PDA

View Full Version : Kİtap Özet İsteklerİ (yenİ)



["YuKo_CaN"]
06-01-07, 12:55
kitap özet istek bölümü yenilenmiştir.

kurallara uymayan istekler aranmayacaktır.

arama yapmadan istekte bulunmayınız.ilk önce sitede arama yaptırın bulamazsanız yazın.
istenilen özetler ben ve sizin tarafınızdan buluncaktır.elinizde burda istenilen bir özet warsa lütfen paylasın.

MeDd@x
08-01-07, 18:02
100 temel eserdeki AÇLIK-KNUT HAMSUN ÖZET VE İNCELEMESİ BULURSAN SEVİNİRİM

death_angel_ayk
10-01-07, 15:55
arkadaşlar bana en acilinden bi romandan bilinmeyen sözlüklerin anlamı
bi zahmet acele bekliyorum saygılar

Illidian Stormrage
11-01-07, 22:07
eskiden verildiğini hatırlıyorum ama arattırdım bulamadım bi türlü DAN BROWN İHANET NOKTASI KİTAP ÖZETİ VARSA harika olur

artvinlibaba
12-01-07, 16:45
bana yüz temel eser ozeti lazım. cok acle olursa sevinirim

bad_boys
12-01-07, 19:50
arkadaslar suyu arayan adam(şevket süreyya aydemir) lazm.bulursanız sevinirim

fakirmete1907
14-01-07, 10:22
abi yaw su kitabın ozetini bulursanız sewinirim.
yasar ne yasar ne yasamaz
simdiden tskrlr

noobsaibot81
15-01-07, 01:03
1. Dostoyevski'nin (( insancıklar )) kitabı özeti

2. Yavuz Bülent BÂKİLER'DEN (( sözün doğrusu)) kitap özeti

3. Ahmet Hamdi Tanpinar'dan (( saatleri ayarlama enstitüsü)) kitap üzeti

arkadaşlar yardımlarınızı bekliyorum şimdiden teşekkürler

1. Dostoyevski'nin (( insancıklar )) kitabı özeti

2. Yavuz Bülent BÂKİLER'DEN (( sözün doğrusu)) kitap özeti

3. Ahmet Hamdi Tanpinar'dan (( saatleri ayarlama enstitüsü)) kitap üzeti

arkadaşlar yardımlarınızı bekliyorum şimdiden teşekkürler

erdincyz
16-01-07, 21:19
kanka bana yılkı atının ozetı lazm bulursan sevinirim sımdıden tesekkrlr

club94
11-02-07, 16:21
Kanka Bana Acİl İnsan Ne İle YaŞar Adli Kİtabin Özetİ Lazim...lev Nikolayevic Tolstoy YazmiŞ...

kamercan
11-02-07, 21:24
tatarcıkkk

tmac_91
13-02-07, 17:37
madam bovary lazım

nananana
15-02-07, 13:56
AŞk-i Memnu - Halİt Zİya UŞakligİl Acİl Lazim Cok Tesekkurler

nananana
15-02-07, 14:02
AŞki Memnu Özetİ Lazİm Acİl Yardim Edebİlİrsenİz Cok Tesekkurlerrr

kilithalka
15-02-07, 14:50
davincinin şifresi kitabının özetini tutan arkadaşım ...msn adresim kilithalka

baharrr
15-02-07, 19:37
ya arkadşlar banada yaşar ne yaşar ne yaşamaz litap özetini bulursanız sevinirm:crap: çok acil:sad: :ragaci yoksa gülten hoca sıfırı bascak:evillol: şimdiden tşkkrler:okay: :bravo:

baharrr
15-02-07, 19:39
nolur ya hadi

iso0
23-02-07, 23:57
arkadaslar sizden bı rıcam war peyami safanın matmazel noraliyanın koltuğu adlı kıtabın incelemesini bulabılırmısınız çook lasım şimdiden tesekkurler +rep

seze_n
28-02-07, 20:25
arkadaşlar bana çooook acil cuma gününe kadar GENÇ WERTHER'İN ACILARI GOETHE'nin kitabı bu kitabın özeti lazım eğer yardım eden olursa Allah ne muradı varsa versin Allah tuttuğunu altın etsin dua edicem valla onun için nooolllllrrr

peri-kızı
05-03-07, 22:18
arkadaşlar bana çok acil BİR GÖÇMEN KUŞTU O kitabının özeti lazım hemde çok acil ilgilenirseniz çok sevinirim

Pasha992
18-03-07, 12:25
Haldun Taner Hikayeleri kitabının özeti Lazım 1 hafta içinde..

thiryhaki
21-03-07, 14:55
KANKA BANA CEMİLE KİTABI VE GELİBOLU (buket durukan) kitap ÖZETİ LAZIM !

emilia18
22-03-07, 22:07
yaaa bna acilen rica etsem sabahattin ali nin "kuyucaklı yusuf" adlı eserinin özetini bulur musunuz çok acil??pzrtesi teslim etmem lazım:(

mhtp-21
22-03-07, 22:08
ya bana acele cahit uçuğun gümüş kanat adlı kitabının özeti lazım yazarsanız sevinirim

emilia18
22-03-07, 22:24
abi çok oluorum ama bna necati cumali nin tütn sokağı adlı eseerinin özetini de bulursanız sevinirim....:(

rebell224526
24-03-07, 20:15
arkadaşlar bana esir şehrin insanları-kemal tarih ve çile-n.fazıl dan birkaç şiirin açıklaması lazım ya da safahatın genel özellikleri

emilia18
25-03-07, 00:02
ya abiler bana yardım edin...??şu sölicem kitapların özetleri lazım knkalarıma söz verdim bulmam lazım pzrtesiye kadar?
1.Esir Şehrin İnsanları--Kemal Tahir
2.Çile--Necip Fazıl Kısakürek
3.Sözde Kızlar--Peyami Safa
alakanızı:sad: acilen bekliorum

benihaha
25-03-07, 14:31
kanka bana acil (80 günde dünya gezisinin) özeti lazım

rebell224526
26-03-07, 22:24
sevinç çokum gülyüzlüm özeti lazımm cok acill lütfen

hakan_17
27-03-07, 10:05
Banada Lazim,

arayış
28-03-07, 21:30
arkadaşlar bu kitabın acil özeti lazım ya biride sesimi duysun allah aşkına :sad:

emilia18
29-03-07, 19:23
yaa bna ahmet hikmet müftüoğlunun çağlayanlar kitabının özetini bu akşm gece yarısına kadar bulur musunuz????


ayrıca sabahattin ali nin kuyucaklı yusuf adlı eserinin ana düşüncesi ne ?

fenisso
30-03-07, 00:40
kardelenler üşümez

muzaffer günay

lütfen bu kitabın özetini bulun lütfen yardımlarınızı bekliyorum

stmaniac
02-04-07, 23:52
vadideki zambak romanının tahlilini veya özetini bulabilirmisniz kankalar aciiil:)

freepaly2121
05-04-07, 13:52
tolsloy insan ne ile yaşar lütfen

m!ray
05-04-07, 18:33
iskender pala
Babil'de ölüm istanbul'da aşkk
lütfen

SoNaY-
07-04-07, 17:58
"Ateşten gömLek" isimLi roman ın özeti Lazımmm

şerref
08-04-07, 10:34
kankalar banada <YAŞAR NE YAŞAR NE YAŞAMAZ>lazım elinde olan varsalütfen

SoNaY-
10-04-07, 21:10
kimse bakmıyormu buraya ya !!

m!ray
11-04-07, 16:27
maalesef:(:(

neslay
15-04-07, 07:45
:)))

neslay
15-04-07, 07:46
arkadaslar mutıny on the bounty we little women lütfen ing.özetleri türkçeleride warsa kabulümdür ;)

neslay
15-04-07, 07:46
çok aciiiillll :(

gardim
22-04-07, 22:02
aga cengiz aytmatov'dan gün olur asra bedel kitabının özetini bulurmusun şimdiden teş edrm

LoveBug
23-04-07, 00:14
aga cengiz aytmatov'dan gün olur asra bedel kitabının özetini bulurmusun şimdiden teş edrm

İncelenmesi (http://uploaded.to/?id=4ywwd9)

Özeti (http://uploaded.to/?id=cr8ilx)

DODİ
03-05-07, 16:07
saol kanka keşke birazdaa önce görseydim(((

ezgicim_
03-05-07, 19:06
bn çok acil gorki ana nın özetinin arıyorum

melis123
03-05-07, 19:27
Anna Karanİna Adli Kİtabin TÜrkÇe Özetİnİ Bulabİlİr Mİyİzz? Çok Acİl LÜtfen Yardimcii Olunnnnn:(

melis123
03-05-07, 19:32
ezgicim :9 bnde var o yardımcı olabilrim istersen

mevlut28
08-05-07, 20:49
arkadaşlar 100 teme eserin özetini isteyenler için fırsat....MEB in kitabı çıktı 100 temel eserin özetleri diye kitapçılarda bulabilirisiniz ...bana da ahmet hamdi tanpınar ın HUZUR adlı romanının özeti gerekiyo

LoveBug
09-05-07, 08:01
arkadaşlar 100 teme eserin özetini isteyenler için fırsat....MEB in kitabı çıktı 100 temel eserin özetleri diye kitapçılarda bulabilirisiniz ...bana da ahmet hamdi tanpınar ın HUZUR adlı romanının özeti gerekiyo

Buyur Kanka..

:stan: Download (http://uploaded.to/?id=gyg2td) :stan:

siskatil2
14-05-07, 20:06
bana cokk acil 1sa icinde robinsan cruzero lzm daniel defo(yazarı)

simgesim06
16-05-07, 22:47
çooook acilll !arkadaşlar Karaimlerle ilgili bilgi ve dil özellikleri hakkında bana yardımcu olursanız sevinirim

kankaforumlu
18-05-07, 16:11
İNSANCIKLAR kitap özeti lazım kankalar(dostoyevski)
pls

gstugaygs
18-05-07, 18:15
ya çooooooooook acil orhan kemal herhangi bi kitabının özeti gerekli hatta sunumu acil manner_box@hotmail.com a ggönderiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiin!!!!!!!!! !1

gstugaygs
18-05-07, 18:16
yani kitap farketmez ama acil lütfennnn

LoveBug
18-05-07, 18:50
İNSANCIKLAR kitap özeti lazım kankalar(dostoyevski)
pls

:stan: Dostoyevski - İnsancıklar (http://rapidshare.com/files/32018664/Dostoyevski_-___304_nsanc__305_klar.doc.html):stan:

LoveBug
18-05-07, 18:59
ya çooooooooook acil orhan kemal herhangi bi kitabının özeti gerekli hatta sunumu acil manner_box@hotmail.com a ggönderiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiin!!!!!!!!! !1


yani kitap farketmez ama acil lütfennnn

Buyur Kanka....:okay:

:stan: Orhan Kemal - Bereketli Topraklar Üstünde (http://rapidshare.com/files/32019728/Orhan_Kemal_-_Bereketli_Topraklar_uestuende.doc.html):stan:

:stan: Orhan Kemal - Muntaza (http://rapidshare.com/files/32019862/Orhan_Kemal_-_Muntaza.doc.html) :stan:

epris
24-05-07, 03:31
Tolstoy-Hacı Murat
Kitabının özetini rica edebilirmiyim

LoveBug
24-05-07, 13:06
Tolstoy-Hacı Murat
Kitabının özetini rica edebilirmiyim

Download... (http://uploaded.to/?id=mxr65d):stan:

Farklı Özet... (http://uploaded.to/?id=3q7ant) :stan:

epris
24-05-07, 13:20
Teşekkür ederim
Saygılar

lazyboy00
27-05-07, 23:58
bana ayşe kulinin nefes nefese romanının özeti lazım we acil lütfen yardımlarınızı bekliyorum

LoveBug
28-05-07, 11:33
bana ayşe kulinin nefes nefese romanının özeti lazım we acil lütfen yardımlarınızı bekliyorum

Buyur Kanka...

Download :okay: (http://uploaded.to/?id=q0inue)

epris
28-05-07, 23:36
Romeo ve Juliet
Rica edebilir miyim

umit_TaM35
31-05-07, 17:28
goriot bab lazım bana yardımcı olursanız sevinirim..çok acil lazım teşekkür ederim

LoveBug
31-05-07, 19:10
goriot bab lazım bana yardımcı olursanız sevinirim..çok acil lazım teşekkür ederim

Balzac ve Romanının İncelenmesi ve Özeti (http://uploaded.to/?id=vizpsm)

Korayilter
04-06-07, 21:03
Acilen Rıfat Ilgaz'ın Halime Kaptan romanının özeti lazım eğer ilgilenen ve yardımcı olan olursa sevinirim. Şimdiden Teşekkürler.

oguzhan_aimar
05-06-07, 22:13
Kanka Acİl Memleket Hİkayelerİnİn Özetİnİ Bulurmusun Ne Olur Çok Önemlİ

LoveBug
08-06-07, 15:02
Kanka Acİl Memleket Hİkayelerİnİn Özetİnİ Bulurmusun Ne Olur Çok Önemlİ

Memleket hikayeleri (http://uploaded.to/?id=ir0g03)

çalımkuşu
10-06-07, 00:21
edit

alican61
14-09-07, 10:23
beyler bana acilen "hulki bey ve arkadaşları" kitap özeti lazım yazarı "yiğit okur" yardımcı olursanız sevinirim şimdidden teşekkürler

naughtyboy
09-10-07, 14:58
kanka bana halime kaptanin ozeti lazm

hkngfb
03-11-07, 21:12
aga bana halide edip adıvarın
1.mor salkımlı ev
2.ateşten gömlek
3.yolpalas cinayeti
4.hayat parçaları
5.zeyno'nun oğlu
6.döner ayna, sevda sokağı
7.mev'ut hüküm
8.handan
kitaplarının kısaca konusunu verirmisin 3-4 satır olsa yeter

banker06
03-11-07, 21:16
charles dickens in perili ev kitap özeti bi zahmet en acilinden arkadaslar simdiden saolun

omerfaruknazli
04-11-07, 13:52
bana kızıl nehirler Jean-Christophe Grange lazım

efeler20
05-11-07, 21:30
Ben saatlerce Nutuk Özeti aradım bulamadım. bana 15 sayfalık özeti lazım arkadaslar. eger yardımcı olursanız sevinirim. malum kendim almanyadan geldim ankaraya okumaya ve biraz zorluk cekiyorum. simdiden tesekür ederim! Gurbetci murat

omerevin
08-11-07, 19:08
dostoyevski insancıklar özet lütfen yardım edin cok acilll bekliyorum mesjlarda verdiğiniz link bozuk lütfen yardım edin

123hyb
18-11-07, 15:27
arkadaşlar bana "Babil'in Kervan Taciri" adlı kitabın özeti lazım !!!

volcano1728
22-11-07, 22:15
Halime kaptannnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn nnnnnn

bes_te
23-11-07, 21:59
arkadaşlar bana çok acil mehmet kaplanın kültür ve dil kitabının özeti lazım nolur yardım cı olun :(

gew-gaw
24-11-07, 03:43
ya bana Kazım Karabekir'in Çocuk Davamız (1. ve 2.cilt) adlı kitabının özeti lazımm.yardımcı olursanız sevinirim..

ultraslanbatu
19-01-08, 15:20
Kimse bakmıyor mu bu konuya?

Bana Doris Pilkington'un Çit adlı romanının özeti lazım.

Lütfen yardımcı olur musunuz..

