Türban özgürlük mü, baskı mı?

DJ-Ozii
04-05-06, 02:55
Kadının özgürleşmesi, kadının üretici olmasına ve her türlü baskıdan uzak olarak sosyal yaşamda yer almasına koşut bir gelişim göstermiştir. Din kurallarının hukuk kurallarının temelini oluşturduğu teokratik yapılı İslam devletlerinde, başörtüsü, erkeğe bağımlı olan kadının sosyal yaşama katılabilmesinin önkoşuludur. Ülkemizde türban sorunu kadın özgürlüğü boyutuna taşınmış ve başı örtülü kadınların toplumsal yaşamın dışına itildiği söylemi insan hakları ile temellendirilmeye çalışılmıştır. Oysa ki toplum içinde bölünmeye neden olan bu hareket, insan haklarına dayandırılamaz. Zira özgürlükçü düşünce her türlü dogmadan uzak durmayı gerektirir. Dogmatik din kuralları laik devlette yerini özgür düşünce ortamı sağlayan beşeri kaynaklı hukuk kurallarına bırakmıştır.

Eski toplumlarda kadının yerinin aile içinde olduğu kabul edilerek, kocasının ya da babasının velayeti altında tutulan kadın için ayrı bir dünya yaratılmıştır. Bu dönemlerde kadın, erkeğe bağlı konumuyla, hukuk kurallarına eş ve ana olarak, iffetinin korunması amacıyla konu olmuştur. Modern toplumlar, feminist hareketin de katkısı ile üretimde önemli rol oynayan kadını özel alandan çıkarıp kamusal alana taşımıştır. Modern toplumlarda 'eşit birey' olarak görülen kadın, güçlerini dinden alan geleneksel güçlerce hâlâ 'eş ve ana' rolü içinde değerlendirilmektedir. Bu da kadını tekrar ev içinde görme düşüncesini canlandırmaktadır.

Dinsel örtünme ile ilgili talepler, dinsel zeminde ortaya konarak, din ve vicdan özgürlüğü ve temel haklar gibi kavramlara dayandırılmaktadır. Oysa konu dinsel zemine dökülmeden tıpkı saç uzatmak, küpe takmak gibi kişi özgürlüğü çerçevesinde ele alınabilir. Böyle yapılmadığına göre, başörtüsü ile ilgili dirençler laiklik ilkesine saldırmanın bir yolu olarak düşünülmektedir. Yani sorun kadın hakları ya da genel olarak insan hakları sorunu olmaktan öte, laik siyasal sistem karşıtlığının ifadesidir.

Bu noktada Türkiye'de dini siyasal araç olarak kullananların, bazı simgeler üzerinde ısrarlı olduğunu unutmamak gerekir. Başörtüsü modellerinin son yıllardaki değişimi de dikkate alınırsa, geleneksel örtünme biçiminden ne kadar farklı olduğunu görebiliriz. Bu tespitlerin sonucunda türbanlı kadınların çoğunluğunun, sisteme karşı siyasal taleplerin sözcülüğünü yaptığını söyleyebiliriz. Laikliğe karşı dirençlerde bir adım oluşturan başörtüsü söyleminin arkasındaki talepleri de göz ardı etmek mümkün değildir.

Günümüzde kadınların sorunları 'tam ve eşit insan olma' üst başlığı altında toplanmaktadır. Çünkü insan türünün yarısı olan kadınlar, özel alan içinde muhafaza edildikleri sürece, hakları da ihmal edilmiştir. Günümüzde demokratik ülkelerde kadınlar, genelde hukuken eşit olarak değerlendirilmekteyse de, fırsat eşitliğine sahip değildirler ve kadının insan hakları ihlallerine dünya genelinde rastlanmaktadır. Bunlar, ekonomik olanaklara ve eğitime ulaşmada eşitsizlik, karar mekanizmalarından dışlanma, üreme haklarının ihlali, şiddete maruz kalma gibi ihlallerdir. Kadınların sorunları aslında ortaktır, soruda belirtilen ayırım, yapay bir ayrımdır. Kadınlar eşit birey olma savaşımı içindedir.

Türbanı tek başına ülkenin gündeminden çıkaramayız. Zira siyasiler uzun yıllardır türbanı simgeleştirmişlerdir. Sorun, kadına geleneksel bakış açısının değişmesi ve Atatürk Devrimi ile kurulan Cumhuriyetin temel ilkelerinin toplumsal temellerinin sağlamlaştırılması ile çözülecektir. Türkiye'de modernleşme Atatürk Devrimi'nin bir sonucu olup, Batı'nın geçirdiği Rönesans'ı, reformu, sanayi devrimini ve kentleşmeyi içine alan evrim yaşanmamıştır. Türkiye'de modernleşme sürecinde, toplumun bir kesimi yenilikleri benimserken, bir diğer kesimi de yeniliklere kuşku ile bakmaya devam etmektedir. Tutucu sosyal güçler, hızla değişen topluma yabancılaşmalarından duydukları rahatsızlığı da laikliğe bağlamaktadırlar.
Oysa laiklik, farklı dinde, farklı inançta insanların barışçı birliktelik içinde bulunmasını sağlar. Çağdaş devletlerdeki gibi, ekonomik ve sosyal sorunlarını çözmüş, sanayileşme ve kentleşmeyi gerçekleştirmiş, sosyal refah devleti niteliğindeki Türkiye'de din de, siyasal alandan uzaklaşarak asıl yerine, ruhani alana çekilebilecektir.