayasasında yazılı bütün hürriyetlerin sağlanmasını gaye edinmişdir. İnsanların şahsiyet olarak geliştirilmesini toplumun kalkınması için yararlı bir yol olarak kabul eder.

GELİŞMECİLİK VE HALKÇILIK
İnsanlar ve medeniyetler daima daha iyi, daha güzeli, daha mükemmeli istemek ve aramakla gelişir. Elde edinenle yetinmemek ve daima daha ilerisini istemek ve bunu elde etmek için gayret göstermek suurudur. Ancak bu gayret ve çabalarda Türk milletinin tarihinden, milli benliğinden ve kökünden kopmadan yükselmek ve ilerlemek gayedir. Yapılacak her işte halka doğru, halkla beraber olmayı ilerlemenin, yükselmenin vazgeçilmez bir prensibi olarak kabul ederiz.

ENDÜSTRİCİLİK VE TEKNİKÇİLİK
Türk milletinin kalkınması için acele sanayileşmesi lazımdır.

Dokuz İşik görüsümüzün esasları gayet özet olarak bunlardır.

Dokuz Işık, nasıl kapitalizmi, marksist sosyalizmi red ediyorsa, nasyonal-sosyalizmi ve faşizmi de rededer. Nasyonal-sosyalizim ve faşizim, kapitalizmin dejenere bir sapması olup, insan hak ve hürriyetlerine inanmayan gerici diktatörlüklerdir. Dokuz Işik ise, insan sevgi ve saygısına dayanır, ferdi ve iktisadi hürriyetleri bir bütün olarak gercekleştirmek isteyen demokratik bir görüşdür. İlahlaştırılmış fasist devletçiliğe, putlaştırılmış nazist ırkçılığa inanmıyoruz. Fosilleşmiş söhretlerin yaptığı gibi siyasi kariyerinin belirli bir dönemde faşist, belirli bir döneminde kapitalist, diger bir döneminde sosyalist olmak, bizim politika ahlakımızda yokdur. Biz, Türk´e aşık, Türk vatanına aşık Dokuz Işıkçılarız. Amacımız bu kutsal vatan üzerinde Büyük Türk milletinin ebediyyen bağımsız yaşamasını sağlayacak milli görüşü çizmek, bunu savunmaktır.

garydelgadov
01-03-08, 20:06
DOKUZ IŞIK'IN ESASLARI



Bağımsız son Türk devletini koruyabilmek için, milli bir görüş etrafında birleşmek zorundayız. Bu görüş Dokuz Işık görüşüdür. Dokuz Işıkçılar, Türk milletine, tarih ve kültürüne dayanan, ona inanan bir doktrindir. Bunun nasyonal sosyalizim ile hiç bir ilgisi yoktur.

Türkiyemizin hızla kalkındırılması, çağlar üzerinden sıçrayarak Türk milletinin atom ve uzay çağına sokulması ile mümkündür. Bu da herşeyden önce dünya çapında çok üstün kaliteli ilim adamları ve yüksek teknisyenler kadrosu meydana getirmeye bağlı bulunmaktadır.

Bizim inancımıza göre, yabancı memleketlerin şartları altında meydana getirilmiş bulunan yabancı doktrinler ve yönetim sistemleri taklit edilerek Türkiye´nin kalkındırılması sağlanamaz. Ne kapitalizm ve liberalizm, ne de komünizm. Türkiye için yararlı olamaz. Türkiye´yi kalkındıracak sistem ve görüş ancak Türk milletinin özelliklerine uygun, müslüman Türk milleti realitesini göz önünde bulunduran ve modern ilim ve tekniği yol gösterici kabul eden milli bir görüş olmalıdır.

Bunun kısaca formülü Türk emek potansiyelinin, milli üretim faktörlerine rasyonel bir sekilde baglanması, devletin vatandaşlara üretim yollarını açarak bütün tedbirleri alması ve kolaylıkları temin etmesi ve milli gelirin artmasında kendisine düşen esas rolü oynamasıdır.

İşte biz böyle milli bir doktrin sahibi bulunduğumuz iddia eden bir kadroyuz. Milli görüşümüzün adı "Dokuz Işık Doktrini" dir. Bu görüş dokuz ana ilkeye dayanmaktadır. Bu ilkeler sırasıyla şunlardır:

MİLLİYETÇİLİK
Her sey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir.

ÜLKÜCÜLÜK
Türk milletini en ileri, en medeni, en kuvvetli bir varlık haline getirme ülküsüdür.

AHLAKÇILIK
Türk milletinin ruhuna, örf ve adetlerine uygun yüksek varlığını korumayı ve geliştirmeyi ön gören esaslara dayanır.

İLİMCİLİK
Olayları ve varlığı ön yargılardan ve art düşüncelerden sıyırarak ilim mentalitesi ile incelemek ve girişilecek her çesit faaliyette ilmi önder yapmak prensibidir.

TOPLUMCULUK
Her çesit faalietin toplumun yararına olacak şekilde yürütülmesi görüsüdür. İçtimai ve iktisadi olmak üzere iki ayrı bölüme kapsamaktadır. Iktisadi görüş olarak mülkiyeti esas kabul eder, fakat mülkiyetin millet zararına kötüye kullanılmasına karşı olan bir görüsü belirtir. Karma ekonomiyi ve ana stratejik iktisadi faaliyetlerin devlet kontrolunda bulunmasını öngörür. Sosyal görüş olarak sosyal adalet düzeni, firsat eşitliği, sosyal güvenlik ve sosyal yardımlaşma teşkilatı kurulmasını kabul eder.

KÖYCÜLÜK
Köyleri tarım kentleri haline birleştirerek kalkındırmayı öngörür. Köylünün tefecilerin elinden kurtarılması ve ihtiyacı olan kredi ve diğer yardımların sağlanması için kooperatifleşmeyi hedef alır. Bilhassa orman bölgesinde yaşayan köylüleri öncelikle ve hızla refaha kavuşturmak amacını güder.

HÜRRİYETÇİLİK VE ŞAHSİYETÇİLİK
Birleşmiş Milletler Anayasasında yazılı bütün hürriyetlerin sağlanmasını gaye edinmişdir. İnsanların şahsiyet olarak geliştirilmesini toplumun kalkınması için yararlı bir yol olarak kabul eder.

GELİŞMECİLİK VE HALKÇILIK
İnsanlar ve medeniyetler daima daha iyi, daha güzeli, daha mükemmeli istemek ve aramakla gelişir. Elde edinenle yetinmemek ve daima daha ilerisini istemek ve bunu elde etmek için gayret göstermek suurudur. Ancak bu gayret ve çabalarda Türk milletinin tarihinden, milli benliğinden ve kökünden kopmadan yükselmek ve ilerlemek gayedir. Yapılacak her işte halka doğru, halkla beraber olmayı ilerlemenin, yükselmenin vazgeçilmez bir prensibi olarak kabul ederiz.

ENDÜSTRİCİLİK VE TEKNİKÇİLİK
Türk milletinin kalkınması için acele sanayileşmesi lazımdır.

Dokuz İşik görüsümüzün esasları gayet özet olarak bunlardır.

Dokuz Işık, nasıl kapitalizmi, marksist sosyalizmi red ediyorsa, nasyonal-sosyalizmi ve faşizmi de rededer. Nasyonal-sosyalizim ve faşizim, kapitalizmin dejenere bir sapması olup, insan hak ve hürriyetlerine inanmayan gerici diktatörlüklerdir. Dokuz Işik ise, insan sevgi ve saygısına dayanır, ferdi ve iktisadi hürriyetleri bir bütün olarak gercekleştirmek isteyen demokratik bir görüşdür. İlahlaştırılmış fasist devletçiliğe, putlaştırılmış nazist ırkçılığa inanmıyoruz. Fosilleşmiş söhretlerin yaptığı gibi siyasi kariyerinin belirli bir dönemde faşist, belirli bir döneminde kapitalist, diger bir döneminde sosyalist olmak, bizim politika ahlakımızda yokdur. Biz, Türk´e aşık, Türk vatanına aşık Dokuz Işıkçılarız. Amacımız bu kutsal vatan üzerinde Büyük Türk milletinin ebediyyen bağımsız yaşamasını sağlayacak milli görüşü çizmek, bunu savunmaktır.


abi önceki sayfadaki konuştugun kişi kim:D
tanıdık onu anLadımda:D

ThejurY
01-03-08, 21:40
abi önceki sayfadaki konuştugun kişi kim:D
tanıdık onu anLadımda:D



Beni Dİorsan Samimi Arkadaşlarından Bİriyim __ ADım GÖkhan

D3cCc4L
01-03-08, 21:58
abi önceki sayfadaki konuştugun kişi kim:D
tanıdık onu anLadımda:D

en sevdiğim arkadaşlarımdan birisi babası boğazlıyanda polisti daha sonra tayini aksaraya cıktı burdan geçen yaz sonu taşındılar ama dostlugumuz bitmedi kolay kolayda bitmez bizim dostlugumuz ha bu arada Ülkü ocaklarında az vakit geçirmedik :D:D

ThejurY
01-03-08, 22:16
en sevdiğim arkadaşlarımdan birisi babası boğazlıyanda polisti daha sonra tayini aksaraya cıktı burdan geçen yaz sonu taşındılar ama dostlugumuz bitmedi kolay kolayda bitmez bizim dostlugumuz ha bu arada Ülkü ocaklarında az vakit geçirmedik :D:D


Ştt Olm Ocak mocak Karıstırma Babam Duyar :D :D ben Bİ kere Party Tutmuyorum :D

D3cCc4L
04-03-08, 14:00
Ştt Olm Ocak mocak Karıstırma Babam Duyar :D :D ben Bİ kere Party Tutmuyorum :D

sen arkadaş kurbanı oluyordun genelde kanka :D:D olsun senide sağa çektik zaten :D

arap58
04-03-08, 15:12
ÜLKÜDAŞLARIM NASILSINIZ....

Alpertunga25
05-03-08, 04:23
Turan bizim Ülkümüz Faşşo sizin öykünüz bu otağa benide kaydeleyin :))

ceza_1453
07-03-08, 06:46
hoşgeLdin üLküdaşım:x

hoşbulduk...

ceza_1453
07-03-08, 06:48
hoş geldin reis

hoşbulduk...