Teşekkürler.

orhan447
10-02-08, 11:36
kanakn bana cezminin romanınn inceleme planının bulabilirmisin çoq lazım plsss incelenmiş şeklini yane:d

ÖZGÜR_GEÇİM
30-03-08, 23:14
ARKADAŞLAR BANA ŞU ÇILGIN TÜRKLER KİTABININ 9 SAYFALIK ÖZETİ LAZIM.EVVEL ZAMAN İÇİNDE;HAVAYA UÇAN AT VE OSMANCIK'IN ÖZETLERİ LAZIM.24 SAAT İÇİNDE ACİL LAZIM.VARSA YOLLAYIN.ŞİMDİDEN SAĞOLUN.
funstar_94@hotmail.com

Munky
07-04-08, 13:40
Dehşetin Tekerlekleri kitap özeti (http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/d/dehsetin-tekerlekleri-kitap-ozeti.html)

Munky
07-04-08, 13:42
Ufacıktım kitap özeti (http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/u/ufaciktim-kitap-ozeti.html)

Munky
07-04-08, 13:42
Küçük Ağa kitap özeti (http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/k/kucuk-aga-kitap-ozeti-2.html)

Munky
07-04-08, 13:42
Kolay ve iyi öğrenme teknikleri kitap özeti (http://www.kitap-ozetleri.com/kitap-ozeti_kitap_ozetleri/k/kolay-ve-iyi-ogrenme-teknikleri-kitap-ozeti.html)

Munky
07-04-08, 13:46
9.Hariciye Koğuşu (http://www.kitap-ozetleri.net/9hariciye-kogusu-kitap-ozeti.htm)

Yazan : admin 4 Nis

Yazar, Uzun Yillardan Berİ BacaĞindan Bİr Sorun YaŞamaktadir. Bu Problem, Yazarin Doktorlarin Dedİklerİnİ Uygulamamasindan Dolayi GÜn GeÇtİkÇe Kendİnİ Hİssettİrmeye BaŞlamiŞtir. Fakat Yazar, Bu Olaylari Annesİne Aktarmamamak İÇİn ÇeŞİtlİ Bahaneler Üretİr Ve Annesİnİ Üzmek İstemez. Yazarin Akrabalarindan Olan Bİr PaŞa Vardir. Bazi Zamanlar PaŞaya Gİderken Romanlar Alir Ve Bu Romanlari Gece Yatarken PaŞaya Okur. Bu Olay PaŞanin Çok HoŞuna Gİtmektedİr. Yazar PaŞanin Evİne Gİder. Orada Bİr KaÇ GÜn Kalirken PaŞanin Kizi NÜzhet İle Aralarinda Sicak Bİr İlİŞkİ BaŞlar. Fakat Bu İlİŞkİ BÜyÜdÜkÇe, Yazarin İÇİnde NÜzhet Sevgİsİ FazlalaŞtikÇa NÜzhet İle Daha Fazla Beraber Olmaya ÇaliŞir. Fakat Yazarin KarŞisinda Bİr Engel Vardir Kİ Oda PaŞanin Karisinin NÜzhetİ Bİr Doktorla Evlendİrmek İstemesİdİr.
Bİr GÜn Yazar PaŞanin Evİndeyken O GÜnÜn AkŞam YemeĞİne Doktorun Da GeleceĞİnİ ÖĞrenİr. Doktorun Adi Ragiptir. Doktor GeldİĞİnde Hemen Yemek Yenmeye BaŞlanir. PaŞa İle Doktor Arasinda GÜzel Bİr Sohbet BaŞlar. Fakat Bu Yazari Pek İlgİlendİrmez ÇÜnkÜ Onun İÇİn Önemlİ Olan NÜzhetİn Yemekte VerdİĞİ Tepkİdİr. Yemek Esnasinda PaŞa, Doktorla KonuŞtuklari Konu Hakkinda Yazara Bİr Soru Sorar Ve Onun Da GÖrÜŞlerİnİ Almak İster. Konuyu Tam Olarak Bİlmeyen Yazar Konu Hakkinda Pek De İlgİlİ Olmayan SÖzler SÖyler. Bu SÖzler PaŞanin HoŞuna Gİtmez Ve Aralarinda Bİr TartiŞma BaŞlar. PaŞa Çok Sİnİrlenİr. Ertesİ GÜn PaŞa Yazari Odasina ÇaĞirir. O Sirada PaŞanin Nİye Yazari Odasina ÇaĞirdiĞini ÖĞrenmek İÇİn De PaŞanin Karisi, PaŞanin Odasinda Oyalanir. Yazar İÇerİ Gİrer Ve PaŞa Hemen Ona Bİr Soru YÖneltİr Ve Doktor Ragip Beyİn Kizi NÜzhete Uygun Olup OlmadiĞini Sorar. Yazar Da Bu Konu Hakkinda KuŞkusuz Hayir Cevabini Verİr Ve PaŞa Da Onu Destekler Bİr BİÇİmde GÜler. O Sirada Odada Oyalanan PaŞanin Karisi Hemen Araya Gİrer Ve Bu DÜŞÜnceye KarŞi OlduĞunu Savunur. Daha Sonra Yazar Evden Ayrilmaya Karar Verİr Fakat Tam PaŞanin Evİnden AyrilacaĞi Sirada Annesİ Gelİr Ve Bİr KaÇ GÜn Daha PaŞanin Evİnde Kalmak Zorunda Kalir.
Eve DÖndÜklerİnde Yazar Uyurken, Ansizin BacaĞinda Şİddetlİ Bİr AĞri Hİsseder Ve Annesİne Bunu Haber Verİr. Annesİ De Yazari Sabah Hemen Bİr Doktora GÖtÜrÜr. Doktor Yazarin BacaĞini İnceledİkten Sonra Elİnİ Yikamaya Gİder Ve Daha Sonra Tekrar Yazarin Yanina Gelİr Ve YÜzÜnÜ BruŞturarak KÖtÜ Haberİ Verİr. Yazar Doktorlarin SÖylemİŞ OlduĞu Uygulamalardan HİÇbİrİnİ YapmamiŞ, Baston KullanmamiŞve AyaĞina Çok YÜklenmİŞtİr, Bu YÜzden De AyaĞi Kesİlme Noktasina Kadar GelmİŞtİr. Yazar, Annesİ Ve ArkadaŞlari Bu Duruma Çok ÜzÜlÜrler. Daha Sonra Yazar Ve Annesİ Şanslarini BaŞka Bİr Doktorda Denerler Ve Doktordan İyİ Haberİ Alirlar Ve AyaĞinin Kesİlme Durumunun Ortadan KalkabİleceĞİnİ ÖĞrenİrler. Fakat Bunun Sadece Dokuzuncu Harİcİye KoĞuŞunda Yapilacak Kontrollerden Sonra MÜmkÜn OlacaĞini ÖĞrenİrler. Yazar Bu KoĞuŞta Kalmaya Razi Olur.
Yazar, Bu KoĞuŞta KaldiĞi SÜrede Kendİnİ Yalniz HİssetmİŞ, GeleceĞİ Ve NÜzhetİ DÜŞÜnmÜŞtÜr. Yazar, KaldiĞi SÜre İÇersİnde Bİr Çok Pansumana Tabİ TutulmuŞ Ve Sonunda Fİnal KontrolÜ GelmİŞtİr. Yazar Amelİyat Olur Ve Amelİyattan Sonra AyaĞinin Kesİlmesİne Gerek OlmadiĞini SÖyler. Bu Olaya Yazar Ve Annesİ Çok Sevİnİrler Ve Yazar Hasahaneden Taburcu Olur…
‘’’’’’’’’’’’’’’’ ’’’romanin Sonu’’’’’’’’’’
Romanin Kahramanlari
Yazar: İÇİne Kapanik, Yillardir AyaĞindan Sorun YaŞayan, Doktorlar Ve Hastahanelerden BikmiŞ, İyİ Kalplİ Bİrİsİdİr.
Yazarin Annesİ: OĞlunun SaĞliĞi İÇİn Elİnden Gelenİ Yapan Bİrİdİr.
PaŞa: İyİ Kalplİ, Kizini Doktor Ragip Beye Vermek İstemeyen, Yazari En İyİ Dostlarindan Bİrİsİ Olarak GÖren Bİrİsİdİr.
Yazarin Karisi: Kizinin Doktor Ragip Beyle Evlenmesİnİ İsteyen, Yazari Bİr Mİkrop Olarak GÖren Bİrİsİdİr.
Doktor Ragip Bey: NÜzhetle Evlenecek Olan KİŞİdİr. ÖĞrenİm GÖrmÜŞ, MesleĞİnde BaŞarili Bİrİsİdİr.
NÜzhet: Daha Çok Yazarla Bİrlİkte Olmak İsteyen, Doktor Ragip Beyİ Sevmeyen Bİrİsİdİr…
Yazar: Peyamİ Safa
Roman Yazari Ve Gazetecİdİr. Psİkolojİk Romanlariyla TaninmiŞtir. Yazilarinda DÖnemİn Sİyasal Etkİlerİnden EtkİlenmİŞtİr. CİngÖz Recaİ Adli Yazi Dİzİsİyle İlgİ ToplamiŞtir. Psİkolojİ, Sosyolojİ, Edebİyat Ve Felsefe Alanlarinda Yazilar YazmiŞtir. Temel Konu Olarak İnsanlarin DÜŞmÜŞ OlduĞu KÖtÜ Durumlardan Ders Çikarmayi AmaÇlamiŞtir…
Eserlerİ::::. MahŞer, SÖzde Kizlar, Canan, Bİr AkŞamdi

Munky
07-04-08, 13:46
50nci Yaşında İsrail (http://www.kitap-ozetleri.net/50nci-yasinda-israil-kitap-ozeti.htm)

Yazan : admin 4 Nis

KİTABIN ÖZETİ
Kitap, iki Yahudi genç araştırmacı tarafından yazılmıştır. Daha fikir aşamasından başlayarak, İsrail’in kuruluşunun ilk günleri, bağımsızlığını elde ettiği 50 yıl içerisindeki önemli olaylar, ülke için kilometre taşı sayılabilecek dönemler anlatılmaktadır. Kitap, eski başbakanlardan Shimon PERES’in önsözü ile başlamaktadır. Yazdığı önsözde Peres’in şu ifadesi özellikle kayda değer bir cümledir: “Bu kitaptaki fotoğraflar dağlardaki yankılar gibi İsrail’in tüm hikayesini anlatamamaktadır. Ama hepsi İsrail’in varlığının kesin ve şüphe götürmez kanıtıdır.”
Önsözü “Bir ülke inşa etmek” isimli ilk bölüm takip etmektedir. Bu bölümde, 1890′lı yılların sonlarına doğru Avrupa’da yaşayan Yahudiler arasında ortaya çıkan kendilerine ait bir vatan elde etme fikirleri anlatılmaktadır. Ayrıca, 1897 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde icra edilen Siyonist Kongresi anlatılmaktadır. Bu kongrenin fikir babası babası olarak “Theodor HERZL” kabul edilmektedir. Herzl, “Eğer inanırsan Yahudi ülkesi bir rüyanın ötesinde gerçek olur ” cümlesiyle hatırlanmaktadır. Bu bölümde ayrıca bugünkü İsrail’in 1900′lü yıllardaki durumundan bahsedilmektedir. Kitapta kullanılan fotoğraflarla bugün modern şehirlerin yükseldiği yerlerin o yıllardaki hali sergilenmekte, Yahudilerin bu bölgeye yerleştiklerinde zor şartlar altında mücadele vererek elde ettikleri başarılar sık sık ifade edilmektedir. Bu arada yine bu bölümde önemli tarihi anlara ışık tutulmaktadır. Bunlardan bir tanesi 1917 yılında İngiliz Dışişleri sekreteri Alfred J. BALFOUR tarafından Yahudi banker Lord ROTHSCHILD’e yazılan ünlü BALFOUR deklarasyonudur. Deklarasyonun metni “Majestelerinin hükümeti Filistin’de Yahudiler için ulusal bir yer verilmesine olumlu bakmaktadır ve bunu gerçekleştirmek için elindeki tüm imkanları kullanacaktır” demektedir.
İkinci bölüm “Bağımsızlığı Elde Etmek” isimlidir. Bu bölümde dünyanın bir çok yeri 1940′lı yılları İkinci Dünya Savaşının enkazı ile hatırlarken bu yılların Yahudiler için, yok olmanın yanında bağımsızlığın kazanıldığı yıllar anlamına da geldiği ifade edilmektedir. 14 Mayıs 1948 günü İsrail bağımsızlığını ilan etmiştir. Bağımsızlığı ilan ederken David Ben-GURİON şu sözlerle halkına hitap etmiştir “İsrail ülkesinde Yahudiler yetiştiler. Bu yetişmeden İsrail ülkesi ruhsal, dinsel ve politik özeliklerini kazandı�Bu sebeple şu an itibarı ile, İsrail topraklarında bir Yahudi devletinin, İsrail devletinin kurulduğunu ilan ederiz”. Bu ilandan kısa süre sonra binlerce insan Rothschild Bulvarındaki müze civarında sevinç gösterileri yapmak üzere toplanmıştır. 15 Mayıs 1948, bu kez İsrail parlamentosunda yine David Ben-GURİON “Dün İsrail’de sıradışı bir şey oldu ” cümlesiyle başlayan uzun bir konuşma yaptı.
İsrail’in bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte zaten var olan Arap-Yahudi çatışması daha da alevlendi. Bu sıralarda Harel Tugayı isimli yeni bir birlik teşkil edilmişti. Birlik Kudüs’e İsrail’in bağlantısını sağlayacak bir koridor açmayı amaçlıyordu. Bu tugayın komutanlığını daha sonra başbakanlığa yükselecek olan Yitzhak RABİN yapmaktaydı.
İsrail kendisini çevreleyen Arap ülkeleri ile savaşırken bu arada sürekli Yahudi göçü almaya devam etti. Devlet bir yandan da yeni gelen bu insanların hayatta kalabilmesi ve ülkenin sistemine adapte olabilmesi için destek sağlamaya çalıştı. Yahudiler dünyanın dört bir köşesine dağılmış olduğundan gelen göçmenler tamamiyle birbirinden farklıydı. Bu durum devlet için üstesinden gelinmesi oldukça zor bir problem teşkil ediyordu. Herkes kendi yaşam ve düşünce sisteminin yeni kurulan İsrail devletine egemen olmasını istiyordu. Bir yandan Avrupa ve Amerika’dan göçmüş kültürlü ve varlıklı Yahudiler, diğer taraftan komünist ülkelerden gelmiş aydın ve komünist Yahudiler, Kuzey Afrika’dan, Orta Doğu ülkelerinden ve Asya’nın uzak yerlerinden gelmiş göreceli olarak daha az kültürlü Yahudiler… Tüm bu insanların bir arada yaşaması gerekiyordu ve şartlar özellikle ilk zamanlarda çok ağırdı. Herkes göreceli olarak daha iyi durumda olan sahil kesimlere yerleşmeyi planlıyordu. Ama bu mümkün değildi. Devlet tüm toprakların savunulması ve Arap azınlık yanında çoğunluğun elde edilmesi için istemeseler de yeni göçmenleri değişik yerlere gönderdi. Bu arada Araplarla çatışmalar hiç dinmedi. 1956 yılında Mısır ile Sina Yarımadasında Dört Gün Savaşı yaşandı ve kazanıldı. Benzer durum 1967′de bu kez Altı Gün Savaşı ismiyle tekrar yaşandı ve İsrail bu savaştan da galip ayrıldı. 7 Haziran 1967 tarihinde Yahudi askerleri yaklaşık 2000 yıl aradan sonra Kudüs’e galip bir ordunun mensubu olarak girdiler. Bu İsrail tarihindeki en önemli olaylardan biriydi. Savaşlar ve çatışmalar Filistinli Arapların hayatını sürekli zorlaştırdı. İsrail devamlı olarak büyürken Arapların büyük bölümü canlarını kurtarıp mülteci kamplarına sığınmak zorunda kaldılar.
Diğer taraftan İsrail’in değişik alanlardaki faaliyetleri de devam etti. 1977 yılında Maccabi Tel Aviv takımı Avrupa basketbol şampiyonu oldu. Bu olay İsraillilerin kendilerine olan güveninin artmasını sağladı. Hatta bir oyuncu maçtan sonra “Artık haritadayız” yorumunu yaparak bir ülke karakteri kazanmanın kendileri için ne kadar önemli olduğunu ifade etti.
Özellikle Yitzyak RABİN döneminde Araplarla barış planları yapıldıysa da bu mümkün olmadı. Rabin aşırı sağcı bir Yahudi tarafından suikast sonucu öldürüldü ve İsrail 50nci yılını da kan ve savaş dolu bir ortamda geçirdi.

Munky
07-04-08, 13:47
5 Temel Özgürlük (http://www.kitap-ozetleri.net/5-temel-ozgurluk-kitap-ozeti.htm)

Yazan : admin 4 Nis

1 Algılama Özgürlüğü: Sağlıksız anababa çocuklarını geçmişe, geleceğe veya olması gerekene yöneltir; o an olan olayları olduğu gibi algılamalarına izin vermez. 2 Kendi düşündüğünü olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü: Sağlıksız anababa, çocuklarının ne düşündüğüyle ilgilenmez, ne düşünmesi ve yapması gerektiğiyle ilgilenir.Sağlıklı aile ortamı çocuğun kendine özgü algılamasını ve düşüncesinin ifade etme olanağı sağlar; sağlıksız aile, çocuğun nasıl algılaması, düşünmesi ve davranması gerektiğiyle ilgilenir, çocukları belirli bir kalıba sokmak, onlar için, çocuğun kendisi olarak gelişmesinden daha önemlidir. 3 Kendi duygularını olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü: Sağlıksız aile ortamı içinde çocuğun hangi duygular içinde olduğuna önem verilmez, hangi duyguları ifade etmesi gerektiği daha önemlidir.Çocuk gülüyorsa gülmesi, ağlıyorsa ağlaması kınanır.Korkmuşsa,korkaklığıyla alay edilir. Çocuğa duygularını ifade hakkı verilmez, kapa çeneni, denir. 4 Karar verme özgürlüğü: Çocukların kendi arzularına göre birşeyi isteme yada reddetme özgürlüğü yoktur.Sağlıklı ailede ise çocuğa ne istediğine kendisinin karar vermesi ve bu kararın sorumluluğunu yüklenmesi beklenir öğretilir. Sağlıklı ailede çocuk yemek yemeye zorlanmaz. Yemek zamanı gelince ailenin beraberce yemek yemesi beklenir; ne varki kimse belirli bir miktar yemeye zorlanmaz .Yemek zamanı yemeyen çocuk bir saat sonra, Benim karnım acıktı, bana yemek ver, diye annesine gelince annesi ‘’Bir saat önce yemek zamanıydı, o zaman yemedin.Burası lokanta değil, istediğin zaman sana yemek hazırlanamaz.Önümüzdeki yemek zamanına kadar beklemek zorundasın’’ , der .Böylece çocuk sofrada yemek yememe davranışının sonucuna katlanmak zorunda brakılır.Anne yemek masasında cocuğuna, ‘’Şimdi iyice ye de, bir saat sonra benim karşıma , anne karnım aç diye çıkma !’’ demez.İstediği kadar yemek yeme yine çocuğun kararına brakılır. Sağlıksız ailede , çocuğun neyi ne kadar yemesi gerektiği sürekli kendisine söylenir.Çocuğun kendi davranışlarından sorumluluk almasına olanak verilmez.Sorumluluk kazanan insan zamanla bağımsız olmaya yönelir; sağlıksız ailenin ise bağımsız insana tahammülü yoktur. 5 Olmak istediği yönde gelişerek kendi özünü gerçekleştirme özgürlüğü:Sağlıksız ailede , kimin ne olması gerektiği aile içindeki katı kurallar çerçevesinde belirlenmiştir.Kişinin nasıl bir insan olarak yaşamını sürdürmesi gerektiği, dolaylı ve dolaysız , sürekli kendisine empoze edilir.Bu tür yönlendirme küçükken çocuğun nasıl bir oyun oynayacağı ile ilgili iken büyüdükçe nasıl meslek seçmesi ve kiminle evlenmesi gerektiğine dönüşür.’ İç çocuğu utanca boğulan yalnız kalmaktan nefret eder, yalnız kalmamak için elinden geleni yapar. Her zaman başkalarının bekledikleri yapar; kendi sorunlarına çare bulmaktan daha çok başkalarının sorunlarını çözmeye yönelir. Mahcubiyet sağlıklıdır. Bizim kendimizden beklediklerimizi, kendi gücümüzün sınırlarını bildiğimizi, bazı temel iç ilke ve değerleri içimize sindirip sindiremediğimizi gösteren bir duygudur. Mahcubiyet duygusunun kaynağı kişinin kendi özü, kendi algılaması, kendi değerlendirmesidir.Bunun temelinde vicdan vardır.Utanç duygusunun temelinde başkalarının beklentilerini yerine getirmeme korkusu vardır. Mahcup olan kişi kendi beklentilerini yerine getirmediği için utanıyor ve bu süreç sonunda kendi sınırlarını ve alçakgönüllü olmayı öğreniyor. Kişi kendi paradigmasını değerli bulmalı, bir anlamda o paradigmaya saplanıp kalmalı.

Munky
07-04-08, 13:47
21nci Yüzyıl İçin Yönetim Tartışmaları (http://www.kitap-ozetleri.net/21nci-yuzyil-icin-yonetim-tartismalari-kitap-ozeti.htm)

Yazan : admin 4 Nis

KİTABIN ÖZETİ
Bir fikir eseri olan kitap, 210 sayfadır. Kitapta; 1900′lü yıllardan bugüne kadar bilimsel olarak incelenmeye başlanan “Yönetim” olgusu ile ilgili kavram ve teorilerin değişikliğe uğrayıp uğramadığı tartışılmaktadır.
Günümüze kadar “Yönetim” kavramı birçok farklı açıdan incelenmiş ve formüle edilmiştir. Tarihi süreç içinde yirminci yüzyılın başlarında ilk önce klasik yönetim anlayışı geliştirilmiş, daha sonra bunu Neo-klasik anlayışın ortaya çıkışı takip etmiştir. Klasik anlayışa göre, insan sürecin bir parçasıdır ve makinelerden farksızdır. Bu anlayışa karşı toplumsal tepkiler oluşmaya başlayınca sadece insan ihtiyaçlarını tatmin etmeyi esas alan Neo-klasik anlayış, sosyolog ve psikologlar tarafından ortaya atılmıştır. Daha sonra önceki iki anlayışın sentezi ve biraz da geliştirilmiş şekli olan modern yaklaşım çerçevesinde “Sistem” ve “Durumsallık” Yaklaşımları gündeme gelmiştir. Kısaca organizasyonlar için genel değil, özel reçetelerin hazırlanması gerektiğini savunan modern yaklaşımı da, modern sonrası çağdaş kavram ve yaklaşımlar takip etmiştir. Yalnız bu çağdaş kavram ve yaklaşımlar önceki teoriler kadar genel kabul görmeyip bölgesel uygulamalar düzeyinde kaldığından henüz tam şekillenmemiştir denilebilir. İşte bu noktadan itibaren yönetim anlayışının gelecekte nasıl şekilleneceğini tahmin etmenin gereği gündeme gelmektedir.
Kitabın yazarı, bu kitapta yönetim olgusunun gelecekte takip edeceği yönü kestirmek üzere, geçmiş eğilimleri de dikkate alarak, konuyu altı ayrı başlık altında irdelemiştir.
Birinci bölümde yönetim konusunda şu ana kadar oluşmuş paradigmalar hakkındaki tespitlerini kaleme almıştır. Yazarın oluştuğunu düşündüğü paradigmalar arasında; yönetim olgusuna ilişkin varsayımların önemi, yönetimin sadece işletme yönetimi olarak algılanması, tek doğru organizasyon yapısını bulma çabaları, organizasyon içerisinde insanı yönetmenin tek doğru yolunu bulma gayretleri, teknoloji onun son kullanıcılarının sabitliğine ilişkin kabuller, yönetimin faaliyet alanının hukuki olarak ve politik açıdan belirlenmiş olması ile yönetimin ilgi alanına ilişkin kabuller yer almaktadır. Bu bölümde, önceki cümlede adı geçen paradigmalar yazar tarafından birer birer ele alınmış ve tartışılmıştır. Sonuç olarak, paradigmaların yanıtları verilmek yerine kasıtlı olarak sorular ortaya atılmıştır. Nedeni ise şu şekilde açıklanmıştır: “Modern toplumun ve ekonominin merkezi ne teknoloji, ne bilgi, ne de verimliliktir. Bu, sonuç üretmek amacıyla var olan ve toplumun bir organı olan yönetilen kurumdur. Yönetim, kurumların sonuca götürülmesinde kullanılabilecek çok önemli bir araçtır, işlevdir ve alettir. Bu nedenledir ki; nihai bir yönetim paradigmasına ihtiyaç vardır. Kurumun performansını ve sonuçlarını, kurum içinde ve dışında, kurumun kontrolünde ve kontrolü dışında etkileyen her şey yönetimin ilgi ve sorumluluğu dahilindedir.
İkinci bölümde; organizasyonları yeni stratejiler geliştirmeye iten nedenler ele alınmış ve incelenmiştir. Bunlar arasında; düşmeye başlayan doğum oranı, kullanılabilir gelir dağılımı, performansın tanımı ile ilgili yargı değişiklikleri, mevcut büyüme endüstrileri, küresel rekabet, ekonomik gerçekler ile politik gerçekler arasında artan uyuşmazlıklar sıralanmıştır. Sonuç olarak; bu sorulara cevap bulunduktan sonra stratejiler belirlenmelidir. Yapısal, ekonomik, sosyal, politik ve teknolojik dönüşümden kaynaklanan büyük değişimin yaşandığı günümüzde, mücadelede başarılı olamayan kurumlar piyasada tutunamayacaklardır.
Üçüncü bölümde; değişim liderliğinden bahsedilmektedir. Yazara göre değişimi kimse yönetemez, ancak değişimde uygulamaya konulacak politikalar üretilebilir. Bu politikaların amacı, sürekli iyileştirme olmalıdır. Başarıdan yararlanan kurumların değişimi yaratabileceği ifade edilmektedir. Bu arada, kurumların kaçınması gereken davranışlar da sıralanmıştır. Değişimin ancak, sürekli olursa kuruma yarar sağlayabileceği belirtilmiştir. Geleceğe yön vermek için değişime öncü olmak gerektiği vurgulanmıştır.
Dördüncü bölümde; enformasyon/bilgi tartışmalarının yapıldığını görmekteyiz. Yeni bilgi devriminden ve bilgi teknolojisinde teknolojiden bilgiye uzanan ilişki araştırılmaktadır. Ayrıca teknoloji uzmanları için tarihten alınması gereken bazı dersler dile getirilmiştir. Kurumların ve yöneticilerinin ne kadar bilgiye ihtiyaç duydukları tartışıldıktan sonra bilginin yönetilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bilgi çokluğundan doğacak karmaşanın önüne geçmek için bilginin düzenlenmesi gerektiğine işaret edilmiştir. Bilgi ile beraber artık dışarı açılmanın kaçınılmaz olduğu ifade edilerek bölüm tamamlanmıştır.
Beşinci bölümde, bilgi işçisinin verimliliği konusu tartışılmıştır. Artık emek yoğun işgücünden bilgi yoğun işgücü devrine geçilmiştir. Yönetim olgusuna ilişkin ilk teoriler ortaya atılırken amaç; el işçisinin verimliliğini artırmaktı. Bunun için ilkeler geliştirildi ve el işçisinin gelecek dönemlerde de verimliliğini sağlamak için alınacak tedbirler belirlenmiştir. Şimdi bilgi işçisinin verimliliğine ilişkin verilerin, ilkelerin belirlenmesi zamanı… İşte bu bölümde bilgi işçilerinin verimliliğini artırmak için alınabilecek tedbirler tartışılmıştır. 21nci yüzyılda kurumların en değerli varlığının bilgi işçileri ve onların verimlilikleri olacağı ifade edilerek bölüm tamamlanmıştır.
Altıncı ve son bölümde ise; 21nci yüzyılda kurumlar için başarının sırrı olacak insan faktörü derinlemesine ele alınmıştır. Yazar, bilgi işçisi ve onların, yöneticinin yerine kendilerini koyduktan sonra her bireyin neler yapması gerektiğini incelemiştir. Herkesin kendisini nasıl yöneteceğini irdelerken, öncelikle bireyin güçlü yanlarının neler olduğunu belirlemesi gerektiğini vurgulamıştır. Daha sonra bireysel performansımıza ilişkin gerçekçi tespitler yapmamız gerektiği ifade edilmiştir. Bireyin, kendisinin nereye ait olduğunu sorgulamasının arkasından ait olduğu kuruma ne kadar katkı sağladığını düşünmesini tavsiye etmektedir. Uzun süre hizmet eden birisinin çalışma hayatında genç ve fikren canlı kalmayı öğrenmesi gerektiğine işaret etmektedir. Yazar, gelecekte insanların yapmakta olduklarını nasıl ve ne zaman değiştireceklerini; bunu nasıl ve ne zaman yapacaklarını öğrenmek zorunda kalacaklarını ifade ederek altıncı bölümü tamamlamaktadır.
Sonuç olarak; kitap gelecekten söz etmektedir. Kitapta anlatılan sorunlar, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tümünde değişik dozlarda yaşanmaktadır. Yazara göre bu sorunları belirlemek, analiz etmek ve bunlara çözüm bulmak mümkündür. Bazı organizasyon ve yöneticilerin bu işi profesyonelce yaptığından bahsetmektedir. Bu kurumların/yöneticilerin kendilerini geleceğin mücadelesine hazırladıkları için gelecekte lider olacaklarını ve geleceğe hükmedeceklerini ifade etmektedir. Durup bekleyenlerin ise geride kalmaya mahkum olacağını, belki de hayatta kalmayı bile başaramayacağını iddia etmektedir.

Munky
07-04-08, 13:47
21.YY’da Türkiye (http://www.kitap-ozetleri.net/21yyda-turkiye-kitap-ozeti.htm)