D3cCc4L
08-03-08, 10:52
Turan bizim Ülkümüz Faşşo sizin öykünüz bu otağa benide kaydeleyin :))

hoşgeldin reis

Nasılsınız Ülküdaşlarım keyifler nasıl bu ara fazla göremiyorum hayran kitlesinde arayı fazla açmayalım :D paylaşımlarınızı ve değerli fikirlerinizi bizimle paylaşın Hadi Allah'a emanet olun

suspect
11-03-08, 22:46
Bahçeli:"Paket yok teslimiyet var!"

http://www.ortadogugazetesi.net/images/haber/HaberRes_3995.jpg


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TSK'nın, askeri harekattan beklenen siyasi amaçlar çerçevesinde hükümetin verdiği siyasi direktif doğrultusunda belirlenen askeri hedeflere yönelik görevleri bugüne kadar başarıyla icra ettiğini söyledi. Bahçeli, "Hükümet sınırlı bir siyasi çerçeve çizdiyse, askeri harekatın hedeflerinin sınırlı kalması doğaldır" dedi.

MHP Grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli, konuşmasının büyük bölümünü K. Irak operasyonu, ve sonrabsı yaşanan tartışmalara ayırdı. TBMM'nin 17 Ekim tarihinde sınır ötesi operasyon yetkisini hükümete verdiğini hatırlatan Bahçeli, "Terörle mücadelede siyasi sorumluluk hükümete aittir. TBMM'nin muhatabı da hükümettir" dedi.

Anayasa'nın 117. maddesine göre milli güvenliğin sağlanmasından TBMM'ye karşı Bakanlar Kurulu'nun sorumlu olduğunu vurgulayan Bahçeli, şöyle konuştu: "TBMM, 17 Ekim tezkeresiyle sınır ötesi hakekat ve müdahalenin sınırını, kapsamını, miktarını ve zamanının belirlenmesini hükümete bırakmıştır. Sınır ötesi harekat konusunda Meclis'in verdiği izin ve yetkinin filiyattta kullanılış biçimini belirleyen , hükümetin bu konuda askeri makamlara verdiği siyasi direktiftir.

Türk Silahlı Kuvvetleri, askeri harekattan beklenen siyasi amaçlar hakkında hükümetin kendiszine verdiği siyasi direktifle çizilen sınırlı çerçevede belirlenen askeri hedeflere yönelik görevleri bugüne kadar başarıyla icra etmiştir. Hükümet bu konuda sınırlı bir siyasi çerçeve cizdiyse, askeri harekatın hedeflerinin de buna uygun olarak sınırlı kalması doğaldır. Bu konudaki siyasi sorumluluk hükümete aittir. Son kara harekatı etrafında süregelen siyasi tartışmaların bu çerçevede değerlendirilmesi, herkes için önem taşımaktadır."


BAŞBAKAN ERDOĞAN'A CEVAP

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, hafta sonu İzmir'de yaptığı ve muhalefeti eleştirdiği konuşmasına da cevap veren Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın, kara harekatına değinirken ucuz kahramanlık yaptığını ve muhalefete meydan okumaya çalıştığını kaydetti.

Başbakan'ın, daha önce iktidar olan muhalefet partilerinin 'neden Kandil Dağı'na gidip terörü bitirmediklerini' sorduğunu hatırlatan Bahçeli, Başbakan'ı, gerçeklerden habersiz, ayaküstü beyanlarla, mesnetsiz suçlamalar ve boş sözlerle harkese çatmaya ve bu yolla kendisini temize çıkarmaya çalışmakla suçladı.Terörü sıfıra yakın devrettik
Ucuz kahramanlık yaparak güya meydan okumuştur. Ayaküstü beyanlarla herkese çatmayı alışkanlık edenen Erdoğan'a şunu hatırlatmak isterim. Terörle mücedelede büyük başarı sağlanmış. Terörün bitme noktasına geldiği bir tabloyu hükümete bırakmıştır. PKK'nın Kuzey Irak'ta güç kazanması AKP döneminde gerçekleşmiştir.


Bölücülerin gündemine sahip çıktı

Etnik bölücülüğün siyasi gündemine sahip çıkmıştır. Irak operasyonlarına karşı bölge halkını ayaklanmaya davet eden ihanet odağı, çözüm sürecinde İmralı canisinin denk alınmasını istemişlerdir. Bu ihanet projelerinin karşısında ciddi bir tepki gösterilmemiş olması düşündürücüdür. Kamuoyunu buna alıştırmak için siyasi senaryonun uygulama aşamalarına geçilmişir.

PKK'nın askeri tedbirlerle bitirilemeyeceği mesajı son dönemde yoğunlaşmıştır. Erdoğan siyasi çözüm yegane plan olarak Türk milletine dayatmak istemektedir. Siyasi çözüm çığırtkanları ile sınırlı operasyonu isteyenler aynı kesimlerdir.
Ucuz kahraman

Erdoğan'n zihninin bulanık olduğunun işaretleri artmıştır. Ucuz kahramanlık yapan, siyasi çözümüne teslim olan Erdoğan'ın bir dakika o koltukka kalmaya hakkı yoktur. Dürüst ve namuslu siyasetten anlaşılan budur.

Terör örgütünün talepleri karşısında siyaset dışı geniş bir cephenin oluşmasıdır. İstanbul sermayesi, basının önemli bölümü, sivil toplum kuruluları bu cephenin içindedir.


MHP hain emellere geçit vermeyecek

Türk milliyetçileri burada olacak ve hain emellere geçit vermeyecek. Meclis çoğunluğuna güvenen Erdoğan ve yandaşları çok iyi bilsinler ki şerefli Türk bayrağı hain emellere ulaşamayacağı yerde dalgalanacaktır.

5 Kasım beyaz saray görüşmesi sonrası, siyasi çözüm ön plana çıkarılmış bu konuda Washington kaynakları raporlar hazırlanmış ve ABD Türkiye'ye açık çağrıda bulunmuştur.. Kara harekatı sürerken ABD'li bakan, siyasi çözüm gerektiğini açıkça dile getirmiştir. Üst düzey komutanlar PKK ile müzakere sürecinden bahsetmiştir. Barzani'in topraklarının güvenliği Türkiye'nin birliğinden daha önemli görülmüştür.


Barzani ve Talabani senaryonun dış ayağı

Projenin dışarıdaki ayağında Barzani ve Talabani vardır. 4 Mart 2008'de yayınlanan ABD'li direktör, Barzani ve PKK arasında iletişim kanalı olduğunu AKP ile yakın bağlar olduğunu PKK ile AKP arasındaki bağları Barzani'nin sağladığını söylemiştir. Erdoğan bu iddialara ses çıkarmamıştır.

Sis bulutları artık dağılmıştır. Talabani'nin ziyareti bu şablon içinde görülmeli. PKK'yı terör örgütü görmediği ortada. Bu davetin hangi düşünceyle yapıldığı ve Camlı Köşk'te ağırlandığı kolay unutulmamalıdır. Kandil'i temizlemeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini söylemiş ve siyasi çözüm için kendisini adres göstermiştir.

Terör örgütüne yönelik adımlar yerine, K. Irak'ın yeniden imarı için Türk işadamlarını teşvik etmiştir. Barzani ile resmi diyalog süreci başlatılmıştır. Erdoğan'ın Kürt paketini 6 Nisan'da Diyarbakır'da açıklayacağı eski danışmanı açıklamışır



Kaynak: Ortadogu Gazetesi

_SaNcaR_
12-03-08, 04:56
Selamün aleyküm ülküdaslar.

suspect
16-03-08, 22:24
Mehmet Gül'ü uğurladık


http://www.ortadogugazetesi.net/images/haber/HaberRes_4143.jpg


Ukrayna'nın başkenti Kiev'de vefat eden eski MHP İstanbul Milletvekili Mehmet Gül'ün cenazesi, bugün Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından binlerce kişi tarafından son yolculuğuna uğurlandı.

Gül'ün cenazesi gözyaşları arasında Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Gül'ün cenaze törenine başta MHP Lideri Devlet Bahçeli olmak üzere milliyetci camianın önde gelen isimleri, MHP'nin eski -yeni milletvekilleriyle çok sayıda siyasetçi ve binlerce vatandaş katıldı.

Perşembe günü Ukrayna'da vefat eden ve cenazesi dün Türkiye'ye getirilen MHP eski Milletvekili Mehmet Gül, bugün İstanbul'da toprağa verildi. Sevenleri Gül'ü, Fatih Camii'nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurladı. Gül'ün naaşı Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.


BAHÇELİ DE KATILDI

Gül'ün cenaze törenine başta MHP Lideri Devlet Bahçeli olmak üzere, eski Meclis Başkanı Bülent Arınç, Yaşar Okuyan, Sadettin Tantan, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, MHP milletvekilleri Oktay Vural, Mehmet Şandır, Meral Akşener, Atila Kaya, Ali Torlak ile çok sayıda siyasetçi ve binlerce vatandaşlar katıldı.

MHP eski milletvekilleri Nazif Okumuş ve Koray Aydın da cenaze töreninde hazır bulundu.

Başta İstanbul olmak üzere, Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen MHP il ve ilçe başkanları ile Ülkü Ocakları başkanları da cenaze törenine katıldı.

Gençlik yıllarından itibarden 'Milliyetçi Hareket' içerisinde aktif görevlerde bulunan Mehmet Gül, İstanbul'da 12 Eylül öncesinde İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı olarak da görev almıştı.

21. Dönem'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) MHP'den Milletvekili olarak ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Gül, TÜMİSAD Başkanı ve BJK üyeliği görevlerinde de bulunmuştu.

1950 yılında Yozgat'ta doğan 3 çocuk babası Mehmet Gül'e geçen yıl karaciğer nakli yapılmıştı.


-GÜL HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER-

http://www.haber1.com/photos/302803512.jpg

Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, basın mensuplarının soruları üzerine, Mehmet Gül ile parlamentoda birlikte çalıştıkları ifade ederek, ölümünden büyük üzüntü duyduğunu söyledi.

Mehmet Gül'ün bir süre önce karaciğer nakli ameliyatı geçirdiğini anımsatan Arınç, ''Ailesine, MHP ve ülkücü camiaya başsağlığı diliyorum. İyi bir arkadaşımızdı. Mücadelesini biliyoruz. Allah cennetine koysun'' diye konuştu.

Devlet Bakanı ve Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı da, Mehmet Gül'ün ölümü dolayısıyla ailesine ve sevenlerine başsağlığı diledi.

MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, Mehmet Gül'ün ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek, ''Acımız büyük'' dedi.

Mimar Ahmet Vefik Alp de, Gül'ün ölümünün ülkücü camia için büyük bir kayıp olduğunu söyledi.

Eski MHP milletvekili Ahmet Çakar da, Gül'ün devleti ve milleti adına hayatını ortaya koyduğunu ve gençlerin onu örnek alması gerektiğini dile getirdi.