Yazan : admin 4 Nis

KİTABIN ADI 21.yüzyılda Türkiye
KİTABIN YAZARI Prof. Dr. Emre KONGAR
BASIM TARİHİ 1998
KİTABIN YAYIM MAKSADI Türkiye’nin toplumsal yapısının değerlendirilmesi.
KİTAP ÖZETİ / TANIMI
1 NCİ BÖLÜM (TÜRKİYEDE TOPLUMSAL YAPININ TEMELLERİ) :
Osmanlı İmparatorluk Sistemi, toprak düzenine ve merkezi iktidara dayanmaktadır. Bu özellik ekonominin kapitalist olmasını ve sermaye birikimini engellemektedir. Batıda gelişen ulusçuluk akımları imparatorluğun azınlık nüfusuna ayrılmalarında etkili rol oynamıştır. Osmanlı dönemindeki batılılaşma çabaları, devletin üzerindeki batı denetimini ve ekonomik baskıyı artırmaktan başka bir işearamamıştır. Buna karşılık Atatürk; batılılaşmayı, batı uyruğundan kurtarmada bir araç olarak kullanmıştır.
Osmanlının siyasal birikimi, dine ve padişah otoritesine dayalı bir anayasal monarşi, yabancı denetimi altında bir devlet ve ulusçuluk akımları etkisinde parçalanmış siyasal birliktir. Osmanlının toplumsal kesimlerinden biri olan asker kesimi, sınıflar içinde en yenilikçi ve en büyük gücünü teşkil.etmektedir.
Osmanlı’daki ideolojik birikimin temel özelliğini ise imparatorluk çöküş döneminde gecikmiş olarak ortaya çıkan, Türk. Ulusçuluk.akımı.oluşturmaktadır.
Bağımsızlık Savaşı, Mustafa Kemal’in elinde dağılan, parçalanan ülkenin tüm siyasal ve kültürel yapısını değiştirmede bir araç olmuştur. Atatürk siyasal devrimlerinde eğitimsel, kültürel ve hukuksal yenilikleri batı dünyasının yüzyıl önce geçirmiş olduğu toplumsal ve ekonomik değişmeleri hızla gerçekleştirmenin aracı olarak kullanıyordu. Böylece çağdaş ve dışa dönük bir toplum modeli yaratmayı amaçlamıştır.
2 NCİ BÖLÜM (TÜRKİYE’DE DEĞİŞMENİN ARAÇLARI OLARAK YAPISAL ÖĞELER)
Yeni Cumhuriyetin amacı dış denetimden arınmış girişimci ulusal sermaye sınıfı yaratmaktır. Bu siyasetin temelleri 1923 yılında Cumhuriyetin sahip olduğu toplumsal ve ekonomik yapıyla Atatürk’ün kurmuş olduğu ilkeleri kıstas almaktadır. Ekonomi siyasetin ana ilkeleri, İzmir iktisat Kongresinde.saptanmıştır.
Geliştirilmek istenen sermaye sınıfına devletçilik ilkesi.ile.yön. verilmiştir.
1950 yılında çok partili döneme geçişin ekonomik ve siyasal zorunluluğun altında demokratikleşme, ulusal sermaye sınıfı belirginleşmeye başlamıştır. 1950’den sonraki gelişmeler ile güçlenen burjuvazi gelenekçi-liberal cephenin içinde önemli bir öğe durumuna gelmiş, yalnız 1950-1960 arasındaki bu benimseme dönemi sırasında Atatürkçülük’ten bazı sapmalar ortaya çıkmıştır. TSK.’nin 1960 eylemi, toplumu çağdaş modellere uygun olarak değiştirmek istenen devletçi-seçkinciler adına yapılan bir başka çabayı oluşturmuştur. Asıl sorun, 1958 yılından günümüze kadar istikrar tedbirlerini doğuran yapısal nedenlerin ortadan kalkmasıydı. Faiz ve rant üzerinde gelişen ekonomi, çarpıklığını sonraki dönemlere de kısır.döngülü.bir.şekilde.aktarmıştır.
3 NCÜ BÖLÜM (DIŞ ÖĞELERİN ETKİLERİ)
21.yüzyıl Türkiye’nin en büyük belirleyicisi dış dünyadaki gelişmeler ve uluslararası sermayenin etkisi olacaktır. En büyük adımı ise Avrupa Birliğine girme isteği oluşturmuştur. Dağılan Sovyetler’den kopan Cumhuriyetlerle artan ilişkiler ekonomiyi olumlu yönde etkileyeceği kesindir. Kısaca,Türk ekonomisi belli aşamaları geçirmiş olmakla beraber sağlam ve sağlıklı yapıya kavuşamadığı ve dış dünyaya bağlı hareket edemediği gerçektir.
Türkiye’nin 21. yüzyılda küreselleşme çerçevesinde bir bölgesel güç olarak dünya arenasına çıkması hem bölgesinde komşularıyla iyi ilişkiler geliştirebilmesine hem de dünya üzerinde Japonya’dan Birleşik Amerika’ya kadar çeşitli ekonomik ve siyasal ittifaklar oluşturabilmesine bağlı görünmektedir.
4 NCÜ BÖLÜM (TÜRKİYE’DE TOPLUMSAL YAPININ VE DEĞİŞMENİN GÖRÜNÜMLERİ)
Toplumsal yapının ve değişmenin göstergesi incelendiğinde teknolojik gelişme ile nüfus artışının ters orantılı geliştiği görülmüştür. Demografik dağılımın bozukluğu kaynakların etkin kullanımını zora sokmaktadır. İlk ve orta öğretimle birlikte yüksek öğretimde gerek nitelik, gerekse nicelik bakımından 21 nci yüzyılda Türkiye’nin gereksinimlerine yanıt vermekten uzaktır. Çalışan nüfusun sosyal güvenlik önlemleri son derece yetersizdir. Türkiye’nin en önemli sorun alanları, hem fiziksel hem hukuksal, siyasal ve toplumsal olarak kent hukuku dışında gelişmiş olan alanlar, eski gecekondular olacaktır.
5 NCİ BÖLÜM (TÜRKİYE’DE TOPLUMSAL YAPININ VE DEĞİŞMENİN DEĞERLENDİRİLMESİ)
1980 sonrası yaşanan ekonomik gelişmeler; 21 nci yüzyıl Türkiye’si açısından tarım kesiminin de artık sanayi ülkelerindeki yapıya yavaş yavaş yaklaştığını göstermektedir.
Gelecek yüzyılda, Türkiye’deki toplumsal sınıflar ile siyaset arasındaki ilişkiler bire bir ekonomik kökenli olmadığı, buna karşılık ideolojik oluşmaların bu ilişkileri önemli ölçüde etkileyeceği. gözlenmektedir.
Türkiye gelecekte üç temel sürecin etkisinde kalacaktır. Birincisi, dış dünyadan gelen siyasal, ekonomik ve kültürel alanlarda farklı etkileri olan küreselleşmedir. İkincisi, kaçak yapılaşma ile simgeleşen ve tüm siyasal ahlakı da pençesine alan bir yağma kültürünü temsil eden kentleşmedir. Sonuncusu ise, hem Cumhuriyetin tarihinden gelen hemde evrensel oluşumların desteklediği, katılım ilkesinin yaygınlaşmasında ve etkinleşmesine dayalı olan demokratikleşmedir.
Önümüzdeki yüzyılda, Türkiye’yi yönlendirecek belirleyici güçler de üç merkezli görünmektedir. Birinci güç; dış dünyanın belirleyiciliği açısından tarihsel olarak da Türkiye’nin biçimlenmesinde önemli roller oynamış ve küreselleşme süreci ile bu konumu iyice kurumlaşan Amerika Birleşik Devletleri’dir. İkinci güç; gelişmesi için kendisine destek verilmiş olan ve sonunda kitle iletişim araçlarının mülkiyetine de sahip olarak bu gücünün doruğuna ulaşmış olan büyük sermayedir. Üçüncü güç, Türkiye’nin çağdaş bir ulus-devlete geçişinde rol oynayan, bölücü terör ve şeriat tehdidi karşısında yeniden ön plana çıkan.askeri.bürokrasidir.
Küreselleşmenin birinci niteliği, siyasi ve askeri alanda Amerika Birleşik Devletlerinin egemenliği ve dünya jandarmalığı rolüne soyunmuş olmasıdır. İkinci niteliği, ekonomik alanda uluslararası sermayenin egemenliğidir. Üçüncüsü ise; tüm dünyada bir örnek tüketim kültürü oluşturmaya yöneliktir. Dördüncü niteliği, mikro milliyetçilik akımlarını.güçlendirmesidir.
SONUÇ
****İTABIN ANA FİKRİ :
21 nci Yüzyıla girerken Türkiye’deki toplumsal yapı ve toplumsal.değişmenin.faktörlerinin .incelenmesidir.
B.KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :
Yazar kitabında, 21. yüzyıla girerken Türkiye’nin toplumsal yapısını ve değişmesini dış dünya, ideoloji ve sınıfsal gelişme öğelerinden oluşan toplumbilimsel bir model olarak ele almış, tarihsel .çözümlemesini.yapmıştır.
Yazar, ülkede yaşanan sorunlara ve tarihsel perspektifte siyasal ve ekonomik oluşumlara bilirli bir ideolojiden değil, objektif olarak.toplum .bilimi.ile.yaklaşmıştır.
Kitapta 21. yüzyılda karşılaşacağımız muhtemel sosyo-ekonomik problemler ve bunların çözüm yolları ile ülkenin gerek kendi iç dinamiklerini gerekse dış öğelerin dayatacağı oluşumlar ve bunların siyasal ekonomi etkilerini bir anlamda öngörü .olarak. bulmak. mümkündür.
C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :
Yazar toplumsal yapı ve değimi çözümlerken her bir konu için sistematik ve kronolojik yaklaşmıştır. Bu da okura her konu hakkında siyasal ve ekonomik dönemler arasında birbirini tamamlayan geçişler yapmasını kolaylaştırmıştır.
21 nci yüzyılda dış dünyadaki küreselleşme, demokratikleşme, uluslararası sermaye gibi oluşumların ülkemizi nasıl etkileyeceği üzerindeki görüşler okurla paylaşılmış olup, özellikle karar alıcılar ve politika oluşturuculara yön verecek çarpıcı sonuçlar çıkartılmıştır.
Kitabın bir özelliği de dilinin anlaşılabilir olması ve ulaşılan sonuçların net ifadelerle anlatılarak gelecekteki olası sosyal ve ekonomik darboğazları belirlemiş olmasıdır.

Munky
07-04-08, 13:49
Sefiller Kitabının Özeti Victor Hugo - Sefiller (http://www.kitap-ozetleri.net/victor-hugo-sefiller-sefiller-kitabinin-ozeti-kitap-ozeti.htm)

Yazan : admin 24 Ara

KİTABIN KONUSU
Bu romanda Jean Valjean isimli bir köylünün, 19. yy.’un ilk 30 yılındaki serüvenleri anlatılır.Valjean aç ailesini doyurmak için ekmek çaldığından bir kadırgada kürek çekmeye mahkum edilmiştir.
Sefiller Kitabının Özeti
Birkaç kez kaçma girişiminde bulunduğundan mahkumiyet süresi 19 seneye çıkarılır 1815’de serbest bırakılır. Valjean Güney Fransa’da D kasabasına gider. Bir kürek mahkumu olduğundan kimse onu barındırmak istemez. Sonunda yaşlı ve çok iyi bir insan olan kasabanın piskoposu onu yanına alır ve ona çok iyi davranır. Valjean onun bu konuk severliğine piskoposun yemek takımlarını çalmakla karşılık verir. Polis kısa bir süre sonra Valjean’I yakalar ve piskoposa getirir piskopos Valjean’I hayrete düşürürcesine, yemek takımını Valjean’a hediye verdiğini söyler. Valjean’ın karşılaştığı bu durum onu derinden etkiler. Ondan sonra piskoposun güvenine layık olmaya mümkün olduğu kadar erdemli ve dürüst bir hayat sürmeye söz verir.
Valjean yıllar sonra takma bir isim Kuzey Fransa’da mücevherat üreticisi olarak devam ediyordur. Üretimde bir iki basit gelişme gerçekleştiğinden şimdi varlıklı bir insandır. Kasaba halkının güvenini kazanmış ve hatta belediye başkanı bile seçilmiştir. Kasabanın müfettişiJavert, tam bir dedektiftir ve amirinin kişiliğinden şüphe eder. Onu tam yakalattıracağı sırada isminin Valjean olduğu bir diğer insanın başka bir suçtan yakalandığını ve tekrar kadırgaya gönderileceği haberini alır. Çok mahçup duruma düşen polis müfettişi belediye başkabıbdan özür diler, onun hakkında şüphelere düştüğünü anlatır. Valjean kendi adını taşıyan suçsuz bir insanın acı çekmesinden ötürü vicdan azabı duyar. Kahramanca bir hareketle mahkemeye gider, kendisini tanıtır ve kendi isteğiyle kürek mahkumluğuna döner. Birkaç yıl sonra tekrar kaçar ve kuzeye gider. Üretici olarak iş yaptığı yılların karşılığı olan parayı buraya gömmüştür. Para onu rahatça geçindirebilecek ve çevresinede yardım etmesine de imkan verecektir. İlk işi Cosetta adında bir kızı aramak olur. Kız bir zamanlar yanında çalışan Fantina’nın kızıdır. Fantina kızına bakmak için fahişelik yapmıştır. Fantina artık ölmüştür ve onu yetiştiren üvey anne ve babası ona kötü muamele etmektedir. Valjean onu evlatlık alır ve ona derin bir sevgiyle bakmaya başlar. Beraberce Parise giderler. Valjean bir rahibe manastırında bahçıvan olarak çalışmaya başlar ve Cosette da manastırın okuluna gider.
Cosetta büyüyünce Parisli bir öğrenci olan marius Pontmercy adında bir genç onunla ilgilenir. Cosette ve Marius, Paris’in Luxenburg Gardens adındaki parkında tanışırlar ve Valjean’ın kendisini ve Cosette’yi gizli tutmasına rağmen gizliden gizliye mektuplaşırlar.
Olaylar, ülkedeki iç huzursuzluklar sırasında doruğa ulaşır. Sosyalistler 1832’de, Paris’te hanedanlığa karşı başarısız kalan bir baş kaldırma hareketine girişirler Marius ve arkadaşları bu isyanda yer alırlar ve sosyal adalete bağlılığından ötürü kim olduğunun meydana çıkmasına bile aldırış etmeyen Valjean da isyana katılır. Sokak çatışmalarının ortasında eski düşman Javert ile karşılaşırlar. Onun bütün hayatı şimdi ellerindedir.Gerçi bir tek kurşun Javert’I ortadan kaldıracaksa da Valjean Jvert’ı serbest bırakır. Valjean’ın bu davranışı Javert’in, kesin meşruiyet ve hukuka dayanan ahlaki dünyasını alt üst eder. Hayatında ilk defa olarak bir mahkumun kanuna saygı duyan bir vatandaştan daha iyi bir insan olacağını düşünür ve kendini öldürür.
Bu arada barikatlar ardına çekilen isyancılar çevrilir. Karşı tarafın kuvvetleri daha fazladır. Çarpışmalar sırasında Marius ağır yaralanır. Valjean Marius’u, sırtında taşıyarak yer altındaki lağım kanallarına götürür. Burası hoş bir yer olmasa da, çatışma alanından uzaktır. Kendisini tamamen kaybetmiş ve hemen hemen ölü olan Marius, büyükbabasının evine getirilir. Marius hayatını kimin kurtardığını bilmemektedir.
Valjean, Cosette ile Marius arasına girmemeye karar verir. Cosette’nin Marius’u sevdiğini ve onunla evlenmek istediğini anlar. Cosette’ye büyük miktarda para verdikten sonra inzivaya çekilir. Marius önceleri bunu kabul eder fakat hayatını kurtaranın Valjean olduğunu öğrenince Cosette ile birlikte son bir defa görmek için ihtiyar adamın yatak ucuna giderler. Valjean ölüm yatağında, seneler önce, evliya gibi biri olan psikopozun inanılmaz bir jestle kendisine hediye ettiği ve böylece Valjean’ın ruhunu kazandığı gümüş şamdanlığı Cosette’ye hediye eder.
ANAFİKRİ
Kendisine her zaman kötü davranılan bir mahkumun, kendisine iyi davranan biriyleberaber olduğu zaman kişiliğinin ve davranışlarının iyiye doğru gidişatı gözlenmiştir.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ
JEAN VALJEAN: Romanın kahramanı. Önceleri basit, çalışkan bir köylüyken sonradan bir mahkum olarak hayata küskünlük duyar.
JAVERT: Hiç bir zaman satın alınamayacak kadar namuslu bir polis memuru.
MARIUS PONTMERCY: Albayın oğlu. Kendisini babasının anısına adıyan bir genç.
COSETTE: Fantine’nin kızı, Valjean’ın evlatlığı. Sevimli bir kız.
FANTINE: Karakteri bakımından iyi bir kız ise de şartlar onu bir fahişe olmaya zorlar.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Eserde tarihsel olaylar, kişilik çözümlemeleri, siyasal düşünceler, insanlar arasındaki günlük ve basit ilişkiler iç içe ve büyük bir ustalıkla anlatılmıştır.

Munky
07-04-08, 13:50
7 20. Yüzyıl Konuşmaları (http://www.kitap-ozetleri.net/7-20-yuzyil-konusmalari-kitap-ozeti.htm)

Yazan : admin 4 Nis



20. Yüzyıl Konuşmaları
KİTABIN ÖZETİ :
Hitabet sanatının el kitabı niteliğindeki bu antoloji, kitlelerin nabzını tutan, insanlık ve dünya tarihini en etkili silahla; sözle yönlendiren hatiplerin en önemli konuşmalarını içermektedir.
Çeşitli ülkelerden liderlere ait toplam 142 konuşmanın yer aldığı; “20.Yüzyıl Konuşmaları” isimli bu antoloji her konuşma metnini üç ana kısma ayırıyor: İlk kısımda hatibin hangi şartlar ve olaylar içerisinde bu konuşmayı yaptığını, toplumun / dinleyicilerin ve kendisinin beklentisinin ne olduğu gibi son derece yararlı ayrıntılara nutuk metinleri öncesinde yer veriyor. İkinci kısımda ise konuşma metni yer alıyor. Ve son kısımda, konuşma metninin hemen ardından, konuşmanın hangi olay ve gelişmelere neden olduğu, toplumda ve siyasal – politik hayatta ne gibi değişikliklere yol açtığı da bilgi olarak okuyucuya sunuluyor. Böylelikle okuyucu, konuşmanın bünyesinde barındırdığı etkiyi, toplumları ve olayları yönlendirme gücünü, konuşmanın yapıldığı tarih ve ülkeye ait şartları öğrenerek daha iyi yakalayabiliyor.
“The Times”, “Today”, “Western Morning” ve “Sunday Times” gibi dergi ve gazetelerin editörlüğünü yapan Brian MacArthur, edebiyat dünyasına kazandırdığı bu son derece faydalı eseriyle, ister Çekoslovakya’da ahlakın bozulmasına yol açan zehirin köklerini kazımayı amaçlayan Vaclav Havel’in, ister ülkedeki muhalif sanayicileri kendi safına çekmeye çalışan Churchill’in, askerine dövüşecek gücü ve cesareti aşılayan Genaral Patton’un ya da kadınlara oy hakkı elde ettirmek için mücadele eden Emmeline Pankhrust’un, isterse modern başkanlık konuşmalarına standart oluşturan J.F.Kennedy’nin konuşmalarında barınan sihirli gücün, insanların tutumlarını, düşüncelerini de inançlarını özelliğini taşıyan bu antolojide yer alan konuşmalar, 1899’dan başlayark kronolojik sırayla, yüzyılımızdaki büyük olayların akışına paralel biçimde sunulmaktadır. Eski ABD başkanlarından Theodore Roosvelt’in konuşmasıyla başlayan ve günümüz İngiltere Kraliçesi 2.Elizabeth’inkiyle son bulan antolojide, İrlandalı yurtsever Patrick Pearse gibi büyük eylem adamlarının, William Faulkner gibi büyük edebiyatçıların, Julius Oppenheimer gibi bilim adamlarının, Betty Friedan gibi kadın hareketi öncülerinin, Churchill’den Gandhi’ye oradan Reagan’a kadar pek çok devlet liderinin de konuşmalarını bulmak mümkün. Bu konuşmaların kimi özgürlük, barış, yepyeni umutlar adına kitlelere gücünü ortaya koyma cesaretini kazandırmış, kimi de insanlığa en acı günlerini yaşatan süreçleri harekete geçirmiştir.
Kitap aynı zamanda, etkili bir konuşmanın; zamana göre, kullanılan araçlara, konuşmanın yapıldığı mekana, konuşmanın yapıldığı şartlara, kullanılan iletişim araçlarına, konuşmaya yardımcı olan beden dilinin kullanımına, konuşmanın duygusallığına, sertliğine, edebi derinliğine göre nasıl da değişiklikler gösterdiğini – konuşmacının da özelliklerinden bahsederek – okuyuculara aktarmaya çalışıyor.
Örneğin, kitapta yer alan konuşmaların sahiplerinden biri Adolf Hitler’dir. Hitler konuşurken histeriye yaklaşan bir galeyana kapılır; o içindeki tepkiyi bağırış çağırışlarla dışa vururken, nefret ve coşku gibi güçlü duyguların büyüsüne kapılan erkekler homurdanır ya da tıslarlar, kadınlar kontrollerini kaybedip hıçkırmaya başlar bütün bu duygular her türlü kısıtlamadan kurtulur ve boşalıverir.
Bir başka isim Bevandır. Bean dinleyicilerin gözü önünde simya yapar. Ateşi buzla karıştırabilir. Rüyaları, en cüretkar hayalleri uyandırabilir. Amacı her zaman, bu yolla yaratılan harekete geçirici gücü eldeki işin ilerlemesine yardım edecek şekilde kullanmaktır.
Yeni isimlerden İngiliz politikacı Neil Kinnock, kısa denecek bir süre önce, hitabetin hala İngiliz politikasında rol oynadığına inandığı için, tarzında vücut dilinin ağırlıklı bir yeri vardır.
Antolojide yer alan konuşma örneklerinin bir kısmı dünyaya umut aşılarken bir kısmı insanlık trajedilerine yol açacak kadar kötü gelişmelere neden olmuştur. Başarılı bir konuşmanın o sihirli, hipnoti gücünün en etkili örneği, Hitler’in 1932’de Düsseldorf Sanayi Kulübü’ndeki konuşmasında görülmektedir. Hitler geldiğinde onu karşılayan Batı Alman Sanayicileri, serinkanlı ve ihtiyatlıydı. Ama o, iki buçuk saat boyunca hiç ara vermeden hayatının en başarılı konuşmalarından birini yaparak bütün düşüncelerini iş adamlarından oluşan dinleyicilerine parlak bir şekilde sununca, büyük bir coşkuyla ayakta alkışlandı. Nazi hazinesine Alman sanayi kuruluşlarından bağışlar akmaya başladı. Hintler, bu tek konuşmasıyla önemli bir zafer kazanmıştı.
Hitler’in hitabet gücü Almanya’yı barbarlığa yöneltmiş olsa da, bu kitaptaki konuşmaların çoğu, retoriğin gücünün kötülük değil, iyilik adına kullanıldığına örnektir. Bunlar, hayalleri bir araya getirir, umut dağıtır, yürekleri ve zihinleri uyandırır, dinleyicilere daha güzel bir dünya hayali sunar. Bu konuşmalardan akılda kalan çarpıcı sözler, mesela Theodore Roosevelt’in “Zahmetli hayat”, John F.Kennedy’nin “Yeni ufuklar” ya da Martin Luther King’in “Bir hayalim var”, yapıcılığa çağrıdır.
Antolojide, umut dalgacıklarını; Emmeline Pankhurst ile Betty Friedan, kadınların özgürlüğü için; Patrick Pearse, Roger Casement, Mahatma Gandhi, ezilen uluslarla ırklara; John F.Kennedy ile Harold Wilson ve Margeret Thatcher ile Ronald Reagen (her biri farklı davaları uğrunda), konuşmalara yer verilmiştir.
Antolojide son kısımlarda yer alan ve yaşadığımız zamanlara damgasını vuran konuşmalarda olduğu gibi, ister Polonya’da Papa olsun, ister Ronald Reagan ya da Margaret Thatcher, Maria Cuoma, Edward Kenndy ya da Neil Kinnock, Galler Prensi Sir Geoffrey Howe, zulmü yenmekte, umutsuzluğun üstesinden gelmekte, milyonların umutlarını ve düşlerini bir araya getirip dünyayı değiştirmekte hitabetin hala işe yaradığını ve etkili yapıldığında iyi veya kötü tüm amaçlara etkin bir şekilde hizmet edebileceğini gösteriyor.

Munky
07-04-08, 13:51
2.Abdülhamid’in Yöneticilik Sırları (http://www.kitap-ozetleri.net/2abdulhamidin-yoneticilik-sirlari-kitap-ozeti.htm)

Yazan : admin 4 Nis

KİTABIN ÖZETİ :
Kitap iki ana bölüm halinde yazılmıştır :
A. II.Abdülhamid’in yöneticilik özellikleri.
B. II.Abdülhamid’in Yöneticilik hataları
II.Abdülhamid günü kurtarmaya ,’ben de varım! ‘demeye çalışıyordu .Kesin bir plan, program dahilinde bir sistem oluşturma değildi bu anlayış.
Hemen hemen kendinden üç yüz yıl önce dünya medeniyeti’nin zirvesinden düşmüş,git gide zamanın gerisinde kalmış,böylelikle problemleri birikmiş olan osmanlı imparatorluğu’nu muhafaza edebilmek için, II.Abdulhamid ‘in oluşturdugu kendine özgü bir sistematik görüyoruz;artılarıyla eksileriyle kendi mantığı olan bir “Günü kurtarma “sistematiği.
Bu kitabın amacı II.Abdülhamid’in Devrini anlatmak değildir .Bu nedenle bu devirde meydana gelen olaylarda kronolojik bir sıra içerisinde anlatılmıştır.Sözkonusu olan sadece II.Abdulhamid’in ‘Yöneticilik anlayışı’dır.Bu nedenle sadece bu anlayışı sergileyecek olaylara yer verilmiştir.
Bu kitabın konusu ‘kurumsallaşma ‘dır.Başka bir ifadeyle ‘kurumsallaşamamanın nelere mal olacagı’dır. Yükseliş devrinden sonra yeni şartlara göre kurumsallaşamamış bir devletin sıkıntılarını görüp, kurumsallaşmanın önünü tıkayan engelleri tespit edeceksiniz.
Kurumsallaşma başarının kalıcı olması ve bir kişiye bagımlı olmaması için şarttır. Her müessesenin iki amacı vardır .Biri var olmaya devam etme ,ikincisi ilerleme.
II.Abdulhamid öncelikle bunlardan birincisi ile ilgilenebilmiştir.Halbuki amaç kurumsallaşmak ve başarıyı tesadüflere bırakmamaktır.Günü kurtarmak kısa vadeli bir çözümdür.II.Abdulhamid’in Günü kurtarmadaki yeteneginden faydalanıp,kurumsallaşmama nedenlerinden ders alabiliriz.

<li class="PostCom">Yorum yok (http://www.kitap-ozetleri.net/2abdulhamidin-yoneticilik-sirlari-kitap-ozeti.htm#respond) <li class="PostCateg">Kategori : 0 - 10 (http://www.kitap-ozetleri.net/kitap-ozeti/kitap-ozetleri/0-10)


1915 Çanakkale Savaşı (http://www.kitap-ozetleri.net/1915-canakkale-savasi-kitap-ozeti.htm)

Yazan : admin 4 Nis

KİTABIN ÖZETİ
Bu kitapta, Birinci Dünya Harbi öncesi gelişen siyasi ve askeri olaylara kısaca temas edilerek, Osmanlı devletinin harbe girişi ile Çanakkale Savaşı öncesi Osmanlı devletinin cephelerdeki durumu özetlenmiştir. Müteakiben Çanakkale Deniz Muharebeleri anlatılarak bu muharebelerin planlama ve icrasındaki tarafların hatalarına da kısaca değinilmiştir. Çanakkale’nin sadece denizden geçilememesi sonucu donanma ile kara kuvvetlerinin müşterek olarak icra ettiği birinci çıkarma harekatı hakkında bilgi verilerek, kara muharebelerinin planları, icrası ve yapılan hatalar anlatılmaktadır. Birinci çıkarma harekatında hedeflerine ulaşamayan müttefiklerin, yeni takviye kuvveti olarak giriştikleri ikinci çıkarma harekatı da aynı birinci çıkarma harekatı esaslarına göre anlatılmaktadır. Arkasından çıkarmalarda başarılı olamayarak Çanakkale’yi geçemeyen müttefiklerin bölgeyi nasıl tahliye ettikleri açıklanmaktadır.
20′nci yüzyıl başlarında Avrupa ülkeleri, sanayi devrimini yapmış ve zenginleşmişti. Fakat Almanya sömürge paylaşımında yeteri kadar pay alamadığı için bölgede bir çatışmaya sebep olacak gibiydi. Bu olayların Osmanlı devletini ilgilendiren yanı ise; Almanya’nın Berlin-Bağdat demiryolu hattının İstanbul’dan geçmesinin, sıcak denizlere inme arzusundan dolayı gözü Türk Boğazlarında olan Rusya’yı rahatsız etmesi idi. Zenginleşen Avrupa’daki çıkar çatışmaları, buradaki ulusları muhtemel bir savaş için silahlanmaya yöneltmişti ve aralarında gruplaşmalar başlamıştı.
Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu yeni çıktığı Balkan Harbinin yaralarını sarmakla meşguldü. Topraklarının büyük bir bölümünü kaybeden imparatorluğun geriye kalan toprakları da, stratejik önemi ve doğal kaynaklarının zenginliği yüzünden paylaşılmak isteniyordu. Devletin içindeki Ermeni, Rum ve Arap azınlıklar bağımsızlık ya da özerklik peşinde idiler. İçerde ve dışarıda zor durumda olan Osmanlı devletini olası bir harp için ittifaklar oluşturan devletler de yanına almak istemiyordu. Bir kısmı bu devletin savaşta yükünü taşımak istemiyor, bir kısmının da zaten bu devletin üzerinde emelleri vardı. Onları gerçekleştirmek istiyorlardı.
Harp, beklenen zamandan daha önce çıkınca bu durum uzun sürmedi. Olayların akışına paralel olarak Osmanlı devleti de Almanya ve Avusturya’nın yanında yer aldı. 29 Ekim 1914 tarihinde Karadeniz’de bulunan Osmanlı donanmasının Rus limanlarını bombalaması ile de devlet kendini Birinci Dünya Harbi’nin içine çekmiş oldu. 1 Kasım 1914′te Kafkasya’daki Rus ordusu sınırımızı geçerek bizzat kara savaşlarını başlattı. Harbin başında seferberliğini tamamlayan Osmanlı silahlı kuvvetlerinin Birinci ve İkinci Ordusu Boğazlar bölgesinde, Üçüncü Ordusu doğu cephesinde Ruslara karşı, Dördüncü Ordusu ise Suriye’de bulunuyordu.
Birinci Dünya Harbinin başlangıcında Avrupa’nın batı cephesinde harp statik bir hal almıştı. Halbuki doğusunda Almanlar 1914 Ağustos’unda Tanenberg’de Ruslara karşı parlak bir zafer kazanmıştı. Fakat hiçbir blok istediği başarıyı sağlayamadı. Osmanlı cephesinde ise, Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın Üçüncü Ordu ile 22 Aralık 1914′de başlattığı Sarıkamış Harekatı, Ruslar karşısında alınan acı bir yenilgi ve ağır bir kayıpla neticelenmiştir. Sarıkamış yenilgisinden kısa bir süre sonra 4′ncü Ordu ile Cemal Paşa’nın Süveyş Kanalı’nı geçme teşebbüsü de başarısızlıkla neticelenince, batılı devletler son yıllardaki olayları da değerlendirerek Osmanlı ordusunu önemsemez olmuşlardı.
İngiltere’nin Bahriye Nazırı Winston Churchill, Osmanlı devletini erkenden savaşın dışına atmak için boğazları donanma ile geçerek başkent İstabul’u kara birlikleriyle işgal etmek düşüncesindeydi. Bu düşüncesini 13 Ocak 1915′te yapılan İngiltere’nin Yüksek Savunma Konseyi toplantısında kabul ettirdi. Churchill’in fikrinin faaliyete geçmesinin en büyük nedeni, Rusya’nın yardıma ihtiyacının olması ve bu yardımında en kolay Türk Boğazlarından yapılabileceği idi. Fransız donanmasından da destek alan tarihinde hiç yenilgi yüzü görmemiş Kraliyet Donanması, Çanakkale Boğazı’nı geçmek için hazırlanırken, Rus donanması da Odesa’da hazırlık yapıyordu. Kraliyet Donanması Osmanlı donanmasını yok edince onlar da İstanbul Boğazı’ndan geçerek İstanbul’a gireceklerdi.
Osmanlı devleti, İstanbul ve Çanakkale Boğazları Savunma Komutanlığına harpten bir buçuk yıl önce Alman Amirali Usedom’u getirmişti. Çanakkale Boğazı’nın kıyılarında topçu birlikleri mevzilendirilmiş, Boğaz içinde de mayın ve su altı engelleri döşenmişti. Tahkimatın önemli kısmı Çanakkale’nin yakınındaki boğazın kritik yerini koruyacak şekilde yapılmıştı. Fakat tahkimat yetersizdi. Çünkü devletin imkanları da yetersizdi. Çanakkale’de bulunan Müstahkem Mevki Komutanlığı deniz savunmasıyla ilgili hazırlıkları yaparken, 3′ncü Kolordu da düşmanın boğazı kara kuvvetleriyle işgaline karşı savunma önlemlerini almaktaydı.
Müttefik donanmanın başında bulunan Amiral Carden, önce boğazdaki tahkimatı yok ederek Marmara Denizi’ne girecekti. Sonra da İstanbul’u işgal edecekti. Carden planını uygulamak için boğaza ilk saldırısını 19 Şubat 1915′te yaptı ve bunu 18 Mart’a kadar fırsat buldukça denedi. Bu denemelerde beklenen başarıyı gösteremeyen Carde’nin son harekatı sevk ve idare edecek gücü kalmadığı için komutanlık görevini Amiral De Robeck’e bıraktığını görüyoruz. Robeck’de 18 Mart 1915 günü kesin sonuca ulaşmak için donanmayı harekete geçirmişti.
18 Mart günü muhteşem donanma, boğaza birbirini destekleyerek ilerleyecek tarzda üç grup halinde girecekti. İlk grup saat 10.05′te boğazdan içeriye girmeye başlamıştı. Saatler ilerledikçe Türk topçusu devleşiyor, zayiatı ve yokluklarına rağmen düşman donanmasını hayal kırıklığına uğratıyordu. Nusrat Mayın Gemisi’nin döşediği Karanlık Liman’daki mayınlar da topçumuz gibi tarihi görevini yapıyordu. Saat 17.50′ye geldiğinde mağrur donanma boynu bükük şekilde geriye çekiliyordu ve yenilgiyi ilk defa tadıyordu. Evet bu muhteşem donanma hem savaş gücünün üçte birini kaybetmişti ve hem de Mehmetçiğin direncini kıramayacağını anlayınca çaresiz kalmıştı.
Yüzen kalelerin başarısızlığından sonra, Odesa’daki Rus kuvvetlerinin de beklediği olmamıştı. İngiliz Yüksek Savunma Konseyi yeni kararını verdi. Harekata devam edilecekti. İlk hedef Çanakkale Boğazı olacaktı ve sadece donanma değil kara kuvvetleri birlikleri de harekata katılacaktı. Donanma adalarda hazırlığını sürdürürken, Akdeniz Sefer Kuvvetleri Komutanı General Hamilton 27 Mart 1915′te birliklerini kara harekatı için hazırlamak üzere Mısır’a hareket ettirdi. Osmanlı devleti de yeni kurduğu 5′nci Ordu K.lığına Alman Mareşali Liman Von Sanders’i atayarak bölgede savunma hazırlıklarına başladı. Liman Paşa ile bizim komutanların savunmanın yapılış şekli hakkındaki düşünceleri farklı idi. Liman Paşa oynak savunma, bizim komutanlarımız da mevzi savunması yapılmasını istiyordu. Savunma Liman Paşa’nın fikri doğrultusunda yapılacaktı.
5nci Ordu’nun; 15′nci Kolordusu Anadolu kıyılarını, 3′ncü Kolordusu Gelibolu Yarımadası’nı savunacaktı. Yb. Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19′ncu Tümende ordu ihtiyatını teşkil edecekti. İki tarafın gücü karşılaştırıldığında ibre her yönüyle düşmandan yana idi. Sadece moral yönünden Türk tarafının üstünlüğü vardı.
25 Nisan 1915 günü sabaha karşı düşman güçlü donanmasının desteğinde, Anadolu kıyıları, Saros Körfezi, Seddülbahir ve Arıburnu bölgesine kuvvet çıkarmaya başladı. Bu kadar çok yere çıkarma yapan düşmanın amacı, harekatın en kritik safhasında Türk birliklerini her yerde meşgul ederek, Seddülbahir ve Arıburnu bölgesine yaptıkları çıkarmaya müdahale etmekten alıkoymaktı. Anadolu kıyıları ve Saros bölgesine yapılan çıkarmalar bir aldatma ve gösteri hareketiydi. Çabuk sona erdi. Ancak düşman buraları da zorlamakla asıl çıkarma bölgesindeki amacına ulaşmıştı.
Seddülbahir’de İngilizler beş yere çıkarma yapmıştı. Fakat Mehmetçiğin inatçı direnmesi sayesinde yeterli genişlikte ve derinlikte kıyıbaşı hattı tesis edemedi. Bu bölgeye çıkan düşmanın hedefi olan Alçıtepe’ye ise hiçbir zaman ulaşamadılar. Seddülbahir’deki ilk gün gündüz ve gece muharebelerinde 9′ncu Türk Tümeninin direnişi ve gayreti her türlü takdirin üzerinde idi. Arıburnu bölgesine, Avustralya ve Yeni Zelandalılardan oluşturulan Anzak Kolordusu çıkmıştı. Bunlar baskın tarzında çıktılar. İlk hedefleri Kocaçimen Tepe idi. Sonrada Seddülbahir bölgesine çıkan kuvvetlerle koordineli olarak Maydos’u ele geçireceklerdi. Bu bölgeyi de 9′ncu Tümenin erleri savunuyordu ve Seddülbahir’dekiler gibi kahramanca direniyorlardı. Düşman buradan Kocaçimen Tepe’ye el atarsa, Gelibolu Yarımadası’nı ikiye böler ve Seddülbahir’deki birliklerimizi de geriden kuşatırdı.
Buraya anında müdahale edebilecek tek kuvvet vardı. O da Yarbay Mustafa Kemal’in ordu ihtiyatı olan 19 uncu Tümeniydi. Ancak Yb. Mustafa Kemal Ordu Komutanı Liman Paşa ile irtibat kuramıyordu. 19 uncu Tümen müdahalede geç kalırsa da iş işten geçecekti. İşte bu riskli kararı büyük bir cesaretle alan Yb. Mustafa Kemal, tümeniyle cephenin bu kesimine müdahale ederek düşmanı adeta kıyıya hapsetmişti. 28 Nisan 1915 tarihine kadar gerek Seddülbahir’de gerekse Arıburnu’nda tarafların karşılıklı olarak taarruzları durumu fazla değiştirmedi. Türk tarafı, Anadolu kıyıları ve Saros’ta bulunan birliklerden takviye aldığı için sürekli yarımadaya asker çıkaran İtilaf Devletlerinin karşısında tutunmayı başarmıştır.
Bundan sonra Seddülbahir ve Arıburnu cephelerinde, birliklerimiz düşman donanma ateşlerinden korunmak için gece taarruzları icra ettiler. Düşman kuvvetleri de gündüzleri, donanmanın yaptığı uzun hazırlık ateşlerini müteakip Türk mevzilerine taarruz ettiler. Fakat her iki taraf da durumda büyük bir değişiklik meydana getiremedi. Takviyeler geldikçe birlikler yeniden tertiplendiler. Türk tarafı Arıburnu’nda düşmanı denize dökmeyi başaramadı. Karşı taraf da Seddülbahir cephesindeki Alçı Tepe’yi ele geçiremedi. Birinci çıkarma harekatının sonlarına doğru Kirte (AlçıI) Tepe’yi düşüremeyen düşman, bu cephenin doğu ve batısındaki Kerevizdere ve Zığındere bölgelerinden harekatı geliştirmek istedi. Fakat bu çabaları da netice vermedi. Birinci çıkarma harekatının sonucu; mevzi harbi, her iki tarafta ağır kayıplar, bu savaşın mimarı Churchill’ in koltuğunu ve itibarını kaybetmesidir.
Birinci çıkarma harekatında hedeflerine ulaşamayan müttefikler yeni takviye kuvveti olarak ikinci bir çıkarma harekatı için hazırlıklara başladılar. Taraflar bu iki harekat arasında yeniden tertiplendiler. Bu safhadaki harekat, eski cephelerde Türk tarafı üzerindeki baskılar devam ederken, kesin sonuç, yeni çıkan birliklerin açtığı cephe olan Anafartalar bölgesinde alınacaktı. Planlanan harekat 6 Ağustos’da başladı. Baskın ve gizlilik prensiplerine azami derecede itina gösteriyorlardı. Hamilton’un kuvvetleri Anafartalar cephesinde baskın tarzında başlattıkları taarruzları ile küçük başarı gösterdiler ama Yb. Mustafa Kemal’in aldığı tedbirler yüzünden Kocaçimen Tepe’yi ele geçiremediler.
Suvla’ya çıkan kuvvetler doğru yere, yani savunmamızın zayıf olduğu yere çıkmışlardı. Fakat çabuk hareket edemedikleri için planladıkları hedefe ulaşamadılar. Bu son tehlikeyi bertaraf etmek üzere, Liman Von Sanders Paşa bölgeye takviye kuvvetleri gönderdi. Bu ikinci harekata ait yoğun muharebelerin cereyan ettiği bölgedeki birliklerin başına da Yb. Mustafa Kemal’i getirdi. Yeni oluşturulan Anafartalar Grup Komutanlığı önce Suvla bölgesine çıkan düşmanı geriye attı ve sahile sıkıştırdı. Sonra da Kocaçimen Tepe ve Conkbayırı’na dönerek buradaki düşman kuvvetleri de eski mevzilerine geri atıldı. Alb. Mustafa Kemal’in Mehmetçikleri gene göğsünü siper etmişti. Mustafa Kemal’in dehası ve azmi karşısında Hamilton bir kere daha hüsrana uğramıştı. En son yeni takviyeleri ile 21 Ağustos 1915 günü Anafartalar bölgesinde taarruzlarını tekrarladılar. Fakat Mustafa Kemal’i mağlup etmek mümkün değildi. Sonuç gene hüsrandı. Müttefikler artık bir çıkmaz içindeydiler.
Bu sıralarda Osmanlı devletinin bütün cephelerinde durum fena sayılmazdı. Bulgaristan da Almanya safında yer alarak, 14 Ekim 1915′de Sırbistan’a yeni bir cephe açmıştı. Bulgaristan, Almanya tarafına geçince, Almanya ile Osmanlı devleti arasında karadan bağlantı kuruldu ve yardımlar gelmeye başladı. Çanakkale’yi geçemeyeceğini anlayan müttefik kuvvetler de Aralık 1915 sonu, Ocak 1916 ayı başında büyük bir gizlilik içinde kuvvetlerini bölgeden tahliye ettiler. Ağır zayiat verilmişti ama Çanakkale’den geçit verilmemişti. Türk Milletinin onuru kurtarılmış, bu zaferle kendine olan güveni tazelenmişti.
Birinci Dünya Harbi öncesindeki siyasi ve askeri olaylar ile Çanakkale Cephesindeki muharebelerin, yığınaklanma, planlama ve icra safhaları, muharebelerin cereyanı ağırlıklı olarak anlatılmaktadır. Bu eser taktik bilgisi az olanların dahi anlayabileceği bir akıcılıkla hazırlanmıştır. Harp Tarihi incelemelerinde yardımcı doküman olarak kullanılacak niteliktedir

Munky
07-04-08, 13:51
13.Juri (http://www.kitap-ozetleri.net/13juri-kitap-ozeti.htm)

Yazan : admin 4 Nis

Jennifer Witt, kocasını çok seven fakat kocasından devamlı dayak yiyen ve yaptğı şeyleri kocasına yani Lary Witt’ e beğendiremiyen bir çocuk annesi kadındır. Bu yüzden psikolojisi bozulmuş ve doktora gitmektedir. Yediği dayaklar yüzünden de vücudunda oluşan yara bereler içinde doktora gitmektedir.
Jeniffer 28 Aralık Günü her zaman olduğu gibi rahatlamak için koşuya çıkar ve eve döndüğü zaman evinin etrafında bir sürü polis bulur. Polisler Jennifer‘ ı evin üst katına çıkmaması için uyarırlar. Jennifer, etraftaki kan izlerini ve kapıda duran ambulansı görünce kocasının ve oğlunun öldüğünü anlar. Daha sonra polisler Jennifer‘ ın ifadesini almak üzere karakola götürürler. İfadesi alındıktan sonra da Jennifer‘ ı tutuklarlar. Tutuklanma sebebi olarak da kocasının bir yıl önce kendisine yaptırmış olduğu hayat sigortasıdır. Bu sigorta şirketi, Jennifer’ ın kocası Dr. Larry Witt’ in ölümü halinde karısına tazminat olarak 5 milyon dolar tazminat verecekti. Polis bunu gerekçe göstererek Jennifır‘ ı tutuklar. Fakat Jennifer yapmadığına dair hiçbir kanıt gösteremez.
Daha sonra Jennifer’ a yakın dostları, davada kendisini savunması için avukat olarak David Freeman’ ı önerirler. David Freeman birçok dava kazanmış ve haklı bir üne sahip iyi bir avukattır. Yanında Dismas Hardy adında bir avukat daha çalışmaktadır. Jennifer o gün avukatını, yani Freeman‘ ı çağırır, fakat Freeman yanında çalıştığı Hardy‘ yi gönderir. Hardy Jennifer’ ı dinler ve çözülmesi çok zor bir durumla karşı karşıya olduğunu anlar ve araştırmaya koyulur. Olayın geçtiği eve gider, komşularına gider onlarla konuşur. Komşuları Hardy’ ye, Larry ile Jennifer’ ın devamlı kavga ettiklerini anlatır. Hardy bu araştırmaları devamlı Freeman‘ la konuşur ve Freeman, Jennifer’ la konuştuklarına ve araştırmalarına bakark Jennifer’ ın suçlu olduğuna inanır. Fakat Hardy‘ nin içinden bir ses bu cinayeti Jennifer’ ın değil de başka birinin bir çıkar uğruna Larry ve oğlu Matthew Witt’ i öldürdüğüne inanır. Çünkü Jennifer‘ ın kovcası Larry, altı haneli rakamlarla yıllık kazancı ölçülebilen iyi bir tıp doktorudur. Hardy başka bir mirasçının onu öldürebileceği ihtimali üzerinde durur.
Hardy bu araştırmaları yaparken mahkeme kurulmaya başlar. Mahkeme başkanı yargıç Villars, savcı ise Bay Powell’ dır. Bayan Villars o eyaletteki temyiz mahkemelerinden kararı hiç iptal edilmemiş çok katı, özellikle hemcinslerine karşı çok katı davranan bir yargıçtır. Bay Powell’ da eyalet baş savcılığına adaylığını koymuş tuttuğunu koparan bir savcı idi. Ve bunları gören Hardy işin çok zor olduğunu görüyordu. Daha sonra jüri üyeleri seçilmeye başlandı. Jüri seçiminde jüri üyelerinin hiçbirinin akrabalarından polis veya hukukçu olmamasına ve hiçbirinin sabıkalı olmamasına dikkat edilmiştir. Bu şartlara uyacak on iki kişi seçildi.
Yargılama süresi başladığında Bay Powell’ ın elinde bulunan deliller çok kuvvetiydi ve Jennifer hakkında ölüm cezası isteniyordu. Fakat buna karşı Hardy ‘nin elinde bulunan kanıtlar Powell’ ın kanıtlarına karşı kuvvetsizdi.
Hardy Dr. Larry Witt ‘in herhangi bir düşmanının olup olmadığını ve geçmişte yapmış olduğu bir şeyin başka birini sinirlendirip uygun zamanı kollayarak, şimdi yaptığını düşünüyordu. Araştırmaları sonunda geçmişte Dr. Witt’ in bir hastası hamile kaldığı bebeği kendisi düşürmeye çalışmış, fakat fenalaşıp hastaneye kaldırılmış, Dr Witt de kadını kurtaramamıştı. Hastanın ailesi bu ölümden Dr Witt’ i sorumlu tutmuş ve Dr. Witt’ i mahkemeye vermişlerdi ama davayı Dr. Witt kazanmış. Dismas Hardy de bu cinayeti bu aileden birinin yapabileceğini düşünüyordu ve araştırmaya koyuldu. Fakat bu konuda bir şey çıkaramayan Hardy başka ihtimaller üzerinde duruyordu. Bu arada da mahkeme sürüyor ve Bay Powell iyi bastırıyor, yargıcı ve jüriyi Jennifer‘ ın suçlu olduğu konusunda yavaş yavaş ikna etmeye başlıyordu.
Dismass Hardy daha sonra Dr. Witt’ e gelen bir teklif mektubunu değerlendiriyordu. Mektupta doktorlar şirketinin hisse senetleri, belli kişilere belli miktarda satılacaktı. Mektupta 368 tane hisse senedi yaklaşık 20 Dolara satılacaktı. Ama karşılığında bu hisse senetleri ilerleyen zamanlarda on bin dolarla alınacaktı. Ancak işin garip tarafı bu mektubu Dr Witt’ in kendisine uzun noel tatilinde gelmesi ve miyadını bu tatil süresi içerisinde doldurmasıydı. Bunun üzerinde araştırma yapan Hardy, yine bir şey elde edemez. Bu arada devam eden mahkemede, ceza bölümü tamamlanmak üzereydi ve hüküm büyük bir ihtimalle Jennifer’ ı ölüm cezasına çarptıracaktı. Bunun iyice farkına varan Hardy Jennifer‘ ın ölüm cezasından kurtarabilmesi için en azından kocasından çok dayak yediği için dayanamayıp kocasını öldürdüğünü ve bu sebeple cezasının hafifletilmesini istediğini söylemesiydi. Fakat Jennifer bunu söylerse suçu kabul etmiş olacaktı.
Ama Jennifer başından beri ısrarla cinayeti kendisinin işlemediğini söylüyordu. Bu arada Jennifer yargılandığı davada suç olarak eski kocasını da onun öldürdüğü iddia ediliyordu. Çünkü eski kocası Jennifer‘ ı dövüyor ve uyuşturucu kullanıyordu. Bir gün evde kocasını yüksek dozda uyuşturucu aldığından, ölü olarak bulurlar. Bu da eski kocasının zehirlenerek öldürüldüğünü gösteriyor oluyordu. Ama bir şekilde gözden kaçmış ve Jennifer’ dan şüphelenilmemişti. Şimdi ise iyi bir savcı olan Bay Powell bu mahkemeye bunu da dahil edip Jennifer’ ın ölüm cezasını sağlama alıp seçimlerde iyi puan almayı planlıyordu. Bu davayı bütün gazeteler ve televizyonlar izliyordu. Bunlar gelişirken davanın ceza bölümü sonuçlanmış ve 12 kişilik jüri Jennifer‘ ın suçlu olduğuna karar vermişti. Kararla Jennifer‘ ı idama mahkum etmişlerdi. Şimdi temyiz mahkemesi olacak ve kararı 13. Jüri olan yargıç Bayan Viller verecekti. Bütün bu olup bitenleri televizyon ve gazetelerden takip eden Jennifer’ ın annesi Nancy, bu duruma çok üzülüyor fakat kocasından korktuğu için kızının mahkemesine ve ziyaretine gidemiyordu. Nancy kızını ve torununu çok seviyordu. Torununa noel hediyesi olarak oyuncak tabanca almış ve kargoyla göndermişti. Oyuncak tabanca torununa, öldürüldüğünün sabahında ulaşmıştı. Yani bu hediyeden büyükannesi ve anne babasından başka kimsenin haberi yoktu.
Araştırmalardan bir şey çıkaramayacağını anlayan Hardy, ölüm cezasından tek kaçış yolunun kocasından dayak yiyen kadın gibi mahkemeye Jennifer‘ ı göstermekten başka çaresi yoktu. Ama Jennifer bunu bile bile mahkemede söylemeyi kabül etmiyordu. Hardy’ de bunu iyi bilen bir tanık bulup mahkemede konuşturması gerekiyordu. Bu da Jennifer ‘ın psikoloğu Dr. Lightner’ dı. Lightner, Jennifer‘ ı tedavi ettiği sıralarda ona aşık olmuş ve Jennifer da ondan hoşlanmıştı. Hatta sevişmeye kadar varan ilişkileri olmuştu. Ama bunu ikisinden başka kimse bilmiyordu.
Hardy, Dr Lightner‘ i mahkemeye davet etti ve Lightner da kabul ederek mahkemeye davada tanıklık yapmak üzere geldi. Hardy, Lightner’ le aralarında konuşurken, Lightner‘ in Matthew’ e büyükannesi tarafından hediye olarak gönderilen tabancadan söz ettiğini duydu ve Hardy cinayetin Lightner tarafından işlenebileceğini düşünmeye başladı. Çünkü Lightner Jennifer‘ ı sevimiş ve onun için yapmayacağı hiçbir şeyin olmadığını Hardy’ ye söylemişti. Mahkemede Lightner‘ e sıkıştırıcı sorular soruyordu. Daha sonra Lightner yavaş yavaş suçunu itiraf ediyordu. Jennifer koşuya çıktığında Lightner, Wittler’ in evine gelip kocasını uyarmaya çalışıyor, fakat kocasıyla tartışmaya başlıyordu. Evde bir tabanca vardı ve Lightner daha önce eve geldiği için tabancanın yerini biliyordu. Tabancayı aldı ve Larry‘ e doğrulttu o sırada başka bir odadan aniden beliren Mathew’ i gören Lightner paniğe kapılıp Matthew’ i vurmuş bunun üzerine saldıran Larry de boğuşma sırasında vurulmuştu.
Böylelikle suçunu itiraf eden Lightner mahkemede tutuklanıp cezaevine gönderiliyor ve ölüm cezasına çarptırılan Jennifer bu suçtan beraat ediyordu.
Kitabın ana fikri; kadın olmanın ne kadar zor olduğu ve üzerinde taşıdıkları sorumluluklardır. Ayrıca kadınların bu güç şartlara rağmen, her ne olursa olsun ailesini korumaya çalıştığını anlatmaya çalışıyor. Bu kitabın ana fikrinde herkese, özellikle kadınlara iyi niyet ve hoş görü ile yaklaşmamız gerektiği anlatılıyor. Bir başka ana fikirde ise “kimseye önyargılı davranmamalı ve olayları iyice inceledikten sonra bazı şeyler hakkında karar vermeliyiz”mesajı veriliyor.