Kaynak: Ortadogu Gazetesi




Mehmet Gül Reisimize Allahtan rahmet diliyoruz. Ailesinin, yakinlarinin ve ülkücü hareketin basi sagolsun.

_SaNcaR_
17-03-08, 11:30
Allahtan rahmet diliyor, Mekani cennet olsun....Topragi bol olsun...
Erken uctu CINAR ............

D3cCc4L
17-03-08, 11:46
Acı bir kayıp

arap58
17-03-08, 13:03
ALLAH RAHMET EYLESİN MEKANI CENNET OLSUN....

suspect
18-03-08, 17:11
"MHP'yi İzmir'de kimse yok sayamaz"

http://www.etikhaber.com/images/stories/kisiler/musavvatdervisoglu1.jpg


MHP İzmir İl Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisine yönelik bazı yerel televizyon ve gazetelerin ambargo uyguladığını belirterek, beş bin kişiyle basın toplantısı düzenledi.


7 bin kişilik Alsancak Spor Salonunda yaklaşık beş bin kişiye hitaben konuşan İl Başkanı Müsavat Dervişoğlu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na adaylığını açıkladığından bu yana bazı kesimlerin MHP'yi, İzmir'de yok sayma girişiminde olduğunu, belirli mihraklardan emir alarak gizli görüşmeler yaptıklarını halka anlattı.
Kendisine ve partisine yönelik tutumların aynı şekilde devam etmesi halinde bu kişilerin isimlerini sinevizyondan herkese seyrettireceğini açıklayan Müsavat Dervişoğlu, "Eskiden bazı tatil köylerinin kapısında yazardı, Fransız tatil köyü Türk giremez diye. Şimdi İzmir'de sayıları on civarında bulunan kendini bilmez densizler var. Kendilerini İzmir'in tatil köyünün sahibi zandediyorlar. İzmir'in merkezine kendilerinin kültür dokusunun teşekkül ettiği şekilde bir tatil köyü kurmuşlar. İzmirlinin, İzmir'e girmesini neredeyse yasaklamışlar. Buca'dan baktığında duvar o kadar büyük ki tatil köyünün içini göremiyorsunuz, içinde kimlerin baktığını bilemiyorsunuz. Farklı mahfillerden de yönetildikleri için isim ve sayılarını tespit etmekte zorlanıyorsun" dedi.

Bu kişilerin başta görsel ve yazılı basında görev yaptıklarının altını çizen Dervişoğlu, "Ama bildiğim bir şey var İzmir'e öyle bir kültür dayatmaya kalkışıyorlar ki üç göbek İzmirlinin kendisini İzmirli saymaması için de elinden geleni artlarına koymuyorlar. MHP olarak söylüyoruz, bunların bir bölümü medya unsurlarına sızmış yönetici statüsünde görev yapıyor. Diğer bölümü de sivil toplum örgütlerinde görev yapıyor. İzmir'e al bayraklarla şehit gelirken onlar Hilton otelinin çatı katında eğlence tanzim ediyorlar. O bulduğunuz tatil köyünü Cenabı Allah nasip edecek başınıza geçireceğim Allah'ın izniyle" şeklinde konuştu.

Bu kişilerin televizyon ve gazetelerinde MHP'yle ilgili tek satır yayını koymadıklarının altını çizen MHP İzmir İl Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Ne hikmetse İzmir'in televizyon kanalları MHP görüşlerini almaya ihtiyaç hissetmiyor. Hele bir tanesi var ki CHP TV gibi maşallah. Bir Deniz Baykal, bir CHP İzmir İl Başkanı Kemal Karataş. Benim arkadan çekilmiş fotoğrafım yoktur, ben adamla cephe cephe mücadele ederim" diyerek tepkisini dile getirdi.

CHP'lilerin sürekli kendilerine Cumhurbaşkanlığı seçiminde AK Partiye destek olmakla suçladıklarını aktaran Dervişoğlu, "Tam tersine biz, Türk demokrasisinin önündeki kösteği engellemek için parlementoya girdik" dedi. Bir diğer eleştirinin ise başörtüsüne verilen destek olduğunu ifade eden Dervişoğlu, "Benim ülkücü bacılarımın başında baş örtüsü varken belki Başbakan'ın eşi başörtüsü takmıyordu, ne anlatıyorsun sen. Bizim 40 yılı aşkın siyaseten hem de çok önemli virajlarda kırıklıkların var olmadığını söylüyorum. "

Son olarak gündemle ilgili AK Parti'nin kapatılmasıyla ilgili CHP'nin tutumunu eleştiren Dervişoğlu, şöyle dedi: "Siyasi partiler mahkemede kapatılsın diyen bir parti var o da Cumhuriyet Halk Partisi (CHP). Sayın Deniz Baykal'dan başka herkes demokrasilerde siyasi partilerin kapatılmasının doğru olmadığını, Sayın Genel Başkanımızın ortaya koyduğu öneri çerçevesinde 'şayet siyasi partilerin yöneticileri içinde suç işleyen ya da suç işleme eğilimine sahip bulunan birisi var ise bunun şahsen yargılanması ve siyasetten men edilmesi icap ediyor demiş olmasına rağmen' yasaktan medet uman bir siyasi parti. Biz MHP olarak bunların işini demokrasi olarak sandıkta çözeceğimizi söylüyoruz ama bunlar, bunlardan kurtulmak için mahkeme kararından neredeyse medet ummak istiyorlar. Çünkü bunlar milletle devlet arasında bir zıtlık oluşturulmamışsa şayet siyaseten de var olacaklarını düşünemiyorlar" diye konuştu.

Toplantıda, MHP İzmir Milletvekillerinden eski bakanlardan Kenan Tanrıkulu, Şenol Bal ve emekli general milletvekili Erdal Sipahi de katıldı. Partililerin, Dervişoğlu'nun sözlerini uzun süre alkışladıkları gözlendi.


Kaynak: Etikhaber.com




İzmir kenti Milliyetçi Hareket Partisi ile şahlanacak. Rahmetli Ahmet Priştina ve Aziz Kocaoğlu ndan sonra İzmir için en uygun Belediye Başkanı adayı MHP İzmir il başkanımız Sayın Musavvat Dervişoğludur. Kendisini gönülden destekliyoruz ve inanıyoruz ki İzmir için hayırlısı nasip olacağını. Sayın Belediye Başkanı Aziz Kocaoğluna da saygılar...

Fil Hamdi
18-03-08, 18:12
ekle kanka benide :)

_SaNcaR_
19-03-08, 16:40
]Kandiliniz mubarek olsun Ülküdaslarim.[/B]

D3cCc4L
20-03-08, 09:36
ÜLKÜCÜLÜĞÜN TEMEL ESASLARI

Gayemiz iyi bir Türk olmaktır. İyi bir Türk olmak, Türk'ün törelerini, dilini, dinini, ülküsünü iyi bilmek, iyi yaşamakla olur. Türk'ün gücü imanıdır. İmanının özü ise kendi öz kültürüdür. Türk kültüründe, milletin aynı kültür doğrultusunda yaşamasının sağlanması için, üç unsura kayıtsız şartsız bağlanılması gerekmektedir. Lider, doktrin, Teşkilat. Bu üç unsuru iyi bilmek, anlamak, yaşamak zorundayız. Bu üç unsur milletin birlik, dirlik ve güçlülüğünü sağlayan temel prensiplerdir. Türk kültüründe güçlü devlet kurabilme, Turan'ı gerçekleştirebilmek ve Kutlu Düzeni sağlamak için gerekli olan bu üç unsuru tek tek tetkit etmek gerekiyor.

LİDER

Liderlik, okullarda okuyarak, ihtisas yapılarak elde edilebilecek bir mefhum değildir. İnsanlar birbirinden ayıran bir özellik şahsi karakteridir. Bazı insanlar inançlarına tam anlamıyla bağlıdır. Yaşayış tarzını tamamen inançlarına göre düzenler. Duygularını ve düşüncelerini bu inanç istikametinde yönlendirir. Bu kişilerde bu inançlarına bağlılık karakteristik bir özelliktir. İşte Cenabı Allah bazı şahsiyetli insanlara, kendi kültür öğelerini iyi yaşama vasfını nasip etmiştir. Türk lideri de, Türk kültürünün bütün öğelerini en iyi bilen, en iyi uygulayan şahsiyet sahibi olmalıdır.

Türk'lerde liderlik vasıflan ve Türk kültürü içerisinden çıkarılmış bazı öğeler şunlardır:

Lider, özü sözüne uygun olan kimsedir.
Lider, yüksek bir ahlakın, üstün bir seciyenin sahibi olan kişidir.
Lider, ölüme giderken de inançlarından taviz vermeyen kişidir.
Lider, teşhisinde yanılmayan, kolay kolay aldatılmayan, aldanması mümkün olmayan kişidir.
Lider, milli olanı milli olmayana her zaman tercih eden, bu tutumunda her zaman kararlılık gösteren kişidir.
Lider, her türlü haksızlığın karşısında başını dimdik tutan ve zorbalıklar önünde eğilmek nedir bilmeyen kişidir.
Lider kişinin, sınıfların, baskı gruplarının yararına değil, öncelikle milletin menfaatlerini düşünmesini bilen kişidir.
Lider, milli olmayan her düşüncenin, her ekonomik sistemin ve devlet anlayışının karşısında milli olanı büyük bir faziletle, korkusuzluk ve cesaretle savunmasını bilen kişidir.
Lider, milleti meydana getiren dil, din, kültür, tarih ve soy birliğine, vatan kavramına sadakat ile bağlılık ile göstermenin bir zaruret olduğuna inanan kişidir.
Lider, sosyal hafiflikleri değil, milli vakar ve üstünde tutulmasını isteyen ve bu konuda her türlü dikkat ve titizliği gösteren kişidir.
Lider, gerek iç politikada, gerekse dış politikada olsun, millet ve devlet yararına alınması ve geliştirilmesi gereken meseleleri kendi politik ve kişisel çıkarları için bir araç olarak kullanmak heveskarlığına kapılmayan kişidir.
Lider millet devlet felsefesini "Devleti Ebed müddet" ilkesi doğrultusunda ve kendi soylu esprisi dahilinde yaşatmayı amaçlayan kişidir.
Lider, milleti, devleti ve ülkeyi tehdit eden her alçakça girişimin tam zamanında karşısına dikilen kişidir.
Lider, milletin ruh ve gönül yapısı ile sosyal alışkanlıklarını daima göz önünde bulundurarak, millete en yararlı olması gereken çare ve tedbirleri almada başarı gösteren kişidir.
Lider, nazizme, faşizme olduğu kadar komünizme de, millet varlığı için tehlikeli gördüğü her türlü kozmopolit akım ve sistemlere de olmaz demesini, durdurucu, caydırıcı ve önleyici tedbirler koymasını bilen kişidir. , Lider, günübirlik meselelerin yerine büyük ülküleri gerçekleştirmeyi, milletin, devletin ve ülkenin 10-15 yıl sonraki geleceğini değil, 50-100-200 ve hatta 500 yıl sonraki geleceğini düşünen bunun ilmi hesaplarını, aritmetiğini varsayımdan, ihtimallerden ötede değerlendirme cihetine yönelen kişidir.
Lider, kanunların örf, gelenek ve adetlerle modern teknikte ilim ve uygarlık anlayışının birbirinin tamamlayıcıları olarak benimsenmesi üzerinde önemle duran kişidir. Bu gerçeğe inanan,iman eden kişidir.
Lider, milli istiklal, toprak bütünlüğü, milletin birlik ve beraberliği yolunda ölümü bile ehvenden sayan kişidir.
Lider, milletini çağların üstünden sıçratarak milletine bu ruh, bu inanç ve bu şuuru aşılayarak, onun ilim de, teknikte ve uygarlıkta en ileri milletlerin de önünde yer almasının mücadelesini veren kişidir.
Lider, hiç bir ön yargı ve siyasi yatırım amacıyla yahut maddi menfaatleri karşılığında devlet sırlarını açıklamayan, bu zavallılığı, benimsemeyen kişidir.
Lider, her türlü iftira, yalan ve hakaret ifade eden kelimeyi sözlüğünden çıkartıp atan kişidir.
Lider, ön sezgisi kuvvetli, kararlı isabetli, fikir ve kanaatleri istisnasız bir şekilde en mükemmel, en iyi ve en doğru olan kişidir.
Lider, güçlüklerden yılmaz, tehditlere papuç bırakmaz, vatanını bir pula satmaz.
Lider, kavgadan kaçmaz, kaçırılmaz.
Lider, dün neyi savunuyorsa, bugün de, yarın da yine aynı şeyleri savunarak savaşını sürdürür, daima ileriye bakar, ufku daima ilerisidir.
Türk töresinde liderde aranan vasıflar bunlardır. Bu vasıflara sahip bulunan şahsiyetler daima hedefe varır. Türk İslam davasını sistemli hale getiren dava önderinde mutlaka bu vasıflar bulunmalı. Zira dünya milletleri kendi menfaatleri için başka milletler üzerinde hesaplar yapmaktadır. Bu vasıflara sahip şahsiyetler başka milletlerin kendi ülkelerindeki hesaplarını bozar. Bu vasıflara sahip olmayanlar ülkeyi başka milletlerin güdümüne bilerek veya bilmeyerek sokarlar.

Cenabı Allah sevdiği Türk milletine en buhranlı günlerinde mutlaka kurtarıcı bir lider nasip etmiştir. Alparslan Türkeş yüzyılımızın bu vasıflara yegane sahip lideridir.Onun hayatı başlı başına bir mücadele başlı başına bir davadır. O lidere bağlılık ve teslimiyet, kendini Türk kabul edenlerin yapması gereken şeylerdir. Hele de bu Türk ufkunu Nizamı Alem'e yöneltmiş bir ülkücü ise, liderini iyi tanımalı ve ona teslimiyet bilinci ile bağlanmalıdır.

1944 yılından beri fikirleriyle bütün Türk dünyası için hürriyet mücadelesi veren, doktrinleriyle de Türk Devleti'ni güçlü, kılmak milletinin mutlu olmasını sağlamak ve dünya insanlık aleminin gerçek adalete kavuşması için çizgisinden taviz vermeyen her türlü çileye rağmen Hak yolunda mücadeleye devam eden ve Türk milliyetçiliğinin milletimizin milli meselesi olmasını sağlayan 1300 yıl sonra Türk kurultayı yapan ve bu kurultayda Hakan'lık unvanı alan Dünya Türk'lüğünün değişmez Lider'i Alparslan Türkeş'tir. Makamı "Başbuğ’luktur.

DOKTRİN

Bir milletin kendi kültürüyle yönetilmesi o milletin milletlerarası mücadelesinde zafer kazanmasına sebep olur. Liderlik anlayışımızda olduğu gibi devletin, kalkınma meselelerini çözümde kendi kültürümüzü örnek alıyoruz.

Dolayısıyla devletin kalkınma politikasını, Türk Kültürünü incelediğimizde bazı dilimlere ayırmak zarureti hasıl oluyor. Bu konu uzmanları tarafından 9 dilime ayrılmıştır. 9 rakamı Türk Kültüründe ve İslam inançlarında kutsal sayılan bir rakamdır. Türkiye'nin kalkınmasını 9 farklı maddeler halinde dilimlere ayırıp her birini ayrı ayrı kültür potasında çözümleme yoluna gidilmiştir.

Türkiye’nin bugün ileri gitmiş modern milletlerin, modern devletlerin seviyesine ulaşması için dünya çapında ilim adamları ve teknik insanlar kadrosuna ihtiyaç vardır. Bu kadrolarla tamamen, %100 milli bir tutumla eksikleri tamamlamak, hataları gidermek gerekir.

Kendi öz değer ve kültür kaynaklarımızla milli ihtiyaçlarımızı esas alarak telafi etme ve çare bulma düşüncesiyle 9 ışık ortaya konmuştur. "Herşey Türk için, Türk'e göre, Türk tarafından" sloganında manalaşan ve Ozan Arifin söylediği "Doktorun Türk, ilaç İslam olacak" mısralarına akseden milli kurtuluş ve milli yükseliş hamlesi dün olduğu gibi bugün de hatta yarın da Türk Milletinin yegane kurtuluş reçetesidir. Çünkü diğer bütün fikri ve siyasi ideolojilerin karşısında tek Milli Doktrin'dir. Çünkü kaynağını, özünü Türk kültüründen almaktadır. Çünkü doktriner yapımız "Türk'lük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletidir."

Bu doktriner yapımızı maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz.

1. Milliyetçilik
2. Ülkücülük,
3. Ahlakçılık,
4. Toplumculuk,
5. İlimcilik
6. Hürriyet ve Şahsiyetçilik
7. Köycülük,
8. Gelişmecilik ve Halkçılık
9. Endüstri ve Teknikçilik

Türkiye bu maddelerde izah edilen dilimleri iyice anlamadan , bu doktirinleri uygulamadan dışarıdan ısmarlama alınan yabancı sistemlerle yükselişini ve kurtuluşunu sağlayamaz. Bu doktrin Türk’ün özü , Türk’ün kurtuluş reçetesidir.

TEŞKİLAT

İnsanları milliyetçi , toplumcu fikir yapımızla aydınlatma , koordine etme ve ülkücünün yakın hedefinin iktidar olmasını temin için birer eğitim yuvası olan Ocaklarımız ve ocaklarımızda yetişen , yetişirken de devleti kurtarma , topraklarımızı vatan yapma , milletin milli değerlerini yüceltme , insanlara şahsiyet kazandırma ruhunu almış kadroları iktidar yapma vasıtası olarak da M.H.P her ülkücünün teşkilatıdır. Ocaklarımız birer ilim irfan yuvasıdır ve de öyle olmalıdır. Biz Ülkücüler bu ocaklarda devletimizin bekası için yetişmek ve hazır olda beklemek mecburiyetindeyiz. Çünkü devletine sahip çıkan , millet için çalışma arzusu taşıyanlar ülkücülerdir. Öyleyse ülkücülerden başkası devleti için var gücüyle çalışmazlar. Bizler kadrolarda yerimizi alarak , ocaklarda aldığımız ruhu iktidara taşımalıyız. Bu yol partilerden geçer. Var oluşlarının gayesi milli kurtuluş hamlesi olan tek siyasi vasıta Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

Çünkü Milli kurtuluş ve yükseliş davası diye kendi kültürümüzde bulduğumuz Dokuz Işık’ı doktrin halinde savunan ve iktidara geldiğinde uygulanacak tek çare olarak gören siyasi parti M.H.P’dir.



Hepiniz birer Türk Bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.

Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz...

Emirlere mutlak itaat lâzımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle dâvamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lâzımdır.

Millî kalkınmamızı gerçekleştirmek, her Türk ferdini hür yapabilmek için Türk Milletini yeniden kurmak zorundayız. Vatandaşlarımız arasında parti, mezhep, ırk ve bölge farkı gözetmeksizin karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bağlar dokuyacağız.

Başarı için muntazam plânlı çalışma yapmak lâzımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız.

Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz.

Alınan görevleri yapmak ve yapıldığını takip etmek lâzımdır. Millet hayatında başarı devamlılığa bağlıdır.

Kendinizi küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir. Birlik, beraberlik içinde olmaktır.

Komünist sistemlerde halkın esaret altında oluşunun sebebi bir mülk sahibi olamamasıdır. Hürriyetin tek garantisi mülkiyettir.

Bizim savunduğumuz Dokuz Işık'çı sistemin hedefi Türk Milletinin her ferdini mülk sahibi yapmaktır.

İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.

Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.

Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır.

İslamiyet'i ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.

Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.

İnsanlar; yoksulluğa, açlığa, susuzluğa tahammül ederler. Fakat adaletsizliğe, hor görülmeye, aşağılanmaya ASLA müsaade, müsamaha etmezler.

Ahlâkçılık anlayışımız, Türk Ahlâkı ve Müslümanlık inancından meydana gelmiştir.

Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddim bilmek... Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.

Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...

Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez

TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur.

Fikir, iman, ülkü aşkı ... İnsanları güçlü yapan bunlardır.

Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.

Milletler yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir.

Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.

Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez."

Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.

Gençliğimizi büyük bir savaş beklemektedir. Bozgunculuğa, tembelliğe, ahlaksızlığa, cehalete, yalancılığa karşı büyük bir savaş.

Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır

arap58
21-03-08, 11:15
http://img212.imageshack.us/img212/8773/babu2ew0dn1.th.jpg (http://img212.imageshack.us/my.php?image=babu2ew0dn1.jpg)

http://img212.imageshack.us/img212/5558/falbumpic1332rp6kn4.th.jpg (http://img212.imageshack.us/my.php?image=falbumpic1332rp6kn4.jpg)

satisfacti10
21-03-08, 18:37
gereksiz mesajlar silinmiştir..!

kırmızı_gül
21-03-08, 19:22
çok güzel olmuş emeğine sağlık teşekkürler:okay:.......benide eklermisin?

suspect
22-03-08, 11:41
Nevruz kutlamasında Yıldızdoğan konseri

http://www.etikhaber.com/images/stories/kultursanat/mustafayildizdogan1.jpg

Bursa'da gün boyu devam eden nevruz kutlamaları, gecede Mustafa Yıldızdoğan konseriyle devam etti.



Mehter takımı ve halk oyunları gösterileriyle renklenen gecede, sevilen sanatçı Mustafa Yıldızdoğan, hayranlarına keyifli dakikalar yaşattı.

Nevruz Bayramı kutlamaları, gündüz faaliyetlerinin ardından gecede Atatürk Spor Salonu'nda yapılan bir programla devam etti. İstiklal Marşı ve saygı duruşunun ardından gecede, Nevruz Komitesi adına Handan Ton ve Prof. Dr. Selçuk Kırlı, birer açılış konuşması yaptı.

Uludağ Mehter Takımı konseri ve halk oyunları gösterilerinin ardından sahneye sevilen sanatçı Mustafa Yıldızdoğan çıktı. Yıldızdoğan, "Benim için bir kişide bir, bin kişide bir. Önemli olan inanmak. Bu salondaki bir kişi, bin kişiye bedel. Bugün yurt genelinde bu bayramı farklı noktalara çeken ve taşkınlık yapanları kınıyorum" dedi.

Yıldızdoğan daha sonra sevilen şarkılarını seslendirerek, hayranlarına keyifli anlar yaşattı.


Kaynak: Etikhaber.com

D3cCc4L
24-03-08, 13:04
çok güzel olmuş emeğine sağlık teşekkürler:okay:.......benide eklermisin?

Hoş geldin aramıza kırmızı_gül eklendin paylaşımlarını bekliyoruz

suspect
24-03-08, 21:31
Ülkücü sanatçının yeni albümü dikkat çekiyor

http://www.etikhaber.com/images/stories/kisiler/alikinik1.jpg

Ülkücü sanatçı Ali Kınık'ın son albümünde hayli ilginç bir beste var. "İtin biri" adı ilk anda akla başka şeyler getiriyor olsa da işin özü çok farklı bir trajedi yansıtıyor...



Ali Kınık, Ülkücü kanadın kayda değer genç ozanlarından.

İlk olarak 1996 yılında Kültür Müzik firmasının yayınladığı "Beni Öldü Say" adlı albümle müzik piyasasında adını duyurın sanatçı 2003 yılında Şölen Kaset'ten "Bu Şarkı" adlı albümü ile dikkatleri üzerine çekti. Sanatçı, 2005 yılında Zeybek Yapım'dan çıkarttığı "Bir Millet Uyanıyor" ve 2006'da Ati müzik'ten çıkarttığı Duvar Yazısı albümü ile Milliyetçi duyarlılığın sesi olmayı sürdürdü.

Sanatçının son albümü Ateş Müzik firmasından yayınlandı ve İsyan Şarkıları adını taşıyor. Ancak daha önceki albümlerinde sövgüye prim vermeyen ve sesi ve sanatı ile öne çıkma mücadelesi veren sanatçının son albümünde bir parçanın "itin biri" adını taşıması ilk bakışta 'acaba' dedirtiyor.

Fakat müzik parçası dinlendiğinde sövülen kişinin kendisi olduğu ve söven kişinin de kayınpederi olduğu ortaya çıkıyor. Söz konusu parça, dünya görüşünü kitlelere izah edemeyen Ülkücülerin dramını gözler önüne seriyor. Ozan bu parçanın kendi başından geçen bir olay olduğunu belirtiyor.

Ali Kınık gerek kendi kişiliğini, gerekse albümünün içeriğini şu sözleri ile ifade ediyor: "Zulme, haksızlığa, Türk düşmanlığına, din düşmanlığına, ahlaksızlığa karşı bir başkaldırıdır bu. Arkamda uyuşturucu baronlarının kirli ve güçlü parası yok; Etkili ve yetkili yerlerde amcam, dayım yok; Medya desteğim yok; Yok, yok, yok diye içlendiğimi sanmayın. Yok ama çok şükür ki kimseye borcum da yok.Bundan dolayıdır ki, kimseden alacak talimatım da yok. İmanım var, cesaretim var ve kralına eğilmeyecek bir başım var... Yaptığın şeyin adını koy denirse; Derim ki; Tek bir sazımla dünyaya meydan okuyorum"...

İşte sanatçının albümünde dikkat çeken o parça ve albümde yer alan parçaların listesi:


Albüm şarkıları

1. İsyan Bildirisi
Söz & Müzik: Ali Kınık
2. Alayına İsyan
Söz & Müzik: Ali Kınık
3. Eşkıyaya Çıktı Adım
Söz & Müzik: Ali Kınık
4. Senden Sonrası Kıyametimdir
Söz & Müzik: Ali Kınık
5. Çal Kemancı
Söz & Müzik: Ali Kınık
6. Kerkük
Söz & Müzik: Ali Kınık
7. Türkçe
Söz & Müzik: Ali Kınık
8. İtin Biri
Söz & Müzik: Ali Kınık
9. Kuralsız
Söz & Müzik: Ali Kınık
10. Başka Birini Mi Sevdin ?
Söz & Müzik: Ali Kınık
11. Ben Seni Hiç Unutmadım
12. Fenerli
Söz & Müzik: Ali Kınık
13. Karlı Dağlar Karanlığın Bastımı
Söz & Müzik: Zaralı Halil
14. Kurt Destanı



Kaynak: Etikhaber.com / alikinik.org

by_axsi
24-03-08, 22:16
çok güzel bi konuya değinmişiniz ülküdaşlarım
benide eklerseniz gurur duyarım....

LinкØѕєя
25-03-08, 23:13
çok güzel bi konuya değinmişiniz ülküdaşlarım
benide eklerseniz gurur duyarım....

Hoşgeldin kardeşim . . . :okay:

D3cCc4L
26-03-08, 09:48
çok güzel bi konuya değinmişiniz ülküdaşlarım
benide eklerseniz gurur duyarım....

hoş geldin reis eklendin

suspect
26-03-08, 16:31
150. üyemiz olan by_axsi e: aramıza hoşgeldin ülküdaş. Yorumlarını katkılarını merakla bekliyoruz.

150 üyeli hayran kitlemiz gün geçtikçe büyüyor. Aramızdan banlananlar oldu ama onları listeden silmek olmaz, yanlış olur. Onlar banlanmiş olsalar da bu hayran kitlenin mensuplarıdır.

Ülküdaşlarıma selamlar


Bu basligi yeniden sabitlemeyi layik görenlere de ayrica tesekkürler.

D3cCc4L
27-03-08, 13:11
tekrar sabitlendik hayırlı ugurlu olsun ülküdaşlarım

suspect
28-03-08, 17:24
MHP'li Vural Osmaniye'ye gidiyor

http://www.etikhaber.com/images/stories/siyaset/oktayvural4.jpg

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural bugün Osmaniye'ye gidiyor.



Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Grup Başkanvekili Oktay Vural Osmaniye'ye geliyor. Vural'ın 28 Mart'ta saat 19.30'da Osmaniye Ülkü Ocakları tarafından Köşk Restaurant'ta düzenlenen"Aile Şöleni"ne katılacağı bildirildi.

Grup Başkanvekili Oktay Vural'ın da katılacağı toplantı ile Osmaniye'de MHP'nin yerel seçim startını vereceği bildirildi.

Vural'ın ziyarette Türkiye'nin gündemiyle ilgili bilgiler vereceği ve Osmaniye'de yerel seçimlerin durumu hakkında bilgi alışverişinde bulunacağı öğrenildi.

Ülkü Ocakları Başkanı Ertuğrul Cevahir düzenledikleri "Aile Şöleni"ne Ülkü Ocakları Genel Merkezi sanatçısı Şemsimah Şener'in şölenlerinde bir konser vereceğini kaydetti.


Kaynak: Etikhaber.com

turkmensoylu
29-03-08, 00:11
ekle ülküdaşım benide

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

D3cCc4L
29-03-08, 14:51
ekle ülküdaşım benide

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Hoşgeldin reis

garydelgadov
29-03-08, 18:02
ekle ülküdaşım benide

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

kardes imzanı kaLdır üLküdaşLarımızın banLanmasından pek hoşLanmıyoruz Lütfen rekLama giriyor bunun cezası bandır;)

arap58
31-03-08, 11:35
merhaba ülküdaşlarım nasılsınız.....

D3cCc4L
31-03-08, 13:27
merhaba ülküdaşlarım nasılsınız.....

merhaba iyiyiz ülküdaşım seni sormalı

unalka
31-03-08, 22:39
slmlar ülküdaşlar sizlerle bi dosya paylaşmak istedim.. devletin başında bulunan partinin yaptığı icraatlarla ilgili seyrederseniz sevinirim.....
http://rapidshare.com/files/103871805/sat__305_l__305_k_ulke__Turkiye.pps.html

D3cCc4L
01-04-08, 13:44
bilgi paylasımını resimle ve yazı ile yapsan daha iyi olurdu boyle video felan kimse indirmez sanmıyorum

unalka
01-04-08, 16:40
iyi demişsinde kardesim baya güzel bişey seyretmek isteyenler için.. 6 senedir ülkenin başında olan partinin güzel türkiyemizden sattığı kurumları anlatan çok tanıtıcı bi sunuydu.. indirenler anlarlar sanırım... dediğin gibi bilgi paylasımını resimle ve yazı ile yapabilsem daha iyi olurdu ama baya bi geniş..

suspect
02-04-08, 00:32
vay be ben foruma girmeyeli ne kadar da çoğalmışız :D bu arada D3cCc4L yeni imzanı beğenmedim çarşıya laf yok :@


aramiza yeniden hosgeldin. ya su firtinali günlerde bizi siyaset meydaninda yalniz birakma:hahah:. Desteklerini bekliyoruz:D

Ayrica hayran kitlemize yine kaliteli katkilarini dört gözle bekliyoruz:okay:


Tüm ülküdaslarima selamlarimi iletiyorum. Hayran kitlemiz cok iyi gidiyor. Yola devam...:kiki:

D3cCc4L
03-04-08, 19:18
vay be ben foruma girmeyeli ne kadar da çoğalmışız :D bu arada D3cCc4L yeni imzanı beğenmedim çarşıya laf yok :@

haha hoşgeldin ülküdaşım ya kusura bakma ama bu ara Fenerbahçe çoştu bi süre sonra tekrar eski imzamı koyucam paylaşımlarını dört gözle beklıyorum :D

suspect
04-04-08, 02:50
Başbuğ Alparslan Türkeş anılıyor

http://www.kutluyol.org/images/alpslntrks.gif


MHP'nin kurucu Genel Başkanı Başbuğ Alparslan Türkeş ölümünün 11. yıldönümünde mezarı başında düzenlenecek törenle ve MHP Genel Merkezi'ndeki etkinlikle anılacak.




MHP’nin kurucu lideri Alparslan Türkeş ölümünün 11. yıldönümünde mezarı başında düzenlenecek törenle anılacak.

Alparslan Türkeş için anma etkinliğinin ilki yarın saat 10.30’da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve parti yöneticilerinin katılımıyla Anıtmezar’da yapılacak.

Anıtmezar’daki törenin ardından Türkeş’in adına düzenlenen “Alparslan Türkeş Büyük Ödülü” isimli araştırma-inceleme ve makale yarışmasının ödül töreni gerçekleştirilecek. Ödül töreni Bahçeli’nin katılımıyla saat 15.00’de MHP Genel Merkez Konferans Salonu’nda yapılacak.

-TÜRK SİYASETİNE DAMGA VURDU-

Milletimizin yetiştirdiği son Başbuğ'un hayat hikayesinin başlangıcında da göç var.

Yıl 1860 Orta Anadolu'da, Kayseri'nin, Pınarbaşı ilçesi'nin Yukarı Köşkerli Köyünde meskun Avşar Obalarından Koyunoğlu ailesi bir toprak meselesi yüzünden kavgaya girişince Sultan Abdülaziz'in fermanıyla Kıbrıs'a sürgün edilir.

Yıl 1917 ve Kasım'ın 25'i, öğle vakti.. yer, Lefkoşe. Haydarpaşa Mahallesi Kirlizade sokağı 13 numaralı mütevazi evde, Kıbrıs'a yerleşen Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve esi Fatma Zehra Hanimin Ali Arslan adini verdikleri oğulları dünyaya gelir.

Yıl 1921 ve 4 yıl 4 ay 4 günlük Ali Arslan, annesi tarafından yıkanır, yeni elbiseler giydirilir ve devrin âdetince fesi mücevherler ile süslenerek Sarayönü ilkokul'una (Sıbyan Mektebi) gönderilir. Sarıklı ve mübarek bir Osmanlı Uleması olan Hoca Efendi'nin dizi dibine çöken Ali Arslan'ın ağzından çıkan ilk söz bir euzü besmeledir. Ey Rahman ve Rahim olan Allah'ım, annem beni yetiştirdi bu mektebe yolladı, okuyup yetişip, milletime hizmet etmek istiyorum dermişçesine bir besmeledir, Ali Arslan'ın ağzından dökülen..

Birbirinin ardısıra gelen ilkokul ve Rüştiye yılları ve her biri birbirinden daha değerli Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asim Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş birer hançer olan hocalarından feyz alır. Onlar Ona müfredatın yanısıra Kıbrıs Türklerinin yalnız olmadığını Devlet-i âli Osman bakiyesi hür ve müstakil Türkiye'nin yanısıra yeryüzünde kendileri gibi bahtsız esaret altında milyonlarca Türk olduğunu da öğretirler. Dahası Osman Zeki Bey Ali Arslan'ın adini adeta senin adin "Alparslan olsun" ve Sultan Alpaslan'a denk bir yiğit Türk ol, diyerek değiştirir.

Küçük Alparslan'ın doğup, yetiştiği o yıllarda, Piyale Pasa yadigârı Kıbrıs, sevgili Yeşilada'mızın tamamı İngiliz işgali altındadır ve Türk'ün istiklâlini kaybetmesinin ne demek olduğu Onun ruhunun derinliklerine şuurunun uyanmağa başladığı günden, çocukluk yıllarının başlangıcından başlayarak siner. O her gece Türkiye'ye gidip asker olmayı ve gelip ata-baba ocağını kurtarmanın düşüyle uyur, uyanır.

Yıl 1933 ve Alparslan'ın artik işgal altında, esaret altında yasamaya dayanacak gücü kalmamıştır. Babası Ahmet Hamdi Bey'i ve Annesi Fatma Zehra Hanım'ı ikna eder, aile mallarını satıp savar yanlarında oğulları Alparslan ve kızları Dervişe olduğu halde, ak toprakların, hür toprakların, Türk'ün Türk olduğundan utanmadığı, boynunun eğik olmadığı toprakların, anavatanın, Türkiye'nin yoluna düşerler; Viyana vapuru ve.. ver elini İstanbul...

Ailesi İstanbul'a yerleşince Alparslan'ın ilk isi Kuleli Askeri Lisesi'ne kayıt olmak olur. Artık O yüreğinin Onu çağırdığı yerde ve düşlerinin peşindedir. O düşlerini düşleyen başkaları da vardır İstanbul'da... Derlenip toparlanmışlar, Türklük, Türkçülük ülküsünün O bir daha hiç inmeyecek olan bayrağını açmışlardır. O Yüce Dilek, O aziz Ülkü, O muhteşem düşler, özellikle, bir Ülkü devi olan Atsız Hoca'nın can evinde, ocağında pişer ve sohbetlerle, şiirlerle, dergilerle, romanlarla mektuplarla Türk aydınlarının gönlüne cemre cemre düşmekte ve yayılmaktadır. Onlarla tanışır, buluşur, Alparslan Türkeş.

Yıl 1936 Kuleli Askeri Lisesi'ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitirince Ankara ve Harp Akademisi yılları baslar. 1938'de Harbiye'den mezun olur, artik O Türk Ordusu'nun genç bir teğmenidir ve Türk Milleti'nin emrindedir.

Yıl 1940 Isparta'da gönlünü Muzaffer Ana'ya kaptırır ve evlenirler. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adli çocuklarla çiçeklenir bu evlilik ve bozkurtların Muzaffer Ana'sının 1974 yılında elim kaybından sonra 1976 yılında, Sevâl Hanım'la yaptığı ikinci evliliğinde de Tanrı Onu Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adli iki evlât daha vererek sevindirecektir.

Yıl 1944 3 Mayıs.. Ankara'da eski tabirle bir nümayiş yani gösteri veya yürüyüş vardır. Türk'ün, Türklüğün ölmediğini, ölmeyeceğini ve yükselen Türkçülük bayrağının bir daha hiçbir şekilde inmeyeceğini gösteriyorlar. Hem dosta hem düşmana... hem devlet hizmetindeki gafillere hem de yurda sızmaya çalışan hainlere, Asya bozkırlarında yaratılan bozkurt soyluların bozkurt torunlarının, bir kaç çakalın günü birlik menfaatleri için göz yumdukları kızıl yılanın farkında ve onun başını ezme azminde olduklarını gösterirler.

Şâirin öz yurdunda garipsin, özyurdunda parya dediğince tutuklanır Türkçüler... Devrin dalkavuk iktidarının uyduruk nedenlerle açtığı Türkçülük-Turancılık Davası baslar. Türkçüler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar. Türkiye'de Türk Milliyetçisi olmanın bedelidir bu... Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş'te bunlar arasındadır. 20 Ekim 1944'te kendisini "vatan hainliği" suçlamasıyla sorgulayan mesnetsiz Savcıya "Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği isnat edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde her şeyden çok milletimi ve vatanimi severim." diye haykırır. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve bir yıldır hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen cezada daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2. numaralı mahkemede beraat eder. Bu onun Türk Milliyetçisi olduğu için zindanlara ilk atilisidir ve son olmayacaktır. Ülkücü olmak çileye talip olmaktır, nimete, ikbale değil. O da Türklük Ülküsü için zaman zaman şiddeti artan çileyi bir ömür boyu bir an bile tereddüt etmeksizin ve yakınmaksızın, çekmiş ve çile çekmeyi şeref bilmiştir.

Yıl 1947 Alparslan Türkeş ve 15 diğer Türk subayı, A.B.D. Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulunda iki yıllık bir süre eğitim görürler. Bu arada ülkemizden Kars ve Ardahan civarıyla Boğazlardan üs talep eden Sovyetler Birliği'nin Komünizm maskesi ardına saklanmış, o eski ve değişmez "Moskofluğu" ayan beyan ortaya çıkar. Bu atmosferde yurda dönen Alparslan Türkeş Gelibolu ve Çankırı'daki görevlerinden sonra 1951 yılında Kurmaylık sınavını kazanır ve 1955 yılında Harp Akademisi'nden Kurmay Binbaşı olarak mezun olur.

Yıl 1955 dış görev için açılan sınavı kazanarak A.B.D. Pentagon'da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanır. Bu arada ... Üniversitesinde Uluslararası Ekonomi eğitimi görür. 1957 yılında Türkiye'ye döner.

1959 yılında Almanya'ya Atom ve Nükleer Okulu'na gönderilir ve bu okulu basarıyla bitirir. O artik bir Kurmay Albaydır.

Yıl 1960, tarih 27 Mayıs öteden beri örgütlenen ve memlekette kardeş kavgasını önleyerek bazı reformlar yapmayı hedefleyen Milli Birlik Komitesi'nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan kişi ve "ihtilâl'in kudretli Albayı"dır. Kurmay Albay Alparslan Türkeş ihtilâl hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlenir. Bu vazifesi esnasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet istatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurar.

Ancak Milli Birlik Komitesi arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13Kasim 1960'ta Kurmay Albay Alparslan Türkeş ve "ondörtler" olarak bilinen arkadaşları Komite'nin diğer üyelerince emekliye sevk edilerek tasfiye edilirler ve zorla evlerinden alınıp yurtdışında görevlendirilmek suretiyle sürgün edilirler. O da 19 Kasım'da Türkiye'nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgüne gönderilir.

1961-62 1963 yılına kadar 2,5 yıl, yönetimi elinde bulunduranlarca Alparslan Türkeş'in Türkiye'ye dönmesine müsaade edilmez.

Yıl 1963 tarih 23 Mart Alparslan Türkeş sürgünden yurda döner.

Dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adli bir dernek kurar.

Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar, yargılanır ve beraat eder.

Tarih 31 Mart 1965 saat 11.00 de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne katılır.

Tarih 1 Ağustos 1965 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Büyük Kurultay'ında Genel Başkanlığına seçilir. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde Ankara milletvekili seçilir.

Yıl 1969 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin adi Milliyetçi Hareket Partisi amblemi de Üç Hilâl olarak değiştirilir. O yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili olarak seçilir.

İlki, 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları arasında ve ikincisi de 1 Ağustos - 31 Aralık 1977 tarihleri arasında Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yapar.

Ülkü Ocakları, Büyük Ülkü Derneği ve diğer mesleki örgütlenmeler baslar.

1968 Yılından itibaren Marksist ve bölücü gençlik hareketleri üniversitelerde yuvalanır ve üniversite özerkliğinden istifade ederek buraları silah, cephane deposu haline getirerek "Komünist Devrim" için üs haline koyarlar. Üniversiteler işgal altındadır. Her yer Lenin'in Stalin'in Mao'nun resimleri ve komünist sloganlarla doludur. Komünist yeraltı örgütleri "şehir gerillası" mı "kır gerillası" mi tartışmaları yapmakta okullara kendilerine tabi olanlardan başka hiç kimseye hayat hakkı tanımamaktadırlar. Bunun üzerine Başbuğ Alpaslan Türkeş toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle onları komünizm konusunda aydınlatmaya ve alternatif olarak da Türk Toplumculuğunu, Türk Milliyetçiliğini anlatır. Kısa zamanda çoğalan gençler örgütlenmeye başlarlar. Doktriner Türk Milliyetçiliği safhası başlamıştır. Türk Milliyetçileri Dokuz Işık, dokuz prensip etrafında toplanırlar.

Bu gelişmelerden rahatsız olan Türklük ve Türkçülük düşmanları özellikle de Komünist örgütler kendilerine okulda, fabrikada, köyde, kentte, dağda her yerde ama her yerde karşı çıkıp mücadele eden Ülkücü Hareket'e karşı savaş ilan ederler ve 12 Eylül 1980'e kadar 5000 civarında Ülkücüyü şehit ederler. Devlet'in zaaf içinde olduğu düşünülen "zinde güçlerdi bir şeylerin yani ihtilâlin şartlarının "olgunlaşması" için daha fazla kanın akmasını beklemektedirler.

Başbuğ için 1978, 1979, 1980 yılları bir çoğunu bizzat kendisinin yetiştirdiği binlerce ülküdaşının Komünist çetelerce katledildiğini gördüğü, kan ağlayan bir yürekle her şeye rağmen kaybetmediği soğukkanlılığıyla bir iç savaşı önlediği ızdırap dolu yıllardır.

12 Eylül 1980 sabahı pusudakiler yeterince olgunlaşan şartların neticesi ihtilâllerini yaparlar. Başbuğ Alparslan Türkeş ve Türkiye'nin komünist bir ihtilâle kurban olmasını engelleyen Ülkücü Hareket sanık sandalyesinde, idam sehpalarındadır. Mamaklar ve C5'ler bu sürecin şekillendiği mekanlardır.

Başbuğ 12 Eylül'den üç gün sonra teslim olur. Cunta tarafından tutuklanan Başbuğ, önce 1 ay Uzunada'da daha sonrada Ankara Askeri Dil Okulu'nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastahanesi'nde 4,5 yıl hapis yatar. O ve 218 Ülkücünün idamı istenir, 9 Nisan 1985'de tahliye olur ve beraat eder.

Tarih 6 Eylül 1987.. Yapılan referandum neticesi diğer siyasilerle birlikte Başbuğ'a da konulan siyaset yapma yasağı kalkar ve Başbuğ Milli Ülküyü iktidar yapmak davayı kitlelere anlatmak için yine meydanlardadır.

Tarih 4 Ekim 1987.. Milliyetçi Çalışma Partisi olağanüstü kongresinde Genel Başkanlığa seçilir.

Tarih 20 Ekim 1991.. Genel seçimlerde MÇP'nin RP ve IDP ile yaptığı seçim ittifakı neticesi Yozgat milletvekili seçilir. Başbuğ, son kez T.B.M.M.dedir. Bu dönemde ülkemizi kasıp kavuran bölücü teröre karşı en etkili mücadeleyi O gerçekleştirir.

Tarih 27 Aralık 1992.. Oniks Eylül'ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesini sağlayan değişiklikler neticesi toplanan MHP'nin son kurultay delegeleri, MHP'nin isim ve amblemini MÇP'nin kullanabilmesine karar verirler.

Tarih 24 Ocak 1992 MÇP'nin 4. Olağanüstü kurultayı toplanır ve partinin adini MHP amblemini Üç Hilal olarak değiştirir.

Yıl 1997... tarih 4 Nisan...

turkmensoylu
04-04-08, 03:10
BAŞBUĞUN ÖZLÜ SÖZLERİ

* Hepiniz birer Türk Bayrağı'sınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.
* Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz...
* Emirlere mutlak itaat lâzımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle dâvamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lâzımdır.
* Millî kalkınmamızı gerçekleştirmek, her Türk ferdini hür yapabilmek için Türk Milletini yeniden kurmak zorundayız. Vatandaşlarımız arasında parti, mezhep, ırk ve bölge farkı gözetmeksizin karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bağlar dokuyacağız.
* Başarı için muntazam plânlı çalışma yapmak lâzımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız.
* Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz.
* Alınan görevleri yapmak ve yapıldığını takip etmek lâzımdır. Millet hayatında başarı devamlılığa bağlıdır.
* Kendinizi küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir. Birlik, beraberlik içinde olmaktır.
* Komünist sistemlerde halkın esaret altında oluşunun sebebi bir mülk sahibi olamamasıdır.
Hürriyetin tek garantisi mülkiyettir.
* Bizim savunduğumuz Dokuz Işık'çı sistemin hedefi Türk Milletinin her ferdini mülk sahibi yapmaktır.
* İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.
* Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.
* Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır.
* İslâmiyeti ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.
* Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.
* İnsanlar; yoksulluğa, açlığa, susuzluğa tahammül ederler. Fakat adaletsizliğe, hor görülmeye, aşağılanmaya ASLA müsaade, müsamaha etmezler.
* Ahlâkçılık anlayışımız, Türk Ahlâkı ve Müslümanlık inancından meydana gelmiştir.
* Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddim bilmek... Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.
* Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...
* Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez.
* TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur.
* Fikir, iman, ülkü aşkı ... İnsanları güçlü yapan bunlardır.
* Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.
* Milletler yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir.
* Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
* Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez."
* Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.
* Gençliğimizi büyük bir savaş beklemektedir. Bozgunculuğa, tembelliğe, ahlaksızlığa, cehalete, yalancılığa karşı büyük bir savaş.
* Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.


seni çok özledik

arap58
04-04-08, 10:53
rahmetle anıyoruz....

suspect
04-04-08, 11:57
Ruhun sad mekanin cennet olsun Türk Dünyasinin Basbugu Alpaslan Türkes. Sensiz 11. yilimiz ama seni her gecen gün daha cok ariyoruz ve aniyoruz. 11 yil önce bugün bassiz kaldigimiz o ani hatirlamak beni bugün halen hüzünlendiriyor.

Miras biraktigin emanet emin ellerde. ülkücü hareket cizdigin ülkü yolunda emin adimlarla ilerliyor. Rahat uyu Basbugum.


Türk dünyasinin ve ülkücü hareketin Basbug Alpaslan Türkesi saygiyla aniyoruz.


Saygilarimla



<object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/XCP_c-wWSSs&hl=en"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/XCP_c-wWSSs&hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object>

immortaldevil
04-04-08, 12:16
saygıyla ve sewgiyle anıyoruz
Ruhun Şad Olsun Başbuğum...

crazymafia
04-04-08, 13:30
ruhun şad,mekanın cennet olsun başbuğum.unutmadık,unutturmayız.

unalka
04-04-08, 14:50
ülkücü kardeşlerim başımız sağolsun..bu dünyanın sonu gelmedikçe BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ'İ unutturmayacağız.... ruhun şad olsun başbuğum mekanın cennet olsun...

D3cCc4L
04-04-08, 19:04
Ruhun Şad Mekanın Cennet oLsun Başbuğum Keşke Yaşasaydında İçinde Bulundugumuz Bu DUrumdan Bizi Çıkartsaydın Seni Saygıyla Anıyoruz...

suspect
05-04-08, 10:47
04.04.08 tarihinde son Basbug Alpaslan Türkesin Allah'ın rahmetine kavuştuğu 11.yildönümünde basligimiz "Alpaslan Türkes Hayran Kitlemiz" sabitlenmesiyle daha da bir önem kazanmistir.

Bu hafta sabit baslik haline gelmemizi saglayan kankamiza buradan ayriyeten tesekkürlerimi iletmek istiyorum. Sagolun varolun.

Belki biraz duygusalliga kacti ama iki gündür zaten her yil dönümünde oldugu gibi hüzünlü geciriyorum. Ilk yildönümünü hatirlamak bile istemiyorum. Ama hüzünle birlikte seref ve gururluyumda. Bu davanin mensubu olmaktan, Türküm diyebildigim icin, Türk dünyasinin saygin lideri olan Basbugumuz un cizdigi yolda ilerlemekten gurur duyuyorum.


ülkücü hareket seni unutmayacak, unutturmayacak Basbugum!


Saygilarimla

D3cCc4L
10-04-08, 16:41
Bende boğazlıyanlıyım ve her yıl saygıyla anıyoruz milli şehitimiz kaymakam Kemal Beyi

Boğazlıyan Kaymakamı Şehit Kemal Bey

Kemal Bey 1. Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni tehcirleri esnasında yaşananlar için bir sorumlu (veya ''günah keçisi'') arayışına girdikleri bir dönemde yargılanarak idam edilmiş bir mülki amirdir


Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey (sonradan Şehit Kemal Bey diye anılacaktır) 1. Dünya Savaşı sonrasındaki Mütareke döneminin işgal altındaki İstanbul'unda, işgal güçlerin, Ermeni azınlığın ve bir kısım bürokrasinin işbirliği ile 1. Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni tehcirleri esnasında yaşananlar için bir sorumlu (veya "günah keçisi") arayışına girdikleri bir dönemde yargılanarak idam edilmiş bir mülki amirdir. T.B.M.M.'nin 14 Ekim 1922'de çıkardığı özel bir kanunla ilk 'Milli Şehit' ilan edilmiş, ve zaman içinde, zor şartlarda görev yapan yerel mülki amirin sembolü ve kahramanı haline gelmiştir. Bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Yenişehir'de doğmuş ve 1. Dünya Savaşı yıllarında Boğazlıyan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf Vekili olmuştur.

Kemal Bey, Ermeni tehcirinde görevini kötüye kullanarak ölümlere sebep olduğu iddiasıyla, idamla yargılanmıştır. İşgal şartlarında cereyan eden mahkemede, çoğunluğunu Ermeni komitecilerin teşkil ettiği ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin ve Rum-Ermeni Şubesinin temin ettiği birçok yalancı şahit çıkarılarak, akıl ve mantığın kabul etmediği bir sürü suç uydurulmuştur.


Mahkemede sanık sandalyesinde bulunan ve avukatlığını Saadettin Ferit Bey’in yaptığı Kemal Bey'in savunması ise tarihe geçmiştir:


“Düne kadar hakimler heyeti halinde olan sizler, şu dakikada bir tarih mahkemesi sıfatını almış bulunuyorsunuz. Ermeniler tarafından öldürülen dindaşlarının ve soydaşlarının matemi Müslümanların yüreklerinin sızlattığı ve her gün gelen kara haberlerin halkı tahrik etmekten geri kalmadığı malumdur. Ermeniler ise, Rus Ordularının kah önüne geçerek, kah arkasında kalarak, ekseriya memleketin asker kuvvetinden mahrum kalmasına güvenerek facialar meydana getirmekten çekinmiyorlardı. Yozgat Vilayeti dahilinde sevk edilen bazı Ermeni - Muhacir kafilelerine, Ermenilerin Müslümanlara reva gördükleri facialara şahit olmuş, bazı asker kaçaklarının tecavüzü ihtimal dahilindedir.


Ancak, savaşta yenilişimizin aleyhimizde meydana getirdiği hezeyanı durdurmak maksadıyla iddia makamının da isteği üzerine, kurbanlar verilmesi bir siyaset icabı sayılıyorsa, bu kurban, ben olamam. Siz kurban seçmekte değil, ancak hak ve adaletle hüküm vermek vicdani görevini taşıyan bir yüksek heyetsiniz. Mutlaka kurban aranıyorsa, herhalde bu işlerin tertipçisi ve idarecisi olarak benim gibi küçük bir memur bulunacak değildir.”


Getirilen şahitlere ise şu şekilde cevap vermiştir:


“Hepsi yalandır, uydurmadır. Reis Paşa, ben ne bunların söyledikleri Keller köyüne gittim ne de oradan geçtim. Burada vuku bulduğunu iddia ettikleri cinayetlerden de haberim yok. Hele parmaktan çıkmayan yüzüğü almak için kol kesmek; rica ederim. Bu vahşeti kim yapar? Bu derece şem’i bir işi yapacak bir insan tasavvur edemiyorum. Esasen, birini ispat edemezler. Çünkü, hepsi iftiradan ibarettir. Benim haberim olmadan bir şey olmuşsa bilemem. Fakat bu ana kadar bu mevzuda hiç bir şikayetçi gelmemiştir. İlk defa burada Mahkeme huzurunda bu şikayetlerle karşılaşıyorum.”


Mahkeme bu şekilde devam ederken, İngilizler ve Ermeniler Kemal Bey’in asılması için Mahkeme Başkanı Hayret Paşa’ya baskı yaptıklarından, Hayret Paşa istifa etmiş yerine “Nemrut” lakabıyla anılan Mustafa Paşa getirilmiştir. Mahkeme sonradan bu hakimin adı ile özdeşleşecek ve "Nemrut Mustafa Divanı" veya "Kürt Mustafa Divanı" şeklinde hafızalarda kalacaktır.


Nemrut Mustafa önceden verilmiş bir emri yerine getiren bir memur tavrıyla mahkemeyi sonuçlandırarak 8 Nisan 1919’da Kemal Bey’i idama mahkum eder. Önceden hazırlanmış olan bu idam kararı tasdik edilmek üzere saraya gönderilir. Padişah VI. Mehmet Vahdettin, “Damat Ferit Paşa Millet ile Padişah arasına siyah bir perde çekti” diyerek, bu kararı imzalamaz. “İş intikam ve bilahare mukatale şeklini alabilir. Yolun şimdiden önünü kesmek üzere fetva-yı şerife talebine mecbur oldum” der. Seyhülislam Mustafa Sabri “Divan-Harb-ı Örfi tarafından idama mahkum edilen Kemal’ın mahkemesi hak ve adle muvafık bir surette icra edilmiş olduğu takdirde, hakkında sadır olan hükm-i idamın derun-i varakada muharrer fetva ve mükul-i şer’iyeye muvafık olduğu veraste-i arzdır” şeklinde bir fetva verir.


Cezası infaz edilmek üzere İstanbul’a getirilmiş olan Mehmet Bey, Bekirağa Bölüğü’nden alınarak cezasının infaz edileceği yer olan Beyazıt Meydanı’na getirilir. Kemal Bey’in asılacağını duyan İstanbullular Beyazıt Meydanı’ndan toplanırlar. Kemal Bey’e idam sehpasının önünde son sözünü ne olduğunda, o halka şöyle der:


“Sevgili vatandaşlarım, Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet”


Kemal Bey’in bu sözlerine katılan halk da aynen cevap vererek, “Kahrolsun böyle adalet” diye bağırmaya başlamışlardır. Kemal Bey, bu son sözlerine devam ederek:


“Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet, elbette onlara bakacaktır. Allah, vatan ve milletimize zeval vermesin. Amin. Borcum var, servetim yok üç çocuğumu, millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın Millet...”


Kemal Bey’in idam hadisesi, İngilizlerin hiç beklemediği şekilde büyük tepki ile karşılanır. Kemal Bey’in cenazesi vasiyeti üzerine, Kadıköy Kuşdili Çayırı’ndaki oğlunun mezarı yanına gömülmesi için, ailesine teslim edilir. Kadıköy’de büyük bir cenaze töreni yapılır. Tabut, Karaköy İtfaiye Karakolu önünden geçerken bir manga asker bayrağı yarıya indirerek selam durur. Alışılmışın dışında, tabut eller üzerinde defnedileceği yere kadar götürülerek, 10 Nisan 1919 Perşembe günü akşam üzeri toprağa verilir.


Kemal Bey’in üzerinde çıkan vasiyeti tarihe bir belge olarak kalacaktır.


“Merhum sevgili oğlum Adnan’ın medfun bulunduğu Kadıköy Kuşdilli Çayır’ndaki kabristanda yavrumun yanına gömülmemi diliyorum. Teyzem ve kardeşim Kadıköy’ünde sakindirler. Teyzemin adresi Mühürdar Caddesinde 67 numaralı hanedir. Adı İsmet Hanım’dır. Defin masrafı teyzeme tevdi buyurulmalıdır. Kabir taşım, hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır: Millet ve Memleket uğruna şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna fatiha. Perişan zevcem Hatice’ye, yavrularım Müzehher ve Müşerref’e muavenet edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyurulmasını vatandaşlarımdan beklerim.


Babam, Karamürsel Aşar Memur-u Sabıkı Arif Bey de acizdir. Kardeşim Münir de kimsesizdir. Bunlara da muavenet olunursa, memnun olurum. Türk Milleti ebediyyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah, millet ve memlekete zeval vermesin. Fertler ölür, millet yaşar. İnşaallah Türk Milleti ebediyete kadar yaşayacaktır.” (30 Mart 1335 Boğazlıyan Kaymakam - Sabıkı Kemal)


Türk milleti onu unutmamıştır. T.B.M.M. 14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir kanunla “Milli Şehit” olarak kabul etmiştir.



----------


birinci dünya savaşı sırasında boğazlıyan'da kaymakam olarak görev yapan kişidir.

mütareke olunca, ermenilere zulüm yaptığı iddiası ve işgalci ingiliz-fransız makamlanın baskısı ile haksız yere idam edilmiştir.

ilk yargılanmasında beraat ettiği halde dış güçlerin baskısı sonucunda ikinci kez yargılanması istenmiştir. idamına karar verilmiştir.(19 nisan 1919). o zaman bekirağa bölüğü olarak geçen şimdiki istanbul üniversitesinin meşhur kapısı önünde idam edilmiştir.

milli şehit kemal bey'e son sözü soruldu. 0 zaman, kemal bey, halka hitap etti:


sevgili vatandaşlarım! ben bir türk memuruyum. aldığım emri yerine getirdim. vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. sizlere yemin ederim ki ben masumum, son sözüm bugün de budur, yarın da budur. ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun böyle adalet'


herşeyden habersiz, tutuklu olan oğluna yemek getiren babası arif bey meydandaki kalabalığı görünce merak eder ve oraya gider.

bu kalabalık nedir, bir şey mi var?


bir adam asıldı, ona bakıyoruz'


bu cevabı duyan arif bey, birdenbire irkildi ve kalabalığı yararak, önüne çıkanları ite kaka sehpaya doğru yaklaştı.


sehpada sallanan, oğlu kemal bey'in cesediydi.


bir feryad kopararak yığıldı.


idamda hazır bulunmak üzere beyazıt'a gelmiş olan merkez kumandanı osman şakir paşa, o tarafa doğru koştu. arif bey'in perişan halini görünce sordu:


kimsiniz?


yaşlı adamın ağzından bir inilti çıkti:


babasıyım...


osman şakir paşa birden kıpkırmızı kesildi, titremeye başladı:


emriniz?


evladımı bana veriniz!


bu isteği yerine getirildi ve oğlunun cesedi kendisine teslim edildi.

ertesi gün cenazesi çok kalabalıktı. istanbul ayaklanmıştı. özellikle okumuş ve aydın gençler çok üzüntülüydü. gençler, üzerinde türklerin büyük şehidi kemal bey yazılı çelenk bırakmıştı. cenazenin başucunda konuşanlar genç, milliyetçi öğrencilerdi. bir tıbbiyeli gencin feryadını, arkadaşları gözyaşları içinde dinlediler:

kemal! sen, şu anda toprağa verdiğimiz bir çiçeksin. orada büyüyecek dalların o kadar dikenli olacak ki, seni bu akıbete layık görenlerin hepsini paramparça edecektir. intikamın behemahal alınacaktır.



kemal beyin vasiyeti:

"fertler ölür, millet yaşar" "kabir taşım, hamiyetli türk ve müslüman kardeşlerim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır: millet ve memleket uğrunda şehid olan boğazlıyan kaymakamı kemal'in ruhuna fatiha!"


kemal bey'in hatırası millî vicdanda unutulmadı. türkiye büyük millet meclisi, kuşdili'nde 14 ekim 1922'de çıkardığı özel bir kanunla, kendisini "milli şehit" olarak kabul etti.boğazlıyan'da bir mahalleye yıllar sonra "kaymakam kemal bey mahallesi" adı verildi. aynı kasabada 1972'de kemal bey'in adını taşıyan bir ilkokul açıldı. başöğretmenin odasında "millî şehif'in resmi asılıdır.kemal bey'in kabri mülkiyeliler birliği tarafından yaptırıldı. adına "anıt-mezar" denildi. 15 aralık 1973 günü mezar sade bir törenle açıldı.


kemal bey, türk'ün hafızasında ermeni komitacılığının zulmüne isyan sembolü olarak yaşadı; yaşayacak

arap58
10-04-08, 16:47
s.a ülküdaş gardaşlarım nasılsınız..

davy jones
11-04-08, 19:55
Burada bi aralar SLMGL vardı ne oldu ona ?:sad:

BATUHAN-BOZKURT
12-04-08, 12:48
zRQtktq94Bg

lwsyJkpAPZ0