Munky
07-04-08, 13:58
Zulüm Dağları Aşar - Çanakkale İçinde (http://www.kitap-ozetleri.net/zulum-daglari-asar-canakkale-icinde-kitap-ozeti.htm)

Yazan : admin 4 Nis

KİTABIN ADI : Zulüm Dağları Aşar- Çanakkale İçinde
KİTABIN YAZARI : Rahmi ÖZEN
YAYIN EVİ : Kalkan Matbaacılık
BASIM YILI : 2000
Kitabın Konusu
Yüzyıllarca başarıdan başarıya koşan, zafere doymayan Türk milleti 19 ncu – 20 nci yüzyılın sonlarında toprak kaybetmeye başlamış ve nihayet 20 nci yy. ilk çeyreğinde, koskocaman imparatorluk küçüle küçüle elinde sadece anavatan Anadolu kalmıştır. Düşman, ayağı, kolları kesilmiş hasta adama son vermek için Çanakkale’den İstanbul’a hareket eder.Modern silahlarla donatılmış düşman, paslı süngü ile durdurulur(Çanakkale’de Anadolu halkının ve bunlardan bir kesit olarak Kastomonu ahalisinin yaptıkları fedakarlıklar anlatılmıştır.).
Kitabın Özeti
1910 yıllarında , Osmanlının gide gide küçüldüğü bir dönemde olay cereyan etmektedir. Anadolunun küçük güzel bir köyünde, babasını, eşini ve kardeşini kara düşmanla şavaşırken şehit veren Fatma hanım henüz üç aylık evli olan oğlunu savaşa göndermenin verdiği hüznü ve mutluluğu iç içe yaşıyor. Ağıtlar ince bir ezgiyle taze gelinlerin yiğitlerine hicranları: “Ağamı yolladılar Yemen iline
Çifte tabancalar taktı beline
Duvağımı takalı onbeş gün oldu
Ayrılmak mı olur yeni geline.”
Bu ağıtlar köyün sokaklarından yankılanıyor.”Yaktı Hocam gelinlerin acıklı ağıtları içimi” Şair diyor ve diyor köyün imamı Abdullah Efendi’ye . Şair ve Abdullah Efendi kolkola takılıp imparatorluğun yaşadığı karanlık günleri düşünerek adım adım yol alıyorlardı.
Bir kaç hafta sonra, postacı Ali’ye her zamanki gibi elindeki zarfı muhtara verdi. Zarfta Ahmet’in şehit olduğu ve İtalyanların Bingazi’yi aldığı yazıyordu.Bu sırada Elif bağırarak kahvehaneye geldi.Rüyasında Ahmet’in Şehit olduğunu anlattı.Şair bunu teyit etti. Elif bayılırken ağzından çıkan bu nağmeler yürekleri yakıp kebap ediyordu:
“Postacının mektubunu düğün mü sandın
Mavi rengi yalnız göğün mü sandın
Yemen’e gideni gelir mi sandın
Tez gel ağam tez gel dayanamirem
Yürekten hançer uyuyamirem.”
Fatma Ana taze gelini sever, ellere gitmemesi için başını oğlu Mehmet’le bağlar.
Köyün Camlı Kıraathanesinde her gün aynı kişiler savaşa ait meseleler hakkında konuşurlar…İmam İbrahim Efendi,Şair,Muhtar ve diğer yaşlılar. Şair :“Almanların Goben zırhlısı ve Breslav kruvazörü Çanakkale’yi geçip istanbul’a geldi ve adları Yavuz ve Midilli gemileri olarak değiştirildi. Bunlar Almanların bir oyunudur , bizi savaşa sokmak için.” Ve dediği gibi de oldu. Alman Generali Bronzer Paşa Mürettebatına Türk giysileri giydirip Rus gemilerine ve limanlarını topa tutar.Böylece savaşa girmiş oluruz.
İtilaf devletleri Çanakkale’ye bir saldırı planlar.
“Ben umutsuzum Şair” dedi Hocaefendi. “Küçüle küçüle el kadar toprağı kalan Osmanlı’dan umudu kestim. Bunca devlet karşısında hangi gücümüzle kaç gün dayanabiliriz. Avrupa hürriyetimizi elimizden alırsa ne yaparız?”
Şair : “Ümitvar ol Hocam! Ümitvar ol, dünyanın bütün mahşeri Çanakkale’de hücuma geçse, ben umudumu yitirmem.”
“Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım,
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım
Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner taşarım
Yırtarım dağları , enginlere sığmam taşarım.”
Düşman gemileri Çanakkale’yi topa tutmuştu. Gülle, top ,tüfek sesleri etrafı çınlatıyordu onlarca teyyare uçuyordu Çanakkale üstünde.
Sahra çadır hastahanesi dopdolu idi yaralılarla…Doktorlar , hemşireler, sihhiye erleri canla başla sarıyorlardı askerlerin akan kanlarını. Taş taş üstünde kalmamış kol ve bacaklar etrafta gezişiyorlardı ama Türk askeri düşmanın Çanakkale’ye ayak basmasına izin vermiyor ve kıyasıya çarpışıyorlardı.
“Atamaz adımını gömülmeden son asker…
Askerimiz gömülse dirilecek şehitler…”
Mustafa Kemal top,gülle ve teyyarelere karşı süngü ile düşmana kök söktürüyordu, Conkbayır’da.Düşmanı denize sürüyordu. Mustafa Kemal’in zaferi tüm Anadolu halkını motive edip ümit beslettiriyordu.Sahra hastahanesinde, Elifçe Mehmet’in altı ay önce değil,vurularak hastahaneye getirilp şehit düştüğünü görür.
Bu sıralarda 14-15 yaşlarında ilköğretim öğrencileri silahlanıp Çanakkale’ye yol aldılar.(Çanakkale’de savaşacak kimse kalmadığı için.)Gidenler geri dönmüyordu.
Savaşın bilançosu:251.309 şehit Türk askeri ve bir o kadar da düşman ölüsü .
Şair :
“Orda bir Hintli yatıyor, yanında Senegalli
Ufka bakıp ağlarken kederleri besbelli
Hepsi, hürriyetlerine kurşun attılar, bilmeden
Boğazdan geçilir mi bütün Türkler ölmeden?”
Çanakkale geçilmedi… Geçilmeyecek… Avrupa , bütün esir kitlelerini Türk’ün önüne yığdı bu savaşta.Garbın bütün zırhını, ejderin hırsını…Öyle bir çığdı o çığ ki , insanlığı korudu Türk milleti kendisiyle birlikte bu savaşta.
Kitabın Anafikri
Türk milleti , varoluşundan beri hür ve bağımsız yaşamıştır.Hiçbir millet ve devletin himayesinde kalmamış ve bundan sonra da kalmayacaktır. “ Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım !”
Kitaptaki Olayların ve Şahısların Değerlendirmesi
Şair :Kastamonu ilçesinde müezzin olup, vatanın düşman elinden ancak millet elinden kurtulacağını savunur.
Hoca Bey : Kastamonu’da bir cami imamı ; düşman gemilerini İstanbul’a de-mirlediği zaman tüm ümidini yitirmiştir.
Fatma Ana: Oğlunu,eşini ve babasını şehit vermiş çilekeş bir Anadolu anasıdır.
Elif :Fatma ananın henüz iki üç aylık körpecik gelinidir.Eşini Çanakale’de şehit verecektir.
Yazar Hakkında Bilgi
Rahmi Özen
1949 yılında Terme’de doğan Rahmi Özen lise öğrenciliği yıllarından itibaren, kendine özel şiirsel uslübü ile hep üretmiştir. İnsanlık için , Türk edebiyatı için ,Türk dilinin gelişimi için…
Yazdığı eserleri nedeniyle çeşitli devlet kurumlarından, gönüllü kuruluşlardan birçok takdir almıştır.
Eserleri
• Yeşile Hasret Gözler
• Yaralı Ceylan
• Bir Damla Su
• Töre Bitti
• Boğaç Han Destanı
• Çanakkale Diye Diye
• Hacı Bayram Veli
• Son Kurban
• Göz Yaşları
• Mukaddes Çile
• Bana Beni Anlat Öğretmenim

Munky
07-04-08, 13:59
ANDRE GIDE - GECE UÇUŞU (http://www.kitap-ozetleri.net/andre-gide-gece-ucusu-kitap-ozeti.htm)

Yazan : falcon 2 Mar

1.KİTABIN KONUSU: Hava postacılığı yapan bir şirkette Pentagon postasını acısıyla tatlısıyla anlatan bir roman. Bu hava postasının diğer postalardan ayrılan farkı; uçuşların gece yapılması ve ve havacılığın tehlikesini arttıran zifiri karanlık, parlak ay, yıldızlar ve sessizlik.

2.KİTABIN ÖZETİ: Buenos Aires’te bir şirket anlatılmakta. Bu şirket hava postacılığı yapmakta ve adı Pentagon Postasıdır.
Şirketin tüm sorumluluğunu, genel müdür olan Riviere’ ye ait. Bu sorumluluk öyle bir sorumluluk ki; hatayı affetmeyen, başarıları ise su yüzüne, dışarı vurmayan, sert bir o kadar da duygusal bir yönetici. Bu kavramların ve özellikleri hepsi Riviere adındaki genel müdüre ait.

Munky
07-04-08, 13:59
ÖMER SEYFETTİN-YALNIZ EFE (http://www.kitap-ozetleri.net/omer-seyfettin-yalniz-efe-kitap-ozeti.htm)

Yazan : falcon 2 Mar

1.KİTABIN KONUSU:
Kezban isimli genç bir kızın ,uğradığı haksızlık sonucunda, kendisi ve mağdur duruma düşen halk için ,zalimlere ve halkı soyan kişilere karşı yaptığı mücadele anlatılıyor.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Kumdere isimli bir köyde yaşlı bir ihtiyar ile Kezban isimli kızı yalnız yaşamaktadır.
Daha fazla…Bu ihtiyar biraz mal ve mülk sahibi idi.Yörük Hoca isimli bu ihtiyar köyün fakirlerine ,dullarına ve öksüzlerine yardım ederdi.Fakat bu ihtiyar düzenin bozulmasından dolayı büyük bir huzursuzluk içinde idi.Bunun için de ağzından‘Ah bir genç olsam!’ sözleri hiç düşmüyordu.Köylüler tarafından da sevilen Yörük Hoca, evinde düzenlediği toplantılarda bu konuları onlara da anlatırdı.
Kumdere Köyü’nün yakınlarında ovanın en zengin köyü olan Küçükalan isimli bir köy bulunmaktaydı.Eseoğlu isimli faizci Küçükalanlıların hepsine faize bağlamıştı. Bu yüzden de borcunu veremeyen Küçükalanlıları mahkum etmişti.Yörük Hoca Eseoğlu’nun ne kadar kötü bir adam olduğunu bildiği için zavallılara haber göndermişti.Fakat sözünü dinletemedi.İşte sonunda Eseoğlu bütün arazilerini zaptetmişti.Eseoğlu aynı planı Kumdere’ye uygulayamadığı için biraz hırslıydı.Bu yüzden bütün memurları ve devlet görevlilerini kışkırtıyordu.Her yeni gelen kaymakama burasının eşkıya yatağı olduğunu söylüyordu.Halbuki Kumdere halkı ,kendi geçimlerini kendileri sağlardı.Ova işleri ve avcılıkla uğraşan halkın hiçkimseye zararı yoktu.
Bir gün kasabadayken Yörük Hoca ile Eseoğlu karşılaşır.Yörük Hoca o sıralar harmanı yeni sattığından biraz para sahibi idi.Eseoğlu Biraz borç para ister.Yörük Hoca’da istediği parayı verir.Üç sene geçmesine rağmen Eseoğlu hala borcunu vermemiştir.Fakat Yörük Hoca Eseoğlu’ndan borcunu almaya karalıdır.Bir gün Yörük Hoca borcunu almak için Eseoğlu’nun yanına gider.Olmusuz bir tepkiyle karşılaşan Yörük Hoca borcunu alamamıştı.Bütün bu ısrarları sonucunda Eseoğlu’nun kahyasının kardeşi tarafından öldürülür.Kızı Kezban’a bu haber tez ulaşır.Bu haber karşısında Kezban adeta yıkılmıştı.Olduğu yere çökerek ağlamaya başladı.Sonradan Kezban babasının ölüsüne gitmeye karar vermişti.Hiç durmadı ,dinlenmedi.Bir an evvel babasına kavuşmak istiyordu.Sonunda çiftliğe ulaşmıştı.Hala babasının kim tarafından , niçin vurulduğunu düşünüyordu.Bir taraftan da bunu Eseoğlu’nun başkasının yaptıramayacağını düşünüyordu. Çünkü Eseoğlu başta babasını olmak üzere bütün köylünün düşmanıydı.Kezban kahyanın yanına varmıştı.Kahya önce Kezban’ı baştan aşağı süzdü.Sonra Kezban’a babasının büyük bir bela olduğunu ve başlarını derde sokmamak için öldürdüklerini büyük bir keyifle anlatıyordu.Kezban donmuş kalmıştı.Sonra Kezban’ı babasının ölüsünün yanına götürdüler.Kezban uşağa da babasını kimin öldürdüğünü sordu.Fakat yanıt alamamıştı.Ertesi gün Yörük Hoca’nın ölüsü bütün köylüler tarafından köye götürülüyordu.Hoca’nın yakın arkadaşları’Senin öcünü kim alacak?’ diye bağırıyorlardı.Kezban vuranı bulmaya karalıydı.Bunun için heryere başvurmuştu.Fakat hiçbir sonuç alınamadı.Eseoğlu’nun çobanlarına da hep babasının nasıl vurulduğunu sorardı.Sonunda aptal ve saf bir kişiliğe sahip bir çobandan babasını kimin vurduğunu öğrenmişti.Şimdi sırada babasını öldürenlerden öcünü almaya gelmişti.Kezban öcünü bir bir almıştı.Babasının kanı yerde kalmamıştı.Bundan sonraki tek hedefi ise köylüyü soyan ,masum insanlara zulüm eden haksızlara karşı mücadele etmekti.Onun bu cesareti halk tarafından da beğenilmişti.Kezban artık Yalnız Efe ismiyle anılmaya başlamıştı.Kendisini sadece kadınlar ve genç kızlar görebiliyordu.Yalnız Efe’nin kız olduğunu bilmeyenler ise duyunca çok şaşırıyorlardı.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Haksızlığa uğradığımızda hakkımızı sonuna kadar savunmalıyız ve bizi mağdur duruma düşürenlerle sonuna kadar mücadele etmeliyiz.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Köylülerin Eseoğlu’ndan borç almaları olayların büyümesine neden olmuştur.Eseoğlu bu şekilde köylüleri zor duruma düşürmüştür. Kezban’ın vermiş olduğu mücadele ve göstermiş olduğu çaba onu sonuca götürmüştür.Yörük hoca iri yapılı bir fiziğe sahiptir.Köylüye ve mağdur durumda bulunanlara gösterdiği yardımlarla canayakın ve yardımsever birisi olarak tanınırdı.Kızı Kezban da ,babası gibi iri yapılı bir fiziğe sahiptir.Bunun yanında da çok güzel bir kızdir.Mücadeleci kişiliğiyle istediği herşeye ulaşmıştır.Eseoğlu;imansız,dinsiz, merhametsiz bir faizciydi.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Yalnız Efe Romanı öğretici bir roman olması yanında, verdiği mesajlarla da zaman zaman düşündürücüde olmuştur.Daima mücadeleci bir kişiliğe sahip olmamız önerilmektedir.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Ömer Seyfettin(Balıkesir 1884-İstanbul 1920)Harbiye’yi bitirip subay çıktıktan sonra çeşitli yerlerde görev yaptı. Kendini yalnız edebiyata vermek ve hayatını kalemiyle kazanmak isteğiyle, öğrenim parasını ödeyerek askerlikten ayrıldı.(1910)Genç Kalemler Dergisi’nde çalıştı.Kimi hikayelerinde yaşadığı dönemin Osmancılık,Türkçülük,Batıcılık gibi siyasal akımlarını ele almıştır.Çoğu hikayelerinde mizah çeşnisi vardır.en önemli esreleri;Efruz Bey,Harem, Kaşağı,Falaka,And,Kurumuş Ağaçlar,Keramet,Sanduka’dır.

Munky
07-04-08, 13:59
Reşat Nuri Güntekin-Eski Hastalık (http://www.kitap-ozetleri.net/resat-nuri-guntekin-eski-hastalik-2-kitap-ozeti.htm)

Yazan : falcon 2 Mar

KİTABIN KONUSU : Farklı çevrelerde yaşamaya alışmış insanların bir arada yaşarken çekeceği sıkıntılar.
KİTABIN ÖZETİ : Yalnızlık ve çaresizlik içerisinde, bir kaza sonucu , hastahaneye düşen bir genç kız, başına gelen olayların nasıl cereyan ettiğini anımsar.Bir eğlence esnasında kendisini şaka yollu kaçırmak istediğini söyleyen gencin, yeni medeniyetin de gereği saydığı için, teklifine razı olmuştur.Ne var ki başlarına gelen trafik kazası ile bu iki gencin durumu basına kaçamak yapan iki genç olarak yansır.Bu olay onların muhitinde hoş karşılanmaz.

Munky
07-04-08, 14:00
Tarık Buğra-Yağmur Beklerken (http://www.kitap-ozetleri.net/tarik-bugra-yagmur-beklerken-kitap-ozeti.htm)

Yazan : falcon 2 Mar

KİTABIN ADI :Yağmur Beklerken
KİTABIN YAZARI :Tarık Buğra
YAYIN EVİ VE ADRESİ :Ötüken Neşriyat A.Ş. Klodfarer Cad. 40/7 Divanyolu/ İstanbul
BASIM YILI :1987
KİTABIN KONUSU : Çok partili döneme geçişin halk üzerindeki etkileri.
KİTABIN ÖZETİ :
Cumhuriyet Halk Fırkası döneminde şirin bir Anadolu kasabasında halkın yararlanabileceği güzel bir park açılışı yapılır. Bu açılışla kasabalıların halk fırkasına olan güven ve sevgileri perçinleşir. Avukat Rahmi Bey kasabada büyümüş, küçük yaşta annesini ve babasını kaybedince hayatının sonraki dönemini amcası ve onun ailesiyle geçirmiş birisidir. Eşi ve iki çocuğuyla şirin kasabada sade ve huzurlu bir hayat sürmektedirler. Rahmi Beyin amcası Rıza Efendi kasabanın sevilen ve sayılan bir simasıdır. Bu güzel geçen günlere gölge düşürecek, bu mutlu insanların arasına kırgınlıklar sokacak bir gelişme olur. Gazi Paşa’nın bizzat kendi isteğiyle kurulacak olan yeni bir siyasi partiden bahsedilmeye başlanır.
Devamını oku » (http://www.kitap-ozetleri.net/tarik-bugra-yagmur-beklerken-kitap-ozeti.htm#more-540)

Munky
07-04-08, 14:03
1.KİTABIN KONUSU
REŞAT NURİ GÜNTEKİN’in son esri olan bu kitapta,çocukluk günlerininunutulmaz anıları,yolculuklar,umutsuz aşklar,yaşanan acılar kaçırılmışmutluluklar ve bir tiyatro grubunun başından geçen ilginç olayları anlatıyor.

2.ROMANIN ÖZETİ
Süleyman bey, bir iş için gittiği Diyarbakır’dan İstanbul’a trenle gelirken yolda, ücra bir kasabada yoğun kar yağışı yüzünden mahsur kalır.Kompartımanda uyurken bir bayanın yanlışlıkla üstüne su dökmesi sonucunda uyanır ve küçüklüğünde abisinin kendisini okula geç kalmaması yüzüne su serperek uyandırdığı günleri hatırlar.Aynı kompartımanda yolculuk ettiği,mesleği şarkıcılık olan Makbule adında bir bayanla tanışır.Trenin küçük bir kasabada yolların kapanmasıyla mahsur kalınca Süleyman bey biraz ısınmak ve birşeyler yemek için, bir kahvehaneye gelir.Orada çayını
Devamını oku » (http://www.kitap-ozetleri.net/resat-nuri-guntekin-son-siginak-kitap-ozeti.htm#more-539)

Munky
07-04-08, 14:03
Orhan PAMUK-Benim Adım Kırmızı (http://www.kitap-ozetleri.net/orhan-pamuk-benim-adim-kirmizi-3-kitap-ozeti.htm)

Yazan : falcon 2 Mar

KİTABIN ADI Benim Adım Kırmızı KİTABIN YAZARI Orhan PAMUK YAYINEVİ VE ADRESİ iİetişim Yayınlar-istanbul BASIM TARİHİ Aralık 1998


KİTABIN ÖZETİ :

Benim Adım Kırmızı; Orhan PAMUK imzalı “Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev, Beyaz Kale, Kara Kitap, Yeni Hayat” gibi eserlerden sonra farklı bir tarzda yazılmış. Orhan Pamuk da son kitabını “en renkli ve en iyimser romanım” olarak nitelendiriyor.
Konusuna gelince;
Biraz geçmişe gidiyoruz. 1591 senesi, kış ayları, İstanbul. İki erkek çocuğu annesi güzeller güzeli Şeküre’nin kocası dört yıldır savaştan dönmemiştir. Çocukluk aşkı, yeğeni Kara ise aşkını açıkladığı için evden kovulmuş ve ancak on iki sene sonra İstanbul’a dönebilmiştir. Döner dönmez de hala çok sevdiği Şeküre ile evlenmenin yollarını arar.
Babası ve iki çocuğu ile birlikte kalan Şeküre’nin gönlü hem Kara’da hem de kocasının kardeşi Hasan’dadır. Şeküre’nin babası yani Kara’nın eniştesi Padişahın emri ile gizli bir kitap yaptırmaktadır. Kitabın gizli Avrupai usuller kullanarak resmetmekten gelir. Enişte Efendi Osmanlı sarayının ünlü nakkaşları Kelebek, Zeytin ve Leyleği kitabın nakışlarını yapmaları için görevlendirir. Tezhibi de Zarif efendi yapmaktadır. Koyu bir taassup içinde olan Erzurumlu Hoca Efendi ve taraftarları ise geleneklere ve dine aykırı bir şeyler çevrildiğini anlamıştır ve Zarif Efendi de bu düşüncededir. Her gece kahveye toplanan nakkaşlar ve hattatlar bir meddahın resimlerle anlattığı sivri dilli ve Erzurumlu Hoca karşıtı hikayelerle eğlenirler. Zarif Efendinin işlerine köstek olacağını anlayan nakkaşlardan biri Zarif Efendiyi öldürür. Romanın geriye kalan kısmı katilin bulunmaya çalışması, nakışta üslup ve imzanın yeri, doğru ve batının yeri üzerine kahramanların düşünceleri ile örülüdür. Böylece kitap bir çok eğlenceliği bir arada barındırmaktadır aslında…
Eski resim sanatının incelikleri ve düşünce yapısı ile ilgili türlü hikayeler ve bilgiler, eski; İstanbul’un dar sokaklarında gezintiler, bohçacı kadınlar, incili yastıklar, fıstık yeşili feraceler, kırmızı yelekler kuru kayısılı pilavlar, hoşaflar, tarhana çorbaları… Tabii bunun yanında kelle uçurmalar, gözlerine iğneler batıranlar ve daha türlü kan kokulu sahneler de mevcut. Katilin kimliğini bulmaya çalışmak bile kitabın sonuna kadar yeterince oyalayıcı. Osmanlı tarihi ve eski resim sanatı ile fazla ilginiz yoksa bazı bölümleri fazla uzatılmış ve tekrar edici bulabilirsiniz. Bunu da romanın kusuru sayalım. 470 sayfalık ince ince kurgulanmış bu romanın son sayfasını çevirip de kapağını kapattığınızda gül ve küf kokularıyla kaldırmadan önce gülümsediğinizi fark edeceksiniz.
SONUÇ :

KİTABIN ANA FİKRİ :


Hayatta karşılaşılabilecek her türlü olumlu veya olumsuz şartlar karşısında dahi yaşama ümidi ve sevinci kaybedilmemelidir.

B. KİTABIN HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :

“Benim Adım Kırmız” adlı kitap Orhan PAMUK’un diğer romanlarına göre farklı tarzda yazılmıştır. Yazar kitabından “en renkli ve en iyimser romanım” diye bahsetmektedir.

C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :

Kitabın bazı bölümleri, Osmanlı Tarihi ve Eski Resim Sanatı ile özellikle ilgilenen personel için hariç, fazla uzatılıp, tekrar edici mahiyette olduğundan sıkıcı bulunabilir. Lüzumsuz tekrarlar kaldırılırsa zevkle okunabilecek bir roman olabilir.
Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.
YAZARIBİYOGRAFİSİORHANPAMUK:1952 yılında İstanbul’da doğdu.Ortaöğrenimini Robert Kolej’ de bitirdi. Bir süre İstanbul Teknik Üniversitesi’ ne devam etti, daha sonra girdiği İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Yüksekokulu’ndan 1977’ de mezun oldu.ESERLERİ
Karanlık ve Işık adlı romanıyla 1979 Milliyet Roman Yarışması’nda birincilik ödülünü Mehmet Eroğlu ile paylaştı. Daha sonra Cevdet Bey ve Oğulları ( 1982 ) adıyla yayımlanan bu roman ayrıca 1983 Orhan Kemal Roman Armağanı’ nı da aldı. İkinci kitabı Sessiz Ev ( 1983 ) ile 1984 Madaralı Roman Ödülü’ nü kazandı. Bunu Beyaz Kale (1985), Kara Kitap (1990), Yeni Hayat (1994), Benim Adım Kırmızı (1998) izledi. Gizli Yüz filminin senaryosunu yazdı. Bu çalışmasını 1992 yılında kitaplaştırdı.

eLif91
10-04-08, 20:20
Yaaa Bana Çok aciL Goethe nin Kitabı oLan 'Genç Werther'in AcıLArı(ıstırapları)''nın roman Tahlili Lazım..Özeti Ve daha Bi Sürü Şey Arkadaşlar Çok aciL Lazım Lütfennn biriniz bna yardımcı oLun.. :sad:

Neogenetic
11-04-08, 00:17
Sitelerin nerede ise hepsini gezdim ama Kemal Tahir İn Karılar Koğuşu özetini bulamadım bulan arkadas özelden msj atarsa sevinirim

Neogenetic
11-04-08, 00:45
Kemal Tahir "Karılar Koğuşu" konu günce ve acildir özelden msj atarsanız bulunca sevinirim

Munky
12-04-08, 11:29
Kemal Tahir "Karılar Koğuşu" konu günce ve acildir özelden msj atarsanız bulunca sevinirim

Karılar Koğuşu
Kemal Tahir (http://www.netkitap.com/arabul2.asp?kisiID=731)
İtalik Yayınları (http://www.netkitap.com/yayinevi/1504/italik_yayinlari.htm)
Kemal Tahir, ölümünden sonra yayımlanan romanı Karılar Koğuşu�nda Malatya Cezaevi deneyimlerini, İkinci Dünya Savaşı yıllarının Türkiyesini anlatmak için kullanır. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı�na katılacak mı? Katılacaksa Almanların yanında mı müttefiklerin yanında mı yer alacak? Savaşın belirsizliği, insanları daha büyük bir sefalete sürüklerken Murat, mahkumların seslendikleri biçimiyle İstanbullu, hapis hayatının zorlukları içinde, giderek bayağılaşan, bayağılaştıkça her şeyi yapabilen insanların yaşamına tanık olur. Bu tanıklık, �kötü yola� düşmüş kadınların, cezaevine gelmesiyle yeni bir biçim kazanır. �Ahlak ve namus kavramları, para ve güç karşısında elden ele gezer bir haldeyken tutuklu olmakla özgür olmak arasındaki fark nedir?� diye sorar kendi kendine Murat. İdama mahkum edilen Hanım, Malatya Genelevi�nden gelen Tözey, Gardiyan Şefika ve küçük mahkum Aduş... Her birinin birbirinden farklı hikayesi, Murat�ın sorgulamalarıyla birlikte, okura, Anadolu kadınının hapisanede de bitmeyen çilesini anlatıyor.

Neogenetic
13-04-08, 17:02
özetini yazdım bu özeti dil kitabın tanıtım makalesi...

mustafa1299
04-05-08, 15:25
kankalar bana MUSTAFA NECATİ SEPETÇİOĞLUNUN - Dünkü Türkiye Dizisinin özetleri lazım ( Özellikle KONAK ve Sonrası ) herkeseee selamlarr...

abrahams
16-05-08, 19:47
efrasiyabın hikayelerinin özeti lazım arkadaslar acilen ben baktım google dan felan hiç bir sonuç çıkmıyor nasıl kitapsa sizden ricam bu kitabın özetini en kısa sürede paylasmanız şimdiden tesekkürler